Chiapas ayaklanması ve yeni dünya düzeninde sınıf mücadelesinin geleceği
20 March 2006

Chiapas ayaklanması ve yeni dünya düzeninde sınıf mücadelesinin geleceği
Harry Cleaver
Eğer buraya bana yardım etmeye geldiyseniz
Zamanınızı boşa harcıyorsunuz
Yok eğer kurtuluşunuz benimkine bağlı olduğu için geldiyseniz
O zaman birlikte çalışalım
Yerli Kadın
Meksika’nın Chiapas eyaletindeki Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun (EZLN) silahlı ayaklanması, sadece 500 yıllık direniş tarihi içinde yeryüzünün sefilleri tarafından gerçekleştirilmiş başka bir protesto mu? Yoksa köylüyü partiye katarak örgütlemeye ve devleti ortadan kaldırmaya yönelik başarısızlığa uğramış önceki Leninist çabaların önceden mahkum edilmiş bir tekrarı mı? Ya da isyanla ilgili, derin etkileri olabilecek ve şu anki dönemde nasıl mücadele etmek gerektiği konusunda bize bir şeyler öğretebilecek şeyler var mı? Bence yanıt şu ki Maya Yerlileri’nin Chiapas’taki eylemleri ve bu eylemlerin Meksika’da, Kuzey Amerika’da ve dünyanın dört bir yanında nasıl dolaştığı hepimiz için gerçekten yaşamsal dersler içeriyor.
Mücadelenin Elektronik Yapısı
1 Ocak 1994’te harekete geçirilen olaylar dizisiyle ilgili en çarpıcı şey, mücadelenin haberlerinin dolaşım hızı ve sonuçta ortaya çıkan desteğin harekete geçmesindeki çabukluktu. İlk olarak, EZLN ilk günden bu yana, bildirilerini ve sonraki resmi açıklamalarını haber medyasının geniş bir kesimine fakslayarak eylemlerini etkin bir şekilde toplumsallaştırabildi. İkinci olarak, eylemlerinin ve taleplerinin kitle medyası yoluyla dolaşımı -bu dolaşım etkin olarak gerçekleşiyordu; çünkü tamamen beklenmediktiler ve “haber” olmaya yetecek değere sahiptiler- Meksika’nın hem içindeki hem dışındaki olaylarla ilgilenen çok sayıdaki insanı bağlayan bilgisayarlı iletişim ağları yoluyla talepler ve eylemler hakkındaki raporların kendiliğinden ve aynı şekilde hızlı bir yayılımı tarafından tamamlanmış ve güçlendirilmişti.
Peacenet (örneğin carnet.mexnews), Internet (örneğin Mexico-L, Native-L, Centam-L) ve Usenet (örneğin soc.culture.Mexican, soc.culture.Latin-American) gibi ağlardaki toplantılarda ve listelerde yıldırım hızıyla iletilen bu yayılım, ağlardaki özel olarak ilgili olan insanlar tarafından biriktiriliyor, düzenleniyor, derleniyor ve bazen sentezlenerek yeniden yayılıyordu. Albuquerque’daki New Mexico Üniversitesi’ndeki Latin Amerika Veri Tabanı (Latin American Data Base), Chiapas News’ün geniş kapsamlı bir özetini düzenli olarak çıkarmaya başladı. Tarım ve Ticaret Politikası Enstitüsü (The Institute for Agriculture and Trade Policy) ise Chiapas Digest’i çıkarmaya başladı. Uygulamalı Antropoloji Bilgisayar Ağı’nın (The Applied Anthropology Computer Network) Meksika Kırsal Kalkınma (The Mexican Rural Development) tartışma grubu, haber ve analizleri derlemeye başlayarak kolay erişilebilir bir site -Chiapas-Zapatista News- yoluyla ulaşılabilir hale getirdi. Teksas Üniversitesi’ndeki Latin Amerika Çalışmaları Enstitüsü (The Institute of Latin American Studies) kendi sitesindeki dosyaları kopyaladı. Bu kaynakların var olduğunun ve onlara ulaşma yollarının bilgisi, bilenlerden (Meksika uzmanlarından) bilmek isteyenlere (ayaklanmaya ilgi duyan herhangi birine) geçmiş oldu.
EZLN belgeleri ve raporları dolaştıkça tüm bunlar aynı anda tartışmalar, Chiapas hakkında derin bilgiye sahip olanlardan –örneğin bölgede araştırma yapmış akademisyenler, insan hakları ihlalinin uzun tarihiyle ilgilenen insan hakları savunucularından- gelen ek bilgiler, gelişen durum ve onun arka planıyla ilgili sayıları hızla artmakta olan analizler doğurdu. Elektronik olarak dolaşan bu bilgi ve analizlerin tamamı işçi sınıfı mücadelesinin daha geleneksel haber akışı araçlarını -militan gazete, dergi ve radyo istasyonlarını- besledi.
NAFTA Karşıtı Hareketin Arka Planı
Bu yayılımın hızı, sadece bu gibi ağların teknik kapasitesinden değil, daha çok politik heveslilikleri ve militanlıklarından kaynaklanıyordu. Chiapas’taki isyanın haberlerinin ve analizlerinin bu hızlı yayılımına temel oluşturan şey Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’na (NAFTA) karşı mücadele deneyimi olmuştu.
Son birkaç yıldır NAFTA’ya karşı mücadele; Kanada’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Meksika’da büyümekte olan taban gruplarının koalisyonu şeklini aldı. Her ülkede, The Mexican Action Network on Free Trade (Meksika Serbest Ticaret Üzerine Eylem Ağı) gibi yeni ticaret anlaşmalarına karşı olan birkaç yüz grubun bir araya gelmesiyle oluşan geniş bir koalisyon kuruldu. Bu birlikte örülüş, kısmen ortak tartışmalar ve eylemler, kısmen de anlaşmanın anlamı ve sonuçlarıyla ilgili bilgi ve analizlerin paylaşılması yoluyla gerçekleştirildi. Bilgisayar iletişimleri giderek gruplar ve bireyler arasında olağanüstü hızlı bir paylaşım için temel bir politik araç haline geldi. Aynı iletişim süreçleri her ülkedeki koalisyonu Batı Yarıküresi’nde daha önce görülmemiş bir şekilde birbirine bağladı. Bir bütün olarak NAFTA karşıtı kampanya bazen “kutsal olmayan ittifak” olarak anıldı. Çünkü hareketi oluşturan taban ağlarının yanısıra (AFL-CIO’nun liderliği ve Pat Buchanan ve Ross Perot gibi politikacıların da dahil olduğu) farklı farklı muhafazakarlar NAFTA’nın lanetlenmesine ses verdi. Otonom bir hareketi atama ya da tazmin etme gibi politik manevralar (ister ABD’de, ister Kanada ya da Meksika’da olsun) Amerikan politikasına özgü bir şeydir. Ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve hareketin niteliği ve örgütlülüğü bir bütün olarak sürüyor. NAFTA karşıtı hareket anlaşmanın onaylanmasını engellemediyse de NAFTA’nın etkisini izlemeye yönelik çabalar ona karşı mücadeleyi kolaylaştırmak için hala sürüyor ve amaç açık bir şekilde anlaşmanın iptali.
