1848 özelestirisi üzerine düsünmek-I

17 June 2006

commune.png
Sinif siyaseti yeni bir kuruculugun içinden geçiyor; geçerken de köklü tikaniklar yasaniyor ve tasiniyor. Sol bu tikanikligi asamiyor, boguluyor ve kendine yabancilasiyor. Bu bogulma ve yabancilasma ile yüzlesmemizin zamani geldi ve geçiyor. Devrimci politik pratige dönük yüzlerin, bu yüzlesmeyi üstlenmesi gerekiyor. Komünalist otonomistler olarak gücümüz oraninda bunu yapmaya çalisiyoruz.
Biz bu tikaniklik, bogulma ve yabancilasmayla yüzlesmeye girdigimizde, önümüzü tikayan iki temel boyuta çarptik: Bunlardan ilki metafizik, ikincisi ise tarihsel ve maddi boyut. Bu iki boyut üzerinde düsünmek bu metnin sinirlarini asar; fakat metin ile baglantisini dikkate alarak düsüncelerimizi ifade etmedigimiz zaman da metinde bosluklar olusuyor. Bu baglamda sinirli bir deginme ile yetinecegiz.

Birinci boyut, â??Özneâ? sorunsalidir. Descartes ile birlikte, â??Benâ? varlik olarak kuruldu. Düsünce ile özdeslestirilen â??Benâ? bedenden koparildi. Metafizigin içinde rasyonalizm ile amprisizmin gerilimi çözülemedi. Kant metafizigin bu sorunsalina â??Zamanâ? ve â??Mekânâ? kavramini devreye sokarak müdahale etti. Düsünce ile bedeni metafizik üzerinden iliskilendirerek â??Benâ? kavramini â??Özneâ? kavraminin içinde kurdu. Descartesâ??ta varlik olan â??Benâ?, Kantâ??ta kurucu varlik olarak â??Özneâ? kavramina dönüstü. â??Özneâ?nin kuruculugunu merkeze alan metafizik, evrensel kurucu kategoriler ile yönetilir oldu. Deneysel iliskilerden çikan fakat kendini bagimsizlastirarak gelecegin üzerine tahakküm kuran kurucu evrensel kategorilerâ?¦ Bu çok önemli bir çözücü güçtü. Bu baglamda herkes biraz Kantçidir. Fakat metafizigin tarih ve toplum boyutu üzerindeki problemi çözülememisti. Hegelâ??i, Hegel yapan â??Zamanâ? kavramini devindiren â??Tarihâ? kavrami ile tarihsel-toplumsal metafizigi yeniden kurmasidir. Hegelâ??de merkeze alinan kurucu özne â??Tinâ?dir. Artik â??Tinâ?, tarihin diyalektik devinimine içkin kendisini kurmaktadir. Ereksel nedensellige bagli olarak tarih, â??Tinâ?in dogrusal olarak okunmasidir. â??Tinâ? ve â??Tarihâ? kavramlari arasindaki diyalektikte, â??Tinâ? özne, yani kurucu olan; â??Tarihâ? ise â??nesneâ?, yani kurulandir. Özne nesnelleserek kuruculasir. Askin özne tarihin içkinliginde devinmektedir. Tarihsel toplumsal maddilik â??Tinâ?in yabancilasmasidir. Içkinlik bir yabancilasma olarak gerçektir. Bu baglamda â??Özneâ? tarih üzerinde tahakküm kurar. Tin, tarihte kendisini olumsuzlayarak olumlar. Diyalektikte varlik, ötekileserek, ötekilestirilen kendisiyle çeliserek varligini üretir. Bu çeliski üzerinden kurulan çatisma, varligi ortadan kaldirmaz, tam tersi varligin olumlanmasini devindirir. Bu baglamda diyalektik, reformisttir ve sinifli toplumlarin varligini mesru kilan felsefi bir rasyonellestirmedir.
Marx, Hegelâ??i ters yüz edip yikmadi; sadece ters çevirip maddeci bir yerden yeniden kurdu. Marx için, tarihi nesnelestiren askin bir kurucu â??Özneâ? yoktur. Marxâ??ta özne kuran varlik degil kurulan varliktir. Özneyi kuran tarihsel maddi kosullardir. Tarihsel maddi kosullarin kurdugu özne Marxâ??ta artik siniftir. Böylece egemen sinifin, emegi, bir emek biçimi altinda siniflastirmasi üzerinden bir tarih okumasinin yolu açilmistir. Kurulan öznenin kuruculugu artik politiktir ve iktidardir; askin ve yabancilasmis olan siniflardir ve egemen sinifin egemenlik ve savas örgütü â??Devletâ?tir. Siniflar ortadan kaldirilmali ve â??Devletâ? yikilmalidir.
Buraya kadar her sey iyi gidiyor. Düsünme, bundan sonra gerilimli alanlara çarpmaya basliyor. â??Kurulan siniflari kuran tarihsel maddi kosullar nedir?â? Yüzümüz tekrar â??kuranâ?a dönmüstür. Marxâ??ta kuran, ekonomik kosullardir. â??Kapitalâ??in, kapitalist toplumda politik mücadeleyi belirleyen (ücret, kâr ve ranta dayali) üç temel sinifin ekonomik temellerinin açiga çikarilmasi için yazildigini Marxâ??tan biliyoruz. Gerilim buralarda baslamaktadir. Sorun, â??Siniflarin ekonomik maddi iliskileri nedir?â? sorusunun ötesinde, ekonomik maddi kosullarin siniflari ve siniflar mücadelesini kosullayan ve belirleyen bagimsiz bir yapi olarak algilanmasina neden olan potansiyeldir. Marx iliskisellikten çikmasina karsin â??yapiâ?ya çubugu büker. Devrim, devrimin ekonomik maddi kosullarinin belirlenimi olusmadan gerçeklesemez. â??Devletâ?in sönümlenmesi ekonomik maddi kosullara baglidir. Proletarya, ücretli emek olmaktan çikmasini saglayacak ekonomik maddi kosullar olgunlasmadan sinif olarak kendisini yok edemez. Bu yapi diyalektik çalisir. Siniflar mücadelesinin islevi bu ekonomik maddi yapinin devinimini durdurmak ya da hizlandirmaktan öteye gitmez ve yapinin diyalektik isleyisi olgunlasmadan yapi ortadan kaldirilamaz. Bu durum, bizi bilimsel maddeciligin determinist metafizigiyle karsi karsiya birakiyor. Bu metafizikle yüzlesmek kaçinilmazdir.
Hegelâ??in Tinâ??i Marxâ??ta üretim araçlarina, tarihsel diyalektigi sermayenin hareketine dönüsmüstür. Belirleyen fakat belirlenemeyen, artzamanli ve altyapi-üstyapi hiyerarsisi ile isleyen kurucu bir özne-yapi ile karsi karsiyayiz. Yapisalcilar, öznenin kuruculugu karsisina kurulan özneyi diktikleri andan itibaren, yapinin kurucu â??özneâ?ligine çarparak tikanmislardir. Bu yapi â??Tinâ?lesiyor ve iliskisellikten askinlastirilarak teorisizmin kavram hapishanesinde deviniyor. Toplumsal hayatin üretimi ve yeniden üretimine içkin güç iliskilerinden bagimsiz bir ekonomik yapi ve bir â??Tinâ? yoktur. Bizim önemsedigimiz mesele, Marxâ??i tikayan metafizigi ve reformist diyalektigi Marksizmden çikarip atmaktir.
Varlik, gücünü olus içinde kurar. Güç, askin degil içkin bir olustur. Dogru, bir baslangiç degil tam tersi yanlislarla kirletilmis sonuçtur. Varlik, kuruculugu ve kurulani ile eszamanli bir olustur. Varlik dokunulamayan, mutlak bir dogru degildir. Marx metafizik bir varlik degildir. Marx, dokunulan, mutlak olmayan elestiriye içkin devinen bir varliktir. Anarsizmden en temel farki buradadir. Anarsizmin temel ilkesi â??anti-otoriterlikâ?tir. Mutlak â??dogruâ? ve mutlak â??iyiâ?den çikar. Tarih-disi bir etikçilik kurar. Anarsizmin ilkesi, varlik olarak elestiriye kapalidir. Asla kirlenmez. Tarih-disi ve metafiziktir. Tam bir askinliktir. Anarsizmin bu askin ilkesi, anarsizmin degerli yürüyüsünü hep içerden çelmelemistir.
Solun tikanikliklari, boguntulari ve yabancilasmalari ile yüzlesmemizde çarptigimiz birinci boyut, â??izmâ?lerin mutlak dogru olarak kurucu baglamda öznelestirilmesidir. Tarih iktidarlarin merkezinde bir çizgi olarak okunur. Ne Marksizm ne Anarsizm, â??istâ?lerin tekeli altinda çizgilestiremez. â??Istâ? bizim eylemimizdir. Bütün â??izmâ?ler siniflar mücadelesi tarafindan kurulandir. Biz geçmise degil gelecege aidiz. Gelecegi kuracaksak geçmisten alacagimiz çok sey var. â??Gelecekâ?, geçmisin içinde özgürce dolasmalidir. Özgürlük tarihinde â??gelecekâ? özgürce dolasacaksa, â??bugünâ? â??izmâ?leri özgür birakmalidir. Ancak bu kosullarda özgürlükçü bir tarih okumasi olan â??soykütükâ? çalismasina girilebilir. Soykütük, varligi tek çizgi üzerinden degil, tikanmalari, bogulmalari, anlamliligi, melezlesmeleri ve yabancilasmalari üzerinden okur. Bu baglamda iktidarin merkezinde bir çizgi olarak okunan tarih, özgürlestirilir.
Çarptigimiz ikinci tarihsel maddi boyut, Modernizmdir. Egemen siniflar, emegi, belirli bir emek biçimi altinda siniflastirirlar. Bu siniflastirma bir tahakküm biçimidir. Politik mücadelenin alani, emegi bir emek biçimi altinda sinifsallastiran tahakküm alanlaridir. Bu tahakküm biçimlerinin çözümlenmesi politik çatisma alanlarinin kurulmasidir. Tahakküm biçimlerinin çogalmasi, derinlesmesi ve yayginlasmasindaki degisikliklere bagli olarak emek biçimindeki pozisyonlar da degismektedir. Eszamanli, esitsiz, dengesiz ve bilesik bu devinim, belirli politika yapma biçimlerini de yeniden kurmaktadir. Tam da bu nokta, solun yabancilasmasiyla yüzlesmemizde yüzümüze çarpan modernizmdir. Sermayenin genisleyerek üretiminin ve yeniden üretiminin geldigi bu tarihsel noktada, emegin siniflastirilmasindaki tahakküm biçimlerinin derinlesmesine, dönüsmesine ve degisik biçimlerle çogalarak yayginlasmasina tanik oluyoruz. Bu baglamda sermaye modernizmin iktidar isleyisini terk etmistir; yeni bir egemenlik biçimi altinda sermayenin genisleyerek üretimi ve yeniden üretimine geçmistir. Sermaye artik post-moderndir. Biz post-modernist degiliz biz komünalistiz. Bizim isimiz post-modernlesen sermayenin iktidar isleyisini devrimci bir yerden çözümlemektir. Içinden geçtigimiz bu tarihsel kosullarin içinde komünalizmin kuruculugunun olanaklarini yeniden ve yeniden kesfetmektir. Bize getirilen post-modernist suçlamasinin arkasinda yatan argüman, emegi sinif siyasetinin altindan çektigimize dairdir. Bu ucuz, ajitatif ezberlerin bizi anlamasini beklemiyoruz. Ne tesadüf ki ayni baglamda biz de onlari modernist olmakla suçluyoruz. Emek, sinif siyasetinin altindan çekilmesi bir yana, tam tersi toplumsal iliskileri boydan boya kesen komünalist bir olanaga dönüsmüstür. Emegi politik güç olarak mekâna sikistirarak sinirlayan modernist soldur. Bugün modernist sol, burjuva özlü siyasal demokrasi sorununu devrim sorunu olarak görerek, sinif eksenli komünalist siyasete yabancilasmistir. Biz ise bugün sinif siyasetinin toplumsal iliskilerin bütün hücrelerine dagildigini iddia ediyoruz. Politik devrimden sonraya ertelenen Komünist siyasetin bugün politik talep olarak kendisini güncellestirdigini söylüyoruz. Sorun, emegin kapitalizm karsisinda politik güç zemini olmaktan çikmasi degildir. Sorun, modernist söylemle yapilanmis solun politika yapma biçimleri ve araçlarindaki tikanmalardir.
Modernist solun tikaniklari ve kendine yabancilasmasiyla bu iki boyut temelinde yüzlesmeden, bizim açimizdan çikis görünmüyor. Bu iki boyutu kavramsal düzeyde netlestirebiliriz: birincisi politik felsefenin yeniden kurulmasi, ikincisi ise politik teori ve pratigin kuruldugu maddi iliskilerin yeniden çözümlenmesidir. Bunun da kökü solun pek de üzerinde düsünmedigi â??deger teorisiâ?dir.

