â??Zapatismoâ? ve Toplumsal Iliski Olarak Küresellesme (De Angelis)*
19 March 2006
*Bu makale Conatus dergisinin kriz teorisi ve öznellik konulu 5. sayisinda yer alacak
Bu makalede, Zapatista politikasinin, küresel kapitalist piyasalar üzerine fetislestirmeden arinmis bir anlayisi ve bir güçlenme ve özgürlesme politikasini bir araya getiren bazi yönlerini tartismak istiyorum. 1994â??te dünya politika sahnesine çikislarindan beri Zapatistalarin, kapitalist olgulari, toplumsal iliski ve süreçlerin sonucunda ortaya çikmalarindan ziyade seylerin toplami olarak ele alan radikal ortodoks yorumlardan çok daha açik bir sekilde, kapitalist toplumsal iliskilerin özünü derinlikli bir sekilde anlamis olduklarini ileri sürüyorum. Bununla birlikte onlarin politikalari, bireylere ve topluluklara kendi politikalarini icat etmek ve alternatif toplumsal iliskiler kurmak için güç veren bir çati saglayan, derin bir kavrayisa sahip yeni koordinatlar önermistir.
Baska bir deyisle Zapatistalarin politikasi hatlar yaratarak gidilecek yollari kapatan bir politika degil, iletisim içindeki insanlarin kendi özgürlestirici yollarini kesfedecekleri ufuklar öneren bir politikadir. â??Zapatismoâ?da açik olan sudur ki özgürlesme zemini, toplumsal iliskileri ve bu iliskilerin kurdugu uygun süreçleri sorunsallastiran zemindir. Politika bu zemine oturur. Bu politik yöntem çesitli örgütsel biçimlere ve politik hareketlere yayilmaya basladiysa da, bu konular baglaminda Sosyal Forum hareketi üzerine yapacagimiz tartismada da görülecegi gibi, politikayi â??ideolojilerâ? ve â??hatlarâ? üzerine oturtan geleneksel söylemin ataletinin gücü hâlâ üstün gelmekte.
Bu nedenle makale bölümlere ayrilmis durumda. Ikinci kisimda, kapatma ve disipline edici entegrasyon tarafindan yaratilan toplumsal iliski düzeni olarak anlasilan küresel kapitalist piyasalarin bazi temel özelliklerini tartisiyorum. Üçüncü kisimda, Zapatistalarin öncülük ettigi politik söylem türünün, bir önceki kisimda tartisilan süreçlere meydan okumak için neden uygun oldugunu tartisiyorum. Dördüncü kisimda, Zapatistalarin, küresellesme anlayislarini ve kendileri gibi topluluklarin toplumsal iliskilerin küresel düzeni içerisindeki pozisyonlarini ifade ettikleri erken dönem yazilarinda, küresellesmenin ikinci kisimda tartisilan özelliklerini dogru bir sekilde saptadiklarini gösteriyorum. Zapatistalarin bizim politik pratiklerimizi daha yeni etkilemeye baslayan, yeni ve taze bir özgürlestirici bir politika önermelerine olanak saglayan sey, küresellesmeyi bir toplumsal iliski düzeni olarak ele alan bu anlayistir. Sonuç kisminda, Zapatistalar tarafindan ortaya atilan sekliyle, sermayeye karsi â??alternatiflerâ? sorununu ve bu yaklasimin Sosyal Forum hareketi baglaminda karsilastigi zorluklari tartisiyorum.
Küresel Kapitalist Piyasalar: Kapatmalar ve Disipline Edici Entegrasyon
Zapatistalar, Ocak 1994â??te kamuoyunun ilgisini çektiginde, neoliberal politikalarin dünyadaki çesitli biçimlerine karsi mücadele içinde olanlar, yalnizca uluslararasi mücadele aglari (Cleaver, 1998) örerek degil, ayni zamanda aglara, demokrasiye, çogulculuga ve katilima dayanan yeni politik söylemler ortaya koyarak, sermayenin küresellesmesine meydan okumak için yollar ariyorlardi. Bu anlamda internetin bir iletisim araci olarak yayilmasi, bir dizi basarili kampanya yoluyla sermayenin basina üsüsülmesine olanak saglamakla kalmayip, sermayeye alternatif olan örgütsel biçimler üzerine düsünmenin mekâni olarak hizmet etmistir.
Bir anlamda neoliberalizm; özgürlük, demokrasi, otonomi ve çesitlilik taleplerini, sermayeye karsi birlesik bir mücadele içerisinde bir araya getirmenin yolunu bulabilecek yeni bir söylemin ya da söylemlerin arastirilmasini gerekli kilmistir. 1980â??lerden baslayarak, neoliberalizm, geçmis yillarin mücadelelerini yönlendirmeyi ve onlari, yasamin her alaninda piyasa üzerindeki kontrolü kaldiran politikalara çevirmeyi basarmistir. Birçok yorumcuya göre Berlin Duvariâ??nin yikilisi ve Sovyetler Birligiâ??nin çöküsüyle, hakli çikaran eylem olarak addedilen ve olaylarin akisindan bagimsiz bir sekilde muhafaza edilen ideolojilerin sonu hizlanmistir. Gerçekte, bu yillar boyunca muazzam hegemonik gücüyle bir ideoloji ayakta kalmistir. Francis Fukuyamaâ??ya (1992) ait olan tarihin sonu, ideolojilerin sonu degil, toplumsal çatismanin genis anlamda ideolojiler arasindaki savas biçimini aldigi dünyanin sonudur. Bu savas, insanlarin yasamlarini idame ettirmek için yaptiklarinin baglami ya da insan maliyeti ve toplumsal maliyeti ne olursa olsun, nasil eklemlenecegi fikri ile birlikte kalan tek açik ideolojik argümanin piyasalara, onlarin genislemesine, yükselmesine ve savunulmasina dayandirilan argüman olmasi anlaminda piyasa ideolojisinin zaferiyle sonuçlanmistir.
1980â??ler ve 1990â??lar boyunca, yapisal dönüsüm politikasinin sayisiz magduru, piyasa ekonomisinin sunaginda kurban edildi. Bu ilk ve son olarak, rakipsiz görünen bir ideolojiydi öyle ki, kaynaklara ulasmanin ve insanlar arasindaki degisimde yer almanin tek â??uygunâ? yolu piyasalar araciligiyla olabilirdi. Birçogumuz, Baska Alternatif Yok (TINA-BAY)* ideolojisinin sonuçlarina karsi mücadele ettik. Buna ragmen, ideolojiler olmadan, â??onlarinâ? neoliberalizmine karsi, bizim tarafini tuttugumuz â??izmâ?in askin ve birlestirici imgesine yapilan retorik çagri olmadan politikayi yeniden icat etmek bir sekilde çok zordu. Bu nedenle, her ne zaman ideolojiler somut savaslar içinde yer alsa, tüm talepler ideolojik olarak görülürdü, yani zamana, mekâna ve küresellesme süreçlerinin sekillendirdigi kosullarin gerektirdiklerine duyarsiz olarak.
Gelecek bölümde Zapatistalarin ideolojinin ötesinde bir politika önererek bununla nasil basa çiktigini kesfetmeden önce, piyasa ideolojisinin ardinda, emek vermemiz esnasinda ya da John Hollowayâ??in (2002) dedigi gibi, eyleyisimiz, yasamimizi idame ettirmek ve arzularimizi izlemek için yaptiklarimiz esnasinda yasamlarimizin nasil eklemlendigine ya da nasil eklemlenmesi gerektigine dair ayirt edici bir imge oldugunu akilda tutmamiz gerekiyor. Baska bir deyisle piyasa ideolojisi, toplumsal eyleyisimizin örgütlenis ilkelerinin bir imgesini yerlestirir. Bu imgeyi anlamamiz gerekiyor çünkü neoliberalizm, dünyayi bu imgeye göre sekillendirirken uzlasma kabul etmeyen kapitalist stratejinin bir versiyonudur.
