Anti-kapitalist bir sergi

17 June 2006

2003â??ten beri sürdürdügü â??Alternatif Ekonomiler, Alternatif Toplumlarâ? projesinin â??Ideal Toplum Kendini Yaratirâ? ayagi için Istanbulâ??a gelen Oliver Resslerâ??la sanat, sermaye ve toplum iliskisi üzerine konustuk.

Otonom: Ilk önce bize biraz kendinizden ve yaptiginiz islerden bahsedebilir misiniz?
Oliver Ressler: Geçmis yillarda ekonomik küresellesme, irkçilik, genetik mühendislik, varolan kapitalist sisteme çesitli direnis biçimleri gibi konularda birçok proje gerçeklestirdim. Bu projelerin bir kismi billboardlar, afisler ya da çesitli objeler seklinde kamusal alanlarda yer alirken, kimileri video çalismalari, kimileri de burada Platformâ??da gördügünüz enstalasyon projesi gibi belli temalar etrafinda gerçeklestirilen sergilerde yer aldi.

Otonom: Peki sanata nasil basladiniz?
Ressler: Liseden sonra alti yil üniversitede güzel sanatlar okudum. Bu süre boyunca üniversitenin bana verdiklerinden pek de memnun degildim. Ben daha çok politik meseleleri sanatsal pratikle bir araya getirmek istiyordum. Üniversiteyi bitirdikten sonra kamusal alanda kimi sanat çalismalari yapma imkanim oldu. Å?imdi artik nerdeyse on yildir farkli kisi ve gruplarla ortak çalismalar içinde bagimsiz çalisiyorum. Ve 1995â??ten beri yaklasik yirmi proje gerçeklestirdim.

O: Gördügünüz sanat egitimiyle ilgili hosnutsuzlugunuzdan bahsettiniz. Biraz bundan söz edebilir misiniz?
R: Çogu sanat akademisinde oldugu gibi benimkinde de durum biraz zordu. Tek bir profesörle çalisirsiniz ve onun belli bir programi vardir. Belki ilk basta hocanin size faydasi olabilir ama kesinlikle çalismalarinizi zenginlestirecek daha çok kisi, diger ögrencilerle tartisabilme zeminleri olmali. Her sey o kadar gelenekseldi ki bildik mimarlik, resim ve heykel dallari disinda enstalasyonlar ya da yeni araçlara pek yer yoktu. Elbette yalnizca araçlar degil, bununla iliskili olarak içerik de muhafazakârdi. Üniversiteden alabilecekleriniz gerçekten çok sinirliydi. Benimse o dönemde gerçekten sansim vardi ki 1993â??te hâlâ ögrenciyken Sanat ve Söylem adli yeni bir yer açildi. Viyanaâ??da herhangi bir akademiye bagli olmayan, devletin destekledigi, ticari amaç da tasimayan ve herkesin gidebildigi bu yerde tamamen serbest ve ücretsiz etkinlikler, sanatsal üretim, kuram ve politikaya dair çalismalar yapilabiliyordu. Ayrica video arsivi ve kütüphanesi de vardi. Not derdi olmadan özgür bir ortamda çok çesitli insanlarla iletisime geçebilmek benim için inanilmaz bir firsat olmustu. Çünkü benim yapmak istedigim seylerde üniversite pek önümü açmiyordu.

O: Dogrusu sanatin üniversitede ögretilip ögretilemeyecegi sorusu da oldukça tartismali bir mesele. Birisine sanatçi olmak ögretilebilir mi ki?
R: Bence bu çok zor belki de imkânsiz. Ama en azindan bir üniversite belli bir içerik, kimi gerekli teknikler ve yolunuzda size destek olacak kolaylastirici imkânlari ve insanlari sunabilir ve sunmali da. En azindan ben ögrenciyken durum pek böyle degildi. Viyanaâ??da benim okudugum okul simdi biraz daha degisti ama elbette ögrenciler hâlâ pek memnun degil. Ama en azindan artik biraz daha serbestlesti ve farkli dersler almak mümkün.

