EMPERYALIZM BIR DEVLET TEORISIDIR

10 March 2006

Marx, 1859′da ekonomi politigin elestirisini kaleme alirken, düsüncesindeki mimariyi söyle özetliyordu: �Burjuva iktisat sistemini su sirayla inceliyorum: sermaye, toprak mülkiyeti, ücretli emek, devlet, dis ticaret, dünya pazari. Ilk üç baslik altinda modern burjuva toplumun bölündügü üç büyük sinifin iktisadi varlik kosullarini inceliyorum; öteki üç basligin birbirleriyle bagintisi besbellidir.� 1 Bu alti basliktan üçü kaleme alindi. Diger üçü ise Marx tarafindan yazilamadi. Düsünsel mimari tamamlanamadi ve eksik birakildi. 19. yüzyil sonlarina dogru olgunlasan, 20. yüzyil baslarinda teorilestirilmek için kaleme alinan emperyalizm tartismalari, Marx’in önüne koydugu fakat ömrünün yetmemesinden dolayi düsünsel mimarisinin eksik kalan alanina müdahaleleri de içermektedir.

Mimarideki bu bosluk, Marx’in düsüncesinin tamamlanmamasi baglaminda ele alinmamalidir. Marx, kapitalizmin politik elestirisi baglaminda kapitalizmin ontolojik çözümlenmesi ve epistemolojisinin kurulmasi ile özdeslesmis ve bunu da hak etmistir. Marx’in düsünsel mimarisindeki yarim kalmisliktan kastimiz, kapitalizmin ontolojik çözümlenmesindeki ve epistemolojik kurulusundaki bosluktur. Bu bosluga yapilan her müdahale, kapitalizmin ontolojik ve epistemolojik kurulusunun giderilmesi baglaminda Marksizm içidir. Istenildigi kadar Marx’in eksiklerinin var oldugu söylensin, istenildigi kadar Marx karsiti bir pozisyon tutulmaya zorlanilsin, Marksizmin disinda kalmak mümkün degildir.

Marx, özellikle Kapital’de, bir konuyu çözümlerken, konuyu daha üst bir iliskisellik soyutlamasinda anlasilir olmasi için bir alt somutlama tarzini kullanir. Bu somutlama yönteminde bazi degiskenleri yeniden devreye sokmak için konu disinda tutar. Marx’ta somutluk soyutlamalarindadir. Fakat ne yazik ki Marx’taki somutluklar, onun üst soyutlamalarinda degil alt soyutlamalarindaki somutluklardan çikarilarak kabalastirilmaktadir.

Bu baglamda, kapitalizmin ontolojik üretiminin alti basligindan üçü olan sermaye, toprak mülkiyeti ve ücretli emek, diger üçü olan devlet, dünya ticareti ve dünya pazarindan bagimsiz ele alinmistir. Yöntemsel olarak sermaye, toprak mülkiyeti ve ücretli emegin ontolojik egilimlerinin siniflar mücadelesinden, egemenlik iliskilerinden bagimsiz ele alinarak soyutlandigini söylemek yanlis olmayacaktir. Marx’in da dedigi gibi, güç ve iktidar ve egemenlik biçimlerinin iliskilerini belirleyen �burjuva toplumun bölündügü üç büyük sinifin iktisadi varlik kosullarini� incelemektedir. Devlet, dünya ticareti ve dünya pazarinin ontolojik egilimleri ise, siniflar mücadelesinden, güç iliskilerinden ve egemenlik biçimlerinden bagimsiz ele alinamaz. Siniflar mücadelesi, güç iliskileri ve egemenlik biçimleri; Devlet, dünya ticareti ve dünya pazarinin ontolojik egilimlerinin ta kendisidir. Bu durum, alt yapi-üst yapi metaforunu, yol açici olmasinin ötesinde kafa karistirici bir konuma sokmustur. Siniflar mücadelesi, güç iliskileri ve egemenlik biçimlerinin kapitalizmin ontolojisinin disinda belirlenen bir konumda algilanmasina neden olmus; iliskiselligin temel dinamikleri iktidar iliskileri, belirlenen hiyerarsiye ve art zamanli bir isleyise indirgemistir.

Meta kavrami, kapitalizmin ontolojisinin çözümlenmesinde tözsel bir özellige sahiptir. Meta kavramini yalnizca, donmus emek miktari baglaminda degisim degeri ve toplumsal iliskilerdeki fetis karakteri boyutuyla anlamak ciddi bosluklar birakmaktadir. Kapitalizmin ontolojik bütün egilimleri meta kavraminda içkindir. Üretim, mülkiyet, güç, iktidar iliskileri ve egemenlik biçimleri de meta kavramina içkin olarak isler ve çalisir ve toplumsal iliskilerin genisletilmis üretimini ve yeniden üretimini kurar. Bu baglamda sermaye, toprak mülkiyeti ve ücretli emek kavramlari güç ve çatisma kavramlarindan bagimsiz ele alinamaz. Ekonomik alan-siyasal alan özdes olmamasina ragmen, belirleyen-belirlenen bir ikilige ve hiyerarsiye de sahip degildir.

Siyasal baglamda, kapitalizmin rekabetçi döneminin ilerici, tekelci döneminin gerici oldugu saptamasi yapilmasina karsin, rekabetçi dönemde iktidar perspektifi, bir baska deyisle devrim kurami baglaminda devlet biçimi teorisi bosluktadir. Ancak kapitalizmin tekelci döneminde bu bosluk doldurulacaktir; fakat rekabetçi dönemin iktidar isleyisinin çözümlenmesi ve elestirisi yapilmis degildir. Günümüzün iktidar isleyisinin çözümlenmesinde, küresel egemenlik ve devlet biçimi tartismalarinda görülen bazi tikanmalarin nedeni, Marx’in 1848 devrimi özelestirisiyle gizlice gelen, ilerlemeci mantigin sonucu rekabetçi dönemin ilericiligi baglaminda iktidar isleyisi sorunsalinin çözümlenmemesinin getirdigi boslugun mirasidir.

