ALANA SAHIP ÇIKMAK VE DOÄ?RUDAN EYLEM

10 March 2006

Nereyi sürdüysem, orasi benim topragimdi. Toprak herkesindi. Hiç kimsenin kendisinin oldugunu söyleyemedigi bir seydi toprak. Insanlarin, kendilerinin oldugunu söyledigi tek sey emekti.

TOLSTOY

Tasidigimiz sorumluluklarin ne kadar farkindayiz? Yasama nereden bakiyoruz? Dünyayi nasil okuyoruz? Bu gibi sorular çogaltilabilir; ama bu sorularin anlamliligi, kendilerine verilen yanitlardan çok, bu yanitlarin nasil hayata geçirildigi ile görülebilir. Içinde yasadigimiz kapitalist dünyada, bir yandan her türlü iliski biçimi sinirlari islevsizlestiren bir boyutta üretilirken, öte yandan insanlar sayisiz maddi-manevi hapishaneyle kendi dar alanlarina sikisip kaliyor. Kapitalizmin yalandan özgürlük felsefesinin yarattigi tutsaklik hep asikar; ancak asil sorun, bu tutsakligi asacak ve yasamin içerisinde gerçek ve insana dair bir özgürlük söylemini açiga çikaracak politik hattin ve bu hattin pratik uygulamalarinin kesfi, yani özgürlügün kesfi.

Kapitalizm bugün, yasamin her yerinde, her alaninda kendisini üretiyor ve yeniden üretiyor. Ekonomik, sosyal, siyasal bir bütünlük içerisinde hareket ederken, her alanin farkliliklarini da degerlendiriyor. Ayni anda, her farkliligi kendi ihtiyaçlari dogrultusunda yeniden örgütlüyor ve iliski biçimlerini yeniden yapilandiriyor. Bunlari yaparken, sermayenin türlü kurumlari olarak karsimiza çikiyor. Hangi alan varsa, o alanin sermayeyle iliskilenmesi ve kapitalist iliskilerin içine dahil edilmesi saglaniyor.

Kapitalizmin bu boyutta bir gelisim göstermesi, yasamin her alaninin bir mücadele alani olarak örgütlenmesinin önünü açmaktadir. Üniversiteyi de bu alanlarin disinda göremeyiz. Egitimin piyasa iliskileri içine dogrudan çekilmeye baslamasiyla, üniversiteler de sermayenin dogrudan hedefi haline geldi. Üniversiteler bir piyasa aktörü konumuna gelirken, sermaye ile girilen türlü iliskisellikler, hem egitimin piyasanin ihtiyaçlarina uygun olarak yapilandirilmasi hem de üniversiteler içerisindeki her türlü uygulamaya ticari deger atfedilmesi sonucunu dogurdu. Ve YÖK’üyle, üniversite yönetimleriyle, polisiyle, jandarmasiyla, özel güvenligiyle, devletin ve iktidarin cisimlestigi yapilanmalar, üniversitelerin kalbine oturdu.

Ticarilesen ve piyasaya tabi kilinan her alan gibi üniversitelerin de geldigi bu nokta, üniversite alaninin özneleri tarafindan verilecek bir mücadelenin kapitalizmin bizzat kendisine karsi yürütülmüs oldugu sonucunu vermektedir bizim açimizdan. Dolayisiyla, öznesi olunan alana sahip çikarak her türden piyasa ve iktidar iliskisine karsi çikmak ve bu karsi çikisin içerisinde kendi alternatiflerini de olusturarak, arzulanan yasamin ayaklarini bugünden kurmak esastir bize göre. Nasil bir dünya, nasil bir yasam, nasil iliskiler arzuluyorsak, mücadele pratigimiz içinde bunlari yasayip gösterebilmeliyiz. Karsitligin yikiciligi, beraberinde arzunun kuruculugunu da getirebilmelidir. Böylelikle, alanimiza sahip çiktigimiz ölçüde yasamimiza sahip çikmis oluruz.

Peki böyle bir politik hattin pratik uygulamalari nasil ortaya çikacaktir? Öznesi oldugumuz alanin kapitalist kurgulanisina karsi kendi kurgumuzu nasil somutlayacagiz? Antikapitalist bir söylem varlik haline nasil gelecektir? Bu sorular bizi �dogrudan eylem� tartismasina getirmektedir. Bir söylem, ancak kendisini tüm görselligiyle ifade edebilirse, soyut belirlemelerden çikip yasanir bir hal alirsa kendisini gerçeklestirme olanagina sahip olur. Nasil ki kapitalizm yasamlarimiza her türlü araçla giriyor ve bedeni her yönden sarmaliyorsa, karsidan bir durus da kendisini yasami kucaklayabilecek bir varlik haline getirebilir.

