ANTİ-KAPİTALİST MÜCADELE VE ÖĞRENCİ HAREKETİ

10 March 2006

Her tarihsel süreçte üniversiteler, iktidarın kendisini toplumsal olarak meşrulaştırdığı ve kendi iktidar işleyişini güvence altına alacak nitelikteki bilginin üretildiği merkezler oldular. Bu özelliklerinden dolayı, üniversiteler kapitalizmin öne çıkan kurumları olma özelliğini bugüne dek korudular.

Kapitalizm iktidar örgütlenmesinde değişikliğe giderken, bu değişikliklere uygun olarak varolan kurumları yeniden işlevlendirir ya da yerine yenilerini inşa eder. Kapitalizmin ulus pazarı ve buna dayanan işleyişten, ulusal sınırların işlevini yitirdiği küresel pazara dayanan işleyişe geçmesi, yeni iktidar yapılanmasını beraberinde getirmiştir. Bu yeniden yapılandırmaya bağlı olarak, kapitalizm dünyayı yeniden biçimlendiriyor. Yaşamın bütün hücrelerinde kendisini var eden ve işleten kapitalizm, bütün bu hücreleri piyasa ilişkilerine tabi kılmaya çalışıyor. Bio-politik olarak işleyen bu süreç, bu hücreleri kapitalizmi yeniden üreten ve işleten özneler haline dönüştürüyor.

1970’li yıllarla birlikte kendisini imparatorluk işleyişi ile yeniden yapılandırmaya başlayan kapitalizm, kendisi için hayati öneme sahip üniversiteleri de ticarileştirip piyasaya açıyor. Küresel çapta hayata geçirilen bu merkezi politika, GATS anlaşması ile somutlanmış vaziyette. Türkiye’de ise, GATS anlaşması uyarınca hazırlanan Üniversite A.Ş. yasa tasarısı meclisten geçmeyi bekliyor.

Burada dönüp öğrenci hareketinin durumuna bakarsak, durumun pek iç açıcı olmadığını görürüz. Zaman zaman yaşanan sınırlı hareketlenmeler dışında, bir öğrenci hareketinin varlığından söz edemeyiz. Yaşanan bu tıkanıklık yapısal bir tıkanıklıktır ve bildiğimiz mevcut yöntemlerle bu tıkanıklığın aşılamayacağı aşikardır. Varolan sorunların çözümü ancak hareketin içerisinde bulunabilir; buna da ancak yanlış yapmaya cesareti olanlar ulaşacaktır. Hareketin içerisinden bizim için anlamlı sorular çıkarabiliriz. Üniversitelerde kapitalizmin örgütlenmesinin önüne nasıl set çekebiliriz? Böyle bir hareketi oluşturacak olan ortaklıklar nelerdir? Bu hareket nasıl örgütlenecek? Ve bunun güvencesi ne olacak?

Üniversiter alanda, bu sorulara yanıt üreten kimi anlayışlar mevcuttur. Ancak bu sorulara sunulan yanıtlarla varolan sorunların üstesinden gelinemiyor. Modernizm döneminin söylemiyle kendilerini yapılandıran bu anlayışlar, siyasal alan-toplumsal alan ikiliği üzerinden süreci okumakta. Bu okuma, tüm diğer toplumsal alanlar gibi üniversiteleri de kitlesel ve araçsal bir alan olarak görmektedir. Öncü-kitle ayrımı üzerinden giden bu anlayış, öğrencileri özne olarak değil, bilinçlendirilmesi gereken kitleler, alanın kendisini ise öncü tarafından üretilen politikanın taşındığı alanlar olarak görür. Örgütsel olarak güçlenme, öğrenci hareketinin politik olarak güçlenmesinin önüne konduğundan, yürütülen faaliyetler “ideolojik ve politik teşhir”, “propaganda” ve “örgütsel kazanım” üzerinden gelişmiştir. Bu anlayışın eylemselliklerdeki temel ifadesi, örgütsel iradeye öğrencilerin davet edilmesidir. Örgütsel ad ön plandadır.

