Biz Kel Değiliz Alnımız Geniş(RASH)
10 March 2006
Belirli bir yaşın üzerindekiler için, 92′deki Solingen katliamını, kafamızda canlanan görüntülerle hatırlamak hiç de zor değil… Ardından yapılan yürüyüşleri, gösterileri… Bu, ilk olmamakla birlikte, 5 kişinin ölümüyle en fazla tepki uyandıran olaydı… 90′ların başında, Almanya’da, Neo-Nazilerin karıştığı ya da doğrudan yaptığı yabancı karşıtı eylemlerdeki artışın en acı örneği… Devam eden yıllarda, yine ırkçı saldırılar, kundaklamalar, cinayetler, yaralamalar… Aslında tam da bu noktada tanıştık Neo-Nazilerle… Kel kafalarıyla, aynı model içi turuncu montlarıyla, botlarıyla neye benzediklerini, yine bu medyanın sunduğu görüntülerden gördük… Bu görüntüleri de, kafalara batılı faşist görünümü olarak kazındı…More…MHP’nin bile �Faşizme geçit yok� pankartları astığı şu günlerde, söyleyeceklerim ne kadar anlamlı gelecek bilmiyorum; ama o kafalara kazınan Neo-Nazi görünüşünde, çalınan ve sola yakın bir karşıt sınıf kültürünün hikayesi yatar…
Haberi bağımlı popüler medyadan alıyorsan, Billy Bragg’in �It says here� şarkısında dediği gibi, �Her hikayenin iki yüzü olduğunu hatırla.�
Marksist sınıf analizi, alışılagelmiş bakışla, ırk ve etnik köken sorunu olarak kabul edilen problemlerin kavranabilmesinde önemli bir güce sahiptir. Sınıf kavgasını, sınırlı bir biçimde ulusal, etnik ya da yerel olarak algılayan bir Marksizm, sığ ve dar fikirlidir. Marksizm, başlangıçta Avrupa bağlamında geliştirildiğinden ve kapitalist toplumlarda üretim biçimi ve sınıf oluşumu arasındaki ilişkileri çözümlemesinde de �sınıf� ve �sınıf kavgası� kavramlarını kullandığından, başka toplumlara, özellikle de 16. yüzyıldan başlayarak deniz aşırı genişlemelerden doğan sömürgeleştirilmiş toplumlara uygulanırken, içeriğinin genişletilmesi gerekir.
Metropollerdeki sınıf mücadelesi, girişimcilerin ve işçilerin daha iyi fırsatlar sunan alanlara göçünün metropol toplumlarında yarattığı boşluğun daha yoksul ülkelerden gelen işçilerle doldurulmasıyla, farklı bir boyuta varmaktadır. Sömürge toplumsal düzenindeki geçmiş deneyimler ve bağlantılar nedeniyle, gittikleri yerlerde bu işçiler, normal işçi kabul edilmemekte ve dışlanmaktadırlar. Metropoldeki işçi sınıfının, vatandaşlık ya da refah hakkı gibi kurumlarla mevcut düzende bir yere sahip olduğu koşullar altında, bu göçmen sömürge kökenli işçiler, kendilerini ve ailelerini sınıflar altı bir yerde bulmaktadırlar.
Bu durum, iki taraf için de, sonradan etnik, ulusal ve ırk ideolojileri etrafında hareketlenen temelsiz ve bağımsız bir sınıf mücadelesine dönüşür… Bu da, metropol işçilerinin emek sömürüsünün artmasıyla göçmen işçilerle ittifaka gitmesi ya da ekonomik bunalım ve hak kayıplarına katlanmaları nedeniyle yine göçmen işçilerin sorumlu tutulmasıyla sonuçlanabilir. Sonuç olarak, ırk ilişkileri ve ırksal çelişki, her durumda daha genel düzeydeki politik ve ekonomik faktörler etrafında, rant ve menfaat doğrultusunda yapılandırılmaktadır…
Buraya kadar yazdıklarım, sınıf temelli karşı-kültür olan ya da küçük burjuvaların işçi sınıfına ait unsurlarının sistematik olarak abartılmasıyla ve burjuva etkilerin azaltılmasıyla ortaya çıkan �Skinhead�lerin, popüler medyanın işgüzâr ve �araştırmasız� gazetecilik tutumuyla fenomenleştirilmiş durumlarını açıklamak için ileride referans olacaktır.