Kapitalizmin kendi çikarini toplum çikari olarak örgütlemesinin iktidar egitimi baglaminda, rekabetçi dönemde burjuvazi üç cephede savasmistir: feodalite, proletarya ve burjuvazi. Feodaliteyi çözen kapitalizmin silahi, emegin mülksüzlestirilerek özgürlestirilmesidir. Bu durum, feodal toplumsal iliskilerin üretimi ve yeniden üretimini saglayan deger üretme sisteminin tasfiyesidir. Feodal toplumsal isleyisin temelini kuran emegin köylü karakterinin tasfiyesinden sonra, görkemli feodal satolar kagittan makete dönüsmüstür. Mülksüzlestirilerek özgürlestirilen emegin proleterlestirilmis biçimini disiplin altina almak ve verimli kilmak, yalnizca üretim araçlarindaki teknolojik güçle degil, ayni zamanda iktidar isleyisinin kurulusuyla da mümkündür. Karsimiza çikan bu iktidar isleyisi, ulus devlet ve modernist toplumsal iliskiler sistemidir. Kapitalizm, rekabetçi dönemdeki üç cepheyle savasimindan kendisini ulus devlet ve modernlesme ile kurup çikmistir. Kapitalizmin tekelci evresi emperyalizm ve fasizm de modernist bir toplumsal iliskiyi isleten ve çalistiran, ulus devlet egemenlik biçiminin dikey ve yatay gelisiminin ugraklaridir. Marx’ta potansiyel olmasina karsin, açik bir modernizm ve ulus devlet elestirisi yoktur. Bu durum kapitalizmi, siyasal olarak rekabetçi dönemde ilerici, tekelci dönemde gerici olarak algilatmistir. Oysa rekabetçi dönem de, tekelci dönem de bir egemenlik biçimi olarak modern ulus devlet isleyisinin kurulus, gelisme ve sonuç süreçlerinin birer ugraklaridir.

Marx ve Lenin’in, gerek rekabetçi dönemin gerekse tekelci dönemin, egemenlik biçimi olarak modern ulus devlet isleyisinin ürünü oldugu ve bu egemenlik biçiminin basindan itibaren gerici oldugu dogrultusunda neden bir pozisyon tutturamadiklarina dair bir yaklasimda bulunmak mümkündür; fakat bu durum politik haksizligi içermektedir. Bunu görmenin politik kosullari, tarihsel baglamda bugün mümkündür. Marksizm zemininde bulunanlar için görev, Marksizmin birikimlerindeki anti-modernist potansiyeli açiga çikarip bugün yeniden kurmaktir. Eskiden modernizm içi kalarak anti-emperyalizmin bir çikisi vardi; içinde bulundugumuz tarihsel kosullarda modernizm içinde kalarak emperyalizm elestirisinin çikisi yoktur. Günümüzde kurulan kapitalizmi isletip çalistiran egemenlik biçiminin çözümlenmesi, modernizmle mesafesini açik ve net koymus Marksizmin devrimci ve sinifsal bir yerden post-modernizmi elestirmesine baglidir.

Kapitalizmin ontolojik egilimlerinin yeni bir egemenlik biçimi altinda kurularak üretildigi tarihsel ve toplumsal kosullar içinde oldugumuz gerçegi bizim çikis noktamiz olmustur. Fakat bu gerçek bilinmesine karsin görmezlikten gelindi. Bu görülemezligin görülebilirlige dönüsmesinin kuramsal alt üst oluslara neden olacagini ve bu sürecin gerilimli, sancili geçecegini biliyoruz: Yeni bir kurulus sürecindeyiz. Bu baglamda Imparatorluk tartismalari, pozitif baglamda provakatif islev gördü. Görmezlikten gelinen bir gerçekle yüzlesmeyi kaçinilmaz kildi. Bütün akademik ve politik çevreler, imparatorluk kavrami karsisinda pozisyonunu belirlemek zorunda kaldi. Kapitalizmin ontolojik egilimlerinin yeniden yapilanmasinin çözümlenmesi üzerine kuramsal bir motivasyona girilmis bulunuyor. Bu durum, devrimci hareketin yapmasi gereken gerçekçi tartismanin zeminini kuruyor: Emperyalizm… Hilferding, Kautsky, Rosa, Lenin ve her zaman unutulmus olan Buharin’in (emperyalizm üzerine yogunlasmis külliyat) yeniden okunup konusturulmasi gerekiyor.

Imparatorluk, emperyalizm ve yeni emperyalizm söylemleriyle, kapitalizmin ontolojik egilimlerindeki yeniden kurulus çözümlemeleri günümüzde yapilmaya çalisiliyor. Politik önyargilardan uzak durarak bu tartismalari gözlemledigimizde, ne imparatorluk, ne emperyalizm ne de yeni emperyalizm söylemini tasiyanlarin kendi içlerinde çok da oturmus bir mimariye sahip olduklarini söyleyemeyiz. Birbirleriyle olan tartismalar kendisini kurmaya hizmet ediyor. Kendisini kurma arayisi üzerinde yürüyen çözümlemeler, tartismalar anlamli ve üretken görünüyor. Biz kendimizi kurulmus, tamamlanmis olarak görmüyoruz; kendisini kurma arayisi zemininde görüyoruz ve bunu politik kültür olarak benimsiyoruz.

Yeni emperyalizm teorilerinin, Buharin ve Lenin’in emperyalizm çözümlemelerinin üstünden atlayan deginmelerle yetindigini gözlemliyoruz. Buharin ve Lenin’in emperyalizm teorileri içerilerek asilmadan, yeni emperyalizm söyleminin politik baglamda anlamli sonuçlara varabilecegini düsünmüyoruz. Yeni emperyalizm söylemi, daha çok Rosa’nin yayilmacilik teorisine oturan emperyalizm teorisi üzerinden yürüyor. Kapitalizmin en temel ontolojik egilimi olan sermayenin genisleyerek üretimi ve yeniden üretimi teorisine dayaniyor. Bu baglamda, kapitalizm var oldukça, �emperyalizm� kavraminin biçimsel degisikliklere ugrasa da devam edecegi savina dayaniyor. Egemenlik biçimlerinde degisiklik olsa da, kapitalizmin ontolojik egilimi emperyalizm devam ediyor. Buharin ve Lenin’in emperyalizm teorilerinin özgünlügünde, bu durum anlamli olmasina karsin yetmiyor. Buharin ve Lenin’in emperyalizm teorisinde kapitalizmin ontolojik egilimiyle egemenlik biçimi yapisal bir bütünlük tasir. Emperyalizm, Tarihsel anlamda bir devrim kuraminin kurulusunu belirleyen kriz ve devlet teorisidir. Hilferding ve Kautsky ise emperyalizmi bir hükümet biçimine indirger.

