Spinoza ve Marx (Eugene Holland)

17 June 2006

marx1.jpg
Bu yazi bir tür düsünce deneyidir. Marxâ??in Spinozaâ??ya asina oldugu, hatta Marxâ??in, â??Teolojik Politik Incelemeâ??yi kendi el yazisiyla defterine geçirdigi bilinir. Daha az bilinen sey ise bu âsinaligin önemi ve Spinozaâ??nin, Marxâ??in düsüncesine olan etkisinin genisligidir. Buradaki deneyin amaci bu etkiyi kasitli bir sekilde abartmaktir: Spinozaâ??yi Marxâ??in çabasinin tam kalbine yerlestirmenin olasi etkilerini ele almak.

Böyle bir düsünce deneyindeki ilk adimlar çoktan atildi. En çok göze çarpani ise, Spinozaâ??ya olan itimat ve güveninin kapsami muglak kalmakla birlikte Althusserâ??in birçok açidan Hegelâ??in yerine Spinozaâ??yi koymayi da barindiran bir sekilde, Marxâ??in eserlerinden Hegelciligi çikarip atma çabasidir. Daha çarpici bir örnek olarak ise Antonio Negri, Marxâ??in bütünüyle modern olan materyalizminin modern-öncesi bir habercisi oldugunu iddia ederek, Spinozaci materyalizmi tartismaya tasimistir. Pierre Macherey, Spinozaâ??nin Hegelâ??in felsefe tarihi kavrayisindan uzak oldugunu ve dolayisiyla da Hegelci görüslere önemli bir alternatifi temsil ettigini vurgulayarak, Spinoza ve Hegel arasinda dogrudan bir karsitlik kurar. Son olarak ise Gilles Deleuze, Spinozaâ??nin en önemlilerinden biri olarak sayilmasi gereken, Hegelâ??in alternatifleri bulup ortaya çikarmak için bati felsefe gelenegi kazisi yapmistir. Bunlar benim Hegelci Marksizme getirilen Spinozaci bir alternatifin ana hatlarini izlerken basvuracagim temel kaynaklardir.
Ilk olarak, Hegel ve Hegelci Marksizm alternatiflerinin son otuz kirk yildir neden böylesine çekici olduguna dair kisa bir tablo. Althusser açisindan bakildiginda, Fransiz Komünist Partisinin içindeki Stalinizme karsi verilmesi gereken bir savas vardi. Deleuze ve birçok postyapisalci içinse, görüsleri ve yöntemi Marxâ??inkilerle degilse de Hegelâ??inkilerle kesin bir sekilde çelisen (Spinozaâ??yi öncü olarak anan) Nietzsche bir çekim merkeziydi. Daha genel olarak ise, savas sonrasi bir dizi gelismeye cevap olarak, Fransaâ??da politika alaninda ve benzer bir biçimde akademide, Hegelci Marksizmi yeniden ele alma yönündeki sürükleyici güç: Besinci Cumhuriyet siyasetinde ve toplumunda, â??sinif-bilinçliâ? politik aktör olarak Fransiz isçi sinifinin ve onun â??devrimciâ? öncüsü olarak Fransiz Komünist Partisiâ??nin çöküsü; ayni zamanda Marxâ??tan esinlenen filizlenebilir ya da çekici rejimler olarak Sovyet ve Çin Komünizmlerinin çöküsü; ve de akademi içersinde, tarihçiler arasinda oldugu kadar filozoflar arasinda da, Marksizm içersindeki belirgin Hegelci ögelerden duyulan hosnutsuzluk.
Revizyonist akademisyenler, 1789 devriminin, gelecek â??proletaryaâ? devrimi için model teskil eden bir â??burjuvaâ? devrimi olduguna dair Marksist nosyonu sorgularken, Muhtesem 1789 Devrimi üzerine olan yorumlar, tarihçilerin birçogunun hosnutsuzlugunda bir mesale islevi görmüstür. Asil mesele burjuvazinin â??bir sinif olarakâ?? yürütmede rol aldigi 1789 devriminin -iktidar dengelerini inkâr edilemeyecek bir biçimde aristokrasiden kaydirip sonuçta (60 yil sonra olsa da) burjuva kurallarinin yerlesmesinin önünü açan- â??sonuçlariâ?? degildi. Devrimi Fransiz burjuvazisinin â??yapmadigiâ?? yönünde önemli bir kani vardir: Devrim büyük ölçüde aristokrasi tarafindan â??baslatilmisâ? ve bir sekilde Paris halki tarafindan â??tamamlanmistiâ?; ve de Fransiz burjuvazisi üyelerinin oynadigi önemli roller, etkin bir sekilde politik araçlarla kendi ekonomik çikarlarinin pesine düsen bir sinifa ait eylemler anlamina gelmez. â??Materyalistâ? tarih felsefelerinin bir versiyonuna göre, Hegelci efendi-köle diyalektigini kisilerarasi alandan toplumsal kosullara tasimak, (Mutlak Tinden daha çok) toplumsal siniflari tarihin özneleri haline getirmis; fakat bunlar yine de â??özneâ?? olarak kalmistir: â??kendiâ? sinifinin çikarlari için hareket eden, her biri tek bir özne modeli içersinde kavranan â?? fakat yine de birçok bireysel özneden olusan gruplar. Kisacasi sorun tek tek Fransiz tüccarlarin, avukatlarin, devlet adamlarinin güdülerinin ve eylemlerinin birlestirici bir nosyon olan, tarihsel alanda (tekil) politik fail olarak hareket eden, â??bir sinif olarakâ?? burjuvazi kavramiyla nasil uzlastirilacagidir (sermayenin, sinif tanimlarinin ve islevlerinin görece sorunsal olmadigi ekonomik alanda kisilestirilmesinden ziyade).