Deger teorisi
Bu konu derin bir konu olmakla beraber üzerine düsünmenin siniri yoktur. Ilerde görecegimiz konunun anlasilabilmesi açisindan yol açici deginmelerle yetinecegiz.
Varligi var kilan, varligin devinimidir. Varlik devinim disinda var degildir. Sorun varligi var kilan deviniminin çözümlenmesidir. Diyalektik, bir devinim felsefesidir; mutlaga karsi hareketi önceler ve her varolan yok olmayi hak eder. Bu böyle bilinmistir. Fakat Hegel diyalektiginin özü bu degildir. Varlik, devinebilmek için kendisini baskalastirarak olumsuzlar ve ötekilestirir. Baskalasmis ve ötekilesmisin olumsuzlamasi ile tekrar kendisini olumlar. Diyalektik varlikta olumlama, olumsuzlamanin olumsuzlamasidir. Olumsuzlamanin olumsuzlamasini kuran çeliskidir. Varlik, baskalasim ve çeliski üzerinden devinerek kendini olumlar. Çatisma, çeliskinin açiga çikmis formudur. Çatisma çeliskinin yabancilasmis biçimidir. Kendini baskalastirarak olumlayan varlik, gelismesinin en üst noktasina gelene kadar asla yok olmaz. Varlik nasil ki olumsuzlayarak kendini olumlama hakkini kullaniyorsa, ölümünü de kendisi belirler. Diyalektikte çeliski, varligi yok edecek Azrail degildir; tam tersi, onun varligini devindiren güçtür. Diyalektigin özü, baskalasim, yabancilasma ve çeliskidir; ve diyalektik bir olumsuzlama felsefesidir. Diyalektik herkesi kesen evrensel ve bilimsel bir hareket yasasi olarak bilindi. Oysa diyalektik, bir iktidar, bir tahakküm felsefesidir. Egemen siniflarin sinif iktidarini mesrulastiran bir siniflastirma felsefesidir.
Diyalektik, â??baskalasimâ? ve â??çeliskiâ?den çikarken olumlama felsefesi â??farkâ? ve â??çatismaâ?dan çikar. Bu baglamda emegin olumlamaya dayali devrimci politikligi diyalektik degildir. Emegin devrimci politikligi emekle sermaye arasindaki diyalektik iliski üzerinden kurulamaz. Eger kurulur ise bu reformizmdir. Emegin kendini olumlama politikligi, sermayenin kendini olumlama pratigi olan diyalektiginden sürekli bir kaçistir. Siniflastirma pratigine karsi sürekli sinifsizlasma pratigi emegin politik direnisi ve kuruculugudur. Spinoza, Foucault ve Deleuze üzerinden bir Marx okumasi, emegin olumlanmasini, sermaye-emek arasindaki diyalektik iliskiden çekip çikarmak, fark ve çatisma üzerinden devrimcilestirmektir.
Sermayenin olumlama pratigi, diyalektik iliski içinde kurulan bir deger teorisi, bir siniflastirma pratigidir. Kapitalizmde emek, bir emek biçimi olan ücretli emek biçimine dönüstürülerek siniflastirilir. Sermayenin bu deger teorisi, siniflastirmanin tözüdür. Deger teorisi, somut emegin soyutlanmasi degil, soyut emegin somutlasmasidir. Bu baglamda deger teorisi bir toplumsal iliski olan sermaye kavramina içkin bir iliskiselliktir. Sermaye gibi deger de bir mekâna ve somut emege indirgenemez. Kapitalist deger üretimi, toplumsal iliskilerin hücrelerinin mekâninda degisik biçimler altinda baskalasima girerek kendisini üretir ve yeniden üretir. Kapitalist deger üretimi, toplumsal iliskileri siniflastirarak hayatin üretimi ve yeniden üretimi demektir. Degerin baskalasim biçimleri arasinda bir artzamanlilik yoktur, tam tersi eszamanlilik, dengesiz, esitsiz ve bilesik bir devinim söz konusudur. Bu durum, bizi tam da toplumsal emek zamani belirleyen genel zekânin uzamina sokar. Arti- degerin fabrikada ölçülebilir olmasi, degerin yalnizca fabrikada üretiliyor olmasi anlamina gelmez. Kapitalizmin dogasi ise tam tersi eszamanli, esitsiz, dengesiz ve bilesik devinimdir. Bu durum, ölçünün sürekli degisken oldugunu gösterir. Bu baglamda ölçü nedir? Ölçü, ölçülemez olanin kapatilmasi ve sürekli ama sürekli kontrolüdür. Ölçü, sabitlenemez olanin sabitlenmesi baglaminda politiktir. Sermaye yalnizca sömürü iliskisi degildir. Sömürüye içkin siniflastirma iliskisidir. Sermayenin temel egilimi toplumsal hayati sürekli siniflastirmanin üretimi ve yeniden üretimi olarak kurmasidir. Sermayenin emegi biçimsel tahakkümü altina almasindan gerçek tahakkümü altina almasina geçmesi olgusundan bizim anladigimiz bu politikliktir. Bu baglamda deger teorisi ve buna bagli üretici güçlerin gelisimi, bagimsiz bir ekonomik alana indirgenerek hapsedilemez. Deger teorisi ayni zamanda güç iliskilerine içkindir.
Kapitalist toplumsal iliskileri üreten ve yeniden üreten temel dinamigin meta iliskisi oldugunu biliyoruz. Meta kavraminin kullanim degeri ve degisim degeri özelliklerini tasidigini da biliyoruz. Mercegi meta kavraminin üzerine biraz yaklastirdigimizda, meta kavraminin toplumsal iliskileri esitleyen bir özelligini de görecegiz. Güçten baska somut emeklerin niteliksel farkliliklarini esitleyecek bir ölçü olmadigindan pre-kapitalist toplumsal iliskilerde ölçü, ya tanrinin yeryüzündeki temsilcisi kral ya da devlettir. Bu ayni zamanda zenginligin de ölçüsüdür. Kapitalist toplumsal iliskilerde ise, emegin niteligi soyut emektir. Soyut emek, somut emegin niteligini nicelige indirgeyerek, metanin degisim degeri üzerinden toplumsal iliskileri esitler. Bu baglamda liberaller meta üretimine taparlar ve onlar için zenginligin kriteri, â??muazzam bir meta üretimidir.â? Böylece kapitalizm, kullanim degerini, degisim degerinin tahakkümü altina sokarak kapatir. Artik toplumsal hayat, degisim degerinin tahakkümü altinda tüketilecektir. Karsimiza kullanim degeri olarak yalnizca degisim degerini isleten çalistiran tüketim çikar.
Klasik ekonomistler, kapitalizmin bu esitlikçiligine taptilar. Meta üretiminin önüne engel olan her seyden nefret ettiler. Politikligi, toplumsal iliskileri esitleyen meta üretiminin engelleri üzerine oturttular. Bu esitligin kurulmasini yalnizca dolasim alanina indirgemekle kalmayip, üretim alanina da indirgeyerek, sömürüyü, esitsizligi ve tahakkümü gizlediler. Ekonomik alani esitligin, politik alani da bu alani devindirme ya da durdurma alani olarak kapattilar. Ekonomik alani politik alandan kopartarak, ekonominin politik özünü sakladilar. Kapitalizmi politik toplumdan soyutlayarak ekonomik toplum olarak yutturdular. Bütün bu rasyonellestirmenin tözü, emegin meta olarak algilatilmasidir. Emek meta olmalidir. Ücretli emek, emegin metalasmis biçimidir. Liberallere göre üretim sürecinde canli emege ödenen ücret, metada donmus emegin karsiligidir. Emek sermaye piyasasi da bu baglamda esitlik alanidir. Emek, ücretli emek olarak metalastirilarak siniflastirilir. Sendikalizm, ücretli emegi meta olarak sermaye piyasasinda emegin degerini koruyan ve artiran bir sirketlesmedir. Emegi ücretli emekle özdeslestirmedir ve emegin sinif olarak üretimi ve yeniden üretimidir. Aslinda ücretli emek, sermayenin baskalasmis biçimidir ve emek ile sermaye arasindaki diyalektigin ürünüdür. Bu diyalektikte çeliski vardir. Çatisma bu çeliskiye oturtulur. Evet ücretli emek olarak siniflastirilmis emegin sinif siyaseti, sermaye ve emek diyalektiginin çeliskisi üzerine oturtulabilir. Fakat bu, burjuva demokrasisidir ve reformizmdir. Bu durumda devrimcilik, bu diyalektigin çeliskileri üzerine oturtulmus çatismanin, devrim sorunu olup olmadigina baglidir.
Marx emegi, ücretli emekle özdes kilmaktan ve meta olmaktan çekip çikarir. Marx için üretim süreci esitlik alani degil tam tersi tahakküm alanidir. Sermayenin diyalektigi içinde üretim alanindaki arti-deger sömürüsü ve esitsizlik, tam da sermayenin emek üzerindeki tahakkümünü açiga çikarmaktir. Emek, meta degildir ve degisim degeri tasimaz. Emek tüketilen degil, üretken bir kullanim degerine sahiptir. Ücret, emegin canli emek sürecindeki üretkenliginin karsiligi degil, bedeninin ve aklinin tüketiminin karsiligidir. Politik olan, insan bedeni üzerinde tam bir kullanim hakkidir. Köleci ve feodal toplumlara politik toplum denilmesinin özü burada yatar. Özel mülkiyet kavrami, sadece üretim araçlari üzerindeki mülkiyete indirgenerek ruhsuzlastirilamaz. Bütün sinifli toplumlarda özel mülkiyet, emegin bedeni üzerinde tam bir tahakküm kurmanin teknolojisidir. Kapitalizm, emegi mülksüzlestirir ve bireysellestirir. Emek, kendi emegini degerli kilacak maddi kosullarla ve kolektivizmle bulusamaz. Kendini üretmeyi unutur. Düsünecegi tek sey, yeniden üretimi için bedeninin kullanim hakkini sermayeye bir süreligine satmaktir. Bakuninâ??in su degerli lafi, ajitatif bir edebiyat degil ontolojik bir gerçekliktir: â??Emegini sattigin an, kisiligin mülkiyet altindadir.â? Emek, sermayeye emegini satarak bedeninin kullanim hakkini tam bir özel mülkiyet altina sokar. Liberaller tarafindan ekonomik alan politik alandan kopartilmisken, Marx ve komünist anarsizmle birlikte, ekonomik alan tam da politik olanin en yogunlasmis biçimi olarak karsimiza çikar. Kapitalizm, esitlikçi degil tam tersi, esitsizligi üreten ve yeniden üreten politik bir toplumdur. Bu baglamda bütün ekonomik kavramlar, tahakkümün teknolojileri olarak okunmalidir. Emegin olumlanmasinin politikligi baglaminda emek ve sermaye arasinda diyalektik bir çeliski yoktur. Tam bu noktada, â??Emegi politik olarak kuracagimiz zemin nedir?â? sorusuyla yüz yüze geliyoruz. Yol ikiye ayriliyor: Ya sermayenin kendini olumlama pratiginin diyalektiginin çeliskisi üzerinden emegi politik olarak konumlandirmak ya da emegi sermaye karsisindaki farki üzerinden çatisma içinde kurmak. Birincisi sermayenin kendini olumlama tarihselliginin olgunlasmasina baglayarak, komünalist siyaseti sermayenin içine kapatir. Ikincisi, sermayenin kendini olumlama tarihselliginin her ugraginda sermayeyi kilitleyerek komünalizmin önünü açar. Marxâ??in sirri budur. Marxâ??taki maddeci metafizik ve diyalektik, komünalizmi sermayenin olumlama diyalektigi içine kapatmak zorunda birakmistir.