Egemenlik biçimini kapitalizmin ontolojik egilimleri içine alan iliskisel bir bütünlük ve devlet biçimi teorisi kurulmadan, içinden geçtigimiz tarihsel ve toplumsal kosullarda kapitalizmin ontolojik egilimlerinin yeniden kurulusu çözümlenemez.

HILFERDING

Teori, güç iliskilerinin çatismasi içerisinde kurulan bir icattir. Siniflar arasi güç iliskilerinin tarihsel kosullari dikkate alinmadan teorilerin okunmasi, her zaman ciddi bosluklar yaratmaktadir. Bu boyutuyla deginip geçmekte yarar var. Paris Komünü’nden sonra, önemli tartismalar üreten siyasi cografya, Fransa’dan Almanya’ya geçmistir. 1848 Avrupasinin ve Fransiz siniflar mücadelesi pratiginin yarattigi tartismalar unutulmustur. Hala günümüz düsünce üretimini belirleyen Alman siyasi cografyasinin ürettigi tartismalarin ne kadar hayirli olup olmadigi bizim açimizdan tartismalidir. Bu konu basli basina üzerinde durulmasi gereken bir konudur; önemini vurgulayip noktalayalim.

Bernstein ve Kautsky’nin arkasina sigindigi ve Rosa’yi rahatsiz eden Engels’in teorik mirasi, Alman siniflar mücadelesinin reformist bir yerden okunmasina firsat verdi. Engels 1895′te, �Tarih bizi ve bizim gibi düsünenlerin tümünü haksiz çikardi. Kitada ekonomik gelismenin derecesinin o dönemde kapitalist üretimi ortadan kaldirmak için yeterince ileri olmadigini kanitladi; bunu, 1848′den beri tüm kitaya yayilan, büyük sanayiyi Fransa’da, Avusturya’da, Polonya’da ve yakin zamanda Rusya’da yerlestiren ve hatta Almanya’yi yogun olarak endüstrilesen bir ülke yapan ekonomik devrimle kanitladi; 1848′de hala gelismeye tam olarak elverisli olan kapitalist temel üzerinde gerçeklesti.� 2 saptamasi ve daha sonra, �Ancak genel oyun bu mutlu kullanimi, hizla gelismeye devam eden proletaryanin savasiminin yepyeni bir biçimini uygulamaya koydu. Burjuvazinin hegemonyasinin içinde örgütlendigi devlet kurumlarinin, isçi sinifina, sayesinde bizzat bu devlet kurumlariyla savasabilecegi baska dayanak noktalari sagladigi kesfedildi. Bazi landtag’larda, belediye meclisleri, yargi kurullari için seçimlere girildi, burjuvazinin sahip oldugu makamlar elde edilmeye çalisildi ve görevlerin dagitiminda proletaryanin önemli bölümünün söyleyecek sözü vardi. Ve böylece, hükümet ve burjuvazi isçi partisinin yasal eyleminden, yasadisi eyleminden korktugundan daha çok korkma, seçimlerdeki basarisindan, isyandaki basarisindan korktugundan daha çok korkma noktasina geldiler,� 3 yorumu, Avrupa ve Rusya’da reformistlere teorik bir zemin sundu.

Hilferding’in bu tarihsel kosullar içinde ve bu teorik miras zemini üzerinde 1906′da yazdigi fakat 1910′da basilan �Finans Kapital� kitabi yayinlandi. Hilferding bu kitabinda, kapitalizmin ontolojik olarak tekelci asamaya geldiginin altini çizer ve emperyalizmi vurgular. Tekelci kapitalizm vurgusu, Hilferding’i kapitalin 4. cildinin yazilmasi baglaminda önemli bir konuma getirmistir. Artik kapitalizm, rekabetçi döneme göre degil tekelci döneme göre okunacaktir. Marx’in önüne koyup yazamadigi �devlet, dis ticaret ve dünya pazari� yazilip tartisilmaya baslanacaktir.

Finans kapital ve kapitalizmin tekelci evresi vurgusunun Hilferding’i önemli bir konuma getirmesine karsin, Hilferding’in politik teorisi bilinmemektedir. Akademik ya da analitik çözümleyici bir özne olarak algilanmaktadir. Oysa ki Ekim devrimini yalniz birakan ikinci enternasyonali üreten politik teorinin kurucularindan biridir.

Hilferding, kapitalizmin tekelci asamaya gelmesiyle devlet ve sinif iliskilerinin yeniden kurulmasi gerektigini vurgular. Tekelci asamada devlet, iç pazari korumak, iç pazari tekelcilestirmek için etkin bir aktördür. Devlet ekonomik bir aktör olarak kapitalizmin ontolojisi içerisine sokulmustur. Bu durum teorik açidan anlamli, pozitif bir sonuçtur. Fakat sorun, bu dogru zeminin kurulmasindan sonra baslar. Rekabetçi dönem, kapitalizmin plansiz, örgütsüz dönemi oldugu, devletin zor ve siddet islevinden öteye gitmedigini, tekelci dönemde ise kapitalizmin planli, örgütlü, rasyonel toplumsal iliskilere girdigi, devlet, toplumu bilinçli, örgütlü ve rasyonel bir yerden yapilandirmanin aktörü oldugu sonucuna varilmistir. Karsimizda örgütlü kapitalizm vardir. Ekonomik olarak mülksüzlestirilen emek, toplumsal ve politik olarak kapitalizmin demokratik isleyisi altinda politik mülk sahibidir. Siniflar arasi çatismayi hafifleten bu toplumsal siyasal isleyis altinda, sosyalizme barisçil geçis sansi artmistir. Devlet yikilmasi gereken bir kurum degil, kamusal mülkiyetin ve ekonominin merkezi planli ve rasyonel örgütlenmesinin güvencesidir. Bernstein ile baslayan Kautsky ile ikinci enternasyonalde devam eden ve Laclau ve Mouffe ile devam ettirilen radikal demokrasiciligin kökleri buralarda yatmaktadir.