Bir dünya ekonomik sistemi olan kapitalizm doğrultusunda endüstri devrimlerini yaşayan toplumlar, ihtiyaç duydukları işçileri kendi coğrafyalarında karşılayamaz olduklarında, ülkelerine kendilerinden daha yoksul ülkelerden işçi almaya başlarlar… İngiltere, 60′lı yılların sonuna gelindiğinde, işçi sınıfı bölgelerinde büyük bir göçmen topluluğu oluşturmuştu bile…
İşçi sınıfı kültürü içinde alt sınıf züppeleri olarak çıkan �Mod�lar, kendi bölgelerindeki Karayip Adaları göçmenleriyle kültürel ilişki içine girerler… Mod akımı, tamamen eğlence ve moda ekseninde, kıyafetlerdeki küçük detay özenleriyle, �scooter�larıyla, artık gülünç duruma gelen süsleri ve takım elbiseleriyle tam bir kültürel karmaşaya dönüşmüş durumdayken, siyahların kültürel çeşitliliğine, müziğine adapte olan Mod hareketi, farklı gruplara ayrılmaya başlar. Hard Mod’lar ile, açık bir şekilde modayla ve 60′ların görüntüsü ile ilgilenenler arasında kutuplaşma başlar… Moda ile ilgilenen Mod’lar hippilere karışırken, hard Mod’lar siyah kültürü içindeki zenginlikleri keşfeder; ska, rocksteady, reggae’ye ilgi duymaya başlar…vs.vs. (Dileyenler için, Mod tarihine ve hareketine dair internette ve basılı kaynaklarda yeterince bilgi var; ben bu kadar ön bilgiyle yetiniyorum, fazlasıyla ilgilenmiyorum.)
Dazlaklar, ilk olarak 60′ların sonlarında, İngiltere’de siyah suçlu gençliğin �Rude Boy� (Jamaikalı kabadayı, İngiltere’deki göçmen konumları dolayısıyla, bizzat Jamaika’da yaşayan Rude Boy’lar kadar belalı olmamaları muhtemel) alt kültüründen alınan öğeler ve Hard Mod’ların belirgin özelliklerinin birleşmesiyle oluştular. Başka bir açıklamayla, beyaz işçi sınıfı ve göçmen Jamaikalıların kültürel kesişimiyle ilk Skinheadler (Dazlaklar) ortaya çıkar… İlk Dazlaklar Ska, Soul, dinlemekten hoşlanan, hem beyaz hem de siyahlardan oluşuyordu.
Dazlaklar, işçi sınıfına mensup olduklarını belirten bir üniforma giymeye başladılar; bu, o dönem içinde, orta sınıf algılarıyla bozuk olarak çizilen bir işçi karikatürüydü aslında… İş botu, kot ya da benzeri herhangi dar ve sert, yırtılması zor pantolonlar ve �suspenders� denilen ince askılar giyiyorlardı. Bu şekillenme, dönemin işçi kıyafetinden alınan öğelerle oluşmuştur. Ayrıca siyahlardan etkilenme, sadece Ska, Reggae gibi müzikal anlamda olmamış, Karayipli grupların giyimlerinden, argolarından, tarzlarından doğrudan etkilenmişlerdir. Tüm bu çıkışın ardında, işçi sınıfına ait kökleriyle, ondan kopanlara inat barışma ve geçmişte hiçbir karşı - kültürde olmadığı kadar sahip çıkma isteği önemli olarak unutulmamalı…
Dazlaklar tarafından diriltilmeye çalışılan işçi sınıfı olgularının, yine aynı grup tarafından aslında erozyona uğratılmasına, futbol gibi geleneksel bir eğlencenin bile burjuvalaştırılmasıyla kapitalist sistemde piyasa metasına dönüştürülmesine yönelen eleştiriler, o dönem içinde hiç de haksız değildi… Ajitasyona en açık olan sınıflarına kökten bağlı Dazlaklar, henüz faşist demagoglarla tanışmamıştı bile…
O zamanlar, ırkçı şiddet olayları yaşanmıyordu. Zaten siyahların kültüründen çıkan ve onların müziğini dinleyen insanlardan ırkçı tutum nasıl beklenirdi ki? Ancak Dazlaklar, gerçekten de şiddet olayları içinde, Rude Boy’ların da etkisiyle,bilinçsizce yoğun olarak bulundular.İçinde bulundukları şiddet olayları, genelde diğer alt kültürlerden insanlara karşı (�hippie�ler ve �grease�ler gibi), polislere karşı yaşanıyordu. Pakistan kökenlilere hem siyah hem de beyaz dazlaklar tarafından yapılan saldırılar ve ardından ikinci nesil göçmenlere yapılan saldırılar,artık bir şeylerin yanlış gittiğinin habercisiydi…
1970′li yıllarda punk rock en görkemli günlerini yaşarken, 70′lerin sonlarında punk rock’tan �Oi!� doğdu (Oi!, İngilizce’de Cockney argosuna ait bir sesleniş… Zaman zaman �naber�, �selam� gibi anlamlara gelirken zaman zaman da �şişşt aloo�, �hoop birader, ağır ol� anlamlarında kullanılabiliyor; yaygın kullanımı ise pozitif yönde); punk rock’ı, kendilerine ait sert ve öfkeli kökleriyle birleştirmeyi amaçlayan sokak hareketinden kişilerce, bu müziğe bu isim verildi (bkz. Cockney Rejects’in �Oi!Oi!Oi!