Althusserâ??in önceden davranmasinin önemi buradan gelir: tarihi â??öznesiz bir süreç olarakâ? ilan etmek ve böylece somut aktörlerin tarihsel süreçteki rolleri üzerine yapilan â??daginikâ? anlatilarla, üretim biçimi içersindeki sinif isleyislerinin â??keskinâ? tanimlarini ayirmak. Althusserâ??in, Hegelci â??ifadeci nedensellikâ? kavramini gözden düsürme çabalarinin felsefedeki önemli etkilerinden biri de, tarihyazimindaki sinif aktörü sorununu, böyle bir konuyu süpheli ilan ederek â??çözmekâ? olmustur: Marksizm tarihselcilik degildi. Althusserâ??in Hegelâ??e olan saldirilarinin diger bir yönü de, insanlar açisindan tükenmez olan nedensel iliskiler sonsuzlugunu, insanlarin tarihsel sürecin yasa ve mekanizmalarini gözleyerek ürettikleri â??açik ve seçikâ? idelerden ayiran Spinozaâ??nin felsefesini temel almasidir. Hegelâ??e göre gerçek olan rasyonel, rasyonel olansa gerçektir; bu yüzden de tarihsel sürecin lehimsiz ve kosulsuz bir tanimi olanaklidir. Spinozaâ??da ise gerçek olan ve rasyonel olan büyük oranda ayri tutulur: Bir yanda içinde bulundugumuz, tükenmez zenginlige ve zorunlu bir anlasilmazliga sahip olan ve bizim büyük oranda imgelem, tahmin, batil inanç ve benzerleriyle kavradigimiz bir dünya; diger yandan da, insan uslamlamasinin, bu dünyaya dair, ancak ilk algi biçiminde, zorunlu bir uzakliktan sagladigi bir anlama derecesi vardir. (Gerçek olana dair tam bir rasyonel kavrayis, ilkesel olarak, Spinozaâ??nin â??sezgiâ? dedigi üçüncü algi türünde olanaklidir. Erken dönem Althusser düsüncesinde çok merkezi olan bilim-ideoloji ikiligine temel saglayan sey, Lacanâ??in, insan psisesinin ya da deneyiminin Sembolik ve Imgesel kayitlari dedigi seyle de çakisan, kategorik olarak iki farkli düsünce türü arasindaki Spinozaâ??ya özgü bu ayrimdir (Althusser daha sonra bilim ve ideoloji arasinda her türlü mutlak ayrimi teorisizme özgü bir yanilgi olarak görüp inkâr etse de).
Machareyâ??nin Ingilizcede süphesiz en çok taninan eseri olan A Theory of Literary Production (1966)â??da bu ikiligin etkileri edebi çalismalar alaninda gelistirmistir. Fakat daha sonraki bir çalismasinda, â??Hegel ou Spinozaâ??da,1 bu ayrimin kökenlerine geri döner ve konuyu Spinoza ile Hegel arasinda bir seçim yapma olasiligi/ihtimali olarak ele alir. Althusser, â??Essays in self-criticismâ??de,2 Marksizmi Hegelci idealizmden özgürlestirme projesi için, Spinozaci materyalizmin bazi yararlarini ana hatlariyla belirtmisti: â??imgesel olanin materyalizmiâ? olarak ideoloji kavramlastirmasi ve (Spinozaâ??nin üç bilgi türünün ilk ikisinden türemis olan) temel olarak matematiksel bilim; (Althusserâ??in daha sonra â??yapisalâ? nedensellik dediginden dolayi pismanlik duydugu) (â??yokâ?) nedenin etkisine içkin oldugu, askin olmayan bir nedensellik modeli; ve de insan eylemlerine dair özne karsiti ve kararli bir biçimde erekselcilik disi bir bakis. Macherey, â??Hegel ou Spinozaâ??da, Althusserâ??in çalismasini arka plan olarak alarak, fakat (bunun) Marxâ??a ve Marksizmâ??e etkilerini de göz ardi etmeden, Spinozaâ??nin neden â??Hegelci felsefeye karsi gerçek bir alternatifiâ? temsil ettigini göstermeye girisir. Düsünce deneyimiz iste bu noktadan baslayacaktir.
Machereyâ??nin karsilastirmasinin detaylarina girmeden önce, özellikle de böyle bir karsilastirmanin Hegelci olmayan Marksizme olan etkileri üzerinde simdiye kadar ayrintili olarak durulmadigindan dolayi, Machereyâ??nin temel iddiasiyla yaptigi saldirinin ne anlama geldigi konusunda net olmaliyiz. Machereyâ??nin en önemli iddiasi, â??Spinozaâ??nin, Hegelâ??i nesnel olarak çürüttügüdürâ?. Macherey, Spinoza ve Hegelâ??in ele aldigi sorunlarin birçogunun ayni oldugu, fakat bunlari tümüyle karsit bir sekilde olmasa bile farkli yollardan çözdükleri konusunda israr eder. Machereyâ??nin önermesine göre Hegel, Spinozaâ??nin güçlü bir öncü oldugunu iyi kavramisti, fakat öznel idealizmini korumak ve Spinozaâ??yi, bütün öncül isimlerin bir sekilde daha asagi olmasi gereken kendi evrimci felsefe tarihi anlayisiyla bütünlestirmek için, onu yanlis okumaya mecburdu. Hegelâ??in savunmaci yanlis okumasi, kendi erekselci-öznel-idealist öncüllerinin, Hegelâ??i, Spinozaâ??nin erekselci olmayan, özne karsiti materyalizmini görmekten alikoymasindan dolayi, Spinoza felsefesini eksik bir felsefe olarak okudugu bir â??semptom degerineâ? bürünür. Böylece Hegelâ??in Spinoza okumasinin nasil ve neden yanlis oldugunu inceleyerek Macherey, Spinozaâ??nin Hegelâ??e bir alternatif olarak tasidigi degeri felsefe tarihine (ve Marksizme) yeniden kazandirmakla kalmaz, ayni zamanda Hegelâ??in felsefe tarihinin ve â??dolayisiyla da Hegelâ??in tarih felsefesininâ?? yanlis oldugunu â??göstermis olurâ??. Spinoza felsefi ilerleme yoluyla, basit bir sekilde asilacak (aufgehoben) bir ugrak degildir; daha önce â??yürünmemis bir yolâ??, Hegelcilik ve idealizmin (Marksizmin büyük bir kisminin da dahil oldugu) Bati felsefesindeki (belki geçici olan, fakat kesinlikle yerel olan) zaferince örtbas edilmis, felsefede nesnel olarak önceden-var olan bir bakistir. Bu nedenle Machereyâ??nin okumasi klasik bir Althusserci ideoloji-elestiri okumasidir: Hegelâ??in Spinozaâ??yi yanlis okuduguna dair degil, Hegelâ??in öncülleri ve projesi göz önünde bulunduruldugunda, özgül bir yoldan ve özgül nedenlerle, onun Spinozaâ??yi yanlis okumak zorunda oldugu iddiasi.