Genel olarak �modernizm�, �aydinlanma� dönemine indirgenerek mesrulastirilir. Modernizm aydinlanmaya indirgenemez. Modernizm, toplumsal bir iktidar isleyisidir. Anti-kapitalist emek cephesinden modernizm, ulus devlet altinda emegin mülksüzlestirilmesi, çitlenmesi ve islah edilmesidir. Bir disiplin ve tahakküm toplumu olarak modernizm, isçi sinifini sermayenin isleten ve çalistiran bir öznelestirme, bir bio-politik toplumsal üretim iliskisidir. Oportünizmin ya da reformizmin sinifsal kökü olarak isçi aristokrasini göstermek, çok ciddi bir biçimde bütünü gözden kaçirmistir. Reformizmin kurucusu, emegi sermayenin isleyisinde özne olarak kuran modernizmin toplumsal iktidar isleyisidir. Alman siniflar mücadelesi pratigine, Marx’tan, modernizmin kapitalizmin bir iktidar isleyisi baglaminda bir elestirisi miras birakilmamistir. Engels’in mirasi ise, niyeti asan bir gerçeklik olarak olumsuzdur.

KAUTSKY

Kautsky, Engels’in ölümünden sonra ortodoks Marksizmin duayeni olarak görüldü. Birinci Dünya Savasi öncesine kadar, Lenin için önemli bir kimlikti. Emperyalist savasin çikmasiyla, devrim sorunu somut ve güncel bir konuma geldi. Bu süreçte almis oldugu teorik ve politik pozisyon, Kautsky’yi tartisilir bir adres haline getirdi. Kautsky’nin emperyalizm teorisine, bu politik sürecin bir ürünü olarak bakmak gerekir. Bu baglamda, Kautsky’nin emperyalizm teorisi, politik bocalama, saga kayis ve devrimden kaçisin teorizasyonudur. Bu vurguyu yaptiktan sonra Kautsky’nin emperyalizm teorisine geçebiliriz.

Biz de içinde olmak üzere genel olarak sol, Kautsky’yi okumadan, ultra-emperyalizm söylemiyle ajitatif bir yerden suçlamistir. Oysa ultra-emperyalizme gelmeden önce, Kautsky’nin emperyalizm teorisi vardir. Bu pek bilinmemektedir.

Kautsky’nin emperyalizm teorisi emperyalizmi, kapitalizmin tekelci asamasi ya da �ekonomik evresi�, bir baska deyisle kapitalizmin en yüksek asamasi olarak görmez. Finans kapitali, banka sermayesi ile sanayi sermayesinin iç içeligini kabul etmesine karsin, Hilferding’e, �Emperyalizm sözcügünü kapitalizmin bu en yeni evresini anlatmak üzere kullanirken çok titiz davranmadi.� 4 diyerek mesafesini koyar ve �Emperyalizm sözcügünü bir �ekonomik evre’ye degil, tikel türde bir politikaya yollanma yapmak için de kullandi.� 5 diyerek düzeltmeye çalisir. Kautsky için emperyalizm, �egemen kapitalist katmanlarin politikasi� 6 dir. Bu baglamda, emperyalizmi kapitalizmin ontolojik üretimine degil, tam tersi kapitalizmin ontolojisini ortadan kaldiran bir politikaya, bir hükümet biçimine indirger. Kautsky’de devlet teorisi olarak emperyalizm teorisi yoktur.

Kautsky, sanayi ve tarim alani arasindaki gerilimden yola çikarak kapitalizmin genislemeci, yayilmaci egilimini teorilestirir. Sanayi alanindaki deger üretim hiziyla tarim alanindaki hizin dengesizligi, sehirlerin beslenememesi, tarimsal alanlarin sanayi alanlarinin hizina yetisemeyip fazla üretimi tüketememesi baglaminda fazla üretim ve pazar krizi, gelismis kapitalist bölgelerden gelismemis tarim bölgelerine yayilma bir zorunluluktur. Rosa ile bir benzerlik baglamiyla, gelismemis tarimsal alanlar ortadan kalkana kadar kapitalizm ekonomik bir çöküntü içerisine girmeyecektir. Kautsky’de bu durum sömürgeciligin temelidir. �Bu bölgelerin kölelestirilmesi; yalniz ya onlarin nüfusunun ya da kapitalist sanayi ülkeleri proletaryasinin kapitalizmin boyundurugunu kiracak ölçüde güçlenmeleri durumunda sona erecektir. Yalnizca sosyalizm emperyalizmin bu yönünün üstesinden gelebilir.� 7 Kautsky’nin kapitalizmin yayilmaciligi, sömürgelestirme, uluslari, halklari kölelestirme ve bagimlilik teorisi baglaminda emperyalizm kavramiyla hiçbir alip veremedigi yoktur. Hatta emperyalizm, sömürgecilik ve uluslarin kendi kaderlerini tayin etme konularinda Lenin’in Kautsky’den yararlandigini söylemek mümkündür. Fakat Kautsky, �Ama emperyalizmin baska bir yönü daha vardir.� 8 diyerek bir soru sorar: �Tarim bölgelerine sahip olma ve kölelestirme savasimi kapitalist sanayi devletleri arasinda güçlü çatismalar dogurmustur; bu çatismalar, eskiden yalnizca orduyu etkileyen silahlanma yarisinin simdi donanmayi da etkilemesi sonucunu vermistir; son kertede bu, uzun zamandir öngörülen dünya savasinin bir gerçeklik durumuna gelmesine neden olmustur. Emperyalizmin bu yönü de kapitalizmin süregiden varligi için, ancak kapitalizmin kendisiyle birlikte üstesinden gelinebilecek bir zorunluluk mudur?� 9 Bu sorusuyla, Buharin ve Lenin’in emperyalizm teorisinden kopmustur. Kautsky için, emperyalist devletler arasi savas için ekonomik bir zorunluluk yoktur. Tam tersi böylesi bir savas, dogrudan kapitalist ekonomiyi tehdit etmektedir. Bu baglamda emperyalist devletler arasi açik askeri savas politikasi, kapitalist sinif katmanlarinin politikasi baglaminda ele alinmakta ve konjonktürel bir hükümet biçimine indirgenmektedir. Ultra-emperyalizm söylemi, Kautsky’nin emperyalizm teorisini güçlendirmek için kurdugu bir vurgudur. Salt ekonomik açidan bakildiginda bile dünya tek tekele dogru gidebilir; savastan güçlü çikan emperyalist güçler, kendi aralarinda bir federasyon kurarak silahlanma yarisina son verebilir. Bütün sorun, savas sonrasi barisçil bir ortamda parlamenter mücadelenin politik sürecini güvence altina alarak savas sürecini geçistirmektir. Bu baglamda da savas sürecinde önerilen politika, saldirgan ülke karsisinda demokratik devletin korunmasidir.