� adlı şarkısı ve şarkının sözleri; gerçi Garry Bushell bu ismin kendisine ait olduğunu söyler; bu nedenle bazı Oi! grupları, kendilerini �Bushell’ın suratında patlayan yumruk� diye de tabir eder). Oi! grupları, hayatta yaşanılan temel problemler ve İngiltere’de gençliğin karşısına çıkan esas sorunlarla ilgili şarkılar söylediler; işsizlik, otorite, hapishaneler vb., ve şu açık ki, bu gruplardan bir çoğu sol görüşe yakın insanlardan oluşuyordu (Angelic Upstarts, Sham69 ve Business gibi). Bu dönem içinde, yönünü kaybetmiş ve sert duruş içinde boğulmuş, sınıf ve sınıf kavgalarını, bilinçten uzak biçimde sadece çete kavgasına dönüştürmeyi başaran hareketin potansiyelinden, aynı dönemde bunu deneyen sosyalist partiler ve kolları yerine, Oi! konserlerine yolladıkları �model� Boneheadlerle (Dazlak görünümlü Faşistler), National Front (Britanya’da o zamanlar ağırlığı olan bir faşist parti) yararlandı. Ülkedeki tüm sosyo-ekonomik bunalımdan, işsizlikten tarihte her faşistin yaptığı gibi yabancıları sorumlu tutup, ucuz politikalarıyla bu ortada kalmış kültürden yandaş toplamaya başladılar. Bu taktik, işçi sınıfının kapitalist sistem içindeki emek ve hak çelişkisine neden olan asıl sorunu, gizlemek amacıyla başka yöne kanalize eden iktidarın her zaman ekmeğine yağ sürmüştür.
Farklı ırklardan insanların içinde bulunduğu dazlak hareketini değiştirerek, işsizliğin ve iktisadi düşüşün nedeni konularında göçmenleri sorumlu tutan, siyahlara ve diğer azınlıklara karşı muhafazakâr Britanyalı politikacıları destekleyen başka Boneheadler yaratmayı başardılar. �Skrewdriver� ve �Brutal Attack� gibi Nazi grupları ve �Blood&Honour� (Bonehead ağı) ve �Hammerskins� gibi oluşumlarla, mesajlarını popülerleştirdiler ve Dazlaklar arasında yaygınlaştırdılar. Tabii yaygın kitleler tarafından takip edilen medyanın rolü, bu yayma-yayılma olaylarında büyük. Şiddet olaylarının ardındaki sebeplerden, ideolojilerden üstünkörü bahsedip, kaslı iri yarı Boneheadlerin resimlerini, balıkçıların yakaladığı her köpek balığının ağzını açarak resim çektirmesi gibi, gururla manşetlere koyup, Skinhead terörü diye Boneheadlerden ekmek yedi ve yemeğe devam ediyor… Skinhead kültürüyle alakası olmayan radikal sağ kanat içinde bu, yapay kültürel birliktelik ortamı sağladı!…
Boneheadler
Skinhead kültürünün siyah beyaz kardeşliğine dayalı köklerinden nefret eden ve arsızca asıl Skinheadlerin kendileri olduğunu söyleyerek faşist sembollerini bu kimlik içinde geliştirdiği kasların üzerine dövme olarak kazıyan beyinsiz yarma… Ya da en sert duruşa ve tutarlı ideale sahip olduklarını düşünme ve yedirebildiklerine düşündürmeyle diğer Dazlakları küçümseyen, �Dün boktun, bugün koktun!� lafını hak eden yüzsüz �teorisyen� Faşist… Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerindeki ve Kuzey Amerika’dakiler, medya etkisiyle ön planda olmakla birlikte, aslen Rusya başta olmak üzere, eski Doğu Blok’u ülkelerinde sayıları epey fazla… Bu toplumlar, geçmişlerinden dolayı sınıf bilincine sahip olmalarına rağmen, Dazlak militan yapıları nasyonal sosyalist devrimci söylemde; bunda, Stalinist rejimi yaşamış bir toplumun sosyalizm ve komünizm algısındaki farklılık önemli etkendir… Rusya’da azınlıklara karşı yapılan saldırılar ve cinayetler, çok fazla haber yapılmamakla birlikte, korkunç boyutta (Rusya’ya giden Galatasaray kafilesine, Moskova metrosundan özellikle gece uzak durmaları, ayrıca kahverengi veya bej renk pantolonlu, askılı, botlu, kel kafalı insanlardan özellikle uzak durmaları, Rus Konsolosluğu’nca tembih edilmişti). Bunun dışında, özellikle Blood&Honour’ın internet üzerinden yaptığı propaganda ile, bazı üçüncü dünya ülkelerinde de (Arjantin,Meksika), ciddiye alınacak düzeydeler…
Oysa tüm bu boyanın altında, Boneheadlerin ve arkasındaki organize grupların duruşunun, bildiğimiz siyasal faşizm olduğu ortadadır. Politika bilimcisi yazar Dr. Lawrence Britt, faşizmi 14 karakteristik özelliğiyle sıralamıştır ki, bu maddelerden bireylerle ve organize gruplarla alakalı olanları, Boneheadlerin durumları ile örtüşmektedir. Hitler (Almanya), Mussolini (İtalya), Franco (İspanya), Suharto (Endonezya) ve Pinochet (Şili) faşist rejimleri üzerine yaptığı araştırmayla, bu 14 özelliğin ortaklığına dikkati çeker:
1. Güçlü ve sürekli milliyetçilik: Faşist rejimler, sürekli olarak vatansever parolalar, sloganlar, semboller, marşlar ve diğer teçhizatı kullanma eğilimindedirler.