Hegel, kendi konumunu savunmak için Spinoza felsefesini pozitivist ve statik, kendi sisteminin temel, devindirici özelligi olan olumsuzluktan tümüyle yoksun bir felsefe olarak yorumlar. Olumsuzlama, Hegelci diyalektikte, Tinin kendini töz olarak ortaya koymasina (ilk olumsuzlama), daha sonra da, nihai olarak tarihin sonunda, tözün Mutlak tinde uzlasmasina-yeniden bütünlesmesine yön veren bir (ya da â??tek birâ?) tarihsel süreç içersinde kendini yeniden Tin olarak telafi etmesidir (olumsuzlamanin olumsuzlamasi). Bu görüse yapilan saldirilar, özellikle de Marksizm içindekiler, iyi bilinir: bas aktörü ya da faili Tin ya da Zihin olan idealizm; bu tarihsel failin, Mutlak Tinin bütün olumsuzlamanin olumsuzlamasi sürecini astigi ve aslinda tarihin kendisi olan bir özne oldugu askin öznelcilik; tarihin sonunun diyalektik olumsuzlamanin olumsuzlamasi süreciyle teminat altina alindigi, böylelikle hatalarin ve tersliklerin bile Mutlak Tinin tarih içersinde kendini gerçeklestirmesine en sonunda katkida bulundugu erekselcilik. Fakat â??(bütünü olmasa da) Marxâ??inki de dahil- Marksist tarih felsefesi olarak geçen felsefelerin birçogu Hegelci idealizmi, sonuç olarak askinsal öznelciligi ve erekselciligi kendinde hâlâ barindiran bir â??materyalizmâ?e çevirmis ya da bas asagi çevirmistir: siniflar, tarihin sonunda kapitalizmin yikilmasiyla birlikte, zorunlu yasalara göre, sinifsiz bir toplumu yaratacak olan sinif mücadelesinin tarihsel â??diyalektigiâ?ndeki askin özneler olarak hareket ederler. Daha önce belirttigim gibi öbür dünya bilgisine (eschatology) dair bu büyük anlati, Marksistler arasinda bile tam bir itibar görmemektedir. Machereyâ??nin çalismasi tanidik elestirileri tekrarlamak yerine, Hegelâ??in ve dolayli olarak da Hegelci Marksizmin â??gerçek alternatifiâ? olarak Spinozaâ??yi gösterir.
Birbirlerinin gerçek alternatifleri olabilmeleri için Spinoza ve Hegelâ??in ortak bir yani olmalidir: Machereyâ??nin gösterdigi gibi ikisinin de paylastigi temel ilke, düsünce ve maddenin, en sonunda, özdes oldugudur. Fakat bu â??en son özdesliginâ? formlari çok farklidir. Olumsuzlamanin olumsuzlamasi yoluyla maddenin düsünceye tabi kilindigi Hegelci idealizmin yerine Spinoza, gerçekten materyalist degilse bile kesinlikle idealist karsiti bir pozisyon önerir. Düsünceyi maddeye nazaran yüceltmek (ya da idealizmin â??materyalistâ? bas asagi edilisinde oldugu gibi maddeyi düsünceye nazaran yüceltmek) yerine Spinoza, düsünce ve maddeyi tümüyle â??esdegerâ?? görür: Düsünce ve Uzam, Tözün farkli olan fakat karsit olmayan (â??non opposita sed diversaâ?) yüklemleridir. Ve ayni biricik Tözün yüklemleri olarak, özdeslikleri verilidir -Hegelâ??de ise Tinin ve maddenin özdesligi ancak tarihin sonunda elde edilebilir. Ve daha da önemlisi Spinoza için, Düsünce Tözün bir özelligidir, öznenin degil; Hegelâ??in askin öznelciliginin yerine Spinoza, hiçbir olumsuzlugun ya da çeliskinin olanakli ya da zorunlu olmadigi bir tür içkin nesnelcilik önerir. (Kartezyen geometrinin ve bir optikçi olarak Spinozaâ??nin kendi pratiginin basarisi, evrenin hiç süphesiz kendisi yoluyla bilinebilecegine, ayrilmaz bir özellik olarak matematik â??Düsünceâ?ye sahip olduguna dair kanisinin güçlenmesine önemli bir katki saglamistir.) Öyleyse Spinozaci evren nesnel olarak bilinebilirdir; bilinebilirlik onun ayrilmaz bir özelligidir.
Fakat Spinoza için, bu nesnel bilinebilirligin, kendini insanin düsünüsünde öznel olarak gerçeklestirip gerçeklestiremeyecegi ayri bir sorudur: Bu, elestirel refleksiyon yoluyla birinci tür bilginin sinirlarini asip, Tözün kendisinden ayrilmaz olan â??nesnelâ? Düsünceye daha çok yakinlasmak için ikinci tür bilgiye geçebilmesine baglidir. Upuygun ideler Tinin yürüyüsünden ve aklin hilelerinden, kendiliginden olusmaz, bu idelerin gelisimi, insanlarin, Spinozaâ??nin â??imgelemâ? (Althusserâ??in â??ideolojiâ?) dedigi özne merkezli düsünmeye ait çarpitmalarla aralarina mesafe koyabilme yetenegine baglidir. Bu yetenek (toplumsal, politik ve tarihsel olarak) degisir ve zaman içersinde artacaginin hiç bir sekilde bir garantisi yoktur. Yani Hegelâ??in erekselciliginin yerine Spinoza, insanlarin özne merkezli imgelemin yanilsamalarini birakip daha upuygun olan bilgiler gelistirmelerinin ancak â??olanaginiâ?? sunar.
Son olarak â??burasi Spinozaâ??nin materyalizminin sahneye çiktigi yerdirâ?? böylesi bir upuygunlugun temel ölçüsü Tinin ve maddenin nihai uzlasmasi degil, insanlara ait güçlerin gerçeklesme ve artma oranidir. Insanlik, Dogadaki diger her sey gibi, nesnel tözün belirli bir kipidir, gücünü en yüksek dereceye kadar (Spinozaâ??nun â??conatusâ?? â??çaba- dedigi ilkeye göre) gelistirme yönelimi tasir. Insani diger seylerden ayiran sey ise, Uzam kipinde oldugu kadar Düsünce kipinde de eyleyerek, bir sekilde parçasi kaldigi Dogadaki kuvvetleri anlayabilme, onlara tabi olma ve katilma ve dolayisiyla bu kuvvetleri arttirma yetenegidir. (Spinozaâ??nin günümüz çevrecileri tarafindan sevilmesini saglayan sey insanligin onun teorisinde Doganin içinde ve bir parçasi olarak konumlandirilmis olmasi, Kartezyen özne-nesne ikiligine â??birciâ? bir elestiri getirilmis olmasidir). Imgelemden farkli olarak upuygun düsünce, insanin dogal gelisimine engel olmaz, tersine onu ilerletir.
