21 Haziran 2005

19 March 2006

EZLN liderliğinden Komutan Yardımcısı Marcos, EZLN destekçilerine seslendiği
bir mektupta şimdiye dek gösterilen desteğe teşekkür ederek, bundan böyle
farklı bir yönelişe gireceklerini belirtti. Marcos, desteklerini sürdürmek
isteyenlerin, bunu bilmeleri gerektiğini vurguladı.
EZLN: Bir Açıklama ve/veya belki de bir veda mektubu
Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu
Meksika. 21 Haziran 2005.
Ulusal ve Uluslar arası Sivil Topluma:
Bayan, Bayım, genç kişi, erkek, kız:
Bu bir veda mektubu değildir. Zaman zaman öyle, yani veda mektubuymuş gibi
görünebilir, ama öyle değil. Bir açıklama mektubu. En azından buna
girişeceğiz. Bu, önce bir bildiri olacaktı, ama bu biçimi tercih ettik,
çünkü iyi ya da kötü, sizlerle konuştuğumuzda hemen her zaman kişisel bir
tonu yeğledik.

Bizler Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun erkekleri, kadınları, çocukları
ve yaşlılarıyız. Belki bizleri anımsıyorsunuz – 1 Ocak 1994’te silahlı bir
ayaklanma başlattık ve o günden bu yana, unutulmaya karşı bir savaş
yürütüyoruz ve çeşitli hükümetlerin bize karşı sürdürdükleri başarısız imha
savaşına karşı direniyoruz. Meksika denilen bu ülkenin en uç köşesinde
yaşıyoruz. “Yerli Halklar” denilen köşede. Evet, aynen öyle, çoğul. Çünkü
burada saymayacağımız nedenlerden dolayı bu köşede çoğul her şey için
kullanılmakta: acı çekiyoruz, ölüyoruz, savaşıyoruz, direniyoruz.

Şimdi, iyi bildiğiniz üzere, ’94 başlangıcının şafağından bu yana, -önce
ateşle, ardından da sözcükle sürdürdüğümüz- mücadelemizi, çabalarımızı,
yaşamımızı ve ölümümüzü münhasıran Meksika’nın yerli halklarına, haklarının
ve kültürlerinin tanınmasına adadık. Bu, doğaldı – biz Zapatistalar
ağırlıklı olarak yerlileriz. Daha doğrusu Maya yerlileri. Ama buna ek
olarak, bu ülkede yerliler –Ulus’un büyük dönüşümlerinin temelini
oluşturmalarına karşın- halen en çok saldırıya uğrayan ve en fazla sömürülen
toplumsal gruptur. Kimseye merhamet göstermedikleri askerî savaşları ve
“siyaset” kisvesi altında yürütülen savaşları –yağma, fetih, itlaf,
marjinalleştirme, cehalet savaşları- yerlilere karşı olanlardır. Bize karşı
yürütülen savaş o denli yoğun ve acımasızdı ki, yerlinin ancak yerli
olmaktan vaz geçtiğinde… ya da öldüğü zaman marjinalleşme ve yoksulluk
koşullarından kaçınabileceğini düşünmek, rutin hale gelmişti. Ölmemek ve
yerli olmaktan vaz geçmemek için savaştık. Sırtlarımızda yükselen bu ülkeye
–diri ve yerli olarak- ait olmak için savaştık. Belirleyici anlarında
üzerinde yürüdüğü (hemen her zaman yalın) ayakları olduğumuz Ulus. Toprağı
meyveye durduran, her şeyi olanların onca böbürlendiği büyük binaları,
yapıları, kiliseleri ve sarayları inşa eden kolları ve elleri olduğumuz
Ulus. Söz, bakış ve tarzla, yani kültürle kökü olduğumuz Ulus.

Yaralı olduğumuz için mi hakaretler yağdırıyoruz? Belki de, yılın altıncı
Haziran’da olduğumuz için. Sadece ayaklanmamızın, tepedeki otoriterlik
nedeniyle sağır ve dilsiz olan bir Ulus’a “İşte buradayız!” diye
haykırmaktan ibaret olmadığına işaret etmek istiyoruz. O, aynı zamanda,
“Biz buyuz ve bu olmaya devam edeceğiz… ama artık saygınlıkla, demokrasiyle,
adaletle, özgürlükle” demekti aynı zamanda. Bunu iyi biliyorsunuz, çünkü
başka şeylerin yanı sıra, o günden beri bizlere eşlik ediyorsunuz.