Biyo-politik üretim
Kapital ve Grundrisse arasinda özsel bir fark yok. Fakat ayni özün degisik bir yöntemle ele alindigini söylemek yanlis olmayacaktir. Grundrisseâ??nin Kapitalâ??in taslagi olarak kaleme alindigini biliyoruz. Daha bütünsel bir bakis açisiyla kaleme alindigindan dolayi Marxâ??in anlasilmasi açisindan Grundrisse anlamlidir. Marxâ??i â??Kapital 1â?? üzerinden okumakla, Grundrisse üzerinden okumak, Marxâ??i konusturmada farklar yaratmaktadir. Grundrisseâ??de sermaye, yok-yerâ??dedir. Bir baska deyisle her yerdedir. Bu baglamda, yok-yerâ??deki sermayenin yeri, bir soyutlama olan â??iliskisellikâ?tir. Sermaye somutlamada degil soyutlamada görünür kilinir. Kapital 1â??de ise sermaye, analitik çözümlemeyle somut yerdedir. Analitik yöntemin görünür kilma biçimi somut ölçüyü gerektirir. Soyutlama yöntemiyle görünür kilma ise ölçülemezliktir. Bu baglamda, analitigin ölçü-içiligi, iliskiselligin ölçülemezligini saklar. Görünür kilmada ölçü-içi dil ile ölçü-disi dil arasinda anlama ve kavramada ciddi farklar yaratmaktadir. Anlasilir kilabilmek için analitik ölçü-içi bir dile girildiginde, iliskiselligin ölçü-disiligi ve zenginligi anlam kaybetmeye baslar. Bu durum ciddi zorluklari da beraberinde getirir. Ülkemizdeki anlama ve kavramadaki düsünme dilinin analitik oldugunu hatirladigimizda isler daha da içinden çikilmaz hale gelmektedir. Sermaye post-modernlesmistir. Post-modernizm, sermayenin olumlama diyalektiginin en derinlesmis ve yogunlasmis biçimidir. Bugün sermayenin görünür pratigini anlamak ve kavramak, ancak ölçü-disi dil ile mümkündür. Kapital 1â??in dili, 19. ve 20. Yüzyil kapitalizmini anlamanin dili idi, 21. Yüzyil kapitalizmini anlama dili ise Grundrisseâ??nin dilidir.
Sermaye bir iliskisellik olarak uzami ifade eder. Burada â??uzamâ? kavramini kullanmamizin anlami â??mekân-disilikâ? degildir. Mekânin sinirlarini tanimamaktir. Sermaye için mekân sinirlarini yikmak kendi olumlama pratiginin özgürlügü iken, mekân sermaye tarafindan emege konulan bir yasaktir. Mekânlasma, sermayenin emegi tahakküm altina almasinin teknolojisidir. Sermayenin uzami, emegi tahakküm altina alan mekânlasmayla kurulur. Sermaye, bütün mülkiyet biçimlerini ve emegi kendi birikim süreçlerine göre biçimlendirdigi oranda egemen olabilir. Ve bu gücü dünya pazari ve ekonomisini ele geçirebildigi zaman kazanabilir. Sermaye için fabrika, ulusal sinirlar yetmez. Ulusal sinirlarda tikanmak sermaye için ölümdür.
Sermayenin ilksel birikim döneminde, emegin tahakküm altina alinmasinin mekâni fabrikaydi. Topraktan kopartilarak mülksüzlestirilen emek, ücretli emek biçimi altinda siniflastirilarak bir beden olarak fabrikada tahakküm altina alindi. Fabrika disindaki toplumsal hayat ise, politik zorun açik siddeti üzerinden disipline edilmekteydi. Sermaye yalnizca fabrikada emegi tahakküm altina almakla yetinemez. Dolasim alanini da düzenler. Bu baglamda diger mülkiyet iliskilerini ve sermaye içi güçleri biçimlendirir, düzenler ve yönetir. Bütün somut emekleri soyut emegin tahakkümü altinda siniflastirarak sermayeyi isletip çalistiran bir özne haline getirir. Üretim ile dolasim alaninin siniri, Marxâ??in ifade ettigi gibi, sermayenin ölüm taklasinin atildigi süreçtir. Bu ölüm korkusu, dolasim alaninin üretim alaninin tahakkümüne sokulmasini emreder. Emegi, sermaye içi güçleri ve diger mülkiyet iliskilerini sürekli düzenleme ve yönetme, bu emrin politik ifadesidir. Bu politikligin mekâni ulus, ekonomik dile çevrilmis ifadesi ise, sermayenin yogunlasmasi ve tekellesmesidir. Bu süreç, kapitalizmin rekabetçi dönemi olarak adlandirilmistir. Geldigimiz noktada durarak günümüzü de içeren bir soyutlama yaptigimizda sunu kabul etmemiz gerekir: Sermayeyi devindiren güç, toplumsal iliskileri soyut emegin tahakkümü altina alma gücüdür. Sermayenin, emegi biçimsel tahakküm altina almasindan gerçek tahakküm altina almasina geçmis olmasidir.
Bu bizi ölçü-içi analitik bir fabrika mekânindan, ölçü-disi toplumsal fabrika tanimina, toplumsal hayatin bedeni üzerinde tahakküm kurulmasina götürür. Bu baglamda, beden üzerinde tahakküm kurmanin politikligi, ölçü-disi görünür kilma diline dönüsür. â??Biyo-politik üretimâ? kavrami, bu boslugu dolduran bir kavramsallastirmadir. Biyo-politik üretim, sermaye birikim süreçlerinin isletilip çalistirilmasina içkin, toplumsal hayatin üretimi ve yeniden üretimidir. Biyo-politik üretim, toplumsal hayatin fabrikalastirilmasidir. Toplumsal hayat üç asamadan geçerek günümüze gelmistir: Fabrika, ulusal fabrika ve küresel fabrika. Biyo-politik üretim, askin ideolojik üretime, ya da ideolojik hegemonya aygitlarinin disiplin toplumlarina indirgenemez. Biyo-politik üretim ontolojik bir üretimdir ve toplumsal soyut emek paranin denetim toplumunu ifade eder. Bu baglamda, ideolojik ve disiplin toplumlarinin kurumsal üretimi de metalastirilarak ticarilestirilmistir. Toplumsal hayat sirketlesmistir.