O: Muhafazakâr sanatla kendi yaptiklarinizi karsi karsiya koyuyorsunuz. Peki kendi çalismalarinizi nasil tanimliyorsunuz, sanat mi? video sanati mi? aktivizm mi? Bu tür sanatin nasil bir gücü var sizce?
R: Dedigim gibi çok farkli araçlarla ve farkli formatlarda çalisiyorum. Bu yüzden her ne kadar belki de yaptiklarimin yüzde 60â??i video olsa da kendimi video sanatçisi olarak tanimlamazdim. Yani kendimi kullandigim araçlarla tanimlamaktan çok, kendime yalnizca sanatçi diyorum. Birçok insan benim politik sanatçi oldugumu söyleyecektir ama bunlarin hepsi belli etiketler ve bunlari kendim için kullanmiyorum. Bazen böylesi politik bir sanatsal üretim ortaya koyup buna sadece sanat demek daha iyi olabilir çünkü politik sanat dedigimizde verili bu ayrimi kabul etmis oluyoruz ve gücünü kaybediyor. Bence bugün kimi meseleleri kimi temalari masaya yatirmak için sanati kullanma imkanimiz var. Ve bu yalnizca sanat camiasiyla sinirli kalmamali çünkü toplumsal alanda çalismak, dergi çikarmak, web sayfalari yapmak mümkün. Bu sekilde çesitli isbirlikleri yapip farkli alanlara müdahale edebilirsiniz. Benim için sanat ve sanat kurumlari söylemek istediklerinizi söylemek için gerçekten çok önemli alanlar. Sanirim sanat biraz daha fazla hareket alani ve özgürlük sagliyor. Sanatçi olarak bir seyleri daha güçlü yapabiliyorsunuz, en azindan Bati Avrupaâ??da durum böyle.

O: Bu bizi sanat ve siyaset iliskisine dair bir sonraki sorumuza tasiyor. Daha önce yapilmis bir röportajinizda bir eylemci (activist) ve sanatçi (artist) arasindaki ayrimdan söz ediyorsunuz. Aslinda sanatla siyaset arasinda nasil bir ayrim oldugunu merak ediyorum. Siyasal üretim alaniyla sanatsal üretim arasinda nasil bir çizgi çizebiliriz?
R: Bu iki alanin çok farkli oldugunu iddia etmek gibi bir derdim yok… Aslinda bu iki alani nasil bir araya getirebilirim derdindeyim, olasi isbirligi biçimleri neler olabilir, farkli perspektifleri ve projeleri nasil bir araya getirebiliriz? Yani benim için önemli olan sanatsal pratigimde belli meselelere, konulara odaklanmak ve çikan is de -ki bu genellikle video ya da reklam panolarinda oluyor-insanlarin sanat algilarinin disinda bir sey oluyor. Aslinda sonuçta ortaya çikan sey aktivistlerin ürettikleriyle çok benzer olabiliyor. Örnegin küresellesme karsiti hareket içinde çikan videolara baktiginizda, kesinlikle mesela benim Dario Azzeliniâ??yle beraber yaptiklarima oldukça benzer seyler bulunabilir.