Zamaninda Spinozaâ??nin kendi â??rasyonelâ? elestirel refleksiyon pratigi, dini hakim bir â??imgeselâ? düsünme biçimi olarak hedef göstermistir fakat bu tam anlamiyla epistemolojik olmaktan ziyade tarihseldir. Bu gelenegin tarihini ilk defa seküler bir perspektiften okumaya çalisanlarin arasinda Spinozaâ??nin da bulundugu Yahudi-Hiristiyan gelenegi, basit bir yanlis degildir. Gelisimi içersinde belli bir grup insana belli amaçlar için yarar saglamisti; fakat Spinozaâ??nin kendi zamaninda yararliligini çoktan yitirmis ve özellikle de doga bilimlerine karsitligiyla beraber, insanin dogal gücüne karsi bir engel olarak islemeye baslamistir. Biz de bugün benzer bir sekilde, bir zamanlar insani ve dogal güçleri gelistirmis olan fakat artik gelismemizin önünde engel hatta tehdit olarak bulunan kapitalist pazarin sahiplenici bireycilik ideolojisini ve pratigini böyle görebiliriz.
Macherey â??Hegel ou Spinozaâ??nin sonundaki â??idealist diyalektigi, materyalist diyalektikten ayiran sey nedir?â? sorusuyla, bugün â??materyalist bir diyalektigiâ? ayirt etmenin artik olanakli oldugunu ima eder. â??Spinozaâ??yi, Hegelâ??e göre degil, fakat Hegelâ??den sonra okumak, Hegelci olmayan bir diyalektik sorusunu ortaya atabilmemize olanak saglarâ?¦böyle bir sey tek basina bu soruyu cevaplamamizi mümkün kilmasa [bile]â?. Spinozaâ??dan çikan materyalist diyalektik gerçekten de Marxâ??ta bulunan tarih felsefelerinden biriyle benzerlik tasir: â??tarihin motoruâ? olarak sinif mücadelelerinin yerine, güçler diyalektigini ve üretim iliskilerini koyan versiyon. Marxâ??a ait birçok tarih felsefesinin içinde, sinif mücadelesinin askin öznelciliginden kaçindigi oranda, belki de en az Hegelci olan görüs budur. Çünkü buradaki asil mesele karsit sinif- öznelerinin, zorunlu olarak sinifsiz bir toplum sentezine yönelen çeliskileri degildir; sadece öznelliklerin kendileri olmamakla kalmayip ayni zamanda sinif sinirlarinin kendilerine karsi gelen bu iki topluluk â??üretici güçler ve üretim iliskileri- arasindaki gerilimdir.
Fakat bu Marksist model de, Spinozaci materyalizm perspektifinden ele alindiginda, askin öznelcilik ve erekselcilikten izler tasir: atillasmis üretim iliskilerinin, bu modele göre, ne olursa olsun gelismeye devam eden ve böylelikle de eski iliskileri ortadan kaldirip bunlarin yerine üretici güçlerin gelisimini devam ettirmede daha iyi olan iliskileri getiren bir devrimci patlamaya yol açan üretici güçlerle bir noktada zorunlu olarak çatismasi ölçüsünde erekselcilik. Ve siniflardan ziyade varlik-türü gibi bir seyin transandantal özne olarak görülmesinin yani sira, insan-merkezli bu üretici güçlerin gelisiminin, hâlâ (bu zorunlu telosu olmada da, üretici güçlerin gelisimine dayandigi varsayilan insan özgürlügünün gerçeklesmesi olarak) tarihin motoru olarak görülmesi ölçüsünde de, açik bir öznelcilik. Spinozaci materyalizm, bu artiklari iki yoldan eleyebilir.
Her seyden önce, tarihteki â??üretici güçlerâ?, Spinozaâ??ya göre ayricalikli ya da öncelikli olarak insanliga degil, insanligin da süphesiz tamamlayici bir parçasi fakat sadece bir parçasi oldugu, bir bütün olarak Dogaya aittir. Diyebiliriz ki Spinoza, Marksizmi â??verimlilik yanliligindanâ? (yani satilabilir üretici güçler üzerine yogunlasmaktan) uzak durmaya ve (Marxâ??in çogunlukla yaptigi gibi) insanligi doganin efendisinden çok bir parçasi olarak görmeye zorlayacak (belki de Althusserâ??inkinden daha tutarli olan) bir hümanizm karsitligi önermektedir. Deleuze ve Guattariâ??nin â??Anti-Oedipusâ??taki â??Doga = Endüstriâ?¦ = Tarihâ? iddiasi iste bu Spinozaci damardan gelmektedir.
Ikinci olarak, â??üretici güçlerâ?den genis anlamda Dogaya ait güçler anlasildiginda, Spinoza için insan düsüncesinin, üretici güçlerin gelismesini engellemeyip buna yardimci olan nesnellige devamli, hatta tutarli bir sekilde ulasacaginin bir garantisi olmadigindan, Spinozaci materyalizm devrimin kaçinilmazligi ve tarihsel sürecin ilericiligi kavramlarini tümüyle oradan kaldirabilir. Diger bir deyisle, satilabilir üretici güçlerin zorunlu olarak atillasmis üretim iliskilerinin zincirlerini zorunlu olarak kiracaginin, ya da genis anlamda üretici güçlerin gelisimlerini her kosulda koruyacaklarinin garantisi yoktur. Tersine, ya atillasmis üretim iliskileri bir devrimi tümüyle imkânsiz kilacak, hatta üretici güçleri gelistirmek yerine gücünün azalmasina sebep olacak denli saglamlasirsa? Hatta bunun hâlihazirdaki durum oldugu söylenemez mi? Marksizm açisindan, erekselci olmayan bir tarih felsefesi, her sey göz önüne alindiginda, mevcut üretim iliskilerinin üretici güçlerin gelisiminden ziyade yikimini kiskirtma olasiligiyla yüzlesmek zorundadir (yoksa bu günümüzün gerçekligi midir?) -bunlar ya klasik Marksizmdeki gibi dar bir anlamda ya da Spinozaci materyalizmdeki gibi daha genis olarak alinir. Her iki durumda da üretici güçlerin, sinirlayici ve yikici üretim iliskilerinin karsisinda bile geliseceginin bir garantisi yoktur; ve de gelisseler bile, bu gelisimin insan özgürlügünde bir artis meydana getireceginin garantisi yoktur.
