Emperyal fasizm ve komünist siyaset
10 March 2006
ABâ??ye tam üyelik için müzakere tarihi almakla birlikte siniflar mücadelesi tarihi açisindan önemli bir siyasal sürece girdigimizi, müzakere tarihi alana kadar güçlerin ve güç iliskilerinin zamana yattigini, gelismelere göre bu aktörlerin konusmaya baslayacaklarini ve güçlerin ve güç iliskilerinin yeniden kuruldugu gerilimli ve sert bir 10-15 yil yasayacagimizi özellikle belirtmistik. Ilk konusma, fasist hareketten geldi. Bu süreçte özgürlükçü güçleri sindirmek, terörize etmek ve politik güç olarak süreçten distalamak için, yeniden fasizmin devreye sokuldugu görülmektedir.
Bu durum, konjonktürel bir olay degildir. Güçlerin ve güç iliskilerinin yeniden kuruldugu bu süreçte yapilmis olan siyasal bir operasyondur. Konsept, konu ve zamanlama iyi planlanmis görünmektedir. Zamanlama olarak Newrozâ??un, olay olarak bayragin seçilmesi hiç de tesadüfi degildir. Toplumun en hassas noktasindan kalkarak, bir tasla üç bes kus vurulmaya çalisilmaktadir. Temel amaç, milliyetçilik kategorisi içerisinde, bütün toplumsal ve siyasal dinamikleri yeniden kurmaktir. Bunun için, AB sürecinin en hassas konusu olan Kürt sorunu üzerinden bu amaç gerçeklestirilmek istenmektedir. Ya bölücüsün ya da milliyetçisin! Bunun bildik bir söylem oldugunu biliyoruz. Bu resmi söylemin, dönem dönem ise yaramasina karsin yiprandigini da biliyoruz. Fakat üzerine düsünülmesi gereken ve ciddi bir tehlike arz eden konu, fasist hareketin anti-emperyalist söylemi kullanmasidir. Fasist hareketin anti-emperyalist söylemi kullanmasinin samimi olup olmadiginin tartisilmasi, isin stratejik boyutunu ortadan kaldirmamaktadir. Fasist hareketin, Kürt hareketine bölücülük söylemini asan, anti-emperyalist söylemle karsi çikmasi düsündürücüdür. Bu baglamda temel amaç, toplumsal-siyasal dinamiklerin, milliyetçilik konsepti üzerinden ABD, AB ve Kürt hareketine karsi anti-emperyalist bir söylemle yeniden kurulmasidir.
Emperyal Fasizm ve Milliyetçilik
Sermaye birikim sürecinin genisleyerek üretimi ve yeniden üretiminin, artik içerisi ve disarisi yoktur. Dünyanin hangi cografyasinda olunursa olunsun, küresel sermayenin organik bir parçasi olmadan küresel rekabette emegin verimli kilinmasi, sömürüsü ve buna bagli olarak arti-deger üretimi, yani kâr mümkün degildir. Bir baska deyisle kapitalizm, küresel sermayeye dünyanin her yerinde emegin gerçek tahakküm altina alinmasini emretmektedir. Küresel sermayenin yogunlasmasi, ulusal sermayelerin tasfiyesi üzerine kurulmustur. Bu, küresel bir egemenlik ilanidir. Ulus devlet, emegin sinirlar altina alinarak islah edilmesidir. Bu, â??ulusal sinirlar içindeki emegin sömürüsü, artik küresel sermayenin egemenligi altindadirâ? emrinin ilanidir. Küresel egemenlik, bu baglamda bir egemenlik biçimi olarak ulus devlet egemenligine meydan okumaktadir. Direnen ulus devletlerin egemenligini savasla dagitip küresel demokrasi nosyonu altinda yeniden kurmak, bütün toplumsal iliskileri küresel sermaye tarafindan metalastirmak, kapitalist imparatorlugun temel egilimi olmustur. Ulusal devletler, kapitalist imparatorlugun hiyerarsisi içinde yeniden kurulmaktadir. Baska bir deyisle ulusal egemenlik, postmodern bir yerden yeniden yapilanmaktadir. Biz, kapitalizmin gelmis oldugu bu egemenlik biçimine â??emperyal fasizmâ? diyoruz.
Emperyal fasizm, küresel sermayenin yogunlasmasina ve merkezilesmesine bagli olarak, tasfiye ettigi sermaye çevrelerinin egemenliklerini de kirmaktadir. Bu kirilisa cevap, milliyetçilik olmaktadir. Kapitalizmin emperyalist döneminde kurulan güçler ve güç iliskileri, kapitalist imparatorluk döneminde yeniden dizayn edilmektedir. Kapitalist güçler arasindaki bu egemenlik krizi, postmodern dönemin temsiliyet krizidir.