Yeni Bir Örgütsel Biçim
Özel bir konu olarak anlaşmanın ötesinde, ittifakın inşası sürecinin kendisi, (Kuzey Amerika’da daha önce bağlantısız ve ayrı ayrı olan her çeşit hareketi bağlayarak) yeni bir örgütsel biçim, rizomatik bir biçimde bağlı olan otonom grupların bir çeşitliliğini yarattı.
Bu örgütsel biçimin EZLN’nin savaş ilanına yanıt verebilir oluşu kendi bileşiminden kaynaklanıyor. En baştan beri, NAFTA’ya karşı çıkmak üzere oluşturulan ittifaklar, sadece (üretim alanları Meksika’ya kaydırıldıkça işlerini kaybetme tehdidi altında kalacak ABD işçileri, ABD sermayesinin işgalinden kaygı duyan Meksikalılar gibi) doğrudan ilgilendirenleri değil aynı zamanda ticaret ilişkilerinin bu kapitalist yeniden örgütlenişindeki dolaylı tehditleri görebilen ve mesela ekolojist eylemciler, kadın grupları, insan hakları örgütleri ve evet, kıtadaki yerli grupların örgütleri gibi geniş bir çeşitlilik gösteren bir diğer kesimi de içeriyordu. NAFTA’ya karşı mücadele yılları boyunca belli sorunlar hakkında grupların tezlerini içeren yazılar dolaştı, çalışmalar yapıldı, tüm bu grupların kaygılarının bağlantısının ne olduğu üzerine tartışmalar ortalığı kasıp kavurdu. Bu bileşen grupları daha önce zayıflatan unsurlar olarak ayrılıkların ve yalıtılmışlığın aşılması noktasında NAFTA karşıtı mücadele hem bir katalizör hem de bir araç işlevi gördü.
Dolayısıyla Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu San Cristobal’a ve diğer Chiapas kentlerine yürüdüğünde sadece yerli halkların mücadelesiyle ilgilenenler değil, NAFTA karşıtı mücadelelerin çok daha geniş örgütsel bağları da hızlı bir tepki verdi. Halihazırdaki bilgisayar toplantıları ve NAFTA karşıtı ittifakların listesi, grupların geniş bir bileşimi tarafından günlük olarak sürdürülüyordu. Bu yüzden EZLN’ye destek için harekete geçenlerin bir çoğuna mücadeleleri ile ilgili ilk bilgiler, NAFTA Monitor’ün “trade.news” ya da “trade.strategy” üzerine Peacenet’e ya da Internet yoluyla gönderdiği düzenli postalardan geldi. EZLN’nin sözcüleri NAFTA’yı açık bir şekilde lanetlemeseydi de ve saldırıları anlaşmanın Meksika’da geçerli olacağı ilk günle çakışmasaydı da bağlantılar NAFTA karşıtı ağ yoluyla yapılabilir ve anlaşılabilirdi.
İletişimsel Eylemden Fiziksel Eyleme Geçiş
Bu önceden varola gelen bağlantıların yapısı, haberlerin ve bilginin inanılmaz hızlı yayılımının nasıl sadece analizler ve yazılı destek bildirimleriyle değil, aynı zamanda geniş bir fiziksel eylem çeşitliliği ile de sürdürüldüğünü açıklamaya yardım ediyor. Ocak’ın ilk günlerinden Şubat’a kadarki süreçte şaşırtıcı olan şey uluslararası dayanışma geleneği olan küçük solcu grupların yaygın ve içten destek gösterileri değil, daha çok ve hatta daha önemlisi; sadece sokakları ele geçirenlerin değil (örneğin Meksika’daki dev gösteriler ve ABD, Kanada boyunca yayılmış olan, genellikle Meksika konsolosluklarında gerçekleştirilen daha küçük gösteriler) hükümetin eylemlerini eleştirel gözetime tabi tutan, suçlarını belgeleyen ve bunları topluma duyurarak hükümet baskısını sınırlandırmak üzere temsilcilerini Chiapas’a yollayan diğer grupların hızlı hareketlenmesiydi. Bu grupların eylemlerinin -ve daha sonra kanıtlarının ve bildirilerinin hızlı akışının- devletin askeri karşı saldırısını köreltmeye katkısı olduğu şüphe götürmez. Bu eylemler, Meksika’daki diğer bütün protesto biçimleriyle beraber ya da değil, hükümetin askeri baskı üzerinde daha az ısrar etmesine, aracılığı kabul etmesine ve aslında (eğer yapabilse her halükarda) açıkça dümdüz etmeyi tercih edeceği silahlı bir düşmanla görüşmeler yapmayı kabul etmesine yardımcı oldu.
Otonom Yerli Hareketi
Bu eylemlerde özellikle önemli olan şey, sadece (son yıllarda böylesi müdahaleler yapabilme kapasiteleri artmakta olan) hem dini [The Catholic Bishops of Chiapas (Chiapas Katolik Piskoposları), The Canadian Inter-Church Commumity on Human Rights in Latin America (Latin Amerika’daki İnsan Hakları Üzerine Kanada Kiliseler Arası Komite) gibi] hem de seküler olmak üzere [Amnesty International (Uluslararası Genel Af), Human Rights Watch (İnsan Hakları Gözlemcisi) , The Mexican National Network of Civil Human Rights Organizations (Meksika Sivil İnsan Hakları Örgütleri Ulusal Ağı)] insan haklarıyla ilgili gruplar değil, aynı zamanda belli bir süreden beri uluslararası ölçekte ve yerel olarak artan bir şekilde örgütlenen yerli halkların hareketiydi.
Son birkaç yıldır Meksika’da Yerli ve köylü gruplar ve topluluklar, ihtiyaç duydukları şeyler -okul, temiz su, topraklarını geri almak, devletin baskısından (polis ve ordu işkencesi, hapisler ve cinayetlerden) kurtulma ve dahası- için mücadele edebilmek üzere işbirliği ağları geliştiriyorlar. Katılımcı toplulukların azılı otonomisi verili olarak -bazen geleneksel etik kültüre ve dile dayalı- bu ağlar yukarıda anlatıldığı gibi bir elektronik ağ olarak -yatay ve hiyerarşik olmayan bir biçimde- şekillenmişlerdir. Şüphesiz katılımcılarca “ağlar”a (network) tercihen kullanılan terim –“ağ(net)” terimi yakalanmayı çağrıştırıyor- her kullananın ihtiyacına (başka bir deyişle beden biçimine) göre kendisini yeniden düzenleyen, gevşek dokunmuş ipten yapılmış, sık kullanılan ve asılabilen bir uyku aracı anlamına gelen “hamak” terimi. Köylü ve yerli toplulukları birbirine bağlamak için geliştirilen bu ağlar sadece kırsal kesimdeki köylüleri bağlamıyor, aynı zamanda kırsal-kentsel göçmenlerce yaratılmış mahallelerin kırsal kökenleriyle yakın ilişkilerini koruduğu kentlere de ulaşıyorlar.