Ne yazık ki, bu yola adanmış 7 yıldan sonra, 2001 Nisanı’nda, tüm
partilerden (öncelikle de PRI, PAN ve PRD) siyasetçiler ve kendi
deyişleriyle “Birliğin üç dalı” (başkanlık, kongre ve mahkemeler)
Meksika’nın yerli halklarının hakları ve kültürünün anayasal tanınmasını
reddetmek üzere bir ittifak oluşturdular. Ve bunu yükselen ve bu amaçla bir
araya gelen büyük ulusal ve uluslar arası harekete aldırmadan yaptılar.
Medya dahil büyük çoğunluk, hesabın kapatılmasından yanaydı. Ama
siyasetçiler kendilerine para getirmeyecek hiçbir şeyi önemsemezler; yıllar
önce San Adrés Anlaşmaları imzalandığında ve Cocopa anayasal reform önerisi
taslağı hazırladığında kabul ettikleri öneriyi, bu kez reddettiler.
Reddettiler, çünkü aradan kısa bir zaman geçtiğinde herkesin unutacağını
düşünüyorlardı. Ve belki pek çok insan unuttu, ama biz unutmadık. Bizim
belleğimiz var ve onlardı: PRI, PAN, PRD, Cumhurbaşkanı, milletvekilleri ve
senatörler ve Anayasa Mahkemesi. Evet, yerli halklar günümüzde bu Ulus’un
yumuşak karnı olmayı sürdürüyor ve 500 yıldır aynı ırkçılığın acısını
çekiyorlar. Seçimlere (bir başka deyişle onlara kâr sağlayacak konumları
güvence altına almak için) hazırlandıkları bugün ne söyledikleri önemli
değil: çoğunluğun iyiliği için hiçbir şey yapmayacaklar; para olmayan hiçbir
şeye kulak vermeyecekler.

Biz Zapatistalar bir şeyden gurur duyuyorsak o da söze önem vermemizdir;
dürüst ve ilkeli söze. Tüm bu süre boyunca sizlere, taleplerimizi elde etmek
için diyalog ve müzakere yolunu deneyeceğimizi söyledik. Barışçı mücadelede
büyük çabalar göstereceğimizi söyledik. Yerli mücadelesi üzerinde
odaklanacağımızı söyledik. Ve öyle de oldu. Sizlere ihanet etmedik. Bu soylu
davaya cömertçe katkıda bulunduğunuz yardımların tümü, yalnızca buna
kullanıldı, başka hiçbir şeye değil. Hiçbir şeyi başka bir alanda
kullanmadık. Meksika’dan ve dünyadan aldığımız tüm insanî yardım yalnızca
Zapatista yerli cemaatlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesinde ve yerli
hakları ve kültürünün tanınması yönündeki barışçı girişimlerde kullanıldı.
Alınanlardan hiçbir şey silah elde etmede ya da savaş hazırlıklarında
kullanılmadı. Yalnızca buna ihtiyacımız olmadığından değil (EZLN askerî
kapasitesini 1994’ten bu yana olduğu gibi korudu), ama her şeyden önce,
yardımlarınızın bir şey için olduğunu söyleyip, başka bir şey için kullanmak
dürüstçe olmayacağı için. Adaletli ve saygın bir barış için alınan yardımın
bir milimi bile savaş için kullanılmadı. Savaşmak için yardıma ihtiyacımız
yoktu. Barış içinse, evet.

Tabii, sözümüzü Meksika’daki ve dünyadaki başka mücadelelere gönderme yapmak
(ve kimi durumlarda onlarla dayanışmamızı ifade etmek) için kullandık; ama o
kadar. Ve pek çok kez, daha fazlasını yapabileceğimizi bilmemize karşın,
kendimizi engellememiz gerekti, çünkü çabalarımız –sizlere de söylediğimiz
gibi- münhasıran yerlilerle ve onlar için di.

Kolay olmadı. 1,111’lerin Yürüyüşü’nü anımsıyor musunuz? 1999’daki
5000’lerin Consulta’sını? 2001’deki Yeryüzünün Rengi Yürüyüşünü? O zaman
campesino’lara (köylüler), işçilere, öğrencilere, öğretmenlere, çalışanlara,
eşcinsellere ve lezbiyenlere, genç insanlara, kadınlara, çocuklara, yönelen
haksızlıklar ve nefreti görüp duyduğumuzda neler hissettiğimizi varın siz
düşünün. Yüreğimizin neler hissettiğini düşünün.