O: Bu konuda benim aklima gelen en tipik örnek, reklamlarin ya da kimi sirket logolarinin ve kampanyalarinin yapibozumuna ugratilarak degistirilmesi. Burada gerçekten de sanatsal üretim ve siyasal üretim arasindaki ayrim ortadan kalkiyor gibi. Aslinda yasamin böyle sanat, ekonomi, din, özel alan, kamusal alan olarak ayristirilmasi da oldukça yeni, modernitenin bir parçasi. Ta eski çaglari düsündügümüzde insanlar magara duvarlarina resim çizdiklerinde bu onlar için ayri bir sanatsal alan degil gündelik yasamin bir parçasi degil miydi?
R: Sanirim bunu en iyi bir örnekle anlatabilirim. Mesela, bir sanatçi olarak afis yapabilirim ve bir keresinde bir afis yapmam istenmisti. Konsept, Almanyaâ??daki sosyal demokratlarin bir kampanyasiyla iliskiliydi. Benim yaptigim onlarin afisine çok benziyordu ama bir seyler ekleyip bir seyleri biraz degistirerek onlarin muhafazakâr ve anti-demokratik politikalarini vurgulamistim. Bu yüzden benim için önemli olan bir sanatçi olarak sanat ürünü gibi görünmeyen bir seyler yapmanin stratejilerini gelistirmek. Buna benzer baska çalismalar da oldu. Örnegin, Martin Krenn isimli baska bir sanatçi ile beraber â??Border Crossing Servicesâ? (Sinir Geçme Hizmetleri) isminde bir dergi çikardik. Bunu sekiz farkli politik grupla, irkçilik karsiti göçmen inisiyatifleriyle beraber yaptik. Bu gruplarin her biri iki sayfalik yazilar yazdilar ve biz de bunun prodüksiyonunu, genel çerçevesini olusturduk. Derginin konsepti sinirlar üzerineydi ve grafik tasarimini yaparken kilisenin çikardiklari gibi muhafazakâr bir çizgi kullandik. Insanlarin aliskin olduklari bir biçimdi bu ama içerik tamamen farkliydi. Sinirlar, sinirlarin kaldirilmasi, pasaportlar, insan ve uyusturucu kaçakçiliginin yani sira mültecilerin sinir disi edilmesi gibi konulara elestirel bir yaklasim vardi. Gerçekten insanlarin ilgisini çekti ve çok ciddi tepkiler, e-mailler aldik. Daha sonra etkisini tespit etmek için insanlarla röportaj yaptik ve çogu dergiyi hatirliyordu.

O: Bu tam olarak nerede olmustu?
R: 2001 yilinda Avusturya ile Slovenya arasindaki sinirin Avusturya tarafinda çünkü dergi sadece Almancaâ??ydi. 2001â??de orasi Schengen siniriydi ama sonra Slovenya da Schengenâ??e dahil oldu.

O: Bu bizim de sorunsallastirmaya çalistigimiz bir mesele. Sinirlarin kaldirilmasi bugün devrimci bir talep bizce. Burada sanatin çok güçlü, kurucu bir islevi olabilir.
R: Benim yaptigim seylerin çogu bir sekilde direnisle, varolan direnis hareketleriyle ilgili. Ama â??Alternatif Ekonomiler, Alternatif Toplumlarâ? sergisiyle belki de sanat hayatimda ilk kez röportaj yaptigim kisi ve hareketler arasinda bir ag olusturma fikriyle daha önce olmayan bir seyleri kurmaya çalistim. Röportaj yaptigim kisiler yoluyla kapitalist toplumla baglarini koparmis alternatif bir ekonomi ve alternatif bir topluma dair ön açici model ya da kavramlari bir araya getirmeye çalistim. Projenin basinda daha arastirma evresindeyken, tüm bunlari bir arada bulabilecegim bir kitap aradim ama yoktu, röportajlari yaparken herkese sordum fakat kimse bana böyle bir alternatifler antolojisi gösteremedi. Yani hiyerarsik olmayan, gerçekten insanlari kapsayan, gerçekten demokratik yani temsili demokrasiye dayanmayan bu anlamda bir alternatif yoktu. Elbette reformist perspektifte yazilan kitaplar vardi. Ama benim odaklanmak istedigim modeller bunlar degil.