Açık bir şekilde tanımlanmış Yerli kültürüne ve dillerine sahip olan birçok yerli grup kendilerini sadece savunmacı bir biçimde örgütlemeyip bölgesel ve uluslararası ittifaklar yaratabilmek için mekanların bir tarafından diğer tarafına birbirlerine uzanıyorlar. Bu süreç sadece Meksika’da değil, Amerika’nın büyük bir kısmında ve ötesinde birkaç yıldır hızlanarak devam ediyor. 1960’lı yılların ortası kadar erken bir tarihte Kuzey Amerika’daki Siyah Sivil Haklar Hareketi örneği sayesinde yeni çabalara özenen ve Güney ve Orta Amerika’da topraklarına yönelen devlet destekli saldırılar tarafından eyleme zorlanmış olan (örneğin Amazon’un çevrilmesi) yerli halklar, birlik ve karşılıklı yardımlaşma yoluyla kendilerini yalıtan ve zayıflatan mekansal ve politik bölünmeleri aşıyorlar.
1990 yılında Ekvator, Quito’da Yerli Halkların Birinci Kıtasal Buluşması (First Continental Encounter of Indigenous Peoples) düzenlendi. 200’den fazla yerli ulustan delege buluşmaya bütün bir küreden katıldı ve kıtasal bir birlik gerçekleştirmek üzere işbirliğine dönük bir hareket başlattı.1991 yılında Panama’da sonraki bir toplantıda süreci devam ettirmek için Yerli Uluslar ve Örgütlerin Kıtasal Koordinasyon Komisyonu (Continental Coordinating Commission of Indigeneous Nations and Organizations-CONIC) kuruldu. Bu çabanın temel sembolü ve metaforu dolanmış boyunlarıyla bir kartal ve akbabaydı. Geleneğe göre kartal Kuzey Amerika halklarını, akbaba kıtanın güneyindeki halkları temsil eder. Aranan birlik merkezi bir denetim organı tarafından katılaştırılan ve sürdürülen politik partinin ya da sendikanın birliği değil, daha çok otonom uluslar ve halklar arasında bir iletişim ve karşılıklı yardım birliğidir.
İkinci kıtasal buluşma 1993 Ekimi’nde Temoaya, Meksika’da gerçekleştirildi. Toplantıda ev sahibi gruplardan biri FIPI (Frente Independiente de Pueblos Indios) idi ve FIPI üyelerinden biri EZLN saldırısının başladığı kasabalardan biri olan San Cristobal’dan COLPULMALI idi. COLPULMALI, Özgürlük Mücadelesindeki Maya Halkları Örgütleri Koordinasyon Komitesi (Coordinadora de Organizaciones en Lucha del Pueblo Maya para su Liberacion) anlamına gelir. COLPULMALI, söylentiye bakılırsa 1 Ocak’tan bu yana en şiddetli çatışmalara tanık olmuş üç Chiapas bölgesindeki 11 Maya örgütlenmesinden oluşuyor.
Meksika askeri karşı saldırısının şiddetiyle yüz yüze kalmış bir durumda FIPI, CONIC’e devlet şiddetini sınırlamaya yardım etmeleri için ağ içindeki diğer Yerlilerin Chiapas’a gözlemci olarak gelmesini öneren bir çağrı yolladı. CONIC çatışma bölgelerine giden uluslararası delegasyonları örgütleyerek hemen cevap verdi. Bu delegasyonlar Chiapas’a ulaştıklarında -eyalet içindeki 280 yerli ve köylü gruptan oluşan Consejo Estatal de Organizaciones Indigenas y Campesinas’ın (Köylüler ve Yerli Halk ÖrgütleriEyalet Konseyi’nin) yerli görevlileri tarafından karşılandılar. Bu uluslararası toplumsallık ve baskı, Meksika Başkanı Salinas’ı 25 Ocak’ta Consejo’nun 42 temsilcisiyle buluşmaya zorladı, bu toplantı resmi politik aracılık kanallarını bertaraf eden ve (devleti hayal kırıklığına uğratma pahasına) Yerlilerin otonom politik örgütlenmelerini meşrulaştıran bir toplantı oldu. (EZLN sadece hükümet görevlilerini reddetmedi aynı zamanda herhangi bir politik partinin temsilcilerinin de aracılığını reddetti. 13 Ocak tarihli bir bildiri de EZLN şöyle diyordu: aracılar “bir politik partiye ait olmamalı, mücadelemizin seçimden kazanç elde edebilmek için değişik partiler tarafından kullanılmasını istemiyoruz, ne de mücadelemizin gerisindeki kalbin yanlış anlaşılmasını”) Böylesi bir uluslararası örgütlenme ve eylem sonucunda hem EZLN’nin hem de daha genel anlamda Chiapas Yerlileri’nin halihazırdaki mücadeleleri içindeki konumları güçlendi. Hükümeti pazarlık masasına zorlayan şey bu güçtü.
Örgütlenmenin Kökenleri: Kendini Değerli Kılma
Bu yeni örgütsel biçimler yoktan yaratılmadı, yerli halkların kendi eylemlerinin maddi zemini üzerinde ortaya çıktı. Eski Yugoslavya ve Sovyetler Birliği’nin bazı kesimlerinde sürdürülen ölümcül vahşet yüzünden ulusal ve etnik kimliği olumlamanın Avrupa’da son derece olumsuz çağrışımlar kazandığı bir dönemde, Amerika’da birbirleri ile karşılıklı destek içinde çalışan yerli halkların bölgesel ve uluslararası yeniden bir araya gelişleri çarpıcı bir zıtlık oluşturuyor.
Tam anlamıyla ulusal ve etnik kimliğin ideolojik düzleminde, Orta Avrupa ve Amerika’daki durumların yüzeysel benzerlikleri var; o da coğrafi olarak tanımlanmış sınırlar içinde kendi kaderini tayin hakkının olumlanması. Boşnaklar, Sırplar, Hırvatlar, Azeriler, Gürcüler vd. dillerine ve kültürlerine sahip olma hakkını öne sürüyorlar.