Machereyâ??nin önemli çalismasinin alt yapisini sagladigi bu sonuçlar, Hegel ve Spinoza arasinda bir tercih yapilmasinin Marksizme olan etkilerinden sadece bazilaridir. â??Hegel ou Spinozaâ??nin yayimlanmasindan sonra, Antonio Negri, Spinoza üzerine çok farkli bir kitabi â??Lâ??anomalia salvaggiaâ??yi (1981)3 yayimlamistir. Macherey tümüyle felsefi, içsel bir Spinoza (ve Hegel) okumasi ortaya koyarken, Negri, (birçok defa Machereyâ??nin tarafinda alintilar yaparak) Spinozaâ??yi ve onun felsefi evrimini 17. Yüzyil Hollanda toplumu baglamina yerlestirmis ve Spinozaci materyalizm ile çagdas Marksizm arasindaki baglantiyi açik bir hale getirir. Kitabin önemine taniklik edercesine, üç önsözle birlikte hemen Fransizca çevirisi çikmistir. Önsözlerden birini Machereyâ??nin kendisi, digerlerini de Spinoza üzerine çalisan ayni derece de önemli iki düsünür Gilles Deleuze ve Alexandre Matheron yazdi. Macherey kisa önsözünde, Negriâ??nin Spinozaâ??nin düsüncelerini mevcut politik kaygilarla iliskili olarak â??hayata döndürmesiâ?ni övüyor ve vurguluyor olmaktan memnundu, fakat en sonunda da Negriâ??nin okumasinin hâlâ fazlasiyla erekselci olabilecegine dair kisa fakat keskin bir soruyu da sakli tutmustu. Ayni yil daha sonra yayimlanan daha uzun bir makalede (De la mediation a la constitution: description dâ??un parcours speculatifâ?), Macherey Negriâ??nin Spinoza yorumunu ayrintili bir sekilde ele alir ve Hegelci artik sorusuna geri döner. Negri Hegelci düsünme biçiminden kurtulmayi istese ve bunun için çabalasa bile, Machereyâ??nin okumasina göre, bunu tümüyle basaramaz.
Negriâ??nin çigir açan okumasinin kilit noktasi, Spinozaâ??nin (Negriâ??nin ütopik ve Yeni Platoncu olarak gördügü) daha alt düzeydeki, erken dönem panteizmiyle, Negriâ??nin Marxâ??in materyalizminin bir habercisi olarak gördügü olgun materyalizmi arasinda yapilan ayrimdir. Bu okumadaki tartismali noktalar ve zorluklar buradan yükselir, çünkü Negriâ??nin Spinoza düsüncesinin birinci ve ikinci â??temeliâ? dedigi seyleri ayiran hat, tam da Spinozaâ??nin en büyük eseri olan â??Etikâ??in ortasindan geçmektedir. Spinozaâ??nin Etikâ??i tamamlamayi yarida biraktigi ve â??magnum opusâ??unu gözden geçirmek ve tamamlamak için ona geri dönmeden önce, teolojik-politik incelemenin taslaklarini yazmaya koyuldugu dogru olsa bile, Etikâ??in son halinden, metnin â??daha önceki halininâ? ne ölçüde ve nasil degistigi çok açik bir sekilde anlasilmaz. Macherey, Negriâ??nin, bir kere yararlanildiktan sonra rahatlikla gözden çikarilabilecek olan â??ilkâ? Spinoza ile mutlak bir biçimde kaçinilmaz olan ikincisi arasinda açik bir tarihsel kopus oldugunu belirtmek adina Spinoza düsüncesinin evrimini dramatize ederek, zaten zor olan filolojik bir sorunu daha da zorlastirdigini iddia eder.
Negriâ??nin dramatizasyonu Machereyâ??ye fazlasiyla Hegelci bir bakis olarak görünür â??Negriâ??nin, Spinozaâ??nin gerçek bir materyalist oldugunu ve Marksizmden erekselciligi ve Hegelci diyalektigi arindirmak istedigi düsünüldügünde, böyle bir yorum oldukça ironiktir. Machereyâ??ye süpheli gelen sey sadece Negriâ??nin önceki/sonraki üzerine kurulu iki â??temelâ? anlatisi degil, hatta bunun da ötesinde, Spinozaâ??yi birinci temelin ötesine, ikinci temele geçmeye zorlayan seyin, ilk temeldeki â??içsel çeliskilerâ? oldugu iddiasidir; çünkü Machereyâ??nin bu çeliskilerden anladigi sey klasik Hegelci bir diyalektik ilerlemedir. Macherey, Spinoza düsüncesindeki evrimin sebebi olarak, içsel çeliskiler yerine â??dissalâ? tarihsel kosullari alirken, Negriâ??nin daha saglam bir temele dayandigina inanir ve Spinoza düsüncesini, erken dönem Hollanda kapitalizminin potansiyel olarak demokratik olan toplumsal iliskileri baglamina özenle yerlestirmesi, süphesiz böyle bir okumanin essiz gücünün bir örnegidir: Etkisi güçlenen devlet mutlakiyetçiliginin tasidigi tehdidin önüne geçmek, Spinozaâ??nin açik bir sekilde politik yazilarini, kesin olmamakla birlikte savunulabilir bir sekilde de Etikâ??i gözden geçirmesindeki temel itkidir. Ve de Hegelci çeliski â??Machereyâ??nin açikça yaptigi gibi- tarihsel süreç anlatimlarindan çikarilmak istense bile, çeliski nosyonunun felsefi düsünce anlatimlarinda ve bunlari yeniden gözden geçirme isteginde belli bir geçerligi olamaz mi? Spinozaâ??daki iki â??temelâ? arasinda (özellikle de Etikâ??te) mutlak bir kopustan ziyade bir gerilimden bahsetmek sonuç olarak daha inandirici olsa bile, ilk temeldeki çeliskilerin taninmasi, özellikle de (Negriâ??nin baglamsal anlatiminin önerdigi gibi) dönemin dramatik tarihsel olaylarinca kiskirtilmissa, ikinci temelin gelisimi bu tanimaya atfedilemez mi? Dogru bir sekilde ortaya atilan fakat cevabi pek olmayan bu sorular, bu yazinin baglaminin çok ötesindedir; fakat bunlarin vurgulanmasindaki tek amaç diyalektik çeliski nosyonunun tarihsel süreç anlatimlarindan çikartilmasinin, söylem ve düsüncenin analizinden de çikartilmasini zorunlu olarak gerektirmez; tarihin düsünceyi yansittigini ya da bunun tersini varsaymamiz için bir sebep yoktur.