Bogaziçi Üniversitesi, üniversitelerin sirketlestirilmesi ekseninde yürütülen politikalarin önemli bir alani durumundadir. Kapitalizmin üniversite alanini pazar alanlarindan biri durumuna getirmesi dogrultusunda, piyasa iliskileri Bogaziçi Üniversitesi’nde diger pek çok üniversiteden daha önce ve daha yogun olarak bir kültür haline gelmistir. Üniversite dahilinde yürütülen etkinlikler, kulüp faaliyetleri ve tüm gündelik isler sermayenin ihtiyaçlarina göre sekillenmektedir. Örnegin, her yil bahar aylarinda düzenlenen Kariyer Günleri kapsaminda, sirketler kulüpler tarafindan üniversiteye davet edilmekte ve mezun adaylariyla bulusturulmaktadir. Ortaya ise tam anlamiyla bir alim-satim iliskisi çikmakta, egitim insani ve toplumsal özelliklerinden siyrilip alinip satilacak bir mal haline dönüstürülmektedir. Bu duruma karsi, baska bir dünyanin mümkün olduguna inananlar, bu günler içerisinde kapitalizmin ve onun üniversitelerdeki suretlerinin desifrasyonu üzerinden eylemlere girisir. Böyle eylemler, her tür tarza açiktir. Bu, kimi zaman gelen sirketlerin gülen yüzlerinin ardinda yatan katliamlari açiga çikarmak biçiminde, kimi zaman vaat ettikleri yasamin kirliligini gözler önüne seren alayci oyunlarla, kimi zaman da hiç rahat kalmayacaklarini gösteren müdahalelerle gerçeklesir. Bazi etkinliklerin iptali, yapilanlarin etkisini gösterir. Bu eylemlerle asil vurgulanmak istenen, meydanin bos olmadigi ve insanlari kölelesmeye zorlayan her türlü iliski biçiminin reddedildigidir. Ve vurgulanmak istenenler, sadece sözcüklerle degil insanlarin yasamina dokunabilen, yani kendi kendisini anlatabilen bir tarzla vücut bulur.

Dogrudan eylemlerin bir baska yani, kisiyi özgürlestirmesidir. Tepkinizi kendi eyleminizle mesrulastirdiginiz bir özgürlük alani sunar size. Kapitalizmin tahakküm politikasina inat, kendilerine ve baska bir dünya özlemlerine sahip çikanlar, iktidarin dayattiklarina karsi bir mücadelenin özgür eylemcileri olurlar. Bogaziçi Üniversitesi’nde yasanan bir baska örnek de, okulda sanki hiç reklam yokmus gibi, onlarca yeni reklam panosunun ögrencilerin en yogun kullandigi alanlara dikilmesiydi. Bu is öylesine abartilmisti ki, kapitalist kültüre fazlasiyla bulananlar bile rahatsiz olmuslardi. Tabii ki, karsi tepkiler gelmekte gecikmedi. Artik okula her gidisinizde, �Bugün acaba hangi panonun basina ne geldi?� diye merak ediyordunuz. Tepkiler her yönden o kadar artti ki, çok geçmeden panolar eskileriyle birlikte tümden kaldirildi.

Muhalif bir pratigin içinde kendisine özgürce yer edinen ve arzulari dogrultusunda kendisini ortaya koyan kisi için, dogrudan eylem bir öznelesme sürecidir ayni zamanda. Varlik oldugunuz ve varlik olarak kendinizi konusturdugunuz bir sürecin öznesi olursunuz. Sözünüzün ve eyleminizin arkasinda, her yerde, sisteme karsi durusun somut ifadesi haline gelirsiniz. Bogaziçi Üniversitesi’nden bir baska deneyim ise, geçtigimiz yil yapilan �Üniversiteler ve Yönetisim� toplantisini protesto eden Bogaziçi Ögrenci Otonomu’nun agizlari barkodlu, elleri bagli olarak toplanti salonunun önündeki bekleyisiydi.Tek bir sözcük yoktu orada; ama sessizligin ezici agirligi vardi. Bir gerçegin ürkütücülügü bedenlerde somutlaniyordu ve toplantiya girenler bakislarini kaçirmak zorunda kaliyordu, kendilerini savunabilecek tek bir söz bile söyleyemeden.

Bir eylemlilik tarzi olarak dogrudan eylemi benimsemenin asil önemli yani, karsidan bir kültürün her an her yerde kendisini kurabilecek oldugunu göstermesidir. Yapilanlar, kisinin öfkesini kusup rahatlamasindan ibaret degildir. Bu, alanina sahip çikan ve kapitalizmin dayattiklarina meydan okuyanlarin yasama dair her seye müdahil olmalaridir. Bencillige, çikarciliga, rekabete, piyasa iliskilerine karsi olanlarin, hayallerini özgürlestirmeleridir. Içinde arzudan kaynaklanan bir kuruculugu barindiran yikiciliktir. Hayalle gerçegin kesistigi, söylemle eylemin birlestigi, insanla yasamin bulustugu andir. Anlamsizlastiran, teklestiren, korku yükleyen kapitalizme karsi, devrimci anlamliligi kurma çabasidir. Bu anlami görmek, göstermek ve paylasmaktir. Iktidarla alay etmek ve kendini mutlu kilmaktir. Emegine sahip çikanlarin yasama sarilip onu korumasidir. Özgürlügün kesfidir.

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>