Ancak toprakla kurulan ilişkilerin, o kültürler ve dillerde içerilmiş olan toplumsal ilişkilerin temeli gibi daha derin bir düzeyde önemli farklılıklar varmış gibi göünüyor. Farklılıkları ne olursa olsun, Orta Avrupa’da çekişenlerin arzuları ve amaçları; halihazırdaki siyasal bileşim içinde hayatın sonsuz bir “iş”e tabi kılınması yoluyla örgütlenen toplumsal komutanın yapıları olarak anlaşılabilecek sermaye birikiminin miras alınan yapılarından ayrılamaz görünüyor. Ulusal ve etnik farklılıkları antogonizmaya, nefrete ve şiddete kamçılayan post-komünist politikalar, toplumsal komutadaki paylarını genişletmenin ötesinde bir toplumsal projenin işaretlerini vermiyor. Bu komuta bugün kitlesel katliam, aşağılama (sistematik tecavüz) ve toplulukların yok edilmesi biçimini alırken yarın fabrika işi, ofis işi ve şuursuz ideoloji halini alacak olması son iki yüz yıllık kapitalizm deneyimiyle örtüşüyor. Birikim sağlamak için siyasal bir yeniden düzenleme ve piyasa mekanizmalarının yaygınlaştırılmış bir kullanımının ötesinde, Orta Avrupa’daki sosyo-ekonomik düzenin temel bir yeniden düzenlemesine dair bir kanıt yok. Elbette Orta Avrupa halkları arasında önemli bir sorgulama süreci söz konusu; büyük felakete karşı halihazırdaki mücadele içinde daha derin bir bakış açısına sahip kişiler ve gruplar var. Ne yazık ki güçleri, savaş ve nefret seslerinin hakimiyeti altındaki bir bölgede seslerini duyuramayacak kadar sınırlı.
Diğer taraftan Amerikalı yerli uluslar ve halklar arasında ulusal kimliğin, kültürel eşsizliğin, dilsel ve politik otonominin olumlanması; sadece soykırım, sömürgecilik ve fetih yoluyla dayatılan Batı kültürünün ve kapitalist örgütlenmenin çeşitli yapılarının yaygın bir eleştirisinde değil, aynı zamanda hem toplumsal ilişkileri hem de insan toplulukları ve doğanın geri kalanı arasındaki ilişkileri de içeren yenilenen ve yeniden icat edilen geniş bir pratikler çeşitliliğinde temellenir. Chiapas yerlilerinin mücadelesi sadece sömürüye, geleneksel olarak maruz bırakıldıkları saygısızlıklara, polis, Meksika ordusu ve özel çeteler tarafından bastırılmalarının vahşetine karşı bir mücadele değil. Kendi varoluş biçimlerini, kendi kültürlerini, dinlerini vs. olgunlaştırmak için mekanı, zamanı ve ellerindeki kaynakları genişletmeyi hedefliyorlar. Pastadan daha büyük bir pay kapmak için değil, onları her zaman köleleştirdiğini ve kendi yaşam biçimlerini yok ettiğini çok iyi anlamış oldukları toplumsal sistemden gerçek bir otonomi için, içinde kendilerini değerli kılabilecekleri, diğer bir deyişle var oluşlarının kendilerine ait biçimlerini icat edip geliştirebilecekleri olumlu bir otonomi için kavga veriyorlar. (Bu çatışkılardan bağımsız bir süreç değil, bkz. aşağıdaki yerli kadınların mücadelesi ile ilgili tartışma)
Böylesi bir kendini değerli kılma, dışarıdan gözlemciler ve bazen doğrudan içinde yer alanlar tarafından çoğunlukla geleneğin korunması, geleneksel pratikler ve tarzlar açısından sunuldu. Sonuç olarak yerli halklar çoğu zaman temel olarak tepkisel, gerici, sabit mantıklı ve kapitalizm öncesi zamanlardan kalma muhafazakarlar olarak görüldü. Ancak bu yerli topluluklardaki toplumsal yaşamın gerçek süreçleri genellikle bilindiğinden çok daha karmaşık ve dinamiktir. Kırsal yaşamın sadece “ahmaklığını”gören ve Yerlilerin ve köylülerin nasıl iyi proleterlere dönüştürüleceğini tartışan Ortodoks Marksistlerden tutun da sadece “usdışılığı” gören, kırsal alanların nasıl modernleştirileceğini ve tarımın nasıl verimlileştirileceğini tartışan 2. Dünya Savaşı sonrası dönemin ana akım siyaset bilimcilerine ve iktisatçılarına kadar, politik yelpazenin farklı noktalarından gelen bu kentli entelektüellerin köylü ve yerli halkların hayatlarını ve arzularını -niyetleri dışında veya amaçlarına hizmet ettiği için- yanlış anladığını söylemek abartılı olmayacaktır.
Ama son yirmi ya da daha fazla yıldır köylüler ve Yerliler ideologların ve planlamacıların kıkırdamalarını aşarak seslerini duyurmayı başardılar. Bu kısmen yukarıda geçen kendi öz eylemlerinden, öz örgütlenmelerinden kısmen de birçok insanı dinlemeye daha hevesli hale getiren, bütün bir sınıf bileşiminde meydana gelen temel değişikliklerden kaynaklandı. Her türden “azınlığın” mücadeleleri sonucunda sadece onlar arasındaki etkileşim artmakla kalmadı. Aynı zamanda kapitalizmin niteliksel eleştirisi, her türden halkı kendi yeniden oluşum ve kendilerini değerli kılma süreçlerinde kullanmak isteyebilecekleri alternatif anlam kaynakları aramaya itti. Bir taraftan yerli halkların kendileri Indian Environmental Network (Yerli Çevresel Ağ -Chiapas’taki devlet baskısını protesto etmiş gruplardan biri) gibi gruplar oluşturarak daha geniş bir izleyiciye sahip gündemler etrafında örgütlendiler. Diğer yandan New Age (Yeni Çağ) romantiklerinden militan ekolojistlere kadar uzanan ve sonsuz gibi görünen bir bireyler ve gruplar çeşitliliği, hayatlarını yeniden şekillendirmek için Yerli fikirleri ve pratikleri kullandılar.
Bu hiçbir yerde insanın doğayla ilişkilerinin yeniden yapılanmasında yerli davranışlarının ve pratiklerinin bir esin olarak keşfedildiği ekoloji hareketinde olduğu kadar açık olmamıştı. Sonuç olarak bugün Chiapas’da, EZLN’nin adını aldığı Meksikalı devrimci Emiliano Zapata’nın döneminde olduğu gibi çatışkıların merkezinde toprağın yer alması şaşırtıcı olmamalı. Yalnızca 1934’te Lazato Cardenas’ın başkanlığında başlayan toprak reformlarıyla Chiapas Yerlileri’nin topraklarından çıkartılmasıyla kalınmadı. Ondan sonraki yıllarda yerel toprak sahipleri Yerliler’den çok ve daha çok toprak kapmak için tekrar tekrar hem yasal hem de yasadışı araçlar kullandı. İlksel birikim süreçleri uzun zaman önce süreklileşti ve toprak çitleme süreçleri Chiapas Yerlileri için bitmez tükenmez bir işkence oldu.