Acı, öfke, bize ait olduğu için tanıdığımız bir kızgınlık duyduk. Ama bu kez
ötekinde olduğu için bizi etkiliyordu. Ve daha genişlemeyi istememizi
sağlayan, daha kolektif, daha ulusal olmasını esinleyen “Biz”i duyduk. Ama
hayır, sadece yerli demiştik, buna sadık kalmalıydık. Sanırım tarzımız
böyle; sözümüze ihanet etmektense ölümü yeğleriz.

Şimdi başka bir şeyler söyleyip yapabilmek üzerine yüreğimize danışıyoruz.
Eğer çoğunluk evet derse, o zaman bunu yapmak için olanaklı her şeyi
yapacağız. her şeyi, gerekirse ölmeyi de. Dramatik görünmek istemiyoruz.
Sadece ne kadarına talip olduğumuzu açığa çıkartmak için söylüyoruz bunu.
Bir başka deyişle, “bize bir konum, bir miktar para, bir vaat, bir adaylık
verilmesine kadar” değil.

Belki birileri, altı ay önce, “ne kayıpsa kayıptır”la başladığımızı
anımsayacaktır. Şu halde, kayıp olanı bulmaya çalışıp çalışmayacağımıza
karar verme vakti geldi. Bulmak değil, inşa etmek. Evet, “başka bir şeyi
inşa etmek”.

Son birkaç güne ait bildirilerden bazılarında, bir iç danışmaya girdiğimizi
sizlere duyurmuştuk. Kısa sürede sonuçları alacağız ve sizi bunlardan
haberdar edeceğiz. O zamana dek, size mektup yazma fırsatını
değerlendiriyoruz. Sizlere hep içtenlikle seslendik; yüreğimiz ve
koruyucumuz olana, Votan Zapata’ya, Zapatista cemaatlere, kolektif
komutamıza da.

Güç ve zor bir karar olacak, tıpkı yaşamımız ve mücadelemiz gibi. Dört yıl
boyunca, halklarımıza kapı ve pencereleri sunabilecek koşulları hazırlamakla
uğraştık; öyle ki, günü geldiğinde, herkes, hangi pencereden bakacağını ve
hangi kapıyı açacağını seçebilmesini sağlayacak tüm bileşenlere sahip olsun.
Ve bizim yolumuz bu. Bir başka deyişle, EZLN önderliği yönetmez; bunun
yerine yolları, adımları, eşlik etmeyi, yönü, hızı, hedefi arar. Birkaç
tane. Sonra da halklara yolları sunar ve onlarla birlikte şu ya da bu yolu
izlediğimizde neler olacağını tartışır. Çünkü, üzerinde ilerlediğimiz yola
bağlı olarak, iyi olabilecek şeyler de vardır, kötü olabilecek şeyler de. Ve
sonra onlar –Zapatista cemaatler- düşüncelerini söyler ve tartıştıktan sonra
ve çoğunluk olarak nereye gideceğimizi kararlaştırır. Ve emri verirler ve
EZLN önderliği, işi örgütlemek, o yolu yürümek için ne gerekiyorsa
hazırlamak zorundadır. Tabii EZLN önderliği yalnızca onlara ne olduğuna
bakmaz, aynı zamanda halklara bağlı olmak ve onların yüreklerine dokunmak,
söyledikleri gibi, onlarla bir olmak zorundadır. Sonra hepsi bizim
bakışlarımız, bizim kulağımız, bizim düşüncelerimiz, bizim yüreğimiz olur.
Ama ya, şu ya da bu nedenden dolayı, önderlik hepimiz gibi bakmıyor, veya
duymuyor, veya düşünmüyor veya hissetmiyorsa? Ya da bir kısım görülmüyor,
başka bir şey duyulmuyor, diğer düşünceler düşünülmüyor ya da
hissedilmiyorsa? Herkese danışılmasının nedeni budur. Herkese sorulmasının
nedeni budur. Herkesten onay alınmasının nedeni budur. Çoğunluk hayır
diyorsa, o zaman önderlik başka bir yol aramak, ve biz kolektif olarak bir
karara varana dek halklara başka bir yol sunmak zorundadır. Başka bir
deyişle, halk yönetir.

Şimdi kolektifi oluşturan bizler bir karara varacağız. Lehte ve aleyhteki
noktaları tartıyorlar. Neyin yitirilip neyin kazanılacağını dikkatle
hesaplıyorlar. Kaybedilecek olanın az olmadığı görülürse, buna değip
değmeyeceği kararlaştırılacak.