***Tüm Boneheadler öncelikle totaliterdir.
2. İnsan hakları tanımının aşağılanması ve hor görülmesi: Düşmandan korku ve güvenlik ihtiyacı nedeniyle, faşist rejim altındaki insanlar, �ihtiyaç�tan dolayı belirli durumlarda insan haklarının göz ardı edilebileceğine ikna edilirler. İnsanlar, başka bir şekilde bakma ve hatta işkenceyi, yargısız infazı, suikastı, müebbet hapsi vb. onaylama eğilimindedirler.
***Azınlıkları insan olarak görmemek ya da insancıl olan davranışın kutsal amaç adına geriye atılma eğilimi, Bonehead şarkılarında ve manifestolarında açıkça ortada…
3. Düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması: Ortak tehdit veya düşman olarak algılanan ırksal, etnik ya da dini azınlıkları ve liberaller, komünistler, sosyalistler, anarşistler vb.ni saf dışı etmek ihtiyacı üzerinden, insanlar birleştirici, vatansever bir çılgınlıkla düzene sokulur.
***MHP kurultayını izleyen Boneheadler… �Ortak düşmana karşı birleşelim� tavrı, en yoğun olarak Almanya’daki faşist birliktelik, MHP ve Alman Nazi Partisi NDP arasındaki mektuplaşma ve Pantürkist (turancı) hareket içinde Alparslan Türkeş’e yakın ilgileri biliniyor.
4. Askeriyenin üstünlüğü: Yaygın yerel sorunlar olduğunda bile, askeriyeye hükümet bütçesinden aşırı miktarda pay verilir ve yerel gündem göz ardı edilir. Askerler ve askeri hizmet yüceltilir.
***Boneheadler, askeri sembolleri özellikle kullanırlar… Tayfa isimlerini genellikle Nazi subay ya da generallerden alırlar…Bu isimlerin sonuna 18 (Adolf Hitler in Ad ve Soyadının alfabedeki yerleri) yada 88 (Heil Hitler’in aynı şekilde kodlanışı) eklerler.
5. Sınır tanımayan seksizm: Faşist ulusların hükümetleri, neredeyse tamamen erkek-egemen olma eğilimindedir. Faşist rejimlerde, geleneksel cinsiyet rolleri daha katı hale getirilmiştir. Kürtaj karşıtlığı yüksektir, aynı homofobi ve gay-karşıtı yasama ve ulusal politikalarında olduğu gibi.
***Maço tavırları ve homofobinin ötesinde gaylere karşı şiddet göstermeleri bir yana her Faşist in iki yüzlülüğü gibi Boneheadlerin kasları ve parlaklılarıyla, pornografik �gayskin show�larının baş müşterileri olduğu da biliniyor.
6. Kontrol altındaki kitle iletişimi: Bazen medya, hükümet tarafından doğrudan kontrol edilirken, diğer durumlarda da, hükümet düzenlemeleri ya da sempatik medya konuşmacıları ve yöneticileri tarafından dolaylı olarak kontrol edilir. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde, oldukça yaygındır.
7. Ulusal güvenlik takıntısı/endişesi: �Korku�, hükümet tarafından, kitleler üzerinde harekete geçirici bir araç olarak kullanılır.
***Yerelde, göçmenlerin kendi ülke kültürlerine ve ekonomisine vereceği zararın paranoyası nedeniyle onlara karşı şiddeti meşrulaştırmaları�
8. D in ve hükümet birbirine geçmiştir: Faşist ulus hükümetleri, ulus içindeki en yaygın dini, kamuoyunu manipüle etmek için bir araç olarak kullanır. Dini retorik ve terminoloji, dinin ana doktrinlerinin hükümet politikalarına veya eylemlerine tamamen karşıt olduğu durumlarda dahi, hükümet liderleri tarafından yaygın olarak kullanılır.