Dahası EZLN’nin savaş ilanı ve NAFTA arasındaki bariz ilişki, bir ölçüde NAFTA’nın Yerli topraklarının çitlenmesine yol açmasından kaynaklandı. NAFTA’yı (ve bir IMF yapısal uyum programını) bahane ederek Meksika Hükümeti komünal toprakları çitlenmeden koruyan 1917 Anayasası’nın 27. maddesini değiştirdi. Böylelikle toprakların satışını, toprağın yerel tarım firmalarının ve çokuluslu şirketlerin elinde yoğunlaşmasını yasal hale getirdi. Zaten hükümetin kırsal kalkınma bankası Banrual, yaygın rehin almalarla borçlu çiftçilere saldırıyordu. Toprakların yabancı tarım sermayesine satışı Meksika’nın dış borçlarını ödemeye devam edebilmesi için gerekli dövizi sağlayacak. Yerlilerin gördüğü ve EZLN’nin dünyaya gösterdiği şey bu. Ocak ayının sonlarında EZLN’nin başarılarından esinlenerek binlerce köylü Tapachula’da, Guatemala sınırının yakınındaki bir Chiapas kasabasında bir sürü bankanın girişini kapattı. Talepleri borçların iptali ve toprakların rehin alınmasının durdurulmasıydı.
Yerlilerin ve köylülerin topraklarına el konulmasının (kırsal kesimden insanların zaten korkunç kalabalıklaşmış ve kirlenmiş şehirlere itilmesini hızlandırarak) süregiden bu tarihi, EZLN’nin NAFTA’yı yerli nüfusa verilmiş bir idam cezası olarak adlandırmasının nedenidir. Sadece insanlar öldürüleceği için değil (savaştıkça veya geri çekildikçe birçokları öldürülecek ve açlıktan ölecek), aynı zamanda yaşam biçimleri öldürüleceği için bir idam cezası. İşte bu Amerikan Yerlileri’nin 500 yıldır çektiği ve direndiği kapitalizmin tarihi. Sermayenin kendini değerli kılması her zaman, hem onu önceleyen hem de onun ötesine geçebilmek için öne atılmış olan kapitalist olmayan yaşam biçimlerinin değersizleşmesi ve yok edilmesi anlamına geldi. Kapitalizmin tahribatının neden olduğu büyük tükenişlerin arasında yalnızca hayvan ve bitki türlerinin değil, binlerce insan kültürünün bulunduğu büyük oranda kabul edilir hale geldi. Chiapas’taki Yerliler ve bütün bir küreden onlara destek verenler onlar için olduğu kadar hepimiz için değerli olan bir insan çeşitliliğini korumak için savaşıyorlar.
Gelişmenin reddi
Yerlilerin sadece Meksika’daki hükümranlığın ideolojik ve siyasal dokusundan değil, aynı zamanda -güneyde “gelişme” kavramıyla birlikte giden- işin dayatılması olarak daha geniş kapitalist birikim süreçlerinden otonomi adına mücadelelerini kuran şey, çeşitli kendini değerli kılma projelerinin somutluğudur. Kuzeyde bu kavrama genellikle fakir topluluklarla daha geniş ekonomi arasındaki ilişkileri yeniden yapılandırma planları ile ilgili olmak üzere çok seyrek rastlarız, örneğin topluluk gelişimi, kentsel gelişim gibi. Ancak güneyde “gelişme” sadece kapitalist hükümranlığın ve sosyalist vaatlerin ideolojisi değil, aynı zamanda açıktan sömürgeciliğin yenilgisinden bu yana bir tercih stratejisidir.
EZLN saldırısının başından beri, hem devletten hem de bağımsız yazarlardan gelen yorumların önemli bir kısmı Chiapas’taki durum hakkında konuşmak için “iki millet” dilini kullanıyor. Bu kavram yaklaşık olarak yüzyıl önce muhafazakar bir yazar ve devlet adamı olan Benjamin Disraeli tarafından toplumsallaştırılmış bir kavram. Bu iki millet elbette ki gelişimi NAFTA tarafından iteklenen Meksika ile az gelişmiş ve geride kalmış “el otro Mexico” (öteki Meksika). Her zaman olduğu gibi önerilen nihai çözüm “gelişme”. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, EZLN saldırısının başlamasından bir aydan daha kısa bir zaman önce ve askeri karşı saldırının yenilgisini takiben, Meksika hükümeti bir “Yerli Halklar için Bütünsel Gelişim ve Sosyal Adalet Ulusal Komisyonu” oluşturacağını açıkladı ve Solidaridad adlı daha önceki gelişme projesi yoluyla yapılan yatırımları genişletmek için bölgeye daha çok gelişme yardımı yapma sözü verdi. 27 Ocak’ta ayrıca bu bölgesel gelişme çabalarının (ve benzer “az gelişmiş” eyaletlerdeki diğerlerinin) Dünya Bankası’ndan 400 milyon dolarlık borçla destekleneceği açıklandı. Bu borçlar, 80’li yılların başından bu yana sınıf mücadelesinin kalbine oturan, halihazırda sallantıda olan uluslararası borçları daha da arttıracak olan borçlardı.
Bu önerilere karşı EZLN’nin yayınlanmış olan yanıtları, birçok Meksika köylüsünün ve yerli nüfusunun süregelen tutumlarını ifade ediyor, kültürel asimilasyonları ve ekonomik imhaları yönünde sadece başka bir adım olan bu gelişme planlarını reddediyorlar. Hiçbir zaman “iki millet” olmadığına işaret ediyorlar; Chiapaslılar 500 yıldır işin kapitalist dayatılmasına katlanmaktalar, açık bir biçimde ücret-gelir hiyerarşisinin en altında tutuluyorlar. İlk savaş deklarasyonlarında dikkate değer bir biçimde EZLN şöyle yazıyordu: “Üniformalarımızdaki kırmızı ve siyahı grevdeki çalışan insanlarımızın simgesi olarak kullanıyoruz.” (Hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde eyaletlerin arabulucusu olan Camacho Solis sadece düşmanlıklara son verme değil, aynı zamanda “işe geri dönme” çağrısı yapıyor.)