Kriz
Analitik bir çözümlemede arti-deger üretimi, nispi arti-deger ve mutlak arti-deger üretimi olarak ayrimlastirilmistir. Mutlak arti-deger, emek yogun bir üretimi ifade ederken, nispi arti-deger emegin verimligi üzerinde yürütülen bir üretimi ifade etmektedir. Üretimde canli emek süreci, gerekli emek zaman ve arti emek zaman olarak ayrilir. Mutlak arti-deger, gerekli emek zamani uzun tutarak arti-deger miktarini artirmayi hedefler. Nispi arti-deger ise üretim araçlarindaki teknolojik gelismeyle gerekli emek zamanin kisaltilarak arti-emek zamanin uzatilmasidir. Bu süreç, sinifsal güç iliskilerinin kurulusuna içkindir. Kapitalizmin mutlak arti-deger üretimi sürecinde çalisma saatleri uzun tutuldugundan, örnegin 12 saat, isçi sinifi çalisma zamanini kisaltmak için politiklesir. Gerek çalisma zamaninin kisaltilmasi talebi, gerekse emek yogun üretimin getirdigi kitlesellik ciddi bir politik krizi de beraberinde getirmektedir. Sokak çatismalariyla 19. yy Avrupaâ??sini kasip kavuran proletaryanin en önemli taleplerinden biri çalisma saatlerinin kisaltilmasidir. Emek ve sermaye arasindaki bu çatisma, sermayeyi mutlak arti-deger üretiminden nispi arti-deger üretimine geçmeye zorlamistir. 20. yüzyilda ise isçi sinifinin talebi, toplumsal artidan daha çok pay almak için ücret artisi talebine dönüsmüstür. Fakat, üretim zamani 8 saate çekilerek emek verimliligine dayanan üretime geçis, 12 saatlik zaman içindeki arti-emek zamani küçültmemis tam tersi daha da artirmistir. Bu durum arti-emek zamani görecelilestirmektedir. Sermaye, mutlak arti-deger üretimi dönemindeki krizi, kârli çikarak hem çözmüs hem de isçi sinifinin talebini ücret artirma talebine indirgemis, emegi ücretli emek olarak siniflastirarak kapitalist toplumsal iliskilerin üretimi ve yeniden üretimini isleten özne haline getirmistir.
Nispi arti-deger üretimini hizlandiran ikinci önemli politik neden, sermaye içi güç iliskileridir: rekabet. Metadaki donmus emek miktarini küçülterek fiyati düsürmektir. Sermaye bunu, üretim araçlarinin teknolojik üstünlügü üzerinden emegi verimli kilan bir üretim ile gerçeklestirir. Bu durum, metadaki donmus emek miktarini kuran toplumsal emek zamanini belirler. Kapitalizm, diger mülkiyet biçimlerini tahakküm altina alir ve teknolojik olarak geri kalan rakiplerini tasfiye eder. Sermaye birikim sürecinin yogunlasmasi ve tekellesmesi bu durumun ürünüdür. Sermaye içi güç iliskileri sürekli hareketlidir. Bu hareket, güç iliskilerini yeniden kurar ve düzenler.
Mutlak ve nispi arti-deger, rekabet, üretim araçlarinin teknolojik üretimi derken kavramsal yürüyüs bizi toplumsal emek zamanina getirmisti. â??Toplumsal emek zamani kavramiâ? ise, kendisini belirleyen â??toplumsal genel zekââ? kavramiyla bizi tanistirir. Genel zekâ kurulusu, kapitalist toplumsal hayatin, esitsiz, dengesiz, bilesik gelisim ve birikim yasasinin devinimine baglidir. Ne yazik ki, yasa, kavramsal olarak kendisini yok eden esitsiz ve dengesiz bir gelisimin sürekli hareketinin ölçülemez uzamina bizleri götürür. Kapitalizmin en dogal yasasi post-moderndir. Bu baglamda sermayenin post-modernlesmesi, bu yasanin en yogunlasmis ve canli bedenidir. Yukarida ifade ettigimiz kavramlar arasi iliski hiyerarsik ve artzamanli islemez. Tam tersi eszamanli dengesiz ve esitsiz zorunluluk ve olumsalliklarla isleyen birlesik bir devinimdir. Analitik ölçü-içi görünür kilma, ölçü-disi görünür kilma alanina girdigi an yeniden kendisini tartistirir.
Genel zekâyi kuran, toplumsal iliskilerin eszamanli, esitsiz ve dengesiz birikim devinimi, toplumsal emek zamanini sürekli hareketli kilar. Toplumsal emek zamanin bu hareketi, arti-emek zamanini sürekli degisiklige ugratir. Bu harekete içkin bütün güç iliskileri politik devinimi içinde kurulur ve düzenlenir. Bütün tahakküm teknolojileri, makineleri, toplumsal, bireysel, ekonomik ve politik iliskiler birbirinin içine geçerek melezlesir. Toplumsal hayatin üretimi ve yeniden üretimine içkin güç iliskilerinden bagimsiz ekonomik bir yapi yoktur. Kapitalizm, basindan itibaren bir kriz toplumudur ve bir kriz yönetme sanatidir. Bu sanat tamamen politiktir. Politikligin kurulusu, kriz yönetiminin iktidar isleyisini çözümlemekten geçer. Sermaye birikim sürecinin diyalektigini isletip çalistiran egemenlik biçimi kavramiyla karsi karsiyayiz. Egemenlik, yalnizca â??ölçüâ?nün isletilmesini ifade etmez, ayni zamanda ve gerçek anlamda ölçülemez olana müdahale anlamina gelir. Bu baglamda egemenlik, toplumsal emek zamanina müdahaledir. Liberalizmle Marksizmin arasindaki fark tam da burada yatar. Liberalizm, toplumsal emek zamaninin piyasa tarafindan belirlendigini, bir baska ifadeyle politik alandan bagimsiz bir ekonomik alan oldugunu söyler. Marxâ??in ifadelerinde de bu okunabilir. Fakat Marx, yazmak istedigi alti basliktan ancak üç tanesini yazabilmistir. Yazamadigi üçünden biri â??Devletâ?, digeri â??Dünya ekonomisiâ?dir. Bu konuda bir yargiya varmak ciddi bir haksizliktir. Fakat Negri, bu konuda sorun üretecek alanlar açmaktadir. Sermayenin pratigini okumadaki politik felsefe yanilsamasidir. Sermayenin olumlama pratigini Spinoza üzerinden okuyarak sermayenin diyalektik isleyisini reddetmesidir. Spinoza üzerinden dogru bir okuma yaparak emegin olumlama pratigini sermayenin diyalektik iliskisinden kurtarirken, sermayenin pratigindeki diyalektigi de ortadan kaldirmaktadir. Sermayenin modern döneminde ölçebilir olan politiklik, sermayenin post-modernliginde ölçemez olmustur. Buraya kadar bir sorun yoktur. Egemenlik ve temsiliyet baglaminda kriz daha da derinlesmektedir. Politik kriz teorisi anlamli bir yerden kurulmaktadir. Sorun, ölçebilir olan politikligin ölçme eyleminde bulunamamasi sonucuna varma potansiyelidir. Bu, politik olani görünmez kilar. Dolayisiyla Negri, politik olanin ölçülemez olani kontrol edememe durumuyla, ölçü-disi olani birbirine karistirmaktadir. Sermayenin post-modern dönemi olan günümüzde, degeri ölçecek zamani belirleyen ulusal toplumsal emek zamani degil, küresel toplumsal emek zamanidir. Bu baglamda toplumsal emek zamanin belirlenmesi, ulus devletin egemenlik alanindan çikmistir. Küresel emek zamana müdahale eden onu isleten yeni bir devlet teorisine ihtiyaç vardir. Küresel sermaye, bu kaotik duruma, küresel egemenlikle yanit vermektedir. Fakat bu emperyal yanit, küresel güç dengelerini bozmak ve toplumsal siniflar arasi iliskileri yeniden düzenlemek olacaktir. Bu baglamda biz üçüncü dünya savasi içinden geçiyoruz diyoruz. Sermayenin post-modernlestigi günümüzde kapitalist imparatorluk, eszamanli esitsiz ve dengesiz bilesik devinimini en yogun biçimde yasamaktadir. Bu krizin yönetimi ise bir egemenlik biçimi olarak post-modern emperyal fasizmdir.