Her kosulda Machereyâ??nin Negriâ??yi Hegelci kalinti yüzünden suçlamasi, her seyden önce büyük oranda çeliski nosyonunu düsünce düzeyinde barindiran bir anlatiya sadik kalmasindan kaynaklanir. Machereyâ??nin ikinci noktasi ise daha teknik olan ve Negriâ??nin durusuna dair olan degerlendirmede daha derinlikli olan bir tespittir. Bu tespit, Negriâ??nin de Hegel gibi yanlis anladigi yüklem nosyonunun Spinoza düsüncesindeki yeriyle ilgilidir. Her ikisi için de yüklemler, saf Tözün ve kiplerin arasindaki, bu ikisini bilinç için mevcut kilan aracilardir. Hegelâ??e göre Spinozaâ??daki yüklemler ilkel ve yetersiz bir diyalektigi temsil eder; Negriâ??ye göreyse bunlar çoktan fazlasiyla diyalektiktir ve â??ikinci temelâ?e gelindiginde Spinoza tarafindan terk edilmelidir. â??Negriâ??nin yüklemler üzerine olan yanlis okumasi, Spinoza düsüncesinin sözde evrimiyle ilgili Hegelci dramatizasyonda önemli bir rol oynar. Machereyâ??ye göre bu yanlis okuma daha da dallanip budaklanir. Yüklemlerin, Tözün ve onun kiplerinin özdesligi içersindeki kurucu islevini reddederek Negri, Spinozaci perspektifi ikiye böler: bir tarafta (ilk temele denk gelen) tümüyle düsünsel, çileci bir proje, diger tarafta ise â??gerçeklesmesi, üretici güçlerin gelisimine, Negriâ??nin dönemine kadar askiya alinabilecek olan- (ikinci temele denk gelen) materyalist proje.
Spinozaâ??nin, â??kriz felsefesiâ?, modern pazar toplumunun safak sökümünde yer olan bir â??kuraldisilikâ? oldugunu iddia etmek, ancak yüzyillar sonra, modern pazar toplumunun alacakaranliginda, yani günümüz kapitalist krizinde gerçekten sonuç verebilir. Negri, hem kendisinin hem de Machereyâ??nin Marksizmden arindirmaya çalistigi bir tür a aposteriori Hegelci erekselcilige kapilmaktadir. Marksist tarih felsefesinin bu versiyonuna göre, demokratik özgürlük, üretici güçlerin yeterli gelisimi nihayet insanligi, korku dolu zorunlulugun egemenliginden kurtardigi zaman, ancak o zaman mümkün olacaktir. Spinozaâ??nin gerçek demokrasiyi modern gündeme koymasindan beri beklemek zorundaydik, fakat nihayet bunun zamani gelmistir. Bu çileci erekselcilikle ilgili iki sorun bulunmaktadir. Birincisi, Spinoza açisindan, etik projenin â??materyalistâ? yarisinin tamamlanmasinin kendisinde zorunlu olarak â??çileciâ? yarinin da tamamlanmasina (yani çözülmesine) sebep olacagina dair bir güvence olamaz; çileci kisiligin, Negriâ??nin â??dünya hazziâ? dedigi seye katilmak için kendi â??akordunu bozacagiâ?nin bir güvencesi yoktur: Yukarida belirtildigi gibi insanlik, hakiki Düsünce ve özgürlesmenin gerçeklesmesine upuygun olan ideleri elde etmenin garantisine degil, ancak olanagina sahiptir. Iste Deleuze ve Guattariâ??nin â??Anti-Oedipusâ??taki projelerinin önemi: Spinozaci-materyalist bir perspektiften, hem çileci kisiligi hem de kapitalist artik-baskisini, hiçbirine nedensel bir öncelik atfetmeden, ayni anda teshis ederler. Fakat belki de daha önemlisi, Spinozaci materyalizmin, â??materyalistâ? ve â??çileciâ? projeler arasindaki böylesi bir diyalektigi bertaraf etmesidir: Tözün üretici güçleri (insani üretici güçler de dahil olmak üzere), verili herhangi bir momentte, tam olarak kendilerine ve (tarihte belki gerçeklesecek belki de gerçeklesmeyecek olan bir gelisim için daha ileri olanaklar tasisalar da) etkin olarak gerçeklestirilmis özgürlük miktarina esittirler. Tözün içerisinde hiçbir olumsuzluk yoktur, hiçbir zaman olmamistir; her zaman için üretici güçle doludur, hatta gelismeye yönelmis salt pozitif potansiyelle tasar.
Bu demek degildir ki Tözün potansiyeli her zaman her yerde gerçeklesmektedir ya da hangi gerçeklesme derecesine sahip olursa olsun bu derece yalin ve uyumludur. Bilakis, Spinoza Tözün gelisiminin artan bir karmasiklik, karisiklik ve çatismayi gerektirdigini bildirmistir: Negriâ??nin okumasina göre, hiçbir sey bunu Spinozaâ??ya 17. Yüzyilda, Hollandaâ??da, bireyleri, feodalizmin tebaaci düzeninde hiç olmadigi kadar karsi karsiya getiren ve böylelikle de toplumsal düzenin yapisini tehdit eden pazar kapitalizmine ait bir toplumunun ortaya çikisinin gösterdigi kadar açik bir seklide göstermemistir. Negri bu gelisime modern toplumun pazar-tesvikli â??krizâ?i der ve Negriâ??ye göre bu krize yalnizca Spinoza yerinde bir tepki vermistir. Macherey, Hegelci kalintilar olduguna dair ithamda bulunsa da Negriâ??nin, Spinozaâ??nin politik yönden bugünle olan ilgisini ortaya çikarmasini takdir eder. Krize verilen diger tepkileri inceledigi baska bir makalesinde Macherey, (kitabinda yaptigi gibi) Spinozaâ??yi radikal biçimde digerlerinden ayiran seyi belirtmek için onun Hegelâ??le ve Avrupaâ??nin modern politik düsünce gelenegiyle paylastigi ortak noktalari gösterir. Ve burada da (Machereyâ??nin okumasinda), Spinozaâ??nin Hegelâ??e, birçok can alici noktadan, Hobbesâ??tan veya Rousseauâ??dan daha çok benzedigi, hatta hâkim gelenege yöneltilen siddetli bir elestiri ve geçerli bir alternatif olmayi devam ettirse bile, bu ikisinin farkliliklarina ragmen bir araya getirildiklerinde birbirlerini kapsadiklari ortaya çikar. Michael Hardtâ??in da vurguladigi gibi Spinozaâ??yi farkli kilan sey, â??güçâ? ve â??iktidarâ? (potentia ve potestas) arasindaki, insan etkinliginde etkili bir sekilde birlesmis olan politik gücün temeli ve bunun politik kurumlar ve komutadaki dolayimlanmis ifadesi arasindaki politik iliskiye dair yaptigi orjinal, materyalist kavramlastirmadir.