Yerliler aynı zamanda biliyorlar ki daha çok “gelişme” topraklarının ya da otonomilerinin geri gelişi anlamına gelmiyor. Bu, yoksullaştırılmış ücretliler olmaya ya da ABD’deki Yerlilerin aşina olduğu bir role – “ilkel” insanların bulunduğu yerler için gözde bir “gelişme projesi” olarak turist endüstrisinde birer çekicilik olmaya- zorunlu bırakılarak dışlanmalarının devam ettirilmesi anlamına geliyor. Hükümet, bir EZLN sözcüsünün yazdığına göre; Yerlileri “antropolojik nesneler, turistik meraklar, ya da “Jurassic Park’ın bir parçasından başka bir şey olarak görmüyor.” Hükümetin gelişme programları? Chiapas halkı onları çok iyi biliyor: “yoksulluğun koşullarını iyileştirmeye yönelik program, Meksika hükümetinin ortaya attığı ve sayesinde Salinas de Gortari’nin (“sosyal gelişim fonu” olarak bilinen) Pronasol adını taşıdığı bu sosyal demokrasinin küçük lekesi, yağmurun ve güneşin altında yaşayanların kanlı terlerine mal olan bir şaka.” 31 Ocak’ta yapılan bir beyanda, Gizli Devrimci Yerli Halk Komitesi -EZLN’nin Genel Komutası (CCRI-CG), “federal hükümet bizim hakkımızda konuşurken yalan söylüyor… topluluklarda federal ekonomik programın bizlere önerdiği aşağılık ölümden daha büyük bir parçalanma yok.”
Ancak Salinas ve Clincton, serbest ticaret anlaşmasının Amerikan piyasalarını Meksika’dan ihracatlara açacağına söz verdi; böylelikle Meksika daha hızlı gelişecek. Bunu EZLN de çok iyi anlıyor. Chiapas halihazırda ihracata yönelik bir ekonomi; her zaman böyle olmuştur: “Tıpkı 500 yıl önce yaptıkları gibi güneydoğu ham madde ve kapitalizmin temel üretimini ihraç etmeye devam ediyor: ölüm ve sefalet.” Bu sadece bir retorik mi? EZLN olguları ıstırap veren ayrıntılarına kadar biliyor: “eyaletin doğal zenginliği sadece yollardan giderek terketmiyor. Chiapas bir çok damardan kan kaybediyor: petrol ve gaz boruları yoluyla, elektrik hatlarıyla, tren arabalarıyla, banka hesaplarıyla, kamyon ve kamyonetleriyle, gemiler ve uçaklarla, gizli yollar, boşluklar, orman patikaları yoluyla. Bu topraklar emperyalistlere koruma parası ödemeye devam ediyor: petrol, elektrik enerjisi, sığırlar, para, kahve, muz, bal, mısır, kakao, tütün, şeker, soya, kavun, süpürge darısı, mamey, hint kirazı, demirhindi, avakado. Chiapas kanı güneydoğu Meksika’nın boğazına geçirilmiş binlerce diş yüzünden akıyor.” Clincton ve Salinas gerçekten, topraklarının zenginliğinin kurutulmasına acı bir şekilde zaten aşina olan bu yerlilere ihracata yönelik gelişme satabileceklerini mi düşünüyorlar?
NAFTA Meksika’yı Amerikan ihracatlarına açıyor ve Yerlilerin bakış açısından bunların en tehditkar olanı yerli nüfusun temel yiyecek ürünü ve önemli bir nakit gelir kaynağı olan mısır. Ucuz yiyecek ithalatını reddetmeleri Japonya’daki pirinç çiftçileri ve Avrupa’daki (GATT’a karşı olan) Fransız çiftçiler kadar medyada yer almadıysa da hikaye aynı; sermaye yoğun (kimyasal olanlar dahil) yöntemlerle üretilen ucuz yiyecek selinin Amerika’daki fiyatları düşüreceğinin ve onları topraklarından atacağının farkındalar. Hükümetin üretiminden desteğini çekmesi üzerine, başka bir ticari ürün olan kahvedeki düşük fiyatlara zaten katlanmaktalar. Dolayısıyla çatışkıları çok faal bir hayal gücünden değil acı deneyimlerinden ortaya çıkıyor. (Düşük kahve fiyatlarının ekonomik etkisi, devletin askeri karşı saldırısından dolayı hasatta meydana gelen dağılmayla beraber derinleşiyor. Hükümet görünüşe göre acil yardım olarak 11 milyon dolar sözü vermişken, Banrual borçlu çiftçileri engelleme planlarını değiştirmeyeceğini söyledi.)
Yerliler aynı zamanda biliyorlar ki gelişme ekolojik tahribat anlamına geliyor. Aşağıdaki bir EZLN belgesinden alınmış pasaj üzücü bir şekilde, Karl Marx’ın Almanya’da köylülerin ormanda odun toplamasını suç haline getiren yeni yasalar üzerine yazmış olduğu erken yazılarını hatırlatıyor. “Petrolü ve gazı alıp götürüyorlar ve kapitalizmin izini değişim olarak bırakıyorlar: ekolojik yıkım, tarımsal artıklar, yüksek enflasyon, alkolizm, fuhuş ve yoksulluk. Hayvan doymuyor ve dokunaçlarını Lacandon Ormanı’na uzatıyor: 8 petrol yatağı keşif altında…ağaçlar düşüyor ve köylülerin toprağı işlemek için ağaç kesmesine izin verilmediği topraklarda dinamitler patlıyor. Her kesilen ağaç onlara on asgari ücret para cezası ve hapis cezasına mal oluyor. Yoksullar ağaçları kesemezken petrol hayvanı, daha çok yabancı ellerde olanları, her gün kesebiliyor. Köylüler hayatta kalmak için onları kesiyorlar, oysa hayvan talan etmek için. Ekolojik bilinç yönelimine rağmen Chiapas ormanlarından odun çıkarma devam ediyor. 1981 ve 1989 arasında 2,44,777 küp değerli ağaç, kozalak ağaçları ve tropikal ağaç Chiapas’tan çıkarıldı… 1988’de odun ihracatları 23.900.000.000 pezoluk gelir getirdi, 1980’dekinin %6000 daha fazlası… kapitalizm alıp götürdüğü her şey için borçlu.”
EZLN programı insanlarına topraklarını geri verecek. Çiftçilerin borçlarını kaldıracak ve halkı ve topraklarını sömürenlerin borçlarının geri ödenmesini isteyecek. Chiapas Yerlileri “gelişmeyi” unutacak ve kendi dünyalarını yeniden kuracak. Bunu sadece tek bir yoldan, merkezi komite tarafından çizilmiş bir plan yoluyla yapmayacaklar. Yerliler kendi dünyalarını kurmayı, farklı anlayışlarına göre, ortak çabalarla eş güdümü sağlanan ve hazırlanan pek çok yoldan gerçekleştirecekler.