O: Sanatin gücü ve kurucu karakteri üzerine konusuyoruz. Sanat gerçekten de birbiriyle uzlasmayan iki farkli yönden gücünü ortaya koyabilir. Varolan toplumun kurucu bir dinamigi olabilecegi gibi â??baska bir dünyaninâ? kuruculugunda vazgeçilmez bir rol de üstlenebilir. Å?irketlerin sanat sponsorluguna bu kadar önem vermelerinin bir nedeni de bu sanrim. Ilginç bir sekilde oldukça radikal olan bu çalismanizin Türkiyeâ??nin büyük bankalarindan birinin çatisi altindaki Garanti Platformâ??da sergilenmesi hakkinda ne düsünüyorsunuz?
R: â??Alternatif Ekonomiler Alternatif Toplumlarâ? projesi 12-13 sehirde çok farkli sanat kurumlarinda sergilendi. Ve ilk kez burada bir banka ya da sirketle bir sekilde iliskisi olan bir yerde gösteriliyor. Ama bence bu çok da büyük bir problem degil çünkü kurum bankadan tamamen bagimsiz isliyor. Bu, bagimsiz isleyen bir vakif ve kimseden anti-kapitalist çalismalar yapan bir sanatçiyi çagirmak için izin almak zorunda degiller. Ama daha az sorunsuz gibi görünen durumlarda mesela devletten destek alan bir müzede sergi yaptiginizda da benzer bir durum söz konusu. Belki daha az belirgin. Ama her zaman için para aldiginizda bunun size parayi veren kuruma (devletin kültür sanat bakanligi, belediye ya da buradaki gibi bir banka) mi yoksa sergiyi görmeye gelen insanlara mi daha çok olumlu etkisi oldugunu düsünmek gerek. Ve burada en son sergiyi yirmi sekiz bin kisinin izledigini ögrendigimde ve Vasif Kortum da bana belki biraz daha az da olsa yirmi bin kisinin görme imkani olabilecegini söylediginde, insanlarin düsünce ve imgeleri açisindan bunun bankanin bundan elde edecegi seyden çok daha önemli olacagini düsündüm.

O: Siz konusurken ben bir taraftan da dünyanin dört bir yanindan baska bir toplum ve baska bir dünyaya inanan insanlarin, ne devlete ne de sermayeye ihtiyaci olmadan kendi kolektif mekanlarini yaratabileceklerini hayal ediyorum.
R: Elbette bu mükemmel olur.

O: Peki Avrupaâ??da durumlar nasil? Bu tür alanlarin yaratilmasi daha mümkün mü?
R: â??Alternatif Ekonomiler Alternatif Toplumlarâ? projesini sanat kompleksleri disinda gösterebilme sansim olmadi. Çünkü büyük bir mekana, oraya göz kulak olacak birilerine ihtiyaciniz var. Monitörler, DVDâ??ler ve birçok teknik araç gereç. Prodüksiyonu her kosulda çok para gerektiren bir is. Yalnizca bir kez Hirvatistanâ??da herhangi bir sanat kurumuna bagli olmayan bir grup davet ettiginde bu mümkün oldu ki onda da sergi Çagdas Sanatlar Müzesiâ??ndeydi. Elbette devlet ve sermaye disinda bu tür islerin sergilenmesi için mekanizmalar yaratilabilse çok güzel olur. Ama en azindan simdilik böylesi bir projenin sergilenebilecegi bir yapi ben bilmiyorum.

O: Peki ya muhalif, devrimci kesimlerden sendikalar dernekler, bagimsiz olusumlar? Yani dünya çapinda o kadar da az degiliz; belki daginigiz ama çoguz.
R: Tabi durum o kadar da negatif degil, ben aslolarak su anda Istanbulâ??da sergilenen enstalasyondan bahsediyorum. Å?imdiye kadar bes tane video yaptim ve hepsi de bir sekilde direnis hareketleri ya da aktivizmle ilgiliydi. Bunlarin hepsi çok farkli yerlerde gösterildi. Ve bunlarin yarsindan fazlasi varolan sanat kurumlariyla hiç alakasi olmayan politik gruplar tarafindan gösterildi. Bu gruplar bu videolari hem düzenli olarak gösteriyorlar hem de dagitiyorlar. Örnegin â??This is What Democracy Looks Likeâ? videosunu bir milyondan fazla kisi görmüs durumda. Eger DVD ya da VHS gibi bir format kullanirsaniz, o zaman durum çok farkli olur. Ben bu projeyle böyle bir sey yapmamin mümkün olup olmadigini görmek istedim. Bbu devam eden bir proje ve yeni videolar eklendikçe daha çok alan ve ekipmana ihtiyaç olacagi için sanat kurumlari disinda göstermek daha da zorlasacak sanirim.