Belki bazı kişilerin tartılarında elde ettiklerimize fazlaca ağırlık
verilecek. Belki başkalarınınkinde, toprağımızın ve göklerimizin İktidarın
aptalca açgözlülüğüyle tahrip edildiğini görmenin verdiği öfke ve utanç,
daha ağır basacak. Her durumda, bir külhanbeyi çetesi Patria’mızı (Vatan
–ç.) ona ve herkese varoluşunu sağlayan şeyden, saygınlıktan yoksun
bırakırken, edilgin kalıp salt seyretmekle yetinemeyiz.

Ah, evet, şimdi önümüzde pek çok dönemeç var. Size belki de son kez, destek
vaadinizi iade etmek için yazıyoruz. Yerli mücadelesinde kazandıklarımız az
değildi ve bu da, -size hem özel, hem de kamusal olarak söylediğimiz üzere-
yardımlarınız sayesinde oldu. Sanırız biz Zapatistaların, bu noktaya kadar
sizlerle birlikte inşa ettiklerimizden, hiçbir utanca yer bırakmaksızın,
gurur duyabilirsiniz. Ve sizin gibi insanların yanımızda yürümüş olmasının
bizler için bir onur olduğunu bilin.

Şimdi başka bir şey yapıp yapmayacağımıza karar vereceğiz, ve sonuçları
uygun zamanda kamuoyuna açıklayacağız. Şimdi –spekülasyonların önüne geçmek
için- bu “başka bir şey”in bizim tarafımızdan herhangi bir askerî saldırı
eylemi olmadığını açıklıyoruz. Kendi adımıza biz, saldırgan askerî
mücadeleyi yeniden başlatmayı ne planlıyor ne de tartışıyoruz. 1994
Şubat-Mart’ından bu yana, tüm askerî mevcudiyetimiz savunmaya yönelik
olagelmiştir. Hükümet de, kendi adına, federal kuvvetler ya da
paramiliterleri eliyle saldırı savaşı hazırlıkları yürütüp yürütmediğini
açıklamalıdır. VE PRI ve PRD de, Chiapas’da destekledikleri paramiliterlerle
bize karşı saldırı planlayıp planlamadıklarını açıklamalıdır.

Eğer Zapatista çoğunluğun kararı bu yönde olursa, bize şimdiye dek
münhasıran yerli olan mücadelemizde omuz vermiş olanlar, herhangi bir utanç
ya da pişmanlık duymaksızın, Comandante Tacho’nun, iki buçuk yıl önce, 2003
Ocağında San Cristóbal de Las Casas meydanında değindiği “başka bir şey”den
kendilerini uzaklaştırabilirler. Ayrıca, şu andan itibaren bu ilişki kesmeyi
doğrulayan ve iş başvurularında, CV’lerde, kahve sohbetlerinde, yayın
kurullarında, yuvarlak masa toplantılarında, kapalı tribünlerde, forumlarda,
sahnelerde, cilt kapaklarında, dipnotlarda, kolokyumlarda, adaylıklarda,
teselli kitaplarında ya da gazete sütunlarında kullanılabilecek ve, bunlara
ek olarak, her mahkemede savunma kanıtı olarak gösterilebilecek bir bildiri
yayınlanmıştır (gülmeyin, bu olayın bir içtihadı var: 1994’te, kötü bir
hükümet tarafından tutuklanan –ve Zapatista olmayan- bazı yerliler,
CCRI-CG’nin bu kişileri EZLN’nin yaptıklarından aklayan bir mektubu
sayesinde yargıç tarafından serbest bırakılmışlardı. Bir başka deyişle,
avukatların dediği gibi “bunun içtihadı var.”)

Ama yüreklerinde yeni sözümüzün –küçük de olsa- bir yankısını bulanlar ve
seçtiğimiz yol, adım, hız, eşlik ve hedefin çağrısını hissedenler, belki,
“başka bir şey” olduğunu bilerek yardımlarını yenilemeye (ya da doğrudan
katılmaya) karar verebilirler. Aynen öyle; hilesiz, ihanetsiz,
ikiyüzlülükten, yalanlardan uzak.