9. Ortak güç korunur: Faşist uluslardaki sanayi ve iş aristokrasisi, sıklıkla, hükümet liderlerini iktidara getirenlerdir; aynı zamanda, karşılıklı faydalı bir iş�hükümet ilişkisi ve iktidar seçkinlerini yaratanlardır.
10. Emek gücü baskı altına alınır: Faşist hükümete karşı tek gerçek tehdit, emeğin örgütleyici gücü olduğundan, işçi sendikaları ya tamamen saf dışı edilir ya da şiddetle baskı altına alınır.
11. Entelektüelleri ve sanatı hor görme/aşağılama: Faşist uluslar, yüksek öğrenim ve akademiye karşı açık bir düşmanlığı hoş görür ve teşvik eder. Profesörlerin ve diğer akademisyenlerin sansüre uğraması, hatta tutuklanması yaygındır. Sanattaki ifade özgürlüğü, açıkça saldırı altındadır ve hükümetler, genellikle sanata bütçe ayırmayı reddeder.
***Faşist estetiği ve sanatı, ayrıca uzun uzadıya yazılması gereken konu. Boneheadler için, müzikal karakter belirgin… Hardcore ilkel rifleri, ister Oi! içinde ister drum&bass eşliğinde olsun, severler; bununla da, genele vurmuş �botlarınla düşün, beyninle değil� felsefelerini beslerler. Bunun bir genelleme olduğunu söylemeliyim… Müzik için farklı örnekleri elbette yayıldıkları tabanın genişliği nedeniyle var. Müzik, müzik olarak değil, toplanmak ve propaganda yapmak için araç olduğundan, ilkel müzik (minimal değil), sağ kanadın kanını kaynatmak için yeterlidir.
12. Suç ve cezalandırma ile baskı altına alma: Faşist rejimlerde, polislere kanunları zorla uygulamaları için neredeyse sınırsız bir güç verilir. İnsanlar genellikle, polisin suistimallerine göz yumma ve hatta vatanseverlik adına sivil özgürlüklerden vazgeçme isteği içindedir. Faşist uluslarda, sınırsız bir güce sahip, ulusal bir polis kuvveti vardır.
13. Sınır tanımayan kayırmacılık ve bozulma: Faşist rejimler, neredeyse genellikle, arkadaşlar ve akrabalardan oluşan gruplar tarafından idare edilir; bu grup içindekiler, bir diğerini bir hükümet görevine atar ve kendi arkadaşlarını mesuliyetten korumak için, hükümet gücünü ve otoritesini kullanır. Ulusal kaynakların ve hatta hazinenin tahsisi ya da bunların hükümet liderleri tarafından açık bir şekilde gaspı, faşist rejimlerde rastlanmayan bir şey değildir.
14. Hileli seçimler: Bazen faşist uluslardaki seçimler tamamen göz boyamadır. Diğer zamanlarda, seçimler lekeleme kampanyaları ve hatta rakip adayın ortadan kaldırılması ile manipüle edilir; yasama, seçmen sayısını ya da siyasi ayrım sınırlarını kontrol etmek ve medya manipülasyonu için kullanılır. Faşist uluslar, tipik olarak kendi yargı sistemini, seçimleri manipüle ve kontrol etmek için kullanır.
Türkiye’de, geçmişte dirsek teması olduğu halde bir karşı-kültür haline gelememiş Skinhead tavrı yabancıyken, �Redskin� ve �RASH�dan bahsetmek ne kadar doğru bilmiyorum; en azından, Skinheadlerin kökenleri ve geçmişlerine değinmeden saçma olurdu, bunu biliyorum. Diğer yandan, erovizyona bizden başka �Dazlak� grubu yollayan ülke de yok (teror.gen.tr’de yazıldığı gibi, dazlaklar (Neo-Naziler) olsaydı, erovizyona ilk Neo-Nazi grup yollayan da biz olacaktık. Tüh! Artık ülkücüler, turancılar ideolojik zaferle, Tekirdağ Yaylası’na TRT seçici kurulunun teker teker bronz heykelini dikerdi…) Elbette Athena, anarko-sendikalist falan değil, Nazi olmadıkları da ortada… Kapitalist, tuzu kuru, popülist liberallerden öte değiller… Etliye sütlüye karışmadan, konformist Dazlaklık! Böyle karaktersiz ve formal bir şey olarak da olsa, ne yazık ki var… En azından, Naziler bu kültürden �öncelikli� olarak uzaklaştırılana kadar… Onlara gidecek yer ,girecekleri kılıf bırakmayıncaya kadar…
Dazlaklık taraf olmaktır!