Bu nedenle, mevcut kapitalist piyasalara, ürettikleri sonuçlara odaklanarak bakmak yerine, gerekli kildigi toplumsal iliski biçimlerini sorunsallastiran bir açidan bakmaliyiz. Bunu yaparken, günümüzdeki neoliberal küresel entegrasyon süreçlerinin ürettigi ve alternatif küresellesme hareketinin katilimcilari ve elestirmenleri tarafindan tartisilan birçok â??dehsetiâ? kesinlikle hafife almamamiz gerekiyor. Toplumsal süreçlerin ve iliskilerin tahlili açisindan bakarak, kapitalist piyasanin â??asilâ? probleminin â??kaybedenlerinâ? yaratilmasindan çok, toplumsal beden içerisindeki üretici â??dügümlerâ?in, sürekli â??kazananlarâ? ve â??kaybedenlerâ? yaratan eklemlenme biçimi oldugunu öne sürüyorum. Aslinda, kapitalist piyasalarin asil toplumsal olusumu, â??ödülâ? ve â??cezalarâ?in araliksiz dagitiminin bir yoludur.
Kapitalist piyasalarin iliskisel anlami, örnegin küresellesmeyi insanlar, bölgeler ve ülkeler arasinda artan â??karsilikli bagimlilikâ? olarak gören geleneksel anlayisi okudugumuzda görülebilir. Karsilikli bagimlilik, birbirimize bagimli oldugumuz ve yaptiklarimizin dünyanin baska bir tarafindaki birileri üzerinde etkisi oldugu anlamina gelir.
Bu nedenle, bir güney ülkesindeki baraj insaati, emeklilik fonu müdürlerinin, piyasada yüksek kâr saglayan ama milyonlarca geleneksel toplulugu yerinden ederek dogrudan ya da dolayli bir sekilde ekonomik nedenlerle Avrupa ülkelerine yönelmis mülteci akisina katkida bulunan baraj sirketlerine paralarini yatirdigi Avrupali müstakbel emekliler tarafindan finanse edilmis olabilir.
Bu yalnizca Anthony Giddensâ??in (1990: 64) belirttigi gibi, â??kilometrelerce uzakta olan olaylarin etkiledigi yerel olaylar veya tam tersi yerel olaylarin kilometrelerce uzaktaki olaylari etkilemesiâ? degildir. Gerçek sudur ki, eger emekli ayligimin degeri, dünyanin bazi yerlerindeki topluluklarin yerinden edilmesine bagliysa (Schmid, Harris ve Sexton 2003), rezil bir karsilikli bagimlilik biçimimiz var demektir! Bu, kapitalist piyasalarin, degisik topluluklarin yasamsal ihtiyaçlarini (özel emeklilik fonlari için çalismaya zorlanan isçi toplulugu ve topraklarindan sürülen köylü toplulugu) birbirine karsit hale getirerek nasil eklemlediginin açik bir örnegidir.
Kapitalist piyasalara dayanan küresel karsilikli bagimlilik biçimleri, bütün çesitleriyle, yasamlarini koruma stratejileri küresel bir mekanizma tarafindan digerlerine karsit hale getirilerek eklemlenen insanlarin â??karsilikli bagimliligiâ?dir. Sermayenin küresel karsilikli bagimlilik biçimi sunu ifade eder: Benim bugün ise gitmem ve rekabetçi toplumun ve ekonominin tüm gereklerine can atarak uymam, benim eylemlerimin dünyadaki baska biri üzerinde etkisi olmasi anlamina gelir. Açikça ortaya koymak gerekirse, rekabetçi piyasa mantigi su üç seyden birini ifade eder: â??Bizâ? â??onlardanâ? daha verimliyiz ve bu nedenle onlarin yikimina katkida bulunuruz; â??onlarâ? â??bizdenâ? daha verimli ve böylece â??bizimâ? yikimimiza katkida bulunurlar; ya da iki karsit durum da dogrudur ve hem â??bizimâ? yasamimizin hem de â??onlarinâ? yasaminin kostugu, bitmeyen bir yarista bu durumlar birbirini izler.
Karsilikli bagimliligin bu biçimi, küresellesmenin bugün çok yaygin bir sekilde karsi çikilan tehlikeli ve yayilmaci karakterinin temelini olusturur. Yasamlarini idame ettirmek için elbirligi yapan ve böylece birbirini etkileyen bireylerin ve topluluklarin olusturdugu aglar olarak ele alinan toplum, açik bir sekilde, yalnizca karsilikli bagimliligin biçimleri ve dereceleriyle iliskili olarak anlasilabilir. Kapitalist piyasalarla ilgili sorunumuz karsilikli bagimliligin biçimi ve küresellesme süreçlerinin tipidir. Bizim için soru, bu entegrasyonun nasil meydana getirildigi -baska bir deyisle, piyasalarin nasil yaratildigi- ve bu entegrasyonun bir kere gerçeklestirildikten sonra nasil isledigidir. Bu sorulara verilecek iki genel cevap, kapatma ve disipline edici entegrasyondur.
Piyasa yaratim süreci, â??kapatmaâ? terimine (Caffentzis 1995; De Angelis 2004a) dayanilarak teorilestirilebilir. Kapatma, küresel politik ve ekonomik elitler tarafindan yükseltilen, seyleri â??metalastiranâ?, özellikle emegin, eyleyisin gücünü (Holloway 2002) bir metaya, seye dönüstüren stratejilere isaret eder. Bu, Marxâ??in meta fetisizmi olarak ifade ettigi seye varir. Å?öyle ki insanlar arasindaki toplumsal iliskiler â??olduklari gibi görünür, çalisan insanlar arasindaki dogrudan toplumsal iliski olarak degil, insanlar arasindaki meta iliskisi ve seyler arasindaki toplumsal iliski olarak görünür (Marx 1867: 165). Genel olarak metalastirma, toplulugun ortak mülkiyeti olan, toplulugun üyeleri arasinda ya da farkli topluluklarin üyeleri arasinda hediye olarak degis tokus edilen kaynaklarin, piyasada alinip satilan seyler, metalar haline getirilmesidir. Meta haline getirilen â??seylerâ? genellikle, yasamlarini idame ettirmek için topluluklara gerekli olan önemli kaynaklari ifade eder ve bunlarin â??kapatilmasiâ?, hem bu topluluklarin yikimini hem de onlarin piyasaya bagimliligini ifade eder. Kapitalizmin yasamimizda güçlenmesi, gelismesi ve derinlesmesi asil olarak kapatmalara baglidir. Aslinda digerlerinin ve benim savundugumuz gibi, kapatmalar topluluklari, yasamlarini idame ettirme kosullarindan ayirmak için gerekli olan devlet zorunun ve siddetinin çesitli derecelerine temelden bagli olan bir öge, kapitalist üretim biçiminin sürekli bir ögesidir (Caffentzis 1995; De Angelis 2004a; Perelman 2000).