Birinci ve Ikinci Cumhuriyetçiler
Birinci cumhuriyet, disariya karsi emperyalizm, içeride ise Kürt, seriat ve komünizm tehdidi üzerine kuruldu. Kurtulus Savasi, 1. Dünya Savasiâ??nin bu cografyadaki devamidir. Bir baska deyisle birinci cumhuriyet, 1. Dünya Savasiâ??nin içinden kurulmustur. Ittihatçilar önderliginde Osmanli, 1. Dünya Savasiâ??nin en önemli aktörlerinden birisidir. Savas içerisinde degerlendirilen küçük bir güç degil, tam tersine tarihin hareketini belirleyen zayif fakat emperyal bir güç olarak konumlanmistir. Yenilen tarafta olmasi, bu gerçegi degistirmeyecektir. Bundan dolayi birinci cumhuriyet, 600 yillik imparatorluk kültürünün mirasinin da temsilcisidir. Bu baglamda, birinci cumhuriyet egemenliginin kurulusu, demokratik bir ulusçuluk tartismasinin ötesindedir ve 1. Dünya Savasiâ??nin yenilgisini içine sindiremeyen bir emperyal milliyetçilik, her zaman devletin ve toplumun ruhunda tasinmistir. Toplumsal ve siyasal tarihimizde milliyetçilik, ezilen bir ulusun ezen ulus emperyalizmine karsi burjuva baglamda demokratik bir yerden kurulmaktan çok, bir fetih gücü, imparatorluk ve cihan devleti, tahakküm ve iktidar söylemi olarak kurulmus, kurulmaya da devam etmektedir. Siyasal islamin birinci cumhuriyetle savasimi, laiklik-anti laiklik sorunundan öte, bir iktidar paylasimi savasidir. Siyasal islam, imparatorluk mirasini tasiyan siyasal bir güçtür. Iktidari paylasmak istemektedir. AK Parti, islami liberallestirerek, küresel iktidar isleyisini belirleyen emperyal aktörlere yakin görünmekte ve AB sürecine dayanarak, siyasal islamin birinci cumhuriyetle sorununu çözmek istemektedir. Bu yolda da uzun bir mesafe kat edilmistir.
ABâ??ye üyelik süreci, ikinci cumhuriyetin kurulusudur. Güç ve güç iliskilerinin yeniden kurulacagi bir süreci ifade etmektedir. ABâ??ye üyelik sürecine çok içeriden bakilmistir. Islami, Alevi ve Kürt güçlerin demokratik taleplerinin AB sürecinde çözülecegi öngörüsü, ciddi bir kitlenmeyi de beraberinde getirmistir. Bu kitlenme, siyasal ve toplumsal süreci içinden çikilmaz bir kör dövüsüne sürükleyebilir. Siyasal islam, birinci cumhuriyetle sorununu çözme zeminine girmistir. Ilerlenmesi, ikinci cumhuriyetin kurulusuna baglidir. Ordu ve Ak Parti, ikinci cumhuriyetin kurucu güçleridir. Fakat bu güçlerin adim atabilmeleri, kapitalizmin yeni egemenlik biçimi olan imparatorlugun kurulusunu stratejik olarak iyi okumalarindan ve bu okumaya uygun olarak güçlerini konusturmalarindan geçmektedir. Türkiye, kapitalist imparatorlugun savasla kuruldugu bir cografyanin tam da göbeginde bulunmaktadir. Güncel politikalarla süreci atlatmak mümkün görünmemektedir. Bugüne kadar bekle gör siyaseti tikanmistir. Çünkü Kürtler, ikinci cumhuriyetin kurucu gücü olmak istemektedir.