Redskinler (Sol kanat Skinheadler)
Redskin ismi, şu anki kullanım şeklini, Redskins adlı sol görüşlü İngiliz müzik grubuna borçlu. Redskins grubunun elemanları, vokalist hariç, Skinhead görünüşündeydi. Vokalist, �box� ayakkabıları ve montundaki büyük kızıl yıldızla, daha özgün bir tarza sahipti. Takipçileri, grubun ismini ve stilini benimsediler. O zamanki Skinlere bakıldığında, kayda değer sayıda Skinhead’in tarzlarının Naziler tarafından çalınmasına tepki duyduğu ve birçok Punk’ın da �öz yıkım� (self destruction) ideolojisini desteklemediği görülecektir. Redskinler kendilerine, toplantı ve konser gibi aktivitelerde, faşistlere karşı koruma görevi edindiler. Hareket, günden güne şekillenerek bugünkü halini aldı.
Redskinlerin ve RASH (Red&Anarchist Skinheads)’ın gelişimi ve tamamen taraf seçme hareketi olan Skinheadler içinde günden güne büyüyen sol kanat, bir sonraki sayıda detaylı olarak işlenecek.
2. bölüm
Redskin hareketi; Skinhead karşı kültürünün, çıkışından itibaren ekonomik, politik ve çok kültürlülük bilinciyle, evrimleşeceği yönde ivme kazanması; diğer bir deyişle, Skinheadlerin lümpen ve eklektik başkaldırışlarını, politik bilinçle tutarlı ve kaymaz zemine oturtmasıdır. Skinhead tanımının kullandığı, �emekçi�, �onur�, �kendisiyle gurur� gibi sloganları ve anti-kapitalist söylemleri işçi sınıfından gelse de, temelinde işçi sınıfı hareketinin yer aldığı ve gelişiminin bu hareketler tarafından belirlendiği sosyalizm ve anarşizm ile kendi karşı kültür hareketlerini ilişkilendirme biçimleri, ya organize olamamalarıyla yetersiz kaldı ya da kapitalizmin devrimci değil hızlandırıcı silahı olan faşizmin manipülasyonuna uğradı.
Özellikle 80′lerin ilk yarısında, Redskinler İngiltere, Fransa ve Bask gibi Avrupa ülkelerinde, bulundukları şehirlerin varoşlarında yapılandılar. Red Warriors, Lenin Killers (en radikal tayfa olduklarına dair hikayeler dışında haklarında çok bilgi yok), Red Action Skinheads, Marseilles Red Army gibi Redskin tayfaları, Fransa’da ve daha sonra başka ülkelerde, Redskin hareketlerine hem yapılanma hem de anti-faşist mücadele anlamında öncü oldular. Red Warriors, Paris banliyösündeki efsanevi anti-faşist etkinliğiyle en önemli tayfaydı.
Kortatu ve Negu Gorriak gibi gruplar etrafında, Bask’ta da Redskinler, gerçek bir politik hareket olmayı başardılar. Bu iki grubun da, döneminde vokalisti ve kurucusu olan Fermin Muguruza, halen kendi ismiyle müzik yapmaya devam ediyor. [i] Kuzey Amerika’da 80′lerin başında, anti-ırkçı hareket (Anti-Racist Action) bayrağı altında, Redskinler oluşmaya ve toplanmaya başladılar. Skinhead kültürünün beşiği İngiltere’deyse, aynı görevi şu an eski Sosyalist İşçi Partili komünistlerden oluşan Red Action ve yine Anti-Fa üstleniyor.
Günümüzde, başta Anti-Faşist Hareket (Anti-Fa) olmak üzere, bir çok doğrudan eylem platformu içinde Redskinler çoğunluğu oluşturmakta. Eylemlerde, onları yüzlerindeki kar maskeleriyle ve �bomber’ montlarıyla tanımak mümkün. Daha radikal olanlarsa, Jean-Christophe Grange’ın �Kızıl Nehirler’ kitabında bahsettiği gibi, �Nazi dazlaklar bir vurursa, kızıllar iki vurur� hesabıyla halen hapishanedeler.
Yazının ilk kısmında (Otonom’un 9. sayısında) bahsettiğim Blood and Honour ve Hammer Skins gibi faşist organizasyonlarının panzehiri RASH, 1 Ocak 1993′te Ottawa, Minneapolis, Chicago, Cincinnati ve Montreal’deki Skinhead tayfalarının da desteğiyle, New York bazlı May Day tayfasının manifestosuyla, Kuzey Amerika’da başladı. Redskinler için iletişim ve paylaşım platformu oluşturması nedeniyle, kısa sürede diğer ülkelere (Kolombiya, Almanya, İtalya, İspanya…) yayıldı. May Day tayfası, aslında Skinhead kültüründen gelen kişilerden değil, tıpkı İngiltere’de Skinhead kültürünün çıkışında gösterilen sınıf vurgusu gibi, işçi ya da işçi çocukları olduklarını, ne şartlarda yaşadıklarını ve sokakta sıradan faşizme ve kapitalizme karşı duruşlarını belli edeceklerini açıklayan, Latin göçmeni ağırlıklı bir grup insandan oluşuyordu.