O: Tekrar bu sponsorluk meselesine dönersek, bagimsiz karar alma mekanizmalari olsa da sponsorluk konusunun çok ciddi sorunlari oldugunu düsünüyorum. Son on yil içinde Türkiyeâ??de sirketlerin sanata yatirim yapmalari ile sponsorluk kurumu inanilmaz yayginlasti. Neredeyse sponsorsuz hiçbir sey yapilamaz hale geldi.
R: Aslinda farkli sponsorluk nosyonlari var. Bir yanda sirket yöneticilerinin kendilerini sanat taciri olarak ortaya attiklari klasik sponsorluk fikri var. Å?irketlerin yillik raporlarina bakarsaniz, sikça modern bir sanat eserinin görüntülerini görürsünüz. Bunlar özellikle büyük müzelerde göreceginiz son derece pahali eserlerdir. Yani sirketler kendilerine modern ve çagdas bir görüntü verme ihtiyaci içindeler. Ama sirketlerin sanatla iliskileri konusunda daha karmasik meseleler de var. Tipki burada Garanti Platform ya da Italyaâ??nin meshur Generali sigorta sirketinin Viyanaâ??daki uluslararasi Generali Vakfi gibi. Bunlar bütçelerinin tamamini aldiklari bu sirketlerden tamamen bagimsiz yapilardir; sirket bunlari programlama ve sanat adina bir sey yapma konusunda tamamen özgür birakir. Å?irket açisindan bunun pozitif etkileri pahali bir tabloyu satin alip odasina astigindakinden daha az belirgindir. Yani bir bankanin bir sanat alaninda çalismasi çok daha uzun vadeli stratejileri içerir. Bu, ABDâ??de kimi sirketlerin toplumsal sorumluluk adi altinda sosyal kurumlari desteklemesiyle kosut bir sey. Å?irketler devletlerin yirmi otuz yil önce yaptigini yapiyor. Yani devlet kimi alanlardan çekildikçe sirketler bu bosluklari dolduruyor.

O: Å?irketlerle ilgili de bir projeniz olmustu.
R: 1998â??te â??Küresel 500â? isimli bir arastirma yaptim. En büyük 500 sirketin yillik raporlarini, ekonomik küresellesme ve piyasanin liberallesmesini nasil gördükleri açisindan okudum. Bu tanimlari ve kavramlari nasil kullandiklarina baktim, toparladim ve ekonomik küresellesmeye elestirel yaklasan 7 farkli kisiye gösterdim. Bunlardan ikisi sendikaci, biri küresellesme üzerine kuramsal çalisma yapan birisi, bir tane medya teorisyeni, sirketlerle ilgili çalisma yapan bir STK çalisani ve digeri de feminist iktisatçiydi. Onlardan bu ifadeleri analiz etmelerini ve elestirmelerini istedim ve bunlardan bir video yaptim. Bir sekilde bu proje beni küresellesme karsiti videolara, direnise ve onlar da beni burada gördügünüz alternatifler projesine getirdi. Ekonomiye dair farkli perspektifleri ve farkli projeleri sunmaya çalisiyorum.