ROSA

Rosa, ekim devriminin bekledigi Alman merkezli Avrupa devriminin yalniz birakilmis devrimci sesidir. Alman siyasal cografyasinda Bernstein revizyonizmine ve Kautsky oportünizmine karsi devrimci pozisyonun adresidir.

Rosa, emperyalizm teorisini temel bir soru üzerine kurmustur: Kapitalizmin nihai krizi nedir? 1913′te yayinlanan �Sermaye Birikimi� adli kitabinda bu soruya yanit arar. Marx’in Kapital’de bu sorunu yeterince gelistirmemis oldugunu görür ve sermayenin genisleyerek üretimi ve yeniden üretimini derinlestirerek kapitalizmin nihai krizini kurmaya çalisir. Aslinda Marx’in kapitalizmin nihai krizi üzerine teorisi vardir. Adres Kapital degil Grundrisse’tir. Rosa 1919′da öldü; Grundrisse ise 1939′da yayinlanmistir. Marx, Grundrisse’in son bölümlerinde, sermayenin kendi elleriyle kendisini çözecegini vurgular. Kar oraninin düsme yasasi yanlis anlasilmaktadir. Kar oraninin düsmesi, arti-deger miktarinin düsmesi anlamina gelmemektedir. Teknolojik gelismeye bagli olarak emegin verimliliginin artmasi, gerekli emek zaman miktarinin düsmesi ve arti emek zamanin artmasi sonucu arti-deger miktari artar ve kar orani düser. Oranla miktar arasindaki ters iliski sonucu, emegin verimliliginin derinlesmesinin bir momentinde üretim sürecinde canli emek miktari düser ve toplumsal emek zaman miktarinin belirlenmesi ortadan kalkar. Bu noktadan sonra, arti-deger üretiminin durmasi baglaminda arti-deger miktari ile kar orani düsmesi paralellesir ve sistem çöker. Marx’ta kapitalizmin nihai krizi teorisi olmasina karsin, Rosa’nin teorisinin anlamliligini tartistirmaz. Tam tersi, Rosa’nin kriz teorisi, Marx’in kriz teorisinin kapaliliginin elestirisidir.

Marx, kriz teorisini yazimizin baslangicinda ifade ettigimiz alti basligin üçü üzerinden kurmustur. Rosa ise, diger üçünü de katarak kriz teorisini kurar. Marx’in yarim biraktigini tamamlamaya çalisir. Sermaye birikiminin genisleyerek üretimi ve yeniden üretimi nasil devinmektedir? Rosa, arti-deger’den degil birikim kavramindan çikar. Bu baglamda, arti-deger nasil realize edilecek ve nasil sermayeye dönüsecektir. Yaratilan arti-deger, degisen sermaye, sabit sermaye amortismanina ve kapitalistin tüketimine bölüsüldükten sonra, fazlalik nerede realize edilecektir? Kapitalist ekonomik iliskilerin hakim oldugu toplumsal iliskiler, bu arti’nin realizasyonunu gerçeklestiremez. Bu baglamda arti degerin realizasyonu, kapitalist olmayan toplumsal iliskiler tarafindan gerçeklesebilir. Fazla üretim ve eksik tüketim krizi, kapitalist olmayan toplumsal iliskilerin sömürülmesi ile mümkündür. Bu durum kapitalizmin ontolojik egilimidir. �Sermaye birikiminin diger yönü, sermaye ile kapitalist olmayan üretim biçimleri arasindaki iliskilerle ilgilidir. Bu yön dünya sahnesinde ortaya çikar. Bu alanla egemen yöntemler sömürgeci politika, uluslar arasi borç sistemi, çikar alanlari politikasi ve savastir.� 10

Rosa için, �Emperyalizm, kapitalist olmayan alanlarin henüz sahipsiz bulunanlari için verdigi rekabetçi mücadele içindeki sermaye birikimi sürecinin siyasal ifadesidir.� 11 ve �Kapitalist ülkelerin yüksek gelisme düzeyi ve kapitalist olmayan bölgeleri ele geçirmeye yönelik rekabetinin giderek keskinlesmesi ile emperyalizm, hem kapitalist olmayan dünyaya karsi saldirganligini, hem de daha enerjik biçimde rakip kapitalist ülkeler arasinda giderek ciddilesen çatismalarda zorbaligini artirir… Emperyalizm, kapitalizmin ömrünü uzatmaya yönelik bir tarihsel yöntem olmakla birlikte nesnel olarak bu ömrü en kisa zamanda sona erdirecek en emin araçtir da.� 12 Bu baglamda Rosa, emperyalizmi kapitalizmin ontolojik egilimi olan yayilmaciligin üzerine kurarken, Kautsky’den farkli olarak emperyalist devler arasi açik savasi emperyalizm kavraminin ontolojisi içerisinde görerek Buharin ve Lenin’in emperyalizm teorisiyle yakinlasir. Fakat kapitalizmin nihai krizi üzerinden Marx’in kapaliligini sermaye birikimi sürecini yeniden kurarak açarken, kendisi de sonuçta ayni kapaliliga düsecektir. Tarihsel olarak kapitalizmin nihai krizinin kosullari gelmeden kapitalizm nasil yikilacaktir? Bizce Lenin, bu soruyla Marx’tan ve Rosa’dan daha farkli bir özgünlüge sahiptir. Ayrica emperyalizm kavramina içkin devlet biçimi baglaminda devlet teorisi yoktur.