Kızıl ve Anarşist Dazlaklar (RASH), şu anda tüm dünyada seksiyonlarıyla ve bu seksiyonların birbirleriyle değişik düzeyde, hiyerarşik olmayan ilişkileriyle, sol kanattaki bağımsız dazlakların kurumsal olarak bir resmiyet içermeyen ağı pozisyonunda. Bu, RASH’ın oluşum olarak kendine özgü, politik açıdan tutarlı bir yapı olmasına yardımcı olduğu düşüncesiyle, oldukça kabul gördü; ama seksiyonlar arası ilişkilerin gayriresmi ve dalgalı olması, küresel düzeyde bir eylem kültürünü ve dil birliğini kurumsallaştırmasında yetersiz kalmasına yol açtı. Bu durum, hem faşistlerle hem de diğer sağ kanat �apolitik� düşmanlarımızla kıyaslandığında, RASH’ın küresel düzeyde zayıf kalan yanı oldu. Bunun nedeni, ironik olarak faşist dazlakların bizden daha enternasyonalist olmaları ve bir ağ oluşturma yolunda daha planlı adımlarla ilerlemeleri, güçlü ve kalabalık organizasyonlar oluşturabilmeleridir.
RASH United, tüm dünyadan Redskin gruplarının aralarında iletişim kurmak, bilgi ve tecrübe paylaşımı ve ortak eylemlilik düzenlemek için oluşturduğu bir organizasyondur. Dünya çapındaki Redskinlerin, her geçen gün Bonehead ve diğer sağ çöplüklerin işgal ettiği alanda sol bakış açısının hakimiyetini artırmaları ihtiyacı, bu organizasyonun kendisini gösterebileceği en önemli alanlardan birisidir. RASH, anti-faşist mücadeleye daha radikal bir perspektif önermekte ve Boneheadlerle dazlaklar arasındaki farkı göstermekte; diğer yanda RASH müzik grupları da, dazlak kültürüne yeni, gelişmiş bir eğlence dünyasının bileşenlerini eklemektedir.
RASH’ın yapısı hakkında bilgi vermek amacıyla, daha önce tartışılmış ve yerel grupların oylamasıyla kabul edilmiş Rash-Enternasyonal manifestosundan birkaç bölümü yazmakta yarar var. Manifestonun ana başlıklarla maddelere ayrılmış, alt başlıklar veya maddelerle açıklanmış bölümlerinden seçtiğim kısımlar…
İsim ve Sembol
Resmi isim kısaltması, RASH-Enternasyonal ya da uzun haliyle �Enternasyonal Kızıl ve Anarşist Dazlaklar Konfederasyonu�dur. Gruplar kendilerine hangi ismi koyarlarsa koysunlar, �RASH-Enternasyonal üyesidir’ ibaresini ekleyerek ya da Rash-şehir olarak isimlendirirler. Rash-Ankara, Rash-Paris, Rash-Madrid gibi…
Temel olarak sembol, sol aşağı doğru eğimli, kırmızı ya da beyaz üç oktan oluşur. Bu üç ok, �Özgürlük, Eşitlik ve Dayanışma�yı simgelemektedir, ilk sokak militanı anti-faşist örgüt olan ve öncü olarak kabul ettiğimiz, Almanya’daki Komünist Parti’ye bağlı Kızıl Tugaylar (RFB, �Rote frontkampferbund�) tarafından kullanılmıştır ve kabul ettiğimiz militan anti-faşist bakışı temsil etmektedir. Yerel RASH gruplarının sembolleri, bu üç okun, renklerin ve çevreleyen çemberin sabit olarak dahil edildiği, farklı tasarımlardan oluşabilir.
Rash-Enternasyonal’in Yapısı
Rash-Enternasyonal, bağımsız RASH seksiyonlarının dahil olduğu bir konfederasyondur. Bir RASH seksiyonu, şehirde bir araya gelen ve aralarında politik olduğu kadar gündelik paylaşımların da olduğu tüm dazlak gruplardan oluşur. Ulusal düzeyde çatı örgütlenmeleri olması zorunlu değildir. Bir şehirde birden fazla RASH grubu olabilir; ama konfederasyonda bir tek grup olarak birlikte tanımlanır.