Alanda varolan bir diğer anlayış, salt öğrenci kimliği ile bir yan yana gelişi dillendirmekte. Kendisini sadece alanın akademik-demokratik talepleriyle sınırlandıran bu anlayışa göre, bağımsız (örgütsüz) öğrencilerle beraber iş yapabilmek için politik kimlikler ifade edilmemeli. Öğrencilere ulaşabilmek için, çoğu zaman politik söylemler törpülenip içeriği boşaltılabiliyor. Bu tarzla ulaşılan öğrencilerle kurulan ilişkiler çoğu zaman sosyalitenin sınırlarını aşamıyor. Politik farklılıkların kendisini özgürce ifade etmesinin önünü baştan kesen bu anlayış, kendi politikasını bütünün politikasıymış gibi alana dayatıyor. Öğrenciyi kitle üniversiter alanı araç olarak gören anlayış kendisini tersten üretiyor. Birbirinden çok farklı görünse de, bu iki anlayış aynı madalyonun farklı yüzlerini oluşturuyor.

Bu iki anlayış da, bugün için üniversitelerde gelişecek, üniversite bileşenlerinin kendilerini özgürce ifade ettikleri ve alanın devrimci çatışkılarından beslenen bir hareketin kuruculuğunu ve güvencesini oluşturamıyor.

 

Hareketin ortak söylemi

12 Eylül darbesinin bize armağanı olan YÖK, sermayenin üniversitelerdeki devletidir. Bir yandan üniversitelerde gelişebilecek muhalefete karşı gerekli baskı ve disiplin mekanizmalarını işletirken, diğer yandan üniversitelerin sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandırılmasının baş aktörü durumundadır.

YÖK’ün hazırladığı yasa tasarısı, üniversitelerin piyasa normlarına göre yeniden yapılanmasını hukuksal olarak güvence altına alıyor. Öğrencinin müşteri, öğretim elemanının satıcı, bilginin meta olarak tanımlandığı yasa tasarısı ile üniversiteler şirketleşecek.

Kapitalizm, bütün toplumu fabrika olarak yapılandırıyor. Kişilikler şirketleştirilip bedenler teslim alınıyor. Toplumsal hayatın en küçük hücresinde dahi sınıf mücadelesinin çelişkileri yaşanmaktadır. Bugün üniversitenin her yerinde kapitalizm ile burun burunayız. Yemekhanelerin şirketlere devri ve mediko-sosyal hizmetlerinin paralılaştırılması ile başlayan ticarileştirme uygulamaları, şirketlerin üniversitelere üs kurmasına kadar varmıştır. Kariyer günleri adı altında kampüslerde cirit atan şirketler, olduk olmadık her yerde karşılaştığımız şirket standları ve reklam panoları ile alenen kapitalizm propagandası yapılmakta.

Piyasalaşmanın getirdiği kar mantığı da, üniversitenin her alanında kendisini hissettiriyor. Piyasa için işlevli olmayan bölümlerin kapatılması, ders içeriklerinin bu ihtiyaç üzerinden düzenlenmesi ya da klüplerin şirketlerle sarmaş dolaş olarak şirketleşmesi bunun örnekleri. AR-GE faaliyetleri, üniversite-sanayi işbirliği ve teknoparklar ile de sermaye ile üniversiteler doğrudan işbirliğine gitmekte. Buna karşı yanıtımız: Anti-kapitalizm.

Kapitalizmin yaşamın bütün hücrelerini kuşattığı, her bedende kendisini işlettiği bir ortamda, politik kuruculuğu ancak anti-kapitalizm üstlenebilir.

Bu bağlamda öğrenci hareketi, artık işçi hareketinin destekçisi veya örgütsel iradenin kadrosal güçlenme zemini olmaktan çıkıp bizatihi toplumsal fabrika içerisindeki tahakküm ve sömürüye karşı sınıf mücadelesinin yürütüldüğü zeminlerdir.

 

Örgütlenme

Anti-kapitalist sınıf mücadelesinin yürütüleceği üniversitelerde, bu mücadeleyi üstlenecek anti-kapitalist bağımsız bir öğrenci hareketini nasıl yaratacağız?

Küresel kapitalizmin yeniden üretiminde merkezi bir role sahip üniversitelerde, artık dışarıdan müdahalelerle bir hareket yaratılamaz. Bugün yapılması gereken, kendi sorunlarının çözümünde üniversitelerin gerçek sahiplerinin kendilerini özne olarak konuşturabilecekleri ve her türlü temsiliyet ilişkisinin reddedildiği toplumsal örgütlenmelerin hayata geçirilmesidir.