BUHARIN

Bolsevik hareketin ve Ekim devriminin en genç, en mütevazi önderlerinden biridir. Fakat kabul edilemez olan, teorik ve politik olarak ciddi bir deger olan bu komünistin, Stalin tarafindan kursuna dizilmesi ve sonraki kusaklarin emperyalizm teorisi üzerine çalismalarinda Buharin’i yok saymasidir. Buharin, emperyalizm üzerine teorik baglamda yazilmis en önemli kitabin yazaridir. Lenin’in önsözünü yazdigi �Emperyalizm ve Dünya Ekonomisi� adli kitap, Lenin’in �Emperyalizm� kitabindan önce yazilmasina karsin, politik mücadelenin illegal zor kosullarinin azizliginden dolayi, �17 Ekim devriminden hemen sonra yayinlanmistir. Bize göre bu kitap, Lenin’in emperyalizm teorisinin çekirdegini olusturmaktadir. �Emperyalizm ve Dünya Ekonomisi�, yüz yila yakin bir süre önce yazilmasina karsin, bir yüzyili boydan boya görebilmistir. Bir çok kesim için güncelligini korumaktadir, fakat hala kesfedilememistir.

Buharin emperyalizm teorisini, �dünya ekonomisi� kavraminin çözümlenmesi üzerine kurar. Onun için emperyalizmin çözümlenmesi, dünya ekonomisinin gelismesindeki egilimlerin ve iç yapisindaki degismelerin çözümlenmesine baglidir. Uluslararasi meta mübadelesi, uluslararasi is bölümü, pazar ve piyasa kavramlarini siraladiktan sonra, bunlarin arkasinda es zamanli yürüyen gizli üretim iliskileri kavramini öne çikarir ve dünya ekonomisini �üretim iliskileri ve bunun yerini tutabilecek olan dünya ölçeginde mübadele iliskileri� 13 olarak tanimlar. Bizim bu soyutlamadan anladigimiz, üretim iliskileri içinde isleyen ve yeniden üretilen üretici güçlerin politik ekonomisidir. Bir baska deyisle, mülkiyet ve iktidar iliskileri içinde ekonominin üretimi ve yeniden üretimidir. Bu baglamda dünya ekonomisi, belirli bir üretim tarzinin üretim iliskilerine bagli mülkiyet ve iktidar isleyisi içerisinde isleyen ve çalisan bir mübadeledir. Emperyalizmin çözümlenmesi baglaminda dünya ekonomisinin çözümlenmesi, kapitalizmin finans kapital çaginda mübadeleyi üreten ve yeniden üreten iktidar iliskilerinin ve çatismalarinin çözümlenmesidir. Bu yorumumuzdan sonra, Buharin’in emperyalizm teorisinin özünü özetlemeye devam edebiliriz.

Buharin, ulusal ekonomilerin dünya ekonomisiyle bagintili oldugunu söyler. Onun için ulusal ekonomi, nasil ulus devlet sinirlari içinde aritmetik bir toplam degilse, dünya ekonomisi de ulusal ekonomilerin aritmetik toplami degildir. Ulusal ekonomiyle dünya ekonomisini iliskisel bir bütünsellikte ele alir. Bu baglamda, rekabetçi dönemin yerini tekelci dönemin almasiyla sanayi krizlerinin sona erecegini beklemenin hayal oldugunu, tam tersi dünya ekonomisi alaninda rekabetin ve krizlerin derinleserek devam edecegini vurgular. Yayilmacilik, rekabet, kriz ve savasi kapitalizmin ontolojik egilimleri olarak tanimlar.

Buharin’in en özgün yani �Ekonomik yasamin uluslararasilasmasi süreci sermayenin çikarlarinin uluslararasilasmasi süreciyle hiçbir suretle özdes degildir.� 14 soyutlamasidir. Ekonominin uluslararasilasmasiyla sermaye çikarinin uluslasmasi ayrimi, Buharin’in emperyalizm teorisinin özüdür. �Kapitalizmin uluslararasilasmasi (uluslararasi isletmelere katilim ve bunlarin finansmani, uluslararasi karteller, tröstler v.s), uluslararasi devlet tröstlerinin formasyonunu uyarir hale gelir. Bununla beraber, bu süreç ne kadar önemli olursa olsun, sermayenin uluslasmasi ve devlet sinirlarinin kapatilmasina dogru gelisen güçlü egilimce engellenir.� 15 Dünya ekonomisinin gelisimi, emperyalist devletler arasi rekabetin asiri ölçüde keskinlesmesiyle esanlidir. Bu baglamda kapitalizmin ontolojik egilimini, uluslararasilasma ile sermayenin çikarlarinin uluslasmasi arasindaki gerilim süreci kilitler. Ulusal devlet egemenligi sinirlari altinda yogunlasan, merkezilesen ve tekellesen sermaye, dünya ekonomisi üzerindeki rekabetini ulus devlet araciligiyla yürütür. Bu kilitlenme, emperyalist ulus devletler arasinda kaçinilmaz açik savasla kirilacaktir. �Tabii ki uluslararasilasma egilimi �son analizde’ zafer kazanacaktir ama bu ancak kapitalist devlet tröstleri arasinda kiyasiya bir mücadele döneminden sonra gerçeklesecektir.� 16

Buharin, emperyalizm döneminde sermaye ile devlet iliskisini devlet teorisi baglaminda yeniden kuracaktir. Dünya ekonomisi üzerindeki rekabetin siddeti, ulusal ekonominin askerilestirilmesi ve merkezilestirilmesinin en önemli nedenidir. Ekonominin devletlestirilmesi, sermayenin devletlesmesini beraberinde getirmektedir. Buharin fasizmin devlet teorisini kurmasina karsin �fasizm� kavramini kullanmamistir. Buharin’de emperyalizm ile fasizm arasinda bir özdeslik olmamasina ragmen dogrudan bir iliski vardir.

Nasil ki ulusal ekonomilerde merkezilesme kaçinilmaz ise, dünya ekonomisinde de merkezilesme kaçinilmazdir. �Kendi kendine yeten ve sinirsiz ekonomisinin gücünü, dünya kralligi kuruncaya kadar artiran -dünya imparatorlugu- devlet. Bu finans kapitalin idealidir.� 17 Ve Buharin 1914′de bir kehanette bulunur. �Savasla siddetlendirildiginde, gelismenin genel egilimi daha ileri bir merkezilesme sürecinin içinde yer aliyorsa, ayni zamanda savasta oldukça güçlü iç örgütlenmeye sahip büyük kapitalist devlet tröstlerinin birinin dünya sahnesine çikmasini hizlandiracaktir. Amerika Birlesik Devletleri’nden söz ediyoruz.� 18

Ve Buharin, günümüze seslenen kalemiyle kitabini sonlandirir. �Dünya ekonomisinin üretken güçlerini el pençe divan durduran burjuva devletinin sinirlarini koruma veya genisletme fikri, yerini ulusal sinirlarin kaldirilmasi ve tüm insanlari tek bir sosyalist aile içinde birlestirme sloganina birakmaktadir.� 19

LENIN

Lenin… Tarihin gelecegine bugünden devrimci el koyustur. Alman siyasal cografyasinin reformist mirasindan Fransa’nin devrimci siyasal mirasina Ekim devrimi üzerinden geri dönüstür. Bu baglamda Lenin’in emperyalizm teorisi, kapitalizmin politik elestirisidir.