Bugün, insanlarin yasamlarini idame ettirmek için bagimli oldugu kaynaklarin metalastirilmasi olan kapatmalar birçok isim alir ve birçok süreci takip eder. Bu kapatmalar, Hindistanâ??da bulunan Narmada Vadisiâ??ndeki baraj projesinde ya da Latin Amerikaâ??daki Puebla Panama Planiâ??nda oldugu gibi, uluslararasi baraj insasi bankacilik fonu yoluyla, binlerce tarim toplulugunun toprak ve su kaynaklarindan mülksüzlestirilmelerini içerebilir. Ya da hastaneler, ilaçlar, okullar için yapilan sosyal harcamalardaki kesintiler ya da özellikle güney ülkelerinde, dag gibi birikmis uluslararasi borcun faizini ödemek için gida yardiminda yapilan kesintiler biçimini alabilir. Bütün bu durumlarda, kesintiler, mülksüzlestirmeler, kemer sikma politikalari yani â??kapatmalarâ?, â??verimlilikâ?, modernlesme ve â??küresel rekabet yetenegiâ? ugruna uygulanir. Insanlari yasamlarini idame ettirmek için piyasalara bagimli olmaya iten her strateji â??kapatmaâ?dir.
Kapatmalar, piyasanin toplumsal etkilesiminin olusmasi için gereken kosullari yaratir. Eger kapatmalar insanlari, yasamlarini idame ettirmek için piyasaya bagimli olmaya itiyorsa, o zaman piyasalar, insan faaliyetlerini herkesi herkese karsi kapana sikistiran bir sisteme entegre eder. Bu, -ister emek piyasasindaki bir birey olsun, ister belirli bir sanayi kolundaki bir sirket olsun ya da sermayeyi ve yatirimlari diger ülke ya da sehirlere karsi kendine çekmek isteyen bir ülke ya da sehir olsun- herhangi bir ölçekte, toplumsal üretimin her â??dügümününâ?, rakibini yenmek ya da yasamini idame ettirmek için gereken zenginlikler tehdit altinda oldugu için, toplumsal isbirliginin belirli biçimlerine uyum saglamaya zorlayan bir dissal güçle yüz yüze gelmesi anlamina gelir. Ama â??rakibi yenmekâ? ayni zamanda, yaristigimiz diger topluluklar da yasamini idame ettirmek için piyasalara bagimli olduklari oranda onlarin geçimini tehdit eder. Ihtiyaçlarimizi karsilamak ve arzularimizi izlemek için paraya ve piyasalara ne kadar bagimli olursak, yasamlarimizi birbirine karsi kapana sikistiran bir kisir döngüye maruz kaliriz. Bazilarimiz kazanir, bazilarimiz kaybeder; ama her kosulda bollugu kutlayacagimiz yerde yokluk üretmemizi saglayan sistemin isletilmesine dahil oluruz.
Ödül ve cezalarin devamli dagitimi ve süre giden baski süreçleri boyunca piyasa, eyleyisimizin normlarinin yaratildigi bir mekanizmaya dönüsür. Benthamâ??in model hapishanesi Panoptikon örneginde Foucaultâ??nun (1977) gösterdigi gibi toplumsal beden boyunca eklemlenmenin bu biçimi, disipline edicidir (bkz. De Angelis 2002) ve her â??dügümâ?ün gözünden, dügümler arasindaki eklemlenme biçimi â??disariâ?da yaratilan bir yabanci bir güç, baglam ve çevredir.
Eyleyisimizin normlari ya da üretim normlariyla, kaynaklarin paylasiminin ve dagitiminin toplumsal insan üretimiyle iliskili çesitli ilkelerine oldugu kadar bir seyler yapmanin yollarina, yasamimizin ücretli ve ücretlendirilmemis alanlarindaki elbirliginin ritim ve biçimlerine de atifta bulunuyorum. Üretim normlari (yani, birbirimizle iliskilenmenin yollari) temel sorularin cevabidir: neyi üretmeliyiz, bunu nasil üretmeliyiz, yasamimizin ne kadarini bunu üretmek için harcamaliyiz ve bunu kim üretmeli â??yani süreci belirleyen bütün somut sorular ve toplumsal bedenimizin yeniden üretimi hakkindaki, birbirimizle ve dogayla iliski biçimimiz hakkindaki bütün iliskisel sorular.
Piyasa süreçleri düsünüldügünde, bu sorular hayatlarinin ve birbirleriyle olan iliskilerinin sorumlulugunu üstlenmis insanlar tarafindan cevaplandirilmaz, bu nedenle insanlarin birbiriyle olan iliskilerinin normlari ve toplumsal üretim normlari ayni sekilde kolektif olarak belirlenmez. Bunun yerine, toplumsal olarak kurulmus ve gündelik yasam pratiklerimiz içinde â??dogalâ? kabul ettigimiz soyut bir mekanizma tarafindan belirlenir. Bu, kendi aralarinda özgür el-birligi normlarini tartisan tekil toplumsal aktörler yerine toplumsal üretim normlarini kurarak toplumsal bedeni eklemleyen disipline edici piyasalarin soyut süreçleridir. Bu piyasa mekanizmasinda tekil aktörler, piyasa normlarinin kendisini de etkileyen bir eylem olarak piyasanin baz aldigi degerleri (ya da neoliberalizmin resmi bedeninin dayattigi taklit edilmis degerleri) saglayarak ya da onlari geçerek, piyasanin kör mekanizmasi tarafindan kabul ettirilen mevcut dayatma normlara uymak zorundadir. Araliksiz devam eden bu geri besleme mekanizmasi içerisinde, insanlarin geçimi birbirine karsi kapana sikistirilir. Cezalar ve ödüller bir sistem içinde tekrar ettigi sürece, normlar yaratilir. Bu piyasa özgürlügünün sövalyesi Friederick Hayekâ??in, kapitalist piyasalarin olusumunun açiklanmasinda iktidar ve kapatma süreçleri sorusunu görmezden gelse de, gayet iyi anladigi bir süreçtir. Onun için piyasanin soyut mekanizmasi, özgürlügün kendiliginden olusan sistemidir.
Bu nedenle, eger baska bir dünya mümkünse, bunun gerekli kosulu toplumsal faaliyetin, insanlarin yasamini birbirine karsi kapana kistiran kör ve soyut bir mekanizma tarafindan degil bizim tarafimizdan farkli bir sekilde, toplumsal üretimde elbirligi yapan bizler arasindaki etkilesim normlarinin dogrudan (etkilesime giren) bizim tarafimizdan belirlenerek koordine edilmesidir. Özgürlesme politikasini bu iliskiler alanina oturttugumuz zaman, tam tersi bir sekilde olmak yerine, â??hatlarâ?, â??normlarâ? ve â??programlarâ? (yani basitçe söylemek gerekirse, bundan sonra ne yapilacagini bildiren bütün stratejik araçlar) iletisimsel süreçlerin gelisen özellikleri haline gelirler. Içerisinde â??degerlerâ?in belirlendigi, paylasildigi, çatistirildigi, sorunsallastirildigi ve konumlandirildigi süreçler, iletisimsel süreçlerdir.
Toplumsal Iliskilerin Politikasi: Zapatismo ve Sosyal Forum
Piyasa ideolojisinin arkasinda bundan dolayi, kaynaklarin bölüsümüne iliskin belirgin bir fikir yoktur, eyleyisin ve bu nedenle iliskilendirmenin bir biçimi vardir. Bölüsüm, eyleyisin bu biçiminin ya belirli bir öncülü (kapatma ve sömürü seklinde) ya da sonucudur (sömürünün ortaya çikan biçimleri seklinde). Ama kapitalizmin ve neoliberal söylemin etrafinda yapilandigi merkez, eyleyisin ve piyasalar vasitasiyla toplumsal elbirliginin eklemlenmesinin belirli bir biçimidir. Bu ideolojiye baska bir ideolojiyle degil, toplumsal eyleyisin ve toplumsal elbirliginin eklemlenmesinin milyonlarca farkli biçimine açilan degerlerin konumlandirilmasiyla meydan okunabilir. Zapatistalarin tarihsel öneminin, â??birçok dünyaâ? içeren o baska dünyaya olan yolculuklarina, pratikte ve bir bütünlük kurarak baslamis olmalarindan kaynaklandigini öne sürüyorum. Eklemleme ve â??içermeâ? biçimleri bu dünya içerisinde bir ideoloji tarafindan açikça tanimlanamayip, aksine birçok dünyayi kuran insanlarin özgür etkilesiminden dogar.
