İsyanın sanatı, sanatın isyanı:Tiyatro Manga

10 March 2006

Her An Bir Sonrakine Gebe
Çatlamıştı bu topraklar, seksende vurulan darbeyle. Bütün yeraltı suları oluklardan derin yataklara akıvermişti bir anda. Biz yetimdik, sağımız solumuz çeşmeydi… Sağımız solumuz çeşmeydi, ama biz susuzduk. Niçin geçmiyordu dünyanın bütün nehirleri Kızılırmak’tan? Kızılırmak Kızılırmak akmaz olmuştu Hasan Hüseyin’in kuşları ve Kara Ormanlardan gelen bizim için yazmıştı sanki ‘Duraksayana’ şiirini. Sol yanımıza inme inmişti, biz yetimdik.

Kültür merkezleri İstiklal caddesinde, kahvehanelerdi 18 yaşından küçüklerin de girebildiği… 96′da bir kültür merkezi çatısında kurulan bir tiyatro işliğinde öğrendi iki çırak usta, bir usta çıraktan ustalarını… Dediler bunlar var, dediler bunlardır bizim dedeler… Biz, dediler, yetimdik, bize verilenle yetindik ama, ayıp etmişiz ustalara, Bruno’ya, Marcos’a, Hayyam’a ve de pulanyacı Galip Usta’ya. Bir uzun yürüyüştür başladı. İnsan var olduğundan beri hep yeniden, hep yeniden, ancak kesintisiz. Amaç dünyaya kazık çakmak. Öyle bir kazık çakmalı ki sağlam olsun ama kolayca çıksın dost elinde. Böyle çıktı yola Manga, Manga olmadan önce. İnsanın insana, insanın doğaya, insanın kendine olan özleminden. Salt insan olduğundan dahi ciddiye alınma isteğinden güç aldı. Bir manga adam oldu.
97 Şubat ayı, komşu olundu kültür merkezlerine İstiklal caddesinin eski bir han katında. Eski yenilendi, eskiye yenilmemek için. Yenilendi eski. Köy enstitülerini, halkevlerini kapatanlara inat, kalem tutan eller, biri hariç, mala, testere, keser, kürek, fırça tuttu. Ne anamalcıların, bankerlerin, sponsorların sanata katkısı oldu harcımızda, ne alın terimizden gayrı katkı maddesi mamullerimizde. Manga, manga olmadan önce, baktı Manga başı etrafına, İzmirli Ali Onbaşı misali gördü etrafında bir on kişi adam var. Dedi: “Emperyalist kültüre karşı savaş var madem, madem savaş savaş birlikleriyle yapılır ve madem ki Şair Baba, Ali Onbaşı ağzıyla ‘Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar’ demiş; Manga olsun bu tiyatronun adı.” Kuruldu Manga, her nesneyi dönüştürüp içine canlı insan emeğini katarak, arkasında hiçbir yapı, kurum, örgüt, sponsor olmadan doksanyedi bir mayıs’ında çifte bayramla.