1848 özelestirisi
19. Yüzyil, Avrupa sokaklarinin devrim istedigi bir yüzyildir. Isçilerin, köylülerin ve yoksullarin devrim talebinin sokak barikatlarinda somutlastigi bir yüzyil. Burjuvazinin aristokrasiyle, burjuvazinin burjuvaziyle ve burjuvazinin proletarya ile savastigi bir siyasal cografyanin yüzyili. Bu yüzyil, bütün modern siniflarin ekonomik ve politik olarak en derin çeliski ve çatismalarla kuruldugu siyasal bir tarihtir. 1848 konjonktürel bir dönemi ifade etmemektedir. Tam tersi 19. yüzyilin bütününü ifade eden bir simgedir. Buna bagli olarak â??1848 özelestirisiâ? de 19. yüzyilin politik olarak elestirisi ve özelestirisidir. Engelsâ??in, Marxâ??in yazdigi â??Fransaâ??da Sinif Mücadelesiâ? kitabina, ölmeden önce 1895â??te kaleme aldigi önsöz, bizim açimizdan tarihi bir metindir.
Marxâ??in, 19. yüzyilin teorik sorumlulugunu politik olarak üstlendigi dogrultusunda yorumlar vardir. Bu yorum yanlis olmamasina karsin çok ciddi bir eksikligi de tasimakta ve bu eksiklik Marxâ??in 19. yy üzerindeki politik sorumlulugunu unutturmaktadir. Bu bizi, Marxâ??i yalnizca metin içinde okumaya yönlendirmekte ve Marxâ??i kavramlara kapatmaktadir. Kavramlarla tarih arasindaki iliskiyi kuran politiklikten bizi uzaklastirmakta, Marx okumasini Kapitalâ??e ve iktisada sikistirmaktadir. Marxâ??i bu sikisikliktan kurtaran Lenin olmustur. Lenin, Marxâ??in politik olarak okunmasidir. Marxâ??in â??Marksizmlestirilmesiâ? Leninâ??le baslatilmistir. Oysa Leninâ??den önce Marxâ??in Marksizmlestirilmesi ve Marxâ??ta yasadigi dönemi çözümleyen politik kriz teorisi vardi.
Genel olarak Marx, Alman felsefesi, Ingiliz iktisadi ve Fransa devrimci pratigi olarak yorumlanir. Marxâ??in Fransa pratiginde politik bir sorumlulugu yoktur. Fransaâ??daki sinif mücadelesine ait devrimci pratigin sorumlulugu, anarsistler ve Blanquistlere aittir. Marxâ??in Fransiz üçlemesiyle yaptigi sey, kurdugu kavramsal dünyayi tarihsel ve toplumsal bir pratik içinde sinamaktir. 1848 devrimine kadar Marx için her kriz bir devrimdir. Fakat, 1848 devriminin yenilgisinden sonra artik her kriz bir devrim degildir. Gerçekçi bir devrimin kosulu, iktisadi maddi kosullarin olgunlasmasina baglidir. â??Kapitalist toplumsal iliskilerin yikilmasinin ekonomik maddi kosullari ne?â? sorusunun yaniti teorik olarak verilmesine karsin, â??peki ne zaman yikilacak?â? sorusunun yaniti bir sir olarak kalmistir. Bu sir, 1848 Avrupaâ??sinin sokaklarinda yükselen devrim istemine karsi kuskulu bir pozisyon almayi beraberinde getirmistir.
Marx, 1871 Komün yenilgisinden sonra, yüzünü Alman siniflar mücadelesinin yürütüldügü cografyaya dönmüstür. Marxâ??in politik olarak üstlenmek zorunda oldugu siniflar mücadelesi pratigi Almanyaâ??dir. Almanya, Marxâ??in Marksizmlestigi ilk ugraktir. Alman Marksizmi, Leninizm, ya da Rus Marksizmi üzerinden okunmustur. Fakat Marksistler, Alman Marksizmini, 1848 ve 1871 Komün Avrupaâ??si üzerinden okumayi unutmustur. Özellikle Alman Marksizmi bunu unutturmustur. Çünkü Alman Marksizmi, sokaklari devrim isteyen bir devrimci pratigin yenilgisi üzerinden kendisini kurmustur. Alman Marksizmini devrime çeken Anarsizm artik yoktur.
Engelsâ??in tarihsel metnini yeniden hatirlamak, bu unutulmusluga bir müdahaledir.