Kapitalist imparatorluğun karşısında yapılanan anti-kapitalist hareket, karşıdan bir iktidar oluşturamadığı sürece, varolan kapitalist iktidar ilişkilerinin dağıtılması olanaksızdır. Bulunduğumuz her alanda ve mekanda kapitalist iktidar ilişkileri dağıtılırken başka bir yaşamın kurulması gerekiyor. Bundan sonra yürütülen her mücadele, yalnızca eleştirelliği değil alternatif bir kuruculuğu da üstlenmek zorundadır.

Bu alternatif kuruculuğu üstlenecek olan karşıdan iktidar, kendi eyleminin ve söyleminin öznesi olan toplumsal dinamikler tarafından gerçekleştirilebilir. Bu alternatif, hem kapitalizmden hem de onun en büyük politik gücü olan devletten kopuşu sağlayacak olan toplumsal demokrasi ekseninde yapılanacaktır. Toplumsal demokrasi, bütünü oluşturan bileşenlerin her birinin bu toplumsallığın parçası ve öznesi olduğu, kendilerini gerçekleştirip değerli kıldıkları, temsiliyetin yerle bir edildiği, tüm dinamiklerin doğrudan kendilerini anlamlandırdıkları bugünden bir gelecektir.

Toplumun tüm alanlarının ticarileştirilip piyasa zemini içerisinde tariflendiği, kapitalizmin her alanda hissedildiği günümüzde artık siyasal alan-toplumsal alan ayrımından söz edilemez. Bu ayrım üzerinden şekillenen ve temsiliyet dolayımı ile kendisini kuran örgütlenmeler, toplumsal demokrasinin güvencesi olamaz. Toplumsal demokrasinin güvencesi, kapitalist iktidar işleyişini ve onun en büyük politik gücü olan devleti bugünden tasfiye edecek iktidar organları olan otonomların yaşamaya geçirilmesiyle mümkündür. Otonom anlayışı, salt bir örgütlenme tarzı olarak değerlendirilemez. “Bütünlükçü bir anti-kapitalist duruşu, kendisini olumlamak üzerinden karşıtını olumsuzlayan bir siyasal iradeyi ve toplumsal alanları bugünden devrimcileştirecek olan bir siyasal anlayışı”(1) içeren otonom anlayışı, alternatif bir toplumsallığı, karşı yaşamı bugünden hayata geçiren toplumsal örgütlenmelerdir. Üniversitelerde devrimcilerin en anlamlı siyaseti, devletten ve kapitalizmden bağımsız öğrenci hareketinin yaratılmasıdır.

 

Eylem

Otonomların işleyişi, sürekli kendisini üreten eylemdir. Otonomlar, kendisini hissedebildiği ve özne olarak kurabildiği oranda eylemdedir. Bu eylem, farkını koyarak ve hissederek, kendini değerli kılmasıdır. Otonom’un eylemi herhangi bir otoritenin belirlenimine tabi değildir; zincirleri kıra kıra sistemle arasındaki mesafeyi derinleştirir. Eylemin sınırları özneleri tarafından belirlendiğinden, eylem doğrudan yaşanır.

Kapitalist şirketlerin kariyer günleri adı altında kampüslerde kurdukları köle pazarlarına karşı gerçekleştirilen “Hayatlarını Satmayanlar” kampanyası ve Boğaziçi Üniversitesi’nde bilumum kapitalist örgüt ve şirket tarafından düzenlenen “Üniversiteler ve Yönetişim” toplantısına karşı, Boğaziçi Öğrenci Otonomu’nun elleri bağlı, ağızları barkotlarla kapalı halde gerçekleştirdikleri eylemler, farklı bir kültürün ve alternatif bir eylem anlayışının yaşama geçirilmesinde anlamlı deneyimler oldular. Hayatlarını satmayanlar kampanyasında, farklı siyasal anlayışlar belirli bir gündem etrafında yan yana geldiler. Bu yan yana geliş, temsiliyet ilişkisi ve siyasal pazarlıklar üzerinden değil, bu gündem üzerinden kendisini ifade etmek isteyen öznelerin bir araya geldiği bir zemin oldu; farklılıkların birbirine dayatılmadığı ama ortaklık içerisinde de eritilmediği bir zemin.