Üyelerin hareketlerini belirleyen kararları ortak olarak alan federasyon modelinden farklı olarak, RASH-Enternasyonal, konfederasyon modelini tercih ederek, üyeler arasında bir zorunluluk ilişkisi kurmamıştır; seksiyonların iç tartışmaları diğerleri için bağlayıcı değildir. Konfederasyon, internet üzerinden düzenli haberleşmeye sahiptir. İnternet bağlantısı olmayan gruplar bağlanmaları için teşvik edilirken, henüz bağlanamamış olanlarla posta ya da telefon yoluyla haberleşme sürdürülmektedir. Her grubun, üye sayısından bağımsız olarak tek bir oy hakkı bulunmaktadır.
Yıllık olarak, yüz yüze bir araya gelinen toplantılar organize edilmektedir. Bu toplantılarda da, gruplar birer oy hakkına sahiptir.
RASH-Enternasyonal’in Hedefleri
Kurumsal ilkeler � RASH-Enternasyonal ve onu oluşturan grupların ortak ilkeleri eylem, dayanışma ve otonomi olarak tanımlanır.
Sekter olmaması � RASH üyeleri, sekter olmayan ve başka gruplarla çalışmaya açık tüm sol ve radikal fikirli gruplarla işbirliğine girmeleri için teşvik edilir.
Anti-faşist olması � Faşistler, cumhuriyetçi demokrasinin kapitalizmin kurumlarına hizmet etmekte yetersiz kaldığı noktalarda devreye giren maşalarıdır ve silah olarak ırkçılık, homofobi, cinsiyetçilik ve yabancı düşmanlığını kullanır.
Irkçılığa, homofobiye ve seksizme karşı duruş � Tüm insanların eşit olduğuna inanıyoruz ve bu yüzden kendimizi ırk, cinsiyet ya da cinsel kimlik gibi sahte sınırlarla tanımlamıyoruz. Bireyler üzerinde bu yolla kurulan tüm baskılara karşı mücadeleyi temel ilkeler arasında tanımlıyoruz.
Anti-emperyalizm � Bir milletin başka bir millet üzerindeki baskısı, kapitalizmin sömürü düzeninin parçalarından biridir. Baskı altındaki milletlerin özgürlüğünü destekliyoruz.
Temel amacımız, RASH’ı en büyük, en iyi ve en güçlü anti-faşist birlik haline getirebilmektir.
Dazlaklar ve RASH-Enternasyonal
RASH, anti-ırkçı, ilerici ve sınıfsal tavırlı �69 ruhunu (Skinhead karşı kültürünün oluştuğu zamanlar) ve sol dazlakların (Redskin) geleneğini kabul eder.
Dazlak kadınlar � Toplumun cinsiyetçi tanımlarına karşı olduğumuz için, kendi kültürümüz içinde cinsiyetlere farklı roller ve tanımlar koymayı kabul etmiyoruz.
Eşitlikçi bir Skinhead organizasyonu olarak, �önce Skinhead ol, sonra politik birey� ya da tam tersi gibi tanımlamalardan kaçınıyoruz; ama iki değeri de eşit ölçüde hisseden ve yerine koyan bir açık duruştan yanayız.
RASH Enternasyonal, illegal (yasadışı) örgütlenmeye gitmemiş, gitmemekte ve gitmeyecektir. Politik dünyanın doğası gereği, bu anlamda ortaya çıkacak her türlü suçlamaya karşı, RASH üyelerini ve seksiyonlarını her yönden destekleyecektir.
Sivil itaatsizlik ya da grev gibi yöntemleri, yasadışı olarak tanımlamadığımız için kullanıyor ve destekliyoruz ve buna bağlı olarak, bu eylemler nedeniyle üyelere yönelik suçlamalar için her tür yardım ve savunma, suçlamanın içeriğine bağlı olarak yapılacaktır. Konfederasyon, bir dazlaklar organizasyonudur; ama her seksiyon, dayanışma yapısını kendi isteklerine göre yapılandırmakta özgürdür.
RASH hakkında daha fazla şey öğrenmek isteyenler için önerebileceğim birkaç internet sitesi:
http://www.nodo50.org/rashmadrid/index.htm (RASH-Madrid)
http://contre.propagande.org (RASH-Paris)
http://red-skins.de (RASH-Berlin; yeni olmasına rağmen, içerik bakımından oldukça zengin)
http://www.muguruzafm.com (Fermin Muguruza’nın kendi sitesi)
http://www.madbutcher.net (Almanya’daki bağımsız plak şirketi)
Tekrar kendi sitesi olana kadar, RASH Ankara’ya � rashankara@softhome.com ‘ e-mail adresinden ulaşabilirsiniz.
[i] Manu Chao, İstanbul konserinde Fermin Muguruza t-shirt’ü giymişti; ahbaplıklarının ta Mano Negra Kortatu konserlerinden bugüne dayandığını biliyorum.