Bu yüzden, Zapatistalar sermayenin ve disipline edici piyasalarin ideolojisine karsi çikacak bir ideolojiyle sahneye çikmadilar. Neoliberalizmi bütün kosullara ve durumlara uygulanacak ideolojik bir formülle elestirmediler. Birçogu tam da bunu yapmalarini umuyor ve bekliyordu. Bazi sol dayanisma gruplari, Zapatistalarin bildik yollari izlememesinden dolayi hayal kirikligina ugradi. Eski özgürlestirici ideolojilerin arkasinda iktidar iliskilerinin ve baskinin yer aldiginin farkinda olan birçogu, onlarin pratiklerinde kirliligin isaretlerini aradi ve onlari â??iste yakaladim seniâ? tavriyla, milliyetçi, cinsiyetçi â??sapmalarâ? ya da küçük burjuva egilimlerle suçlamaya çalisti. Ama Zapatismo, yeni bir ideolojiyle ya da saflik derecesiyle ölçülmesi gereken ideolojik bir inanca yakinlikla ilgili degildi. Eskilerin yeniden formülasyonu bile degildi. Zapatismo toplumsal iliskilerin politikasiyla ilgiliydi ve politik eylem dogasi geregi iliskisel bir eylem oldugundan dolayi, Zapatismo politikada içkinlik düzlemini ortaya atti: politik eylemin amaçlari ve örgütsel araçlari çakisir; her ikisi de toplumsal iliskilerle ilgilidir, dolayisiyla istedigimiz dünya ve o dünyaya ulasmak için yaptiklarimiz birbirine dissal degil aksine ayni madalyonun iki yüzüdür, bir baska deyisle, dönüstürücü eylemin karsilikli iliskisinin iki ugragidir.
Eger durum buysa, eski ideolojik yapilar içerisinde üzeri bir sekilde örtülmüs olan yeni sorular böylece olusmaya baslar. Baska bir dünya kurmak için toplumsal eylemi nasil koordine ediyoruz? Ve â??bizâ? kimiz? Içerme ve dislama hatlari nelerdir? Ve (birçok farkli â??azinlikâ?tan olustugu için bu kadar çesitli olan) bu â??bizâ?i bir sekilde yakaladigimizda, bu â??bizâ?in istegi ne olacak? Ve â??bizâ? ne istedigimizi tanimladigimizda, bunu almak için nasil hareket edecegiz? Tek kelimeyle, yeni bir toplumsal iliski kümesini nasil yasayacagiz? Zapatistalar sahneye çikmadan önce bu tip sorularin safça oldugu düsünülüyordu. Politik çevrelere giren biri için bu sorularin cevabi çoktan bulunmustu: biz â??isçi sinifiâ?, â??sosyalizmâ? isteriz ve buna â??devrimâ? ya da â??reformâ?la ulasiriz; aslinda bu iki farkli düsünce okulu bir konuda uzlasirlar: â??Partiâ?nin öncülügü vaat edilmis topraklara dogru bize rehberlik etmek ve devlet iktidarini ele geçirmek için vardir. Zapatistalarla birlikte, politika bas asagi çevrilmistir, Hollowayâ??in de ortaya koydugu gibi, â??devrim bir cevap olmak yerine bir soru olarak yeniden tanimlanmistir.â? Bu, bir merkez komite içindeki aydinlanmis insanlarin elinde bulunan önceden belirlenmis bir cevap yerine, komünal öz-güçlenmenin sorusudur. Hayat â??devrimden sonraâ?ya ertelenemez ve biz soru sorma süreci içerisinde ilerler ve problemlerle karsimiza çiktiklarinda ugrasiriz. Preguntando caminamos, â??yürürken sorular sormakâ? ünlü bir Zapatista deyimidir. Ve sorular sorma süreci içerisinde insanlar ayrica dans eder ve sarki söyler; böylece fedaya dayali profesyonel bir ciddiyetin yabancilasmis örtüsünü politikanin üzerinden siyirir. Politika bütünlügü içerisinde bir insan meselesi haline gelir.
Ideoloji tarafindan dogrulanan geleneksel devrimci politikayla, Zapatistalar tarafindan önerilen ufuklar arasindaki bu kesin ayrim, EZLNâ??nin Guerreroâ??da kamplari olan bir gerilla grubu olan EPRâ??ye (Devrimci Halk Ordusu) gönderdikleri bildiride açik olarak ortadadir, Zapatistalar kendilerine göre iki olusum arasinda var olan farki açikça ifade etmislerdir. Bence bu fark, insanlarin güçlerini uygulamalarina dayanan â??Zapatistalarin politikayi devrimci bir sekilde sahiplenmesiyleâ? (Moreno 1995) devlet iktidarinin ele geçirilmesine dayanan (ister devrimci ister reformist bir yoldan olsun, fark etmez) geleneksel politika kavrayisi arasindaki farktir.
Bizim aradigimiz, bizim ihtiyacimiz olan, bizim istedigimiz partisi ya da örgütü olmayan insanlarin ne istediklerine karar vermeleri ve bunu almak için (tercihen barisçi ve sivil yollardan) örgütlenmeleridir, iktidari ele geçirmek için degil, uygulamak için. Biliyorum bunun ütopyacilik oldugunu ve çok da ortodoks olmadigini söyleyeceksiniz ama Zapatistalarin varolus biçimi budur.(Marcos, 29 Agustos 1996)
Onlarin politika kavrayisi bu kadar basittir: partisi ya da örgütü olmayan insanlarin ne istediklerine ve bunu nasil alacaklarina karar vermesi. Ama bu basitlik öyle radikaldir ki, arzulanan ve hayal edilen gelecegimize ait oldugunu düsündügümüz insan iliskilerinin örgütlenme biçiminin burada ve simdi sorunsallastirilmasi sorusunu ortaya koyar. Hayir, insanligin gücünü nasil uygulayacagimiz sorunu politik söylemin kurucusu, mücadelenin zemini haline gelmistir.
Politika kavrayislari arasindaki bu tezat, son birkaç yilda, çesitli çevrelerden on binlerce eylemciyi birçok küresel, bölgesel ve yerel bulusmada bir araya getiren Sosyal Forum hareketi alaninda farkli bir baglamda ortaya çikti. Sosyal Forum tüzügü, forumun bir açik alan ve alternatiflerin insa süreci oldugunu duyurmustur. Katilim, içerme ve demokrasi bu açik alanin temel kuruculari olarak görülür. Buna ragmen, sosyal forum hareketi, eski pratikler ve eski ideolojilerle yüz yüze gelindiginde karsilasilan güçlükleri de göstermistir. Örnegin, 2004â??teki Mumbai DSFâ??ye dogru yol alan Hindistanâ??daki DSF sürecinin ilk yili olan 2002 boyunca DSF Hindistan komitesi üyesi olan Jai Sen, â??geriye dönüp ilk yila baktigimizda, ülke içinde genis bir süreç insa etme fikri, Hindistan DSFâ??nin bütün dikkatini etkinlige odaklamasindan dolayi daha ilk asamalarda asindirilmisti. Mumbaiâ??deki dünya toplantisina dogru yol aldigimiz ikinci yil olanlar ise yalnizca bunun daha fazlasiydi.â? (Sen 2004a: 296).