Yerli Hareketi İçindeki Kadınların Otonom İstekleri
Gelişmenin reddi sadece hükümet destekli yukarıdan aşağı gelişme planlarını ve projelerini değil, aynı zamanda Chiapas toplumlarında ve kültüründe varola gelen adaletsizliklerin kuvvetlendirilmesi ve güçlendirilmesini içerecek kadar büyüyor. Toprağın bir elde toplanmasına, ücretli emeğin sömürüsüne ve politik baskıya karşı mücadelenin yanında ırkçılık (Yerlilere karşı latinos/mestizos –latin/melez ayrımının gözetilmesi), kadının rolü ve kadınların toplumun en altına sevk edilmesinin eleştirisi de gelişti. Meksika toplumunun patriyarkal karakteri iyi bilinir; Yerli topluluklarınki ise daha az tanınır ancak daha az gerçek değildir. Yerli kültürün “hayatta kalması” için süregelen bu mücadele, onun -içeriden- dönüşümü için de mücadeleyi içeriyor. Bu durumda, her zaman olduğu gibi, en çok acı çekenler değişim için kavganın en önünde yer alıyorlar.
Geleneksel Yerli toplumu için, iyi topraklar onların olduğu zamanlarda, iyi su kaynaklarından uzak fakir orman topraklarına itilmelerinden önce hayat o kadar zor değildi. Tarımsal faaliyetleri emek yoğun olmaktan ziyade toprak yoğundu, bol ve çeşit çeşit ekin kaldırabiliyorlardı. Ama toprakları onlardan çalındıkça ve gitgide azalan kaynaklarla hayatta kalmak daha da zorlaştıkça, özellikle kadınlar için hayat çok daha çetin bir hale geldi. Yemek hazırlamak ve temizlik gibi kimi geleneksel görevleri zaten bir sürü iş içeriyordu; ancak durum gittikçe daha da kötüleşti. Örneğin, şafak söktüğünde günün ekmeği (tortilla) için mısır öğütmek üzere ayakta olmak zorunda olanlar genellikle Yerli kadınlardır. Yemek, temizlik, banyo ve içme suyu çekmek zorunda olanlar yine Yerli kadınlardır. Ateş odunu (şimdi yasak) kesen ve yemek pişirmek için onu eve taşımak zorunda olanlar da Yerli kadınlardır. Yemeği pişiren, çocuklarla ve hastalarla ilgilenen de yine Yerli kadınlardır. Ancak zor işler kadınları güçlendirir-tabi eğer onları öldürmezse. Ve şimdi bu kadınlar geleneksel rollerine meydan okuyorlar.
Bu meydan okuma EZLN’den destek ve liderlerinden de kabul gördü. Kadınlar sadece EZLN’ye katılmaya teşvik edilmiyor, aynı zamanda kadınlara her açıdan, kadınların idari statü sahibi olmasından kadınların ve erkeklerin işin ve mücadelenin yüklerini eşit olarak taşımasına kadar eşit olarak davranılıyor. Yerli kadınlar, kadın hakları için bir yasa hazırlamak üzere düzinelerce komitede örgütlendiklerinde Maya liderlerinden oluşan EZLN liderliği (CCRI-CG) yasayı oybirliği ile benimsedi. Kadın yasası “ırk, inanç, renk ve politik yakınlık gözetmeksizin” bütün kadınların haklarını içeriyor; “arzularının ve kapasitelerinin belirlediği herhangi bir şekilde mücadeleye katılma hakkı”, “iş ve adil bir ücret alma” hakkı, “sahip olacakları ve bakacakları çocuk sayısını belirleme” hakkı, topluluğun meselelerine katılma ve eğer özgür ve demokratik bir biçimde seçilmişse emir verme hakkı, çocuklarla birlikte “sağlıklarında ve beslenmelerinde öncelikli ilgi” hakkı, “eşlerini seçme ve evlenmeye zorunlu olmama” hakkı, “hem akrabaların ve hem de yabancıların şiddetinden özgür olma” hakkı, tecavüz ve tecavüz girişiminin ağır bir biçimde cezalandırılması, “örgüt (EZLN) içinde liderlik pozisyonunda ve devrimci askeri güçler içinde askeri rütbelerde bulunma hakkı” ve son olarak “devrimci yasaların ve düzenlemelerin verdiği bütün haklar ve zorunluluklar.” Bir rapora göre, erkek komite üyelerinden biri nükteli bir biçimde “iyi olan şu ki eşim İspanyolca anlamıyor” dediğinde bir EZLN komutanı onu “kendini fazla zorladın, çünkü onu bütün (Maya) dillere çevireceğiz” diye yanıtladı. Bu Haklar Bildirgesi açık olarak Chiapas’ın çeşitli Yerli kültürlerinin içinde kadınların sorunlarını ve süregiden mücadelelerini yansıtıyor. Bu gelişmelerin alışılmadık ve heyecan veren tarafı, bu mücadelelerin nasıl marjinalleşmediği ve “sınıf çıkarları”na tabi kılınmadığı, aksine nasıl devrimci projenin bütünleyici parçaları olarak kabul edildiği meselesidir.
Sonuç?
Bu kısa tartışmaya Chiapas’taki isyan sadece yerel bir isyan mı yoksa bundan daha fazla bir şey mi sorusu ile başladım. Bence bundan daha fazlası. Onu harekete geçiren şeyleri, onun kaynaklarını ve yöntemlerini anladığımızda, çok şey öğrenebileceğimizi düşünüyorum. Taklit edilebilecek bir formül önermiyor, yeni örgütsel biçimleri eskilerin -Leninist ya da sosyal demokratik-yerini alan şeyler değil. O bize başka bir şey sağlıyor, post-sosyalist devrimci örgüt ve mücadele sorununa nasıl bir çözüm aranabileceğinin ilham veren bir örneğini oluşturuyor. Chiapas’taki Yerlilerin mücadelesi, onların dolaşımı için zemin sunan NAFTA karşıtı hareket gibi, ancak katılımcıların somut maddi (çoğunlukla oldukça farklı) projelerini başarabilecekleri bir ortaklık dokusunu örebildikleri oranda kesin olarak etkili olabilen bir biçim çeşitliliği yoluyla örgütün nasıl yerel, bölgesel ve uluslararası olarak ilerleyebileceğini gösteriyor. Bir süredir biliyoruz ki belli bir örgüt ancak büyük bir tehlike altında olan örgüt süreçlerinin yerine konabilir. Bu, önce sendikalar, sosyal demokrat ve devrimci partiler adına, sonra ise onlara karşı mücadelede zor olanı öğrendiğimiz bir ders.
Bugün en farklı insanlar arasında uluslararası ücret ve gelir hiyerarşisi yoluyla işçi sınıfının farklı kesimlerini bağlayan böylesi bir ortaklık dokusunun ortaya çıkışını görüyoruz. Bu doku hiç yoktan, birdenbire ortaya çıkmadı; bu doku örüldü. Ve örülürken bir sürü iplik koptu, yeniden bağlandı, tutmayanların yerine yeni düğümler tasarlandı. Meksikalı bir deyimle hamak kurmak kolay değildir, ancak bunun mümkün olduğunu görüyoruz.