Ekonomik maddi kosullar

â??Ama tarih bizi de haksiz çikardi, bizim o zamanki görüsümüzün bir yanilsama oldugunu ortaya koydu. Hatta daha da ileri gitti: yalniz bizim o zamanki yanilgimizi savurmakla kalmadi, proletaryanin, içinde dövüsmek zorunda oldugu kosullari da bastan asagi altüst etti.â? ((Karl Marx, Fransaâ??da Sinif Savasimlari 1848-1850, Sol Yayinlari, 1988, s.13.))

1895â??te durarak 1848 Avrupaâ??si üzerine düsünen Engelsâ??in bu ifadesi, sorunun köklü ve bütünlüklü bir sorun oldugunu bizlere gösteriyor. Metnin içinde yürümeye devam ettigimizde:

â??Tarih bizi ve benzer düsüncede olanlarin hepsini haksiz çikardi. Tarih gösterdi ki, kita üzerindeki iktisadi gelisme durumu, o zaman, kapitalist üretimin kaldirilmasi için henüz yeterince olgunlasmamistir; ve tarih, bunu 1848â??den bu yana bütün kitayi kaplamis olan ve Fransaâ??da, Avusturyaâ??da, Macaristanâ??da ve son olarak Rusyaâ??da büyük sanayiye ancak simdi gerçekten söz hakki veren ve Almanyaâ??yi da birinci sinif bir sanayi ülkesi durumuna getiren â??bütün bunlar kapitalist bir temel üzerinde, yani 1848â??de pekala genislemeye elverisli bir temel üzerinde olmak üzereâ?? iktisadi devrimle tanitlandi.â? ((Karl Marx, Fransaâ??da Sinif Savasimlari 1848-1850, Sol Yayinlari, 1988, s.15. ))

ifadesi ile karsilasiyoruz. Dikkatimizi çeken iki nokta var. Birincisi, â??iktisadi devrimâ? kavramidir. Burjuvazi politik devrimini yapsa bile üretici güçleri gelistirme baglaminda iktisadi devrimini devam ettirmektedir. Ikincisi ise, üretici güçleri gelistiren bu iktisadi devrimin yalnizca 1848 dönemini ifade etmemesi ve 1895 yilini da içine alan bir süreci kapsamasidir. Gözümüze çarpan iki konu üzerinde düsündügümüzde durum çeliskilerle dolu görülmektedir. Üretici güçlerin gelisimi ve ekonomik devrim, burjuvazinin siyasal ilericiligini ifade etmez mi? Oysa, burjuvazinin siyasal gericiligi 1848 devrimiyle baslamistir. O zaman karsimiza farkli bir durum çikmaktadir: Burjuvazi siyasal olarak gericilesse de ekonomik devrim devam edebilir. Gerek burjuvazinin ilericiligi, gerekse gericiligi üzerinden yürüsek de karsimiza çikan sonuç: â??iktisadi devrimâ? devam ettikçe, devrimin maddi kosullari yoktur. Peki o zaman sokaklari devrim isteyen 19. yy Avrupa gerçekligi neyi ifade etmektedir? Bu gerçeklik, yenilgiye mahkum trajik bir romantizm midir? Bu durumun politik sonuçlari düsündürücüdür.
Bu düsünme bizi iki noktaya götürür: Birincisi â??Dikkat! Problem varâ?. Ikincisi â??Yürüyelim bakalim durum bizi nereye götürecekâ?. Å?imdilik ikinci sikki izleyerek yürüyelim. Bu yürüyüs bize iki soru sordurtmaktadir. 1) Devrimin tarihsel ekonomik kosullari ne zaman olgunlasacak? Sermayenin kendini olumlama pratigini tamamlayan ve sermayenin kendi elleriyle kendisini yok edecek ekonomik maddi kosullar ne zaman gerçeklesecek? 2) â??O zamanâ? gelene kadar isçi sinifinin politik taktigi ne olacak? Birinci soruya yaniti Marxâ??in degisik yapitlarinda açikça bulabiliriz. Ikinci soruya yanit ise Alman Marksizmidir.
Marxâ??in birinci soruya verdigi yanit çok açiktir: Üretim iliskileri ile üretici güçler arasindaki diyalektik çeliski. Devrimin ekonomik maddi kosulu, üretim iliskilerinin üretici güçlerin gelisimini durdurarak üretim sürecini kilitlemesi ve burjuva üretim iliskilerinin anlamsizlasmasidir. Üretim iliskileri ile üretici güçler arasindaki diyalektik çeliski olgunlasip bu noktaya gelmeden gerçekçi bir devrimin maddi kosullari olusamaz. Peki bu diyalektik çeliskinin olgunlasmasinin kriteri nedir? Marxâ??in bize verdigi yanit sudur:

â??Burjuva toplumun üretici güçlerinin, içinde burjuva kosullarinin izin verdigi bollukta gelistikleri bu genel gönenç dolayisiyla gerçek devrimden söz edilemez.â? ((Marx, Engels, Seçme Yapitlar, Sol Yayinlari, s.226.))

â??Üretici güçlerin gelismesinin biçimleri olan bu iliskiler, onlarin engelleri haline gelirler. O zaman toplumsal devrimler çagi devrimler çagi baslar.â? ((Karl Marx, Ekonomi Politigin Elestirisine Katki, Sol Yayinlari, 1993, s.23. ))

â??Içerebildigi bütün üretici güçler gelismeden önce, bir toplumsal olusum asla yok olamazâ?¦â? ((Karl Marx, Ekonomi Politigin Elestirisine Katki, Sol Yayinlari, 1993, s.24.))

â??Yeni ve daha yüksek üretim iliskileri, bu iliskilerin maddi varlik kosullari, eski toplumun bagrindan çiçek açmadan, asla gelip yerlerini alamazlar.â? ((Karl Marx, Ekonomi Politigin Elestirisine Katki, Sol Yayinlari, 1993, s.24.))