Kadınlara teşekkür ediyoruz. Bize yardım eden, bize eşlik eden ve pek çok
kez acılarımızı ve adımlarımızı paylaşan tüm kızlara, yeniyetmelere, genç
kadınlara, señorita’lara, señora’lara ve ihtiyarlara (ve 12 yıl boyunca
birinden diğerine değişenlere). Bize yardım edip bizimle yürüyen, Meksikalı
ya da başka ülkelerden, hepsine. Yaptığımız her şeyde siz büyük
çoğunluktunuz. Belki de sizlerle, herkes kendi yerinde ve tarzında olmak
üzere ayırımcılığı, aşağılanmayı…ve ölümü paylaştığımız için.

Kendini hükümet görevleri, harcırahlar, güçlülerin “yerlilere ve hayvanlara
layık” dedikleri pohpohlamalara satmayan ulusal yerli hareketine teşekkür
ediyoruz. Sözümüze kulak verenlere ve sözlerini bizden esirgemeyenlere.
Yuvasını, yüreğini bizlere açanlara. Saygınlıkla direnenlere ve direnmeyi
sürdürenlere, yeryüzünün bizim oluşturduğumuz rengini yükseklere
taşıyanlara.

Meksika’nın ve dünyanın genç erkek ve kadınlarına teşekkür ediyoruz. O ’94
yılında çocuk ya da yeniyetme olup, kulaklarını ve gözlerini kapatmadan
soyluca büyüyenlere. Gençliğe erişenlere ya da takvimden kopartılan
yapraklara karşın orada kalıp koyu tenli ellerimize isyanlarının elini
uzatanlara. Gelip saygın yoksulluğumuz, mücadelemiz, umudumuz ve çılgın
girişimimizle günlerini, haftalarını, aylarını, yıllarını paylaşmayı
seçenlere.

Eşcinsellere, lezbiyenlere, transseksüellere, cinsiyet-ötesi kişilere ve
“kendi tarzındaki herkese” teşekkür ediyoruz. Gizlenmenin bir kusur olmadığı
bilinciyle farklılığa saygı mücadelelerini bizimle paylaşanlara. Cesaretin
testosteronla hiç mi hiç ilişkisi olmadığını gösterenlere ve bizlere tekrar
tekrar aldığımız saygınlık ve soyluluk derslerinin en güzellerinden
bazılarını verenlere.

Meksika’dan ve dünyadan, yerliler için mücadelemize omuz veren aydınlara,
sanatçılara, bilim insanlarına teşekkür ediyoruz. Pek az hareket ya da
örgüt, arkasında bu denli zeka, deha ve yaratıcılığın (her zaman eleştirel,
ve onlara bunun için teşekkür ediyoruz) desteğinin bulunmasıyla övünebilir.
Sizlere hep kulak verdiğimizi ve görüşlerinizi paylaşmadığımız zamanlarda
dahi sizleri saygı ve dikkatle dinlediğimizi, taşıdığınız ışıktan bir
şeylerin karanlık yollarımızı aydınlatmada yardımcı olduğunu zaten
biliyorsunuz.

Gördüklerini ve duyduklarını tüm dünyaya hakikate bağlı kalarak duyuran ve
seslerimize ve yolumuza, onları çarpıtmaksızın saygı gösteren dürüst basın
emekçilerine ve saygın medyaya teşekkür ediyoruz. Mesleğinizin icrasında
yaşadığınız, yaşamlarınızı riske attığınız, saldırılara uğradığınız ve
bizler gibi, adalet bulamadığınız bu zor günlerde sizlerle dayanışmamızı
ifadelendiriyoruz.

Ve kimseyi ihmal etmeden, dürüstçe ve içtenlikle bize yardımcı olan herkese
teşekkür ediyoruz.

Bu mektubun başında, bunun bir veda olmadığını söylemiştim. Ama öyle
görünüyor ki, kimileri için bu bir veda. Diğerleri için ise, ne olacaksa, o,
yani bir vaat… Çünkü kayıp olan, artık görülebiliyor….

Vale. Selamlar ve yürekten yüreğe, her şey için teşekkürler.

EZLN Zapatistaları adına.

Meksika Güneydoğusu dağlarından.

İsyancı Subcomandante Marcos

Meksika, 2005 yılının altıncı ayı.

Not – Artık futbol oynamaktan söz etmediğimizi görebiliyorsunuz. Ya da salt
bunu düşünmediğimizi. Çünkü bir gün Milano Internazionale’siyle oynayacağız.
Biz, ya da bizlerden geriye kalanlar.

*************************************
Orijinali EZLN tarafından İspanyolca olarak yayınlanmıştır.
*************************************
Türkçesini gönderen: Sibel Özbudun
Kaynak: http://istanbul.indymedia.org/news/2005/06/35792.php

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>