Toplum temelinin, pazarin ortaya çikisi ve â??sahiplenici bireycilikâ? ideolojisiyle birlikte, feodal-tebaaci temelin itildigini görerek Spinoza da, digerleri gibi, toplum temelinin ne oldugu sorusunu berraklastirmak istedi. Fakat bu temeli toplumdan ayri bir sey olarak â??Hobbesâ??un ve Rousseauâ??nun toplumsal sözlesme teorilerine göre politik toplumun temeli olan, önceden var olan ve daha sonra teminat altina alindigi farz edilen â??dogal haklarâ? biçiminde, ya da Hegelâ??e göre kendi amaçlarini gerçeklestirmek için toplumlari kullanan askin Tin ve aklin hileleri biçiminde- ele almayi reddetti. Rousseau ve Hobbesâ??un aksine Spinozaâ??ya göre insanin dogal durumu, ne yatistirilmamis bir savas hali (Hobbes) ne de münzevi bir masumluktur (Rousseau); bu doga her zaman ve zaten politiktir: insanlar her zaman toplumsal bir biçimde yasar ve bu toplumsallik, isbirligi yapan gruplarda bir araya gelmis bireylerin, izole edilmis bireylere ve isbirligi yapmayan gruplara nazaran daha üstün olan güçlerinin gerçeklestirilmesi (taninmasi ve edimsellesmesi) disinda, antagonisttir â??bu demektir ki toplum, aslen politikti; politik olmak toplumun ayrilmaz bir özelligidir. Aslinda Spinoza, bireyin kendi basina var olmadigi sadece parçasi oldugu bir gruptan yapilan bir soyutlama oldugu üzerine yaptigi vurgu düsünüldügünde, kararli bir Rousseau karsitidir: Macherey bunu su sekilde ifade eder: â??Bireyler ancak, her seyden önce [birbirleriyle] iletisime geçmelerini saglayan, kendileri ve digerleri arasinda kurulan karsilikli iliskiler temelinde var olurlar ve kendilerinin bilincine varirlarâ? (Spinoza, la fin de lâ??histoire s.343). Yani Hegel için oldugu gibi Spinoza için de, politik olan kisisel olani önceler ve bireyler arasindaki gönüllü bir sözlesme formunda algilanamaz.
Fakat Hegel için politik olanin â??birâ?? tarihi varken (insanlar ve Devletâ??in gelisimi araciligiyla kendini nesnel olarak gerçeklestiren öznel Tinin Tarihi), Spinoza için politik olan içkin olarak tarihin â??insanlari dogal güçlerinin gerçeklesmesinin (ereksel olmayan) genel etkisi olarak kavranan- içindedir. Ve Hegelâ??de üst-politik durum, Tinin transandantal öznelligi iken, Spinozaâ??da bu bireylerin grup olarak esit ölçüde dogal, fakat tarihsel olarak olumsal olan birlesiminin artirdigi dogal güçten ibarettir. Böylesi bir bilesim potansiyel olarak, tarih içersinde sayisiz çesitlikte sosyo-politik formlar yaratabilir, fakat her zaman için insanlarin kisilerarasi iliskiler örme ve gruplar olusturma tutkusunun temel dogasindan kaynaklanir. Böylece insanlar kendi özel çikarlarini korumak ve politik toplumu kurmak için kendi dogal haklarini egemen Iktidara â??birakmazlarâ? (birakmak zorunda degillerdir): Kisilerarasi iliskiler daha baslangiçta zaten politiktir ve insanlarin politik güçleri bu tutkulu iliskilerin ne kadar iyi bir sekilde â??ne kadar yaygin, yegin ve uyumlu bir sekilde- birlestigine baglidir. Toplumsal sözlesmenin reddi, askin iktidara (potestas) olan ihtiyaci ortadan kaldirir ve politikayi, (diyalektik degil) içkin bir biçimde, grubun sahip oldugu güce (potentia multitudine) dayandirir. Dolayisiyla, dissal bir komutaya ya da Devlet dolayimina boyun egmek için hiçbir gerekçe ya da neden olamaz. Insan iliskileri tutkuda temellendikçe, bu tutkularin sözlesme yoluyla Devlet içindeki yurttaslarin çikarlarina yüceltilmesine gerek olmadan, kaçinilmaz olarak dolayimsiz politik formlar alacaktir. Ve ayni zamanda, Spinozaâ??nin erekselci olmayan tarih anlayisi, insan güdülerini alt eden ve nesnel Tinin manifestolari olan politik formlarin gelismesini güvence altina alan Hegelci â??akil hileleriâ?ne de geçit vermeyecektir. Bilakis, Spinoza için politika, akil alani olmaktan ziyade tutkular alanidir ve akil tutkulara hükmetmek ve onlari bastirmaktan ziyade, onlari anlamak ve politik örgütlenme içersinde gelistirmeye çalismakla yükümlüdür.
Machereyâ??nin Spinoza tartismalarinin politik içerimleri burada sözü edilen felsefi çalismalarda dile getirilmemistir; yine de Spinozaâ??yi Hegelâ??de doruk noktasina varan burjuva gelenegiyle karsilastirmak Hegel karsiti, hatta belki de â??diyalektik olmayanâ? bir Marksist politika olanagini önerir. Böyle bir sey her seyden önce insan özgürlügünü, satilabilir üretici gücün, üretici güç ve insanin (â??insan dogasiâ? da dahil olmak üzere) dogadan aldigi haz pahasina, çileci gelisim yoluyla, dogadan zorla alinacak bir sey olarak gören özne-nesne diyalektik karsitligini kabul etmez. Özgürlük mücadelesi, doganin zapti ve üzerinde kurulan hâkimiyet olmaktan ziyade, doganin gelisiminin içersinde ve onun bir parçasi olarak konumlanmalidir.
â??Özgürlesme, kendilerini bir sekilde gerçeklige dayattiklari düzenlemenin disinda konumlandiran öznelerin meydan getirdigi bir gerçeklik manipülasyonu degildir. [Özgürlesme] ifadedir; özneleri bagimsiz bireyler olarak degil içinde kendi eylemlerinin naksedildigi karsilikli iliskiler agindan olusan kolektif sistemin çok yönlü ögeleri olarak kuran ontolojik gücün çabasidir.â? (Cahiers Spinoza no: 4, 27-28)
Ve tabi ki Spinozaâ??ya göre içinde bütün insan eylemlerinin yer aldigi â??kolektif sistemâ?, sadece insan toplumundan degil, bir bütün olarak biyosferden olusur. Bir diger yönden ise Spinozaci-Marksist politika, çatisma ve farkliliklarin daha üst bir düzeyde diyalektik sentezi/çözülüsü anlamina gelen bir dolayimdan uzak duracaktir â??Devlet ya da Parti gibi bir dolayimdan; çünkü bunlar, güç (potentia) üzerindeki iktidar (potestas) olarak, çatisma ya da farklilik içersindeki partiler üzerine hâkimiyeti kendi çikarina yeniden yüklemeye meyillidirler. Politik örgütlenmeler, hiyerarsik piramitler yerine, diger taban gruplariyla yatay iliskiler kurarak, tabandan (yukari olmaktan ziyade) disariya dogru isleyen â??çoklukâ? üzerine yogunlasmalidirlar; bunlar Fransaâ??da â??autogéstion/özyönetimâ? ve â??mikropolitikaâ?nin, Italyaâ??da (Negriâ??nin önde gelen sözcüsü ve teorisyeni oldugu) â??otonomiâ?nin ve ABDâ??de â??dogrudanâ?, â??radikalâ? ya da katilimci demokrasi ve koalisyon politikalarinin hâlihazirdaki stratejileridir â??tümü de hem kurumsal hem de teorik formlarda â??temsiliyetçiâ? politikalara esas olarak süpheyle ve elestirel bakarlar ve Devleti, çatisan toplumsal güçlerin askin ve sentetik bir dolayimindan ziyade, içkin mücadele alaninin içinde görürler.