Farklı bir siyasal anlayışın hayata geçirildiği eylemler ve kampanyalar birilerinden bir şey talep etmek değil, kendini gerçekleştirmek ve anlamlandırmak üzerinden yaşanacak.

 

Yerellik, farklılık, ağlar

İktidar, tek merkezde somutlanmaz, tersine bir çok merkezin bulunduğu ve birbirini belirlediği bir beden olarak kendisini ifade eder.Yürütülen muhalefete göre kendisini yeniden yapılandırıp, stratejik değişikliklere gidebilir. Toplumsal hareketler, bu yetiden yoksun oldukları takdirde, muhalefet adına iktidarı işleten öznelere dönüşme riskini taşırlar. Öğrenci hareketi de, kapitalizmin yapısal ve stratejik yönelimlerini doğru okuyamadığından, bugün bu tıkanıklığı yaşamaktadır.

Küresel Kapitalizm açısından yerel, özgürleşme değil, manipülasyon alanıdır. Başka bir şekilde söyleyecek olursak, yerel, orada yaşayanların kapitalizmin küresel kültürü içinde (kimliklerin de uygun olarak yeniden yapılandırılmasıyla) homojenleştirilmek üzere (kimliklerin ellerinden alınmasıyla) kendilerinden özgürleştirilmesi gereken bir yerdir.”(2)

Yerellerin kapitalist ilişkiler içerisine çekilebilmesi için, yerelin özgünlükleri, varolan dinamikleri yerle bir edilip sonra yeniden kurulmalıdır. Bu yüzden kapitalizm, insanlara ait özgünlükleri homojenleştirerek kendi kültürünü dayatmaktadır. Üniversitelerde öğrenci tipolojisi olarak, kendi dışında yaşananlardan bihaber, herhangi bir duyarlılık belirtisi göstermeyen, kendisini kapitalizme nasıl pazarlayabileceğine yoğunlaşan bir kuşak hakim durumdadır ve bu kapitalizmin ürünüdür. İşte tam bu noktada yerellikler, özgünlükler kapitalizme karşı özgürleşme ve direniş alanlarıdır.

Kendi özgünlüğü ile kendi öznelliğini konuşturan her yerel mücadele, kapitalizmin merkezine darbeler indirecektir.

Farklılıklar da, mücadele içerisinde öne çıkan kavramlardan biridir. Birbirinden farklı bir çok kampüs dinamiği mevcuttur. Bu farklılıklar, yan yana gelişin önünde bir engel değil, çokluğun hareket içerisindeki dinamizmidir.Toplumsal muhalefetin farklı dinamikleri, kendi yaşam alanlarında, kendi talepleriyle, kendi mücadelelerini sürdürürler. Bu farklı alanlar, post-modernizmin yaptığı gibi birbirinden ayrılamazlar. Farklar kendi dışındaki sorunlara karşı duyarsız değildir; onların yan yanadalığı, anti-kapitalist söylemin ortaklığına bağlıdır.

Bütün yerel direnişler kapitalizme karşı birleşmezse bu yereller başarıya ulaşamaz, kapitalizm yenilgiye uğratılamaz. Yereller otonomlar olarak örgütlenirler. Herhangi bir merkez, lider ya da hiyerarşi olmaksızın yan yana gelen otonomlar, eşit ve özgür ilişki temelinde, federatif olarak (ağlar biçiminde) örgütlenirler. Bu örgütsel form, hareketin tüm bileşenlerinin özne olarak kendilerini kurabilmeleri ve ifade edebilmelerini olanaklı kılar. Bu ağların diyalogları, tartışmaları ve eylemleri, hareketin ortak bir aklının yaratılmasının önünü açacaktır.

Anti-kapitalist mücadele, aynı zamanda yeni bir toplum için yürütülen mücadeledir. Bu mücadeleyi yürütürken, geleceğin alternatif toplumsal ilişkilerini bugünden yaşama geçireceğiz. Küresel bazda yürütülen bu kavgada, komünizm içkin olarak vücut bulacaktır. Hareketin içinde yanlış yapmayı göze alabilmenin cesareti, coşku ve heyecanla!

 

 

1.      “Küresel Demokrasi Üniversitelerde”, Otonom dergisi sayı 3, Mart-Nisan 2003

  1. “Yereldeki Küresel”, Arif Dirlik, Conatus çeviri dergisi sayı 1, Şubat-Haziran 2004

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>