Sanatın Halklaşması Halkın Sanatlaşması
O günden bu yana, beş buçuk sene içine, aralarında kolektifçe yazılan ‘Dolma’, ‘Dönüşüm’, ‘Şok’ ve ‘annezamansaatimiçaldı’ gibi oyunların yanı sıra ‘İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?’, ‘Biraz Gelir misiniz?’, ‘Carrar Ananın Silahları’, ‘Faik’, ‘Saklambaç’ın bulunduğu tam 36 ayrı oyun ve 9 çocuk oyunu sığdırdı. Bunlardan bazılarını çeşitli yapıların pikniklerinde, etkinliklerinde, üniversite şenliklerinde, eylem alanlarında ve her sene düzenli olarak 1 Mayıs meydanlarında medyanın pek değil, ama polis kameralarının karşısında oynayarak kolluk kuvvetlerini dahi sanata maruz bırakmayı ihmal etmedi. Geçtiğimiz sezon, yeni bir ülkünün de ilk adımını attı. Anda ve karşısındakiyle etkileşime girerek oyunu üretebilen özne oyuncular projesinin ilk adımı olarak ayda bir defa kendi mekanında metinsiz, konulu doğaçlama denemeleri yaptı Manga. Kendi mekanlarında oynadığı oyunlarda selama, alkış toplamaya çıkmaktansa seyirciyle oyunu değerlendirmeyi yeğledi, ’sanat alkışla vardır’ dümenlerini dormenlere, kenterlere ve devlet-piyasa hattında köşe kapmaca eyleyen sanat memurlarına havale etti. Geçmiş ustalarını andı, onlar için saygı duruşuna durarak değil, oyunlarını, anılarını, şiirlerini oynayarak, onları yeniden üreterek hatırlattı onları dosta düşmana.
Teorinin gücünü pratiğin nesnelliğine katmak için bilenlerin ve bilmeye adayların öncülüğünde 500 kadar seminer düzenledi. Cengiz Gündoğdu, Afşar Timuçin, Güngör Dilmen, Oral Çalışlar, Ayla Algan, Kandemir Konduk, Ayşe Emel Mesci, Savaş Dinçel, Yılmaz Onay, Arslan Başer Kafaoğlu, Ali Nesin, İlkay Akkaya, Ayşın Candan, Metin Bobaroğlu, Nabi Yağcı gibi isimleri konuk etti, misafirperverlik sınırlarını aşmadan tartıştı, çatıştı bazılarıyla. Yazma alışkanlığı ve yetkinlik kazanmak için 12. sayıyı bulan ve hacmi ilk sayıya kıyasla üç katına çıkan bir bülten girişimi oldu Manga’nın. Diğer yandan iki koldan aralıksız, hafta sonları tiyatro atölyesini sürdürdü. Sınavsız, kıçına başına, nevi şahsına münhasır özel yeteneğine bakmaksızın kapılarını açtığı kursiyerlerinden, kurs süresince niyet, irade ve emeklerini sofraya koyanları yoldaşı bildi. Kurs görmekle yetinmeyenlerle yoluna devam etti… Manga bir de sıkça telif engellemeleriyle karşılaştı. Ustaların oyunları için para ödenmesi istendi. Ticari olmayan bir kurumun ödedikleri kafi gelmedi beylere, bir gün ödenen telife “Nazım hayatta olsaydı, sizden utanırdı” diye sitem etme cüretini gösterdiler. “Nazım hayatta olsaydı siz bu telifi alabilir miydiniz?” sorusuyla dayak yemeden çekip gittiler. Ve telifler sürekli teknik bir takım arızalardan ötürü verilmez oldu artık Manga’ya. Bu beşbuçuk senede bütün bu hengame boyunca Manga, neler yapamadığını, neyi nerde eksik veya nasıl yanlış yaptığını sorguladı durdu durmadan tekrar tekrar ve fakat neler yaptığına, neyi kotardığına dönüp bakmaya ancak tarihiyle ilgili bu gibi yazılar yazılırken fırsat buldu.

Atölyelerin Yanına Bir Atölye
Yıl 2002, 2003′ün eşiğindeyiz. Aslolan devinim ve dönüşümdür diyen Manga’da bir mekân değişikliği: Cadde-i Kebir sırtlarından Tünel eteklerine doğru. Yerimiz artık salına salına yürünen İstiklal caddesi değil, ekmeğin taştan çıkarıldığı sokaklar. Demir, elektrik, kereste, hırdavat ve döküm atölyelerinin yanına bir atölye daha ekleniyor: Tiyatro atölyesi. Manga yine çivisini kendi çakıyor, duvarını kendi boyuyor. İçinde kendimizi kuracağımız atölyemizi yine kendimiz kuruyoruz. Hedefimiz aynı: Yaşamı sanata dönüştürmek adına sanatın özerkliğini ortadan kaldırmak ve herkesin sanatçı olması adına sanatçıyı ortadan kaldırmak. Bunun için çok çalışmak lazım. Yerleştik ama durmuyoruz ve hemen yola koyuluyoruz. Bir koldan Acemiler Mangası ‘Fakir Bir Şimal Kilisesinde Şeytan ile Rahibin Macerası’nı savaşa karşı etkinliklerde sergilerken, diğer koldan Manga’da 9. dönem tiyatro atölyesini tamamlayan kursiyerler kendi yazdıkları ‘annezamansaatimiçaldı’yı Hit Kültür Merkezi’nde oynuyorlar. Şimdi önümüzde 21 Kasım Perşembe Hit Kültür’de oynanacak ‘Değdirmeler’ ve 24′ünde Van’da iki oyunla başlayan ‘Baba İshak Destanı’yla bir aylık bir Doğu Anadolu turnesi var. Döner dönmez bunlara ‘Godot’yu Beklemezken’, ‘Güneye Yolculuk’ ve Ankara 7. Uluslararası Tiyatro Festivali’nde prova almaksızın oynanan ‘İskele’ de eklenecek, yapıcılar türkülerini söylemeye devam edecek.