Marx yanitlariyla, sermayenin kendini olumlama diyalektiginin, tarihi nasil kapattigini bizlere gösteriyor. Yürüyüsümüzü bu yanittan sonra durduruyoruz. Tekrar â??Dikkat, Problem var!â?, diyerek düsünmeye basliyoruz. Emegin kendini olumlama politikligini, sermayenin kendini olumlama pratiginin diyalektigi içine kapatmakla, ondan çikarmak arasinda politik bir tercih yapmak zorunlulugu ile karsi karsiyayiz. Bu durum, günümüz sinif mücadelesinin bütün Marksistlerin yüzüne tuttugu aynadir.
Metin içinde kavramlarin yürüyüsüne biz de katilabiliriz. Sermayenin egilimi, toplumsal iliskilerin bütününü fabrikalastirmak ve sirketlestirmektir. Dünya tek tekele gidene kadar üretici güçleri gelistirmek sermayenin genel yasasidir. Bu baglamda kapitalizm sürekli bir ekonomik devrim içindedir. Içerebilecegi bütün üretici güçleri içermek sermayenin diyalektigidir. Sermayenin emegi gerçek tahakküm altina almasi, doymak bilmez bir oburluktur. Fakat metin içindeki kavramlarin yürüyüsüne, tarihsel maddi hayatin ontolojisi içinde katildigimizda, yanimizdakilerin kavramlar ya da üretim araçlari degil, tam tersine güç iliskilerinin çatismalari oldugunu görecegiz. Üretici güçlerin gelisimi, emegin sürekli tahakküm altina alinmasi ve sermaye disi ve sermaye içi güçlerin yeniden ve yeniden düzenlenmesidir. Bu baglamda üretici güçlerin durmasi ve gelisimi politiktir. Üretici güçlerin gelisimi, emegin ücretli emek altinda siniflastirilmasinin politik teknolojisidir. Emegin siniflastirilmasina karsi sinifsizlastirilmasi, sermaye birikiminin diyalektigine içkin, üretici güçlerin gelisimini politik olarak kirmaktir. Üretici güçler ile siyasi güç iliskileri arasinda bir hiyerarsi yoktur. Yani, politik güçlerle üretici güçler arasinda ast-üst iliskisine dayali bir belirleme yoktur. Üretici güçler ile güç iliskileri eszamanli, birbirlerine içkin esitsiz, dengesiz ve birlesik bir devinimdir. Üretici güçler, güç iliskilerinin bedeninde konusur. Tarih gerçek anlamda siniflar arasi mücadelenin tarihidir. Mülkiyet iliskisinden bagimsiz bir üretici güçler gelisimi yoktur. Mülkiyet iliskileri üretici güçlerin dilidir. Devrim, Devlet, emegin sinifsizlasmasi, güç iliskilerinden bagimsiz ve güç iliskilerini belirleyen üretici güçlerin gelisimine bagli degildir. Böyle bir â??Tinâ? yoktur. Devrim, üretici güçlerin gelisimine içkin politik güçlerin çatismasina baglidir. Güç iliskilerinden bagimsiz ekonomik maddi kosullardan bahsedilemez.
Bizim ekonomik determinizmin metafizigi ifadesinden kastimiz ekonomik yapinin tek belirleyici güç olmamasiyla sinirli degildir. Marksizmin verdigi biri örtük, üç öz elestiriden biri de ekonomik alanin belirleyiciligini öne çikartip diger belirleyici dinamiklerin â??savsaklandiginaâ? dair özelestiridir. Engelsâ??in, 1890 tarihinde Blochâ??a, 1893 tarihinde Mehringâ??e ve 1894â??te Borgiusâ??a yazdigi mektuplarda açik ve net olarak bu durum okunabilir. Meselemiz, klasik fakat tüketilmemis altyapi-üstyapi tartismasina geri dönmek degildir. Bu tartismanin tikanmasinin nedeni Marxâ??in zenginlik sorunsali ile ele alinamamasidir. Bizim üzerinde düsündügümüz sorun siniflar mücadelesinin ekonomik gelismeye tabi bir sekilde islevlendirilmesidir. Marxâ??taki â??zenginlikâ? sorunsalina bagli komünizm anlayisidir. Bir baska ifade ile â??zorunluluk ve özgürlükâ? üzerine düsünceleridir. Çok açik biçimde â??Gotha ve Erfurt Programinin Elestirisiâ??nde görülecek olan bu konu, devletin sönümlenmesine neden olacak zenginlik sorunsalidir. Deger teorisi, Marxâ??in â??zenginlik teorisiâ? ile bagintili ele alinmadiginda anlamsizlasir. Bu konu üzerinde düsünmek gündemimizdedir.
1848 Avrupaâ??sinin sokaklari gerçekti ve hakliydi. Çünkü devrimin tarihsel kosullari mevcuttu. Marxâ??taki ekonomik determinizmin maddeci metafizigi ve diyalektigi, devrimi, ekonomik maddi kosullarin olgunlasmasina baglayarak bekletti. Bu beklentide politik taktigimiz ne olmaliydi? Metnimize geri dönerek Engelsâ??ten yanitimizi alalim.

1848 Avrupasiâ??nin politik taktigi

â??1848â??in savasim tarzi bugün her bakimdan eskimis, zamani geçmistir.â? ((Karl Marx, Fransaâ??da Sinif Savasimlari 1848-1850, Sol Yayinlari, 1988, s.13))

â??Dünya tarihinin aci cilvesi her seyi altüst ediyor. Biz, â??devrimcilerâ??, â??kargasalik çikaranlarâ??, legal yollarla, illegal yollarla ve kargasa ile oldugundan çok daha iyi gelisiyoruz, basarili oluyoruz. Kendi kendilerine verdikleri adla düzenin partileri gene kendilerinin yaratiklari yasal (legal) durum yüzünden yok olup gidiyorlar. Onlar, Odillon Barrotâ??un agzindan umutsuzlukla bagiriyorlar: yasallik (legalite) bizi öldürüyor, oysa biz, bu legalite içinde kaslarimizi saglamlastiriyor, yanaklarimizi pembelestiriyoruz ve sonsuz gençligi soluyoruz.â? ((Karl Marx, Fransaâ??da Sinif Savasimlari 1848-1850, Sol Yayinlari, 1988, s. 30.))

Engelsâ??in bu yaniti politik taktik açisindan açik görünüyor. Edebi ve ajitatif bir dille elestirmek basitligine gitmek bize yakismaz. Sorunumuz elestiri yapmak degil bir soy kütük çalismasiyla varligin olusuna içkin degisimleri görebilmektir. 1848 Marksizmi, azinlik öncü bir güçle, kriz aninda vurup, çogunlugu konusturmak ve sürekli devrimi politik olarak koklamak iken, 1848 sonrasi ve Alman Marksizmi farkli düsünmektedir. 19. yy isçi sinifini politiklestiren simgesel iki talepten bahsedebiliriz. Birincisi 8 saatlik isgünü, ikincisi ise genel oy istemidir. Alman Marksizminin genel oy talebi ile güçlendirildigini söylemek eksik olmasina karsin yanlis olmayacaktir. Genel oy talebi yasal sendika, yasal parti ve parlamento siyasetini de beraberinde getirmistir. Amaç harekete içkindir. Hareket bir araç degil olusun ta kendisidir. Yasallik, Alman Marksizmini içine çekerek sistem içi özne haline getirmistir. 1848 Avrupaâ??sinda kriz devrimdi ve devrim, harekete içkin politik bir talepti. Alman Marksizminde ise her kriz devrim degildi. Devrimin krizi beklendi ve devrim, harekete içkinlikten amaca dönüstü. Harekete içkin siyaset ise reform ve talep siyaseti idi. Harekete içkin olan varligi kurdu. Reform ve devrim ikiligi Marksizmin politik gündemine oturdu. Devrim, amaç ve soyut; reform ise araç ve somuttu. Dolayim siyaseti Marksizmin içine hiç çikmamacasina girmisti. Tarih, dolayim siyasetinin, amaç ve araç diyalektiginin ise yaramadigini gösterdi. Bernstein devrimci Marksizmin reddidir fakat Alman Marksizminin de çocugudur. Bernstein, Engelsâ??in mirasçisi olarak kendisini görür. Bernsteinâ??in sordugu soru, â??Sosyalist devrimin tarihsel ekonomik maddi kosullari ne zaman olgunlasacak, gerçekçi kriz ne zaman gelecek?â? sorusuydu. Bu soruya yaniti, â??Böyle bir kriz yoktur ve böyle bir kriz gelmeyecekâ? oldu. 1848â??deki Marksizm için kriz devrim demekti. Engelsâ??te her kriz devrim degildi. Bernsteinâ??da ise â??kriz yok, devrim de yokâ? oldu. Ekonomik determinizmin metafizigi ve sermayenin olumlanma diyalektigi Alman siniflar mücadelesi pratiginin somutluguna çarpti. Devrimci ve reformist Marksizm ayrismasina neden oldu. Bernstein sorununu reformizm üzerinden çözdü. Emek siyasetini tamamen sermayenin olumlama diyalektigi içine kapatti. Lenin, Kautskyâ??nin yalpalamalarini açiga çikartarak safini belirledi. Rosa, Almanyaâ??da yalniz birakilmisti. Leninâ??i önemsemesi kaçinilmazdi. Rosa kapitalizmin nihai krizini emperyalizm teorisi üzerinden çözdü, devrimin sosyalist karakterinden dolayi reform ve devrim diyalektiginin ikiliginden kurtulamadi. Bundan dolayi isçi köylü ittifaki, emperyalizme karsi ulusal bagimsizlik sorununda Lenin ile gerilimlere girdi.
Alman reformist kanadinin Devlet teorisi üzerindeki düsüncelerine deginmeden geçmek bir bosluk birakacaktir. Kisa bir degerlendirme sarttir. Bernstein, Kautsky ve Hilferding kapitalizmi reformist bir yerden politik olarak okudular. Kapitalizm politik toplumdu. Krizlerini çözebilecek yetenege sahipti. Kapitalizmin emperyalist asamasinda tekellesme ve tekellerin devletle bütünlesmesi kapitalizmin kaotik yapisini örgütlü bir yapiya dönüstürmüstü. Devlet, bir zor aygiti olmaktan çikmis planlayici ve düzenleyici bir araç konumundaydi. Hükümeti ele geçirerek bu alet planlayici olarak çalistirilabilirdi. Bu baglamda devleti yikacak olan devrime gerek yoktu. Genel oy, seçimler, parlamento ve hükümet olma ve bu baglamda radikal demokrasi, Sosyal Demokrasinin siyaseti oldu. 1848 Marksizmindeki sosyal demokrasi, Alman Marksizminde bambaska olmustu.
1848 Avrupaâ??siâ?¦ Burjuvazi; burjuvazi, proletarya, aristokrasi, köylülük ve bütün toplumsal siniflar ile savasimindan ulus devlet egemenliginin zaferiyle çikti. Isçi sinifi, enternasyonalist en örgütlü güçtü. Devrim istegi, insanlarin bedenlerinde tasidiklari devrimci bir ruhtu. Burjuvazi, isçi sinifini ulusal bir güce dönüstürerek siyasi mülkiyeti altina aldi; burjuva demokrasisiyle kapitalist toplumsal iliskileri isletip çalistiran sinifsal bir güç, bir özne haline getirdi. Bu imzanin sahibi Alman Marksizmidir. â??Kriz yok ve devrim de yok!â? Söyleminin bedellerini insanlik çok agir ödedi. 1. Dünya Savasi, Ekim Devrimiâ??nin yalniz birakilmasi ve Fasizmâ?¦