1848 devriminin �Tarih bizi ve bizim gibi düsünenlerin tümünü haksiz çikardi. Kitada ekonomik gelismenin derecesinin o dönemde kapitalist üretimi ortadan kaldirmak için yeterince ileri olmadigini kanitladi; bunu, 1848′den beri tüm kitaya yayilan, büyük sanayiyi Fransa’da, Avusturya’da, Polonya’da ve yakin zamanda Rusya’da yerlestiren ve hatta Almanya’yi yogun olarak endüstrilesen bir ülke yapan ekonomik devrimle kanitladi; 1848′de hala gelismeye tam olarak elverisli olan kapitalist temel üzerinde gerçeklesti.� degerlendirmesi çok önemli bir kirilmadir. 19. yy Avrupa siniflar mücadelesine devrimin tarihsel kosullarinin olgunlasmadigini söylemektedir. Bu durum bir baska soruyu sormaktadir. Devrimin tarihsel kosullari nasil ve ne zaman olgunlasacaktir ve o zamana kadar proletaryanin politik görevi nedir? Bu degerlendirme ve bu soruyla Marksizm, Fransa’nin siyasal cografyasindan çikmis ve Almanya’nin siyasal cografyasina girmistir. Avrupa Marksizmi, emperyalizme bu zeminde çarpmistir. Proleter devrimlerin baslayacagi tarihsel kosullar ne zaman olgunlasacak? sorusu, Kapitalizmin nihai krizi nedir? sorusunu üretmistir. Siniflar mücadelesinin kuruculugu, Rosa’yi emperyalizmi de içine alan kapitalizmin nihai krizini teorilestirmeye yöneltmistir. Bilim, siniflar mücadelesinin kuruculugunda bir alettir. Siniflar mücadelesi bilimle degil, bilim siniflar mücadelesinin ihtiyaçlarina göre kurulur.

Ikinci soru sudur: Nihai krizin tarihsel kosulari olgunlasana kadar politik görev nedir? Bu soru karsisinda Engels, Alman reformistlerinin kendilerini rasyonellestirmelerinde referans olmustur. Marksist barutunu daha yitirmedigi �Erk Yolu� makalesinde Kautsky bile, referans edilen Engels’in yaklasimina karsi farkli bir pozisyonda olduklarini söyleyerek durumu degistirmeye çalismistir. �1891′de, Engels hala, eger kendisiyle birlikte bir devrim getiren ve bizi zamansiz bir sekilde erke oturtan bir savas patlarsa, bunun büyük talihsizlik olacagini düsünüyordu. Proletarya bir zaman daha simdiki devlet çerçevesinden daha güvenli bir sekilde isleri götürebilirdi.� 20 yorumu, Alman siniflar mücadelesinin gerçegini göstermektedir.

Kapitalizmin yikilacagi devrimci tarihsel kosullarin zemini içinde miyiz yoksa degil miyiz? Emperyalizm, savas ve kriz, proletaryayi zamansiz iktidara tasiyacak konjonktürel bir kriz mi, degil mi? Burjuva demokrasisine basarak süreci geçistirmeli miyiz yoksa komün ve devrime basarak bu krizi yarip geçmeli miyiz? Emperyalizm, siniflar mücadelesi içerisinde Marksizmin birikmis sorunlarinin açiga çikmasini ve Alman siyasal cografyasi ile Rus siyasal cografyasinin bu sorular karsisinda taraf olmasini saglamistir. Yalnizca emperyalizm üzerine bilimsel çözümlemeler üzerinden bir politik farklilik degildir. Tam tersi, politik farklilik emperyalizm teorisinde farklilik üretmistir.

Lenin, emperyalizmin ekonomik temelini finans kapital, mali oligarsi ve tekelcilik olarak görür. Bu baglamda emperyalizm, kapitalizmin tekelci evresidir. Tekelci evrede kapitalizm içte ve dista siyasal gericiliktir. Lenin’de kapitalizmin nihai krizi sorusu yoktur. Kapitalizmin tekelci evresi emperyalizmin siyasal gerici niteligini saptamasiyla bu tartismayi bitirmistir. Kapitalizmin nihai krizi tartismasi, �bilimsel Marksizmi�, bir alt yapi çözümlemesine indirgemistir. Lenin de, bir krizin tasidigi çatismalardan devrimci imkanlari, siniflar mücadelesi çikarir. Lenin için emperyalizm proleter devrimler çaginin arifesidir.

Lenin’in emperyalizm teorisinde, kapitalizmin ontolojik egilimi olan yayilmacilik, sömürgecilik ve bagimlik iliskiselligi önemli bir yer tutmaktadir. Fakat Lenin, emperyalizm teorisinin özünü teskil etmez. Lenin emperyalizmin bes temel özelligini siralar. Emperyalist dönemin besinci özelligi sudur: �Kapitalist büyük güçler tarafindan dünyanin teritoryal paylasimi tamamlanmistir.� 21 Fakat Lenin emperyalizm teorisinin özgünlügünü ve farkliligini özellik olarak siralamasa da, sik sik vurguladigi, paylasilmis olan dünyanin emperyalist güçler tarafindan yeniden paylasimi veya paylasilacagidir. Emperyalizm döneminde krizin yikiciligi buraya oturur. Bugün moda olarak tartisilan yeni emperyalizm teorilerinin oturtuldugu temel, yayilmaciligin yeniden yapilanmasidir. Kapitalizm var oldugu sürece yayilmacilik devam edecektir. Bu baglamda emperyalizm kapitalizm var oldukça devam edecektir. Eski, yeni asamalar olarak devam edebilir. Oysa Lenin’de, emperyalizm öncesi kapitalizmde de yayilmacilik vardi. Hatta dünyanin paylasilmasi tamamlanmisti. Lenin için finans kapital, tekelci ve sermaye ihraci döneminde emperyalizmi farkli kilan özellik nedir? Tekelci dönemde kapitalizmin iktidar güçleri arasindaki krizidir. Paylasilmis olan dünyanin yeniden paylasilmasinin zorunlulugu, emperyalist devletler arasi açik savasi kaçinilmaz kilar. Buradan Buharin’e geri dönmek gerekmektedir.