Eski Cevapları Bırakmak
Manga’nın tüm sol siyasetlere aynı mesafede durması, bir siyasetsizliğin neticesi değil, tersine devrimci dinamizme ve kılgısallığa verdiği önemin sonucudur. Apolitizasyon süreci sonucunda top yekûn sol siyasetin dahi sıkıntıda olduğu bir coğrafyada sol eksenli politik sanat alanında büyük bir açığı kapatmaya çalışmaktadır Manga ve çok kan kaybına uğramış bir devrimci kültürün yeniden inşası için her fırsatı değerlendirmeme gibi bir lüksü yoktur. Kaldı ki devrimci kültür ve sanat bir yana, kapitalizmin dünya çapındaki piyasalaştırma süreci sanat edimini tümden ortadan kalkmakla burun buruna getirmiştir.
Sanatın metalaştırılmasına karşı duruşun bir uzantısı olarak, Manga hem sanatsal hem de politik alanda sanatı ve siyaseti tüketen ’seyirci’ mefhumunu ortadan kaldırmaya, ’seyirci’yi seyirci olmaktan çıkarıp onu katılımcı haline getirmeye çalışır. Şunu da söylemek gerek ki, Manga bu yeni katılımcı kavramından bile pek de hoşnut değildir nihayetinde. Zira katılmak oluşturulmuş bir eylemliğe dışarıdan dahil olmayı ifade ederken, eylemliği bizzat kendisi oluşturan yaratıcı özne olmanın oldukça gerisinde bir konumdur. Bu noktada, insanlaşma, sosyalleşme sürecinde tiyatronun, diğer tüm bireylerden çok -ve kıyaslanmaz bir oranda- onu icra eden oyuncuya hayrı dokunduğu; yani tiyatronun temaşa edilen mekanda en çok bizzat oyuncunun kendisini devrimcileştirdiği tartışma götürmezdir. Bunun içindir ki Manga bir yandan ehliyetli bir militan kadro oluşturmaya çalışırken, öte yandan da aralıksız işleyen kurs sürecine tiyatrocu olmak niyetinde olmadıklarını belirten bireyleri dahi dahil ederek “Taksi şoförü-tiyatrocu, işçi-müzisyen, mühendis-ressam” sloganına can vermeye çalışmaktadır.
İşte Manga’nın sanatı ayağa düşürmekten, toplumla buluşturmaktan ve hatta bizzat sahneyi ona terk ederek tümden ortadan kaldırmaktan kastı budur. Alman İdeolojisi’nde “herkesin bir başka işe meydan vermeyen bir faaliyet alanına hapsolmaması”yla; “hiçbir zaman avcı, balıkçı ya da eleştirici olmak durumunda kalmadan hepsiyle uğraşabilmek”le kastedilen de budur. Kısıtlı faaliyet alanını yaratan kapitalist üretim koşullarını alaşağı etmek öznelerin kendi kısıtlılıklarını aşabildikleri oranda mümkün görünüyor. İşte her insanın devrimci mücadelesinin öncülü kendi anlam dünyasını da kısıtlayan şartlara karşı yapılan bu isyandır. Bu nedenledir ki Manga; sorgulatan, şaşırtan Brecht’in ve bu sorgulamayı bizzat oyunun içine taşıyan Augusto Boal’in yolundan bu isyanı sahneye, sokağa, alanlara taşımakla aslında isyanın sanatını dile getirdiği kadar sanatın isyanını da dile getirir.
Manga’nın bütün oyunları en mükemmel (?) şekilde, kusursuz biçimde (!?…) sahneye konulmuş olabilecek olsa bile, bu herkesin sanatçı olması sonunda ’sanatçı’nın ortadan kaldırılması ülküsünün yanında devede kulak kalmaz mıydı? Yani, kriter her zaman için oyunların selameti (metnin arızasız aktarımı, seyircinin büyülenmiş bir şekilde ayrılması) değil; oyunun iştirak edenleri ne derece devrimcileştirdiğidir. Yani bu anlamıyla arıza (katılımcıdan oyuncuya, oyunun akışını bozuyormuş gibi görünen arıza) endişe verici bir olumsuzluk olarak değil, yeniden üretime, yaratıma zorlayan devrimci bir unsur olarak karşılanır. Bu anlamda Manga, sanatsal alandaki toplumsal dinamikler ve bu dinamikler adına hareket eden özneler arasında kurulan temsiliyet ilişkilerini yadsıması ve dinamiklerin kendisini özneleştirmeye çalışması bakımından doğası gereği kendisi de bir otonomdur.
Gerçekçi olmaktan da, imkansızı istemekten de zırnık taviz vermeyecek, yeni sorular bulabilmek ve hayal kurabilmek için eski cevapları geride bırakacak ve bıraktıracak bir otonom.
Tabii böyle okkalı laflar savurmak her zaman için kolay olmuştur hayata geçirmekten. Bu yüzdendir ki üstadın 2. tezde sözünü ettiği üzre ” İnsan, hakikati, yani düşüncesinin gerçekliğini ve gücünü, bu dünyaya aitliğini pratikte kanıtlamalıdır”. Bu meramlar başka bir dünyanın özlemleridir belki evet, ama bunlar gerçekliğini ve gücünü, bu dünyaya aitliğini pratikte kanıtlayabildiği oranda bu dünya başka bir dünya olmaya başlayacaktır. Berisi lâfü güzaf…

Katkılarından dolayı,
Zerdüşt’e, Aragon’a, Brecht’e, Charles Chaplin’e ve
Fırıncı Mehmet’e… teşekkür ederiz.

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>