Bir çok açıdan Chiapas’taki isyan 500 yıllık eski bir hikaye. Ama aynı zamanda çok yeni ve heyecan verici bir hikaye. EZLN saldırısı yerli halkların uluslararası mücadelesinin içinden ortaya çıktı ve ondan destek gördü. Bu hareketin kendisi diğer insanlarla, işini kaybetmekten korkan mavi yakalı fabrika işçilerinden, iletişim ve örgütlenme için en gelişmiş teknolojik araçları kullanan beyaz yakalı kafa işçilerine kadar işçi sınıfının diğer kesimleriyle bir çok ilişki kurdu. Kapitalizmin ortaya çıkışının dünya halklarının pek çoğuna işçi sınıfı konumunu dayatmasından bu yana mücadele ediyorlar. O mücadelelerde yalıtılmışlık zayıflık ve yenilgi, ilişki ise güç anlamına gelir. İlişki, mücadelelerin tamamlayıcı ve karşılıklı olarak besleyici olduğunun karşılıklı olarak anlaşılması ve bilinmesiyle gelir. Amerikalılar ve Kanadalılar, Meksikalıları yabancı ötekiler, bilinmeyen üçüncü dünyanın parçaları olarak gördüğü sürece sermaye sonrakini öncekilere karşı oynatabilir. Ancak bütün bir kıtadaki mücadeleler, böylesi bir körlüğü yenmenin çok daha kolay hale gelebildiği bir noktaya kadar bir bütünleşmeyi zorladı. NAFTA karşıtı hareketin yaptığı işlerin bir kısmı, tehlikelerin değerlendirilmesini ve farklı durumlar ve ihtiyaçlar ışığında alternatif yaklaşımların tartışılmasını içeriyordu. İşin bir kısmı, bu araştırmanın ve görüşmelerin sonuçlarının daha geniş bir izleyiciye dolaştırılmasını içeriyordu. Sonuç Kuzey Amerikan işçi sınıfının bilincinde ve anlayışında bir dönüşümün başlangıcı ve mücadele içindeki dayanışma yeteneğinde nihai bir artış oldu.
Bugün Chiapas’taki ayaklanma kıtasal düzeyde bir hareketlenme sonucunu veriyor. Ancak bu böylesi bir hareketlenmenin yegane örneği değil. Bir zamanlar militan işçileri hiçbir ceza almaksızın bastırabilen Meksika fabrikaları, yerli militanların ve insan hakları eylemcilerinin EZLN’ye yardım etmek için müdahale ettiği gibi baskıyı sınırlandırmak için giderek daha çok müdahale eden Amerikalı ve Kanadalı işçilerin denetimine ve onayına tabi tutuluyor. Meksikalı yöneticilere ödemede bulunan ve sınır boyunca topluluklara zehirli atık boşaltan çokuluslu şirketler bugün işçilerin ve ekolojistlerin incelemesine ve onayına tabi. EZLN her zaman olduğu gibi Chiapas işçilerinin sınırın kuzeyindekilerle eşit ücret almasını talep ettiğinde bu talep, güneyden gelen rekabet yüzünden ücretleri düşen sayıları giderek artan Kuzeyli işçiler tarafından duyuluyor, anlaşılıyor ve destekleniyor. Chiapas’ın Yerli toplulukları toprak için savaştığında diğer yerlerdeki insanlar tarafından giderek tepkisel olarak değil, aksine ücretli işçilerin daha çok para, daha az iş ve kapitalizme alternatif geliştirme mücadelelerinin dengi olarak anlaşılıyor.
Bugün 1 Ocak’ta EZLN tarafından başlatılan bir depremin toplumsal bir dengi Meksika toplumunda gürlüyor. Her gün şaşkınlığın ve eylem kaygısının ötesine geçen insanların haberleri geliyor. EZLN’den tamamen bağımsız köylüler ve Yerliler savaş çığlıklarını yakalıyor ve yerel hükümetin binalarını işgal ediyor, bankaları bloke ediyor, topraklarını ve haklarını istiyor. Öğrenciler ve işçiler sadece “campesinosları(köylüleri) desteklemek” için değil, toplumsal fabrika içindeki tahakküme ve sömürüye karşı kendi grevlerini koymaya hevesliler. Bu artçıl şokların nereye ulaşacağı ve dünyayı ne kadar değiştireceği sadece EZLN’ye ya da Chiapas Yerlilerine değil geri kalan hepimize bağlı olacak.
Austin, Texas
14 Şubat 1994
CONATUS Çeviri Dergisi, sayı 1, Çev.: Sinem Özer
Orijinali: Harry Cleaver, “The Chiapas Uprising and the Future of Class Struggle in the new World Order”, www.uecotexas.edu/facstaff/Cleaver/hmchtmlpapers.html, Aralık 2003.
(1)Kendini değerli kılma (self-valorization): Marx kapitalist değerli kılmayı (valorization) emek sürecinde sermayenin artı değer yaratması süreci olarak anlar. “Eğer emek süreci, kapitalist tarafından emek gücü için ödenen değerin tam olarak eşit karşılığıyla değiştirildiği bir noktanın ötesine taşınmazsa, bu sadece değer yaratma sürecidir; ama eğer bu noktanın ötesine doğru devam ettirilirse, bu artık bir değerli kılma sürecine dönüşür.” (Kapital 1.cilt) Dolayısıyla değerli kılma sürecini tanımlayan şey artı emek ve onun yarattığı değerdir. Değerli kılma aynı zamanda daha genel bir anlamda, üretimde ve artı değerin elde edilmesinde temellenen değerin bütün bir toplumsal yapısına gönderme yapar. Tersine kendini değerli kılma (Grundrisse’de geçer) artı değerin üretimine değil; üretken topluluğun kolektif ihtiyaçları ve arzularına dayanan, değerin alternatif bir toplumsal yapısına gönderme yapar. İtalya’da bu kavram, yerel ve topluluk temelli toplumsal örgütlenme biçimleri ve kapitalist üretim ilişkileri ve Devlet kontrolünden göreceli olarak bağımsız refah pratiklerini anlatmak için kullanıldı. Daha felsefi bir çerçeve içinde kendini değerli kılma aynı zamanda, kapitalist toplum içinde ve ona karşı olarak alternatif ve otonom bir kolektif öznelliği kuran toplumsal süreçler olarak da anlaşılabilir. Bkz. Antonio Negri, Marx Beyond Marx, New York: Autonomedia, 1984. (ç.n.- Kavramın bu açıklaması M. Hardt & P. Virno, Radical Thought in Italy, Minneapolis: University of Minnesota Press, 1996 kitabından alınmıştır)