O: Bir de â??Disobbedientiâ? (Itaatsizler) üzerine bir çalismaniz var. O nasil ortaya çikti?
R: â??This is What Democracy Looks Likeâ? 2001 yilinda Salzburgâ??ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumuâ??na karsi yapilan bir eylemle ilgiliydi. Bu eylemde polis yedi saat boyunca eylemcilerin büyük bir kisminin etrafini sarmisti. Ben de bu eylemcilerden birisiydim ve eylemcilerin gözünden polisin tepkilerini çektim. O kusatilma boyunca benimle beraber olan insanlarla yaptigim bu röportajlardan bir video olusturdum. Ancak bu videoyu yaparken çok olumlu seyler hissetmedim çünkü genellikle eylemcileri ya da bir sekilde direnisin içindeki insanlari daha pozitif bir sekilde tepki verirken göstermek isterim. Ancak bu durumda bu pek mümkün degildi çünkü insanlar saatlerce polis kusatmasi altindaydilar ve ister istemez polisin taktiklerine göre tepki vermek durumunda kalmislardi. Ben de küresellesme-karsiti harekete dair bu videoyla sinirli kalmak istemedim. Ikinci bir çalismayi da o zamanlar â??Tutte Biancheâ? (Beyaz Tulumlular) ismiyle bilinen Disobbedienti üzerine yaptim. Bu, 1990â??larin ortasinda ortaya çikan çok güçlü bir Italyan hareketidir. Beyaz tulumlari ve kendi yaptiklari lastik kalkan ve kasklariyla dikkat çeken bu grup, G-8, Dünya Ekonomik Forumu ya da IMF toplantilarina karsi eylemlerin yani sira mülteci kamplari ve sinirlara karsi kimisi basariyla sonuçlanan eylemlerde bulunuyorlardi. Dario Azzeliniâ??yle beraber videoyu çekmeye basladigimizda, Tutte Bianche dagilmis ve 2001â??deki G-8 toplantisindan sonra kendilerine Disobbedienti demeye baslamislardi. Å?imdi Disobbedienti de dagildi ve Italyaâ??da güvencesiz isçilige karsi çalismalar yapiyorlar birçogu hâlâ aktif ama artik ayni ismi kullanmiyorlar. Ama bence bu video yine de anlamini koruyor çünkü Toni Negriâ??nin kuramsal arka plani ve olasi taktiklere dair oldukça önemli, Italya disinda da pek çok insan bu stratejiler ve bunlarin sinirlarina dair çok sey ögrenebilirler.

O: Alternatif Ekonomiler ve Alternatif Toplumlar Projesinde Disobbedienti ya da Negriâ??nin kuramlarini dahil etmemissiniz.
R: Alternatif Ekonomiler ve Alternatif Toplumlar projesi bir yandan tartismamiz gereken geçmisteki kimi tarihsel modelleri ele alir. Elbette bunlari yüzyil önceki halleriyle aynen alip uygulamamizi için degil. sonra iktisatçilar tarafindan yazilmis kimi ekonomik kavramlar var ve bir de alternatif ekonomiler, alternatif toplumlar fikrini ele alirken ilginç bazi daha küçük stratejiler var. Negriâ??nin Imparatorlukâ??unu okudugumda gerçekten çok begendim ve bu kitaptan enerji aldim. Ama böylesi bir proje için çok soyut olacagini düsündüm. Kitabi okuyup bitirdigimde sanki o mükemmel analitik anlatidan sonra devam edecekmis hissine kapildim yani sanki gelecege dair somut alternatifler yoktu. Bu konuda bu sergide â??Özgür Isbirligiâ? üzerine röportaji olan Christoph Spehrâ??in hazirladigi ilginç ve komik bir video var. Spehr, baska bir video aktivistle beraber bazi Hollywood filmlerinden görüntüler alip üstüne farkli konusmalar bindirerek 5 dakikalik kisa bir film yapmisti. Negri arabada giderken elyazmalarinin bazi bölümleri rüzgarla uçuyor ve bu en önemli, hepimizin merakla bekledigi son alternatifler kismi uçtugu için kitabi eksik basmak zorunda kaliyorlar. Ve kitapta alternatiflerin olmamasinin nedeni de bu.
O: Hos ve esprili bir çalismaymis. Ama gerçekte bu bir hatadan çok bilinçli bir tercih gibi görünüyor ve Hardt ve Negri de bunu çesitli yerlerde dile getirdiler. Mesela N. Brown ve I. Szemanâ??in Çokluk üzerine Hardt ve Negri ile yaptiklari söyleside yazarlar çok açik bir sekilde insanlarin kitaptan pratik bir siyasal reçete, somut bir siyasal program bekledigini ama halihazirdaki kolektif pratikte potansiyeli olmayan bir pratik tasari icat etmelerinin anlamsiz olacagini söylerler.

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>