Etkinlige dönük bu idari odaklanma, â??Foruma ve onun örgütsel yapilarina açikça hükmedenâ? â??politik yapiâ? tipiyle, yani ortodoks sol partiler ya da politik partilerin katilmasini engelleyen Forum kuralini delmek için kurulmus â??cepheâ? örgütlenmeleriyle iliskilidir. Buna karsilik ortodoks politik söylem, yeni bir dünyanin burada ve simdi kurulmasinin politik sürecinin, stratejik, iliskisel ve iletisimsel karmasikligini kavrayabilme konusunda oldukça yetersizdir. Bu söylemin içine gömülmüs düssel ufuklarin, bu karmasiklikla ilgilenilecek -ya da bize öyle söylenen- â??devrimden sonrakiâ? gelecege yönelmis olmasindan dolayi, mevcut herhangi bir mücadeleyi, herhangi bir açiklik, demokrasi ve katilim talebini kendi önüne koydugu amaçlara tabi kilmakta çok hevesli davranir.
Bu, örnegin 2004â??te Londra yayininin (Yataylar 2004a, 2005b, 2004c) hazirlanmasi süresince Avrupa Sosyal Forumuâ??nun demokratiklestirilmesini amaçlayan â??yatayâ? hareketin deneyimlerinde oldugu kadar, çok daha yerel bir düzeyde, Londra Sosyal Forumuâ??nun geleneksel politik yapi baglaminda karsilastigi zorluklarda da belirgindir.
Sosyal Forum Hareketi â??hem bir etkinlik hem de bir süreç olarak- böylece kökten bir paradoksla karsilasir. Bir taraftan forum tüzügü DSFâ??nin, neoliberalizme karsi direnisin güçlendirildigi ve mücadelelerin dolasima girdigi bir alan, süreç, çati olmakla kalmayip, alternatiflerin aktif bir sekilde yükseltildigi bir alan oldugunu ilan eder ki â??alternatiflerâ?, mantiken hakim politika kültürüne karsi olanlari da içerir. Diger taraftan forum, partilerin resmi olarak DSFâ??nin disinda birakilmasina ragmen, geleneksel parti söyleminin her yerde yeniden üretilmesi anlamina gelen kök salmis bir politik kültürü içerir. Süreç boyunca, DSFâ??nin içinde bile devam eden bir mücadele, esasen iki kültür arasinda olan bir mücadele vardir.
Zapatismo ve Küresellesme
Zapatistalarin politikaya yaklasimi, ikinci bölümde tartistigimiz agir bir karsilikli bagimliligin oldugu â??yani â??küresellesmisâ?â?? bu dünya içindekilerin konumuna dair belli bir anlayistan dogar.
Ilk olarak, Zapatistalar, dünyanin yoksullarina karsi açilan bir â??dünya savasiâ? olarak küresellesme anlayisini ortaya koydular. Subcomandante (Komutan Yardimcisi) Marcosâ??a göre, küresellesme bir dünya savasiydi, tüm insanliga karsi yürütülen bir savasti: â??Yeni bir dünya savasi basladi, ama simdi bütün insanliga karsi. Bütün dünya savaslarinda oldugu gibi, istenen dünyanin yeniden paylasimidirâ? (DOR). Bu paylasimin karakteri hepimizin iyi bildigi bir seydir ve Marcos bundan â??iktidarin iktidarda, sefilligin sefillikte yogunlasmasiâ? diye bahseder. Su gibi kaynaklara el koyulmasi temasi, yerli topluluklarinin kurbani oldugu (ya da tehdidi altinda oldugu) kapatma süreçlerinin acimasiz gerçekligine siirsel bir sekilde dokunan bir anlatinin içine çok güzel yerlestirilmistir. Ve ayrica bunun, daha önce tartisilan neoliberal kapatma stratejilerinin algilanmasina kök saldigi açiktir.
Bununla birlikte küresellesmeyi dünya savasi, el koyma ve kapatmalar olarak ortaya koyan bu düsünme, Zapatistalarin ellerinde teslimiyetçi bir yakinmaya degil, kendilerinin de bir parçasi olduklari yerli topluluklariyla ve karsilikli bagimli olduklari dünyanin diger â??azinliklariâ?yla aralarinda ortak olanin ne oldugu üzerine bir düsünmeye yol açmistir. Bu, â??bizâ?in sorunsallastirilmasi süreci, politik öznelerin kim oldugu ve bunlarin birbirine nasil eklemlendigi üzerine bir düsünmeyi gerektirir. Özneler â??azinliklarâ?dir ve eklemlenme bir dislanma ve parçalanma sürecidir. â??Dünyanin bu yeniden paylasimiâ?, ilk basta tecrit edilmis azinliklar olarak görünen ama argümanin sihirli bir ters çevrilmesiyle, asil olduklari sey yani dünya nüfusunun büyük çogunlugu olduklari ortaya çikanlari dislama gücüne sahiptir. Dünyanin yeniden paylasimi â??azinliklariâ? dislar. Yerliler, gençler, kadinlar, escinseller, lezbiyenler, beyaz olmayanlar, göçmenler, isçiler, köylüler; dünyanin temellerini kuran çogunluk, iktidar tarafindan harcanabilir olarak durur. Dünyanin yeniden paylasimi çogunluklari dislar (DOR).
Çogunluk azinliklardan olusur. Ama azinliklar, bütünü yabanci bir güç olarak gören, tecrit ve atomize edilmis parçalar olduklari sürece azinliktirlar; oysa ki bu bütünü kuran onlarin karsilikli bagimliliklaridir! Zapatistalarin yazilari hem küresel fabrikayi (Marcos 1992: 26) kuran isbölümü dahilindeki parçalanma hali üzerine bir farkindaligi hem de bunun sonucundaki görünmezlik hali üzerine bir kavrayisi içerir. Bununla birlikte, bu belirli bir üretim biçimi tarafindan olusturulmus bir görünmezliktir. Bu görünmezlik, küresel üretim makinesi içindeki bütün bu atomizasyon ve parçalanma yalnizca Meksikaâ??nin güneydogusundaki Maya halkinin niteligi degildir. Bu durum, daha önceki bölümde tartistigimiz gibi, küresel disipline edici piyasalari kuran bir iliski olarak, birbirleriyle olan iliskileri baglaminda anlasildigi zaman, giderek (farkli biçimlerde ve baglamlarda olsa da) bütün halklarin ve bireylerin varolus hali olur.