Son olarak ve en önemlisi Spinozaci-Marksist politika, erekselciligin tüm formlarini reddedecektir. â??Tarihâ?in â??bizim tarafimizdaâ? olacaginin, Tinin gelisiminin ya da satilabilir üretici güçlerin zorunlu olarak özgürlügün gerçeklesmesine varacaginin (olasilik olarak bile) bir garantisi yoktur. Bunun yerine politik mücadele, güçlerin üretkenligi hangi seviyede olursa olsun özgürlügün â??en genis ölçüde gerçeklesmesini-, her yerde ve herkes için üstlenmelidir (elbette ki, mücadelenin bir parçasi olarak insanin dogal üretici gücünü arttirmayi, bu arttirma özgürlügün gerçeklesmesine tabi kaldigi sürece, engellemeyen bir durus). â??Tarihin kötü yüzüâ?nün bile, yani basarilardan çok felaketler â??diyalektigin becerikli elleri (olumsuzlamanin olumsuzlamasi, aklin hilesi) sayesinde, uzun erimde yarara dönecek olan felaketler- yoluyla, her zaman ilerledigine olan kayitsiz, hatta mistik Hegelci inanci sona erdirmeliyiz. (Yasamaya devam ettigimiz sürece insanlik kapitalizmin satilabilir üretici güç üzerinde özel olarak odaklanmasi yüzünden mantar gibi türeyen felaketlerin telafi edilecegi bir â??uzun erimâ?e sahip degildir. Son çözümlemedeyse, kapitalizme uygulanan Hegel esinli â??diyalektikâ? tarih felsefesi, bugünü, belirsiz (ve giderek daha az olasi görünen) bir gelecekteki nihai kefaretine feda etmeye can atan magrur ve trajik bir duyarlilikla doldurulmus naif bir iyimserlikle birlikte, 19. yüzyilin ilerleme mitinden baska bir sey degildir
Bununla birlikte, Hegelci diyalektik erekselcilikten yoksun kalan tarih, biçimden ya da yönelimden yoksun kalmayacaktir. Marxâ??in tespit ettigi kapitalist gelisim â??yasaâ?larinin bazilari hâlâ geçerlidir: Kâr oraninin düsme egilimi, fakat â??nihaiâ? bir kâr krizinin hiç gerçeklesmemesine neden olacak derecede önemli karsit-egilimlerle birlikte; refah ve yoksulluk arasindaki uçurumun sürekli olarak artma egilimi, fakat büyük oranda etkin politik örgütlenme alaninin disinda kalan bölgelere gönderilen ve giderek artan yoksullasmayla birlikte; sermayenin birikme ve yogunlasma egilimi, pazarin (psikolojik olarak yogunlastigi kadar) cografi olarak genisleme egilimi, meta üretiminin (ve tüketiminin) giderek toplumsal yasamin daha büyük kisimlarini kapsama egilimi, asiri üretim ve eksik tüketime yol açan ekonomik gelisme egilimi vb. Kapitalizm, bir üretim biçimi olarak, hangi sekilde olursa olsun, tümüyle çeliskili kalir. Ve bu çeliskiler (en azindan bazilari) gerçekten de tarihin motoru olabilir. Fakat bunlar artik Hegelci Marksizmin anladigi anlamda erekselci, yani gelecekteki parlak bir zamanda senteze/çözülüse yönelmis diyalektik çeliskiler olarak görülmemelidir. Muhakkak ki kapitalizm çeliskili bir biçimde gelisir, fakat olumsuzlama olmaksizin: Kapitalizmin, sonucunu olumsuzlamanin olumsuzlamasinin degil, tümüyle pozitif güç iliskilerinin belirledigi bir antagonizmaya hapsolmus olan egilimleri ve karsit-egilimleri aktüel güçlerdir. Bu açidan bakildiginda tarih (Marxâ??in ortaya koydugu gibi) â??sinif mücadeleleri tarihiâ?, ya da üretici güçler ve üretim iliskilerinin diyalektigi degildir â??çünkü erekselciligin büyülü düsünüsünden baska hiçbir sey bizi bu ikisinden birinin diyalektik olarak çözülüse yönelen belirleyici (devrimci) bir çeliskiye dönüsecegine ikna edemez. Spinozaâ??dan esinlenen Marksizme göre evrensel olan tek tarih, üretim biçimi olarak kapitalizmin tarihidir; ve motoru da, iyi günde de kötü günde de, sermayenin kendisinin öz-genislemesidir: ister bir sinif öznesi (proletarya) olarak olsun, isterse transandantal bir özne olarak (varlik türü) olsun, öznesiz bir tarih.
Teleolojizmin son kalintilarini da yok edilisi, Marksizmin düsünsel olarak yasayabilirligine katkisinin yani sira, kapitalizmin tüm insanligi olumsuzlamasinin nihai olarak olumsuzlanmasi olan dünya komünizmine dogru kaçinilmaz ilerleyis adina, insanliga karsi islenen kapitalist olmayan suçlari hos görmeyi artik hakli gösteremeyecegimizden dolayi, Marksizmi diger aktivistlere daha az uzak kilacaktir. Spinozaci Marksistlere göre sermaye açisindan tek dogrulanabilir tarihsel egilim genislemek, kapitalizm açisindansa (kapsadigi bütün çeliskilerle birlikte) yogunlasmaktir. Ve her seyden önce, üretici güçlerinin bulundugu düzey bunu hangi derecede olanakli kilarsa kilsin, özgürlügü herkes için gerçeklestirme amacinda direterek, bu öykünün böyle gelmis böyle gider olmadigini görmek bizlere yani çokluga kalmis bir meseledir.

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>