Ekonominin uluslararasilasmasi, kapitalizmin bir dünya ekonomisi haline gelme egilimiyle sermayenin çikarinin uluslasmasi, kapitalizmin devinimini kilitlemistir. Ulus devlet egemenligi altinda sermayenin yogunlasmasi, merkezilesmesi ve tekelcilesmesi, dünya ekonomisinde de yogunlasmayi, merkezilesmeyi ve tekellesmeyi zorunlu kilmaktadir. Lenin’in emperyalizm teorisi tam da bu kilitlenmeye oturmaktadir. Tarih Buharin’i ve Lenin’i hakli çikardi. 20. yy devrimler ve karsi devrimler yüzyili olarak tarihe geçecektir. 1. Dünya Savasi, dünyayi allak bullak eden fasizm ve 2. Dünya Savasi, Ekim devrimiyle baslayan Nikaragua’dan çikan devrimler, dünyanin her kösesinde yükselen devrimci mücadeleler. 20. yy, ya barbarlik ya da sosyalizm yüzyiliydi.

Lenin, Buharin’in �Emperyalizm ve Dünya Ekonomisi� adli kitabinin önsözünde söyle yazmisti: �Gelisimin, istisnasiz tüm isletmeleri ve devletleri içine alacak tek bir dünya tröstünün kurulmasi yönünde oldugundan süphe yoktur. Ama bu yöndeki gelisme öylesine stres, tempo, antagonizmalar, çeliskiler tepe taklak gelisler içinde -sadece ekonomik degil, fakat ayni zamanda politik, ulusal vs.- gelismektedir ki, ulusal finans kapitallerin dünya çapinda bir ultra-emperyalizm yapisinda birlesmesinden önce, emperyalizm kaçinilmaz olarak yok olacak ve kendi karsitina dönüsecektir.� 22 Lenin, emperyalist dönemin yaratigi kriz zeminindeki devrimci olanaklara ve siniflar mücadelesine güvenmisti. Sovyetler çöktü, devrimci hareket geriledi; bu güvene layik olamadik.

Içinde bulundugumuz tarihsel kosular altinda, ister tek bir dünya tröstü yönünde olalim ya da olmayalim, kapitalizm var oldukça insanlik asla baris içinde olmayacaktir. Biz, ekonominin uluslararasilasmasi, kapitalizmin bir dünya ekonomisi haline gelme egilimiyle sermayenin çikarinin uluslasmasi arasindaki kilitlenmeyi modernizmin krizi olarak görüyoruz. Bu kriz kiliçla çözülmüstür. Artik kapitalizm bir dünya ekonomisidir. Sermayenin çikari her boyutuyla küresellesmistir. Emperyal devletlerin ulus devlet egemenligi sinirlari ötesinde ürettikleri arti-deger, ulusal sinirlari içerisinde ürettikleri arti-degerden kat kat fazladir. Dünyada birkaç ABD vardir. Üçüncü dünya yutulmustur, direnenler ise yerle bir edilmektedir. Dünyanin neresinde olunursa olunsun, emperyal sermayenin organik iliskisi olmadan arti-deger üretimi mümkün degildir. Kapitalizm bir dünya ekonomisi olarak imparatorlugunu ilan etmistir. Eskiden ekonominin uluslararasilasmasi kurulurken Emperyalizm burjuvazinin niteligini uluslastirmaktaydi. Bugün imparatorluk, uluslararasilasmis bir burjuva kurmaktadir. Kapitalizm küresel bir sinif yaratmaktadir. Teritoryal devletler uluslararasi yapilandirilarak islevlendirilmektedir. Bir devlet biçimi baglaminda yeni bir devlet teorisi kurulmalidir.

Artik emperyalist devletler arasi açik savasi görmeyecegiz. Rekabetin ve savasin varlik kosullari degismistir. Rekabet ve savas, kapitalist imparatorlugun hiyerarsisi içinde kurulmaktadir. Bir kralligin imparatorlugu ile, imparatorlugun krali farklidir. Bugün bir kralligin imparatorlugu yoktur. Tam tersi, imparatorlugun monarki vardir. Bu hiyerarsi içinde yer degistirmeler, kaymalar kaygan zeminde hareketli olacaktir. Bu durum, birakin silahsizlanmayi, nereden gelecegi belli olmayan savasi, sürekli üretip yeniden üretecektir.

Emperyalizm, devlet biçimi baglaminda, ulus devlet teorisidir. Yine bir devlet biçimi baglaminda, ulus devlet çözülmüstür.
1 K. Marx, Ekonomi ve Politigin Elestirisine Katki, Sol Yay., 1993, s. 21

2 K. Marx, Fransa’da Siniflar Mücadelesi, F.Engels önsöz, Sol Yay., s. 15-16

3 A.g.y., F.Engels 1895 önsöz

4 Kautsky, Kavram Yay. ,1990, s. 100

5 A.g.y., s. 100

6 A.g.y., s. 100

7 A.g.y., s. 96

8 A.g.y., s. 96

9 A.g.y., s. 96

10 Rosa L., Sermaye Birikiminin Tarihsel Kosullari, Kaynak Yay., 1984, s. 151

11 A.g.y., s. 143

12 A.g.y., s. 143

13 Buharin, Emperyalizm ve Dünya Ekonomisi, Spartaküs Yay., 1973, s. 11

14 A.g.y., s. 44

15 A.g.y., s. 128

16 A.g.y., s. 129

17 A.g.y., s. 95

18 A.g.y., s. 134

19 A.g.y., s. 156

20 Kautsky, Kavram Yay., 1990, s. 89

21 Lenin, Seçme Eserler, Cilt 5, Inter Yay., 1