Geçenlerde, büyüme orani yüzde 9.9 olarak açiklandi. Cumhuriyet tarihinin en yüksek büyüme orani oldugu ilan edildi. Fakat yoksullasmanin ne oranda oldugu konusunda kimse bir sey söylemedi. Bu büyüme orani, sermaye yogunlasmasini, yani birçok küçük üretimin tasfiye edilerek sermayenin merkezilesmesini ifade etmektedir. Yoksullasma artmistir. Büyük sermaye, küresel sermaye ile organik bütünlesmesini derinlestirmistir. Dünya ekonomik-siyasal süreci, devletin egemenlik gücünü zayiflatmistir. Devlet, egemenlik gücünü koruyarak reform sürecini atlatmaya çalismaktadir. Ya ABD ya da AB üzerinden, bu egemenligini korumaya çalismaktadir. Fakat açikça görülmüstür ki, gerek AB gerekse ABD, kapitalizmin emperyal konseptinde ortak stratejiye sahiptir. Gelinen noktada devlet, bir temsiliyet ve egemenlik krizi içerisindedir. Devlet, siyasal konseptinde degisiklik yapmak zorundadir. Iste bayrak provokasyonu, tam bu siyasal tikaniklik sürecinde örgütlenmistir. Toplumsal-siyasal güçleri, fasist hareketin milliyetçilik konseptinde kurmaktadir. Ve fasist hareket, milliyetçiligi, anti-emperyalist ve Kemalist boyuta tasiyarak genisletmektedir. Toplumsal ve siyasal güçler, â??ABâ??ye evetâ? diyenler ve â??ABâ??ye hayirâ? diyenler olarak bölünmüstür. â??Hayirâ? diyenler birinci cumhuriyetçilerin, â??Evetâ? diyenler ikinci cumhuriyetçilerin arkasinda politik olarak dizilmektedirler. Birinci cumhuriyetçiler ulusalci, milliyetçi, anti-emperyalist, Kemalist, ikinci cumhuriyetçiler ise vatan haini ilan edilmis bulunmaktadir. Kapitalizmin ve kapitalist güçlerin bu temsiliyet ve egemenlik krizi, bizim krizimiz degildir. â??Evet bizim krizimiz degil; fakat biz güncel siyaset yapiyoruz â?? diyenler, bir gün kendilerinin politik olarak milliyetçi cephenin zemininde olduklarini görecekler.
Imparatorlugun Krizi ve Komünist Siyaset
Kapitalizm, yeni bir egemenligin kurulusu içinden geçerken yeni bir egemenlik krizi yaratmistir. Bu, bir temsiliyet ve temsiliyet biçimi olan ulus devlet krizidir. Küresel sermaye, sinirsiz genislemesine engel olan her türlü temsiliyet biçimine meydan okumaktadir. Temsili demokrasi üzerinden ulusal egemenlik ve ulusal devlet yerine, emperyal demokrasinin küresel nosyonlarina göre yapilanmis teritoryal devletlere geçisin krizidir. Bu durum, modernizmin egemenlik biçiminin tasfiyesidir. Bu kriz, ancak emperyal fasizm tarafindan yönetilebilir. Emperyal fasizmin yaratmis oldugu ulusal egemenlik krizi, yerel milliyetçiligi üretmektedir. Emperyal fasizm, insanligi milliyetçilik, savas ve din söylemlerinin naralariyla barbarligin içine sürüklemektedir. Kapitalist imparatorlugun bu egemenlik krizine, modernizm içinden yani ulusal sol, ulusal sinir ve ulusal devlet söylemleriyle yanit üretilemez.
Siniflar mücadelesi, ulusal sinirlara hapsedilemez. Emegin siyasetini ulusallastirmak, siniri ve ulusu olmayan sermayenin emege koydugu bir yasaktir. Siniflar mücadelesi küresellesmistir. Emek siyaseti, ancak küresel siyaset üretebildigi oranda özgür ve bagimsiz olabilir. Kapitalist güçler arasi egemenlik savasi içinde taraf olmaktan, ancak küresel bir siyasetle çikilabilir. Imparatorlugun krizi, bu devrimci imkani komünistlere sunmaktadir. â??Emperyalist savasi iç savasa çevirâ? slogani nasil devrimci bir islev göstermisse, â??emek siyasetini her yerde küresellestirâ? slogani da günümüzün devrimci siyasetidir.
Komünistler, insanligin vicdani, onuru ve adaletidir. Bugün, anti-militarist söylemle savas karsitligi komünist bir siyasettir. Bütün ulusal ve uluslararasi ordularin dagitilmasini ve silah fabrikalarinin derhal kapatilmasini istemek komünist bir taleptir. Her tür temsili demokrasi üzerine oturtulmus egemenlik anlayislarina karsi çikmak komünist bir siyasettir. Savasi, milliyetçiligi, dini ve temsiliyeti egemenligin siyaseti olarak üreten devleti reddetmek komünist bir taleptir. Sinirlar egemenler içindir. Egemenler arasi çikar çatismasi, sinirlari üretmistir. Sinirlarin kaldirilmasi siyaseti komünist bir siyasettir. Dünya vatandasligini istemek komünist bir taleptir. Komünistler degerler, kültürler ve özgürlükler için savasirlar. Komünistler için degeri üreten, iktidarlar degil emektir. Bu baglamda komünistler, deger olarak iktidarlara tapmaz. Yasadigi topraklara, içtigi suya yedigi ekmege, konustugu dile, kültüre saygi, siyaseti ve özgürlügüdür. Topraklara evet sinirlara hayir demek komünist bir taleptir.
Gücü iktidarda, temsiliyette ve devlette görenler için, bu talepler ütopya olarak görülecektir. Fakat günümüzde komünistlerin görevi, Devrim kavramini Devrimcilestirmektir.