Küresel disipline edici piyasalarin son yirmi yilda hizlanan yogunlasmasi ve derinlesmesi, dünya üzerinde insanlar arasindaki karsilikli bagimliligin artmasi ve ayni zamanda insanlarin tecrit edilmelerinin, birbirlerine yabancilasmalarinin ve kayitsizlasmalarinin hizlanmasi gibi paradoksal bir sonuç dogurdu. Bu aslinda, bireylerin insani güçlerini karsilikli bagimlilik üzerinden ifade etmesi yerine karsilikli bagimliligin kendini bireylerin üzerindeki dissal bir güç olarak ifade etmesi anlamina gelir. Yogunlasmasi ve derinlesmesi disinda, tipik kapitalist birikim süreçlerinde yeni bir sey yoktur. Bu baglamda Zapatistalarin söylemi, politik açidan mütevazi ama inanilmaz derecede önemli olan, özgürlesmenin bu kosullarda ancak parçalanani birlestirerek, karsilikli bagimliligi piyasanin dissal ve yabanci iktidarinin bir ürünü olmaktan çikartip, eylem özgürlügü haline getirerek gerçeklesebilecegi kavrayisini saglamistir. Bununla birlikte, bu birlesme, herkesi disardan tanimlanmis bir amaca (â??ne içinâ? sorusunu â??devrimâ?den sonraya birakan â??birles ve mücadele etâ?e) tabi kilan soyut bir birlik zemininde ya da piyasa gibi disardan tanimlanmis soyut bir mekanizma zemininde gerçeklesemez. Aksine, birlik zemini, yani ortak olanin tespiti, farkli olanlar arasindaki iletisimden ortaya çikmalidir. Zapatistalarin arzusu birçok dünya içeren bir dünya, â??herkesin farkli olmasindan dolayi esit olduguâ? bir dünyadir. (Major Ana Maria 1996: 28. Vurgu benim). Modern disipline edici piyasalarin ya da devlet biçiminin sövalyesinin arzusu ise, herkesin esit olmasindan dolayi farkli oldugu bir dünyadir, yani tam tersi. Piyasada, insanlar yalnizca ticari islemler için karsi karsiya geldiginden dolayi alici ve satici olarak esittir ve buna karsilik bu esitlik takas edilen mallarin farkliligina baglidir. Benzer sekilde, devlette ise, tavirlarimizdaki farkliligi düzenlemeyi amaçlayan yasalar karsisinda esit oldugumuz söylenir. Her iki durumda da, â??esitlikâ? ya da ortak olan sey varsayilir ve farkliliklarimizi â??ölçtügümüzâ? zemin, temel haline gelir (örnegin, iki nesnenin fiyati arasindaki farki ikisi de meta oldugundan yani fiyatlari oldugundan dolayi ölçebiliriz). Bence Zapatistalarin burada dedigi sudur: Esitlik, ortakliklarimiz ve paylastiklarimiz dönüstürücü süreçler içerisinde farkliliklarimizdan dogmalidir; bunu kolaylastiran ve öncülük eden iletisimsel süreçler asil bu yüzden önemlidir. Bu ortakliklar, farkliliktan dogan, farklilik yüzünden dogan bu esitlik zemini, sermayenin ve disipline edici piyasalarin iktidarina, hayatin her alaninda varligi kabul edilmis iktidara karsi, her bir toplumsal iliskinin merkezinde olan ve bizim karsi koydugumuz ortak degerler sistemine â??parasal degerlere ve buna karsilik geren iktisadi hesaplamalara- karsi kurulur.
Eger farkli oldugumuzdan dolayi esitsek, o zaman asil soru su olur: farkli dügümler ortak olani kurmak için ne yapabilir? Cevap basittir: Kusatmayi yarin. Bu nedenle Zapatistalarin enternasyonalizm kavrami ve pratikleri, kendilerini (Chiapasâ??in yerli topluluklarini) birçok zulümden biri, birçok sesten biri, birçok mücadeleden biri, onurun savunulmasinin birçok yolundan biri olarak algilamalarindan kaynaklanir. Ve bu (birçok azinliktan biri olarak) yasadiklari kusatmayi yarmak için hissettikleri ihtiyaçtan dogar. Bu kusatma, farkli mücadele hücreleri arasinda iletisim kurulmasiyla yarilir. Burada iletisime, (dayanisma bunun bir kismi olsa da) sirf dünyanin farkli yerlerindeki eylemcilerin isyankârlarla dayanismasinin yolu olarak araçsallik atfedilmez. Hatta (bu da bir kismi olsa da) yalnizca bilginin karsilikli degisiminin yolu da degildir. Asil nokta bu iletisimin, ortak olanin, â??komünâ?ün kurulmasinin bir ugragi olmasidir. Ortak olan negatif bir sekilde tanimlanmaz. Bu önemlidir çünkü politik bir kimlik olarak ortak olanin tanimi, genelde öncelikle â??karsitlikâ? üzerinden olusur. Bunun yerine, ortak olan öncelikle pozitif, ya da daha dogrusu kurucu bir nitelik kazanir. Farklilik üzerinden ortak olani belirlemek içinse, fikirlere, ideolojilere, ilkelere vb. dayanan dislama hatlari çizilemez. Çesitliligin etkilesimini yönlendiren yalnizca iliskisel ilkeler olabilir ve Zapatistalar üç tane önermislerdir: onur, umut, yasam. Bunlar üç iliskisel biçimdir: digeriyle beraber burada ve simdi (onur), digeriyle beraber gelecegi kurma sürecinde (umut), digeriyle ve dogayla beraber kendini olusturma sürecinde (yasam).
Küresellesme insanlari tecrit ederken ve parçalarken (ve paradoksal bir biçimde karsilikli bagimliliklarini artirirken) onur, toplumsal bir varlik olarak kisinin dünyadaki yerini geri almasidir. Onur kusatmayi yaran köprüdür : â??Onur, milliyeti olmayan o ulustur, ayni zamanda bir köprü olan o gökkusagidir, içinde hangi kanin dolastigi önemli olmayan kalpteki o miriltidir, sinirlar, gümrükler ve savaslarla alay eden o asi itaatsizliktirâ? (DOR).
Umut, iktidar imgeleminin suratina çarpan tokattir, â??pansée uniqueâ?in, alternatif yoklugunun, seçenek yoklugunun, piyasanin duygusuz gerçekliginin, arzularin etrafini kusatan yanlis sinirlarin reddidir, kisaca: â??Umut uyum saglamanin ve yenilginin reddidir.â? (DOR)
Son olarak, yasam kendini topluluklarin üyesi olarak, birbirine bagli olarak, toplumsal bireyler olarak düsünen bireylerin yasamindan baska bir sey degildir. Yasam yalnizca ihtiyaçlarin karsilanmasi (yani yasam kosullari) degil, bu ihtiyaçlarin belirlenmesi, bunlarin özyönetim ve otonomi yoluyla belirlenmesi özgürlügüdür. Kisaca, yasam â??yönetme hakki ve kendini yönetmedir, digerlerinin köleligine dayanmayan bir düsünce ve eylem özgürlügü, adil olani alma ve verme hakkidir.â? (DOR).
Farkli mücadele hücreleri arasinda ortak olanin dogmasina sekil veren bu üç prensipte çarpici olan sey, bunlarin sirf geleneksel dünya anlayisi içindeki â??yararlarâ? olmamasi, ilerde beklenen bir ödesme için pesine düsülen seyler olmamasidir. Bunlar ne gelecekte yasanacak seyler, ne de önceden tanimlanarak ortak olunan bir ideolojidir. Bunlar simdi ve burada yasanmalidir: onurun degeri, umudun deneyimi, otonomi ve özyönetim pratigi. Bu üç boyutun, Zapatista politikasinin önemli boyutlari olduguna ve bugünün toplumsal hareketlerinin yeniden bilesimi sürecine isik tutacagina inaniyorum.
Tek â??Hayirâ? ve Birçok â??Evetâ?