Lenin
Lenin, Alman Marksizminden kopus, 1848 Avrupasi ruhuna dönüstür. Leninâ??le birlikte talep siyasetinin yerini devrim istegi tekrar aldi. Her seyden önce Lenin için asil olan devrimcilikti. Kadro, örgüt, gizlilik, teorik, politik ve örgütsel kisiligin birligi, siniflar mücadelesinin ruhundaki devrimciligi açiga çikartan mücadeleâ?¦ Lenin, 1850-60 yilarinda kabararak gelisen, dönem dönem gerileyen ama asla durmayan köylü hareketinin özgürlük talebinin, Nihilizmin yikici etikçiliginin ve Narodnik hareketin Çarlik otokrasisinin daragaçlari altinda yilmayan bir siyasal cografyanin çocuguydu. Rus topraklari, sosyalizmle, sosyal demokrasiyle bu kosullarda tanisti. Lenin, Avrupa sosyal demokrasi dalgasini bu topraklarin devrimci ruhuyla tanistirarak devrime dönüstürmesini bildi. Devrim süreci boyunca Leninâ??e çok sey yakistirildi. Bunlarin haklilik payi da vardi. Lenin, bütün devrimci birikimin ruhunu bir biçimde tasiyordu. Lenin; Jakoben, Babeuf, Blanquist, Bakuninci ve Narodnik ruhun üzerine kurulu bir Marx yorumudur. Lenin, bu yorum üzerinden Marxâ??i Marksizmlestirdi. Lenin, bu Marksizmdir ve bu Marksizm, Ekim devrimini gerçeklestirdi.
Leninâ??in emperyalizm çözümlemesi teorik bir çözümlemeden ziyade politik bir çözümlemedir. Teorik çözümlemeler zaten önceden yapilmisti. Lenin, bu teorik çözümlemelerin politik okunusudur. Lenin, sermaye birikiminin yogunlasmasi ve merkezilesmesine bagli olarak kapitalizmin, tekelci evreye girdigini, mali oligarsi ve sermaye ihraci dönemine geçtigini teorik olarak bulmadi. Bu teorik çözümlemeleri, politik bir kriz teorisi olarak kurdu. Kapitalizmin esitsiz, dengesiz, bilesik gelisim yasasini kapitalizmin emperyalist asamasiyla politik kriz teorisine dönüstürdü. Esitsiz, dengesiz, bilesik gelisimi ulusal ekonomiler arasi dengesiz gelisime dönüstürdü. Sermayenin yogunlasmasi ve merkezilesmesini belirleyen ekonominin cografyasi ulusaldi. Sermayenin ulusalligi ile sermaye ihraci üzerinden sermayenin uluslararasilasmasi arasindaki gerilimi politiklestirdi. Ulusal tekellerin, dünya pazari üzerindeki rekabetini, ulus devletlerin açik askeri bir savasla sürdürecegini açikça gördü. Ulusal devletler, ulusal tekellerin dünya pazari üzerindeki rekabetin açik temsilcisiydi. Kapitalizmin militaristlesmesi ve açik savas! Bu durum devrim için iki olanak sunuyordu. Birincisi emperyalist savasi iç savasa dönüstürmek, ikincisi sömürge ülkelerde anti-emperyalist ulusal bagimsizlik mücadeleleri. Lenin emperyalizm dönemini politik kriz teorisine dönüstürerek 19. yüzyil kapitalizmini, kapitalizmin rekabetçi dönemi olarak kapatti. Bu saatten sonra, 1848 Avrupaâ??sinin politik krizine kimse bakmadi. Kapitalizmin rekabetçi dönemi ilerici, emperyalist dönemi gerici idi. Oysa, 19. yy kapitalizminin esitsiz ve dengesiz gelisimi politik kriz üzerinden okunabilirdi. Bu durum, Marxâ??taki ekonomik determinizmin metafizigini sakladi. Leninâ??in emperyalizm teorisi ile proleter devrimler çagi baslamisti.
Lenin için proleter devrimler çagi ne demekti? Bunun üzerine pek düsünülmedi. Marx açisindan kapitalizmin nihai krizini olusturacak ekonomik kosullar ile Leninâ??in proleter devrimler çagindan anladigi bize göre çok farkliydi. Marxâ??a göre kapitalizmin toplumsal çözülüsü üzerinden politik çözülüs gelecektir. Leninâ??de ise kapitalizmin politik çözülüsü, kapitalizmin toplumsal çözülüsünü getirecektir. Iste bu farklilik Marxâ??taki ekonomik determinizmin metafizigini sorgulatabilirdi. Fakat bu farklilik görülemedi. Lenin, emperyalizmle birlikte kapitalizmin politik çözülüsünün imkânlarini gördü. Marxâ??ta devrim kapitalizmin en gelismis ülkelerinden gelecekti. Fakat Lenin devrimi emperyalizmin zayif halkasi olarak algilanan doguya çevirdi. Leninâ??deki proleter devrim 1848 Avrupaâ??sindaki gibi komünalist bir devrim degildi. Komünalist devrim batidan özellikle Almanyaâ??dan beklendi, fakat gelmedi. Leninâ??in proleter devrimler çagindan anladigi, burjuva özlü devrimleri proletaryanin üstlenip üslenmeyecegi idi. Leninizm, burjuva özlü devrimlerin proletarya tarafindan üstlenilmesi anlamina gelir. Bu noktadan sonra, â??her kriz devrim demektirâ? söylemi yeniden geri geldi. Rosaâ??nin komünist devrim, reform, araç-amaç ikiligi Leninâ??de ortadan kalkti. Leninâ??de reform devrim sorunuydu. Bugünün söylemiyle söylersek demokrasi sorunu devrim sorunu oldu. Tamamlanmamis burjuva devrimini tamamlamak devrim sorunudur. Ülkemizde modernist solun tözü budur. Küresel kapitalizmi, hâlâ emperyalist dönemin politik kriziyle okumaya devam etmelerinin nedeni budur. Politika yapma tarzlari ve araçlari buraya oturur. Adina Komünist Parti denilmesine karsin, güncel politika adina dolayim siyaseti yapanlarin demokrasiciligi buradan kaynaklanir. Bu gerçeklikle birlikte Marxâ??taki sürekli devrim, kesintisiz devrime dönüsmüstür. Sürekli devrim, kapitalizmin toplumsal çözülüsü üzerinden politik çözülüsün sürekliligine oturur. Kesintisiz devrim ise, politik çözülüsün üzerinden toplumsal çözülüstür. Bu durum bizi asamali devrim tezine götürmektedir. Demokratik devrim ve sonrasindaki toplumsal devrimi içeren komünist devrim. Reform ve devrim ikiligi yeniden geri gelmistir. Å?imdi bu ikiligin kaldirilmasi dönemidir. Toplumsal devrimi içeren politik devrim. Dolayim araç, komünist devrim amaç degildir. Amaç harekete içkindir. Dogrudan komünalist devrim, politik istençtir. Tarih, elestirilen 1848 Avrupaâ??si sokaklarinin komünalist devrim istencine geri döndü. Ekim devrimi dahil, hiç bir devrim Komünâ??ü asamadi. Bütün â??izmâ?ler komünü asan bir yerden yeniden kurulacaktir.
commune.png

Bir yorum

  1. suat

    yazınızı önce sgdf.biz adlı sitede okudum ve önemsedim.. sanırım sizi banlamışlar nedenini bilmiyorum.. ilgilenmiyorum da..
    ama yazınızdaki bakış ve mantık dikkate değer ve paylaşılmaya tartışılmaya açık olmalıdır.. yani bunu yapmalısınız..

    bu anlamda size aşağıdaki siteyi önereceğim.. bu site kimseden bir izm olmasını beklemiyor.. sadece paylaşım sırasında hakaret ve ispatsız(tek yanlı ispatlarda geçersizdir) ithamlara izin vermiyor.. bunun dışında düşüncelerin özgürce sunulmasını ve eleştirilmesini savunuyor..
    bu düşünsel zemininizi buraya aktarırsanız sevinirim..
    http://www.enternasyonalforum.org/

    dostlukla
    suat arabacý

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>