Zapatistalar, politikamizi seyler ve ideolojileri merkeze alan bir politika olmaktan çikarip toplumsal iliskileri merkeze alan bir politika halinde yeniden temellendirmemize yardim ettiler. Bu durumda bizzat kendileri dönemimizin bir ürünüdür, onlar bilgeligin, arzularin ve mücadelelerin eklemlenmesidir. Bu, yüzlerce yillik komünal yerli pratiklerinin, devrimci gelenegin politik stratejik düsüncelerinin ve â??postmodernâ? dönemde daha açik bir sekilde ortaya çikan ve özgürlük, saygi ve dahil olmayi talep eden öznelliklerin gökkusaginin birbirine teyellenmesidir. Zapatistalar ilk önce bu geleneklerin ortaya çikardigi tüm sorunsallari içermeyi denemislerdir ve bunun tek yolu politikalarinin toplumsal iliskileri merkeze almasidir. Sonuçta, bu yaklasim örgüt sorununu yeni bir yolla isaret eder, dikey örgütlenme ya da tekilliklerin bir hatta tabi kilinmasi yoluyla degil, köprülerin yatay insasi yoluyla, baglantilar kurma yoluyla, yanlislardan ögrenme, digerleriyle olan iliskilerimizi fetislestirmeden arindirma, ulasma ve ulasilma, kaynaklari paylasma ve ortakliklar yaratma, yerel ve yereller üstü topluluklari yeniden kesfetme, hareketten topluma olan akisi eklemleme ya da tam tersi yoluyla. Diger bir deyisle, bu çati altinda politika, birçok evetâ??i eklemlemeyi ögrenen ve yeni toplumsal iliskilerin üretilmesinin sorumlulugunu üstlenen toplumsal iktidarin kurulmasina dayanarak yeniden tanimlanir.
Bu sorunsal belki de en açik haliyle, Zapatistalar tarafindan örgütlenen ve 1997â??de Ispanyaâ??da gerçeklesen Neoliberalizme Karsi Insanlik için Ikinci Encuentro** sürecinde ortaya çikmistir. Burada â??tek hayir ve birçok evetâ? nihai slogan olmustu: â??Tek hayirâ? hayatin her alaninda piyasalarin neoliberal yükselisine karsidir ve â??birçok evetâ? ise çesitlilik içeren toplumsal bedenin eyleyis biçimlerinin, ihtiyaçlarin ve arzularin çogullugunu tarif eder. DSFâ??nin tüzügünde yer alan kapsayici ilkede açikça görülen ve her büyük Sosyal Forum etkinliginde ortaya çikan renkli ve çesitlilik içeren karnavalda kendini belli eden bu söylemdir.
Karsi çikmayi ve birçok evetâ??in eklemlenmesi sorununun ortaya atilmasini bir araya getiren mesajin, Chiapasâ??taki yerli topluluklarinin yasamiyla çok farkli baglamlari olan kendi politik eylemlerimiz için â??Zapatismoâ?yu anlamaya çalisirken onlarin deneyiminden alacagimiz belki de en önemli mesaj olduguna inaniyorum. Bununla birlikte bu söylemi politik pratige çevirmek o kadar kolay degil. Bu, birçok önyargiyla karsilasir ve yillar boyunca billurlasmis, örgütsel ve bir bütünlük kuran bu sartlarin â??yerini degistirmekâ? için gereken kritik kütleyi***olusturmak için çabalamamiz gerekir. Kisaca degindigimiz gibi, â??birçok evetâ?in alternatif eklemlenmesi sorunsali, Sosyal Forum içinde, insanlari Sosyal Forumu bir etkinlik olarak görenlerle, bir süreç olarak algilayanlar olarak bölen bir mücadele zemini haline gelmistir. Bu ikisinden ilki için ortaya çikan sorular idari, yukaridan asagiya ve dikeydir ve toplumsal iliskilerin sorunsallastirilmasina kapalidir. Ikincisi için ortaya çikan sorular ise tam tersidir, etkinligin dogasi iliskilerin biçiminden dogmus özelliklerden baska bir sey degildir. Ikincisi bu yaklasimin odagidir. Bu mücadele, toplumsal elbirliginin eklenmesi hakkindaki karsit politik kavramlarin, mevcut terminolojiden yararlanarak adlandirabilecegimiz â??baska alternatif yokâ? (TINA-BAY) ve â??birçok alternatif varâ? (BAV) kavramlarinin mücadelesi olarak okunabilir. Gerçekte bu sorunsal hem bizim sermayeye karsi olan toplumsal hareketlerimiz sorunsalinda, hem de sosyal forum hareketi içindeki süreç kutbuyla etkinlik kutbu arasindaki sorunsalda ortaktir.
â??Baska Alternatif Yokâ? ve â??Birçok Alternatif Varâ?in iki farkli seye iliskin olduguna dikkat etmeliyiz. 1980â??lerin baslarinda Margaret Thatcher tarafindan ortaya atilan bir kavram olarak BAY toplumsal pratiklerin/öznelerin eklemlenmesinin bir biçiminin baska bir alternatifi olmadigini öne sürer. Baska bir deyisle farkliligin (farkli ürünler, üretim biçimleri, yerellik vb.) eklemlenmesinin biçimleri olarak kapitalist piyasalarin alternatifi yoktur. BAY, neoliberal bir projeyi, küresel toplumsal beden boyunca disipline edici entegrasyon projesini ifade eder. Kapitalist piyasalarin çekim kuvvetine karsi bir alternatif olmadigini söyler: Bütün insan faaliyeti bunun tarafindan koordine edilmedir. Fakat neoliberalizm, BAYâ??in tek mekâni degildir; ortodoks sol sekter söylem de, temsil ettigi ve ortaya koydugu eklemlenme biçiminin alternatifi olmamasi ve önceden tasarladigi toplumsal dönüsümün alternatifi olmamasi anlaminda bir BAY söylemidir.
Ortodoks sol, bir harekete ve Sosyal Forum gibi bir â??etkinligeâ? katilanlarin çesitliligini kutlar, ama belirli bir sekilde tanimlanmis -belirli bir söylem tarafindan düzenlenmis, dikey- bir süreç içerisinde bir araya getirilmis olduklari sürece. Baska bir deyisle söylem, üretmenin ve eklemlenmenin farkli yollarinin olusmasina kapalidir çünkü alternatifin ne olduguna (daha dogrusu ne olacagina) ve oraya nasil ulasilacagina dair (açik bir biçimde, farkli hizipler bu düsüncenin ve imgelemin ayrintilarinda ayrissa da hakli oldugunu düsündükleri bir inanci paylasir) derinlere kök salmis bir inancin gömülmüs oldugu bir politik kültürdür. Bu yüzden, çesitli toplumsal hareketlerle karsilastiklarinda, ki bunlar simdi ve burada gerçeklesen toplumsal dönüsüm pratiklerinin tasiyicisi olan güçlerdir, çesitliligin yaratici güçlerini bir araya getirir, sinirlar ve onlari kendi toplumsal dönüsüm hayallerini besleyebilecekleri â??etkinliklereâ? kanalize ederler. Ortodoks solun örgütsel çabasi bundan dolayi idari, etkinlik odakli, demokratik katilima ve yeni bir dünyanin burada ve simdi kurulmasi sürecinde gerekli olan taban demokrasisi pratiklerinin denenmesine kültürel olarak kapalidir.
Piyasaya ve devlet öncesi bürokrasinin dikey komuta zincirine karsi bir alternatifin olmadigi BAY yaklasimdan farkli bir sekilde, BAV yaklasimi, piyasa ya da devlet-tipi hiyerarsi gibi güçlerin yok saydigi ya da digerlerinin yasami (piyasalar) ya da uyumu (argümanlari bittiginde solun zayif düstügü seklindeki genel karalamalar) tehdit edildigi kosulda hatirladigi evetâ??lerin, ihtiyaçlarin ve arzularin çesitliligini dile getirir. BAV söylemi için, eyleyisin belirli bir biçimi (sermaye için disipline edici piyasalar ya da ortodoks sol için â??temsiliâ? karar alma) tarafindan bize getirildigi ölçüde her sey olanakliyken, BAY için, her birini digerine karsi kapana kistiran disipline edici piyasalara da, iktidar politikasinin temeli olan temsili demokrasiye de karsi olan birçok alternatif eyleyis biçimi vardir. BAV perspektifinde açik birakilanin, yani özneler boyunca, ihtiyaçlarin ve arzularin eklemlenme yollarinin ve böylece birçok eyleyis biçiminin, BAY perspektifinde kapatildigina dikkat edilmedir. Birçok evetâ??in eklemlenme biçiminin BAVâ??da açik olmasi, önceki bölümde de deginildigi gibi, bu eklemlenme biçim(ler)inin olusumunun, degis tokus etme, ögrenme ve ögretme, etki ve yerel ötesi topluluklar yaratma ihtiyacina dayanarak bu alternatifleri uygulayanlar arasindaki sürekli etkilesimin ve iliskinin ürünü olmasini gerektirir. Å?öyle ki, ortakliklari (yeniden) üreten ve geri alan sey, yatay demokratik süreçlerden olusan genis alandir.
BAV tarafindan açilan sorunsal bu nedenle, sermayenin ötesine geçen toplumsal iktidarin kurulmasi için gereken iki temel â??malzemeâ? olan güçlenme ve toplumsal iliskilerin fetislestirmeden arinmasi sorunsalidir. Ama â??ötekiâ?nin anlasilmasi olmadan güçlenme ve fetislestirmeden arinma bir hiçtir. Yapma, düsünme, hayal kurma, iliskilenme ve bunlari yeni bir dünya yaratan maddi bir güce çevirme gibi birçok gücümüzü geri almanin temelde ötekini onurlu bir özne olarak gören bir süreç olmasina dair farkindalik, hareketlerimizin içinde büyümelidir. Bunu, kadinlar, göçmenler, yerli halklar gibi sermayenin eklemlemesi tarafindan bir çogu â??degersizlestirilenâ? öznelerin mücadelelerinden ögreniriz. Zapatistalar yakin bir geçmiste, onur sorunsalini son derece iyi eklemlenmis ve tutarli bir sekilde dile getirmistir. Gördügümüz gibi, onur bütün öznelerde farkina varmamiz gereken ortak deger, öznelerin, etrafinda (deneyim, uzmanlik, düs, ideoloji, dini inanis, kaynaklara erisim, ihtiyaç ve arzu) çesitliliklerini eklemleme biçimini buldugu çekim merkezidir. Onurun taninmasi yoluyla, ötekiyle iliskimizi fetislestirmeden arindirir ve ötekini onun bizi algilamasini istedigimiz sekilde, yani insani özneler olarak algilariz. Onur çesitliligi eklemleyen iliskisel yatayligin esas degeridir.
*TINA: there is no alternative-baska alternatif yok: 80â??lerde Margaret Thatcher tarafindan ortaya atilan sloganin kisaltmasi. (ç.n.)
** Encuentro: bulusma Isp. (ç.n.)
*** kritik kütle: zincirleme bir tepkimeyi baslatmak için gereken radyoaktif madde miktari. (ç.n.)
[1] Bu hareket medya tarafindan genelde â??küresellesme karsitiâ? olarak bilinir. Buna ragmen, hem örgütsel menzilin hem de arzularin küresel aglara dayanmasi anlaminda bu hareketin alternatif küresel süreçleri amaçlamasindan dolayi son birkaç yilda, hareketin içindeki eylemciler â??alternatif küresellesmeninâ? daha uygun bir isim oldugunu söylemeye basladilar.
[1] Meta fetisizmi üzerine bir tartisma için bkz. De Angelis (1996).
[1] Bildigim kadariyla, Friederick Hayekâ??in çalismasi, toplumsal bir düzen olarak piyasanin en kapsamli ve düsünsel açidan en güçlü savunusunu temsil eder. Yazilarindaki endise, John Maynard Keynesâ??in yazilariyla ayni olan tarihsel baglam içinden dogar. Bu, kapitalizme karsi Sovyet devrimi tarafindan temsil edilen tehditle, tüm dünyada yayilmis toplumsal mücadelelerle ve 1930â??larin küresel kriziyle tanimlanmis bir baglamdir. 1970â??lerin sonunda Keynesçiligin ölümünden sonra, politik çevrelere piyasalarin yükseltilmesi ve Keynesçi politikalarin geriletilmesi için düsünsel argümanlar sunan Hayekâ??in çalismalari ün kazanmaya basladi ve neoliberalizmin dogusuyla iliskilendirildi. Margaret Thatcherâ??in bir zamanlar yataginin bas ucunda Hayekâ??in Kölelik Yolu (Road to Serfdom, 1986) adli klasik kitabiyla uyuduguna dair söylentiler vardir. Hayekâ??in â??piyasa düzenininâ? ayrintili bir tahlili ve elestirisi için bkz. De Angelis (2002).
[1] Insanlarin kendi topluluklari içinde uygulanan iktidari üzerine bir tartismayla ilgili örnek için bkz. Gustavo Esteva ve Madhu Suri Prakash (1998) tarafindan yapilan radikal demokrasi tartismasi, özellikle besinci bölüm.
[1] Dünya Sosyal Forumun ilk bulusmasi 2001 yilinda Porto Alegreâ??de gerçeklesmistir. Bu yazinin kaleme alindigi zamanda gerçeklesmis olan son bulusma ise, 2004 yilinda Mumbaiâ??de yapilan dördüncü bulusmadir. Avrupa sosyal forumu ve Asya sosyal forumu gibi sosyal forumlar ise düzenli olarak toplanmistir. Dünyanin dört bir yanindaki çesitli sehirlerde yerel sosyal forumlar olusmus ve belirli konulari ele almistir. Örnek için bkz. http://www.forumsocialmundial.org.br. Bu hareketin genis bir incelemesi ve sorunsallastirilmasi için bkz. Sen, Anand, Escobar ve Waterman (2004)
[1] Tüzük için bkz. http://www.forumsocialmundial.org.br. Geri plandaki tartismalar için bkz. Sen (2004b).
[1] Örnek için bkz. Marcos (1997a).
[1] Ilk Don Durito öyküsü, Marcosâ??un, daha analitik olan anlatilarinin öznesi olarak kullandigi böcek â??bir daktilonun basinda oturmus, bir seyler okur ve minik piposunu içerkenâ? Marcosâ??la karsilasir. Marcos ona ne yaptigini sorar ve Don Durito söyle cevap verir: â??neoliberalizm ve onun Latin Amerikaâ??daki hakimiyet plani üzerine çalisiyorum.â? (Zapatistalar: 274. Vurgu benim). Sermayenin kapatma planinin stratejik bir okumasi Marcosâ??un küresellesme üzerine tezlerinde vardir.(Marcos 1997b)
[1] â??Sözümüz yok, yüzümüz yok, ismimiz yok, yarinimiz yok. Biz yokuz… bugün dünyada â??neoliberalizmâ? ismiyle bilinen iktidar için, biz hesaba katilmayiz, biz üretmeyiz, biz satin almayiz, biz satmayiz. Büyük sermayenin hesabi için biz yararsiz bir sayiyiz. Belediye Baskani Ana Maria (1996:23).
[1] Onurun Zapatista hareketinde oynadigi rolün ayrintili bir tahlili için bkz. John Holloway (1998)
[1] Bunun ayrintili tahlili için bkz. De Angelis (2000).
[1] Daha ayrintili bir tartisma için bkz. Midnight Notes (1998). Kendilerine Gustavo Estevaâ??nin açikladigi kadariyla bu derginin editörleri bize hatirlatiyor, â?? â??Tek evet, birçok hayirâ?? slogani 1980â??lerin basindaki Meksikali nükleer karsiti hareketten gelmistir. Görünen o ki, ayni dönemde ABD ve Avrupaâ??da oldugu gibi bu hareket gruplarin ve görüslerin karmasik bir ittifakini bir araya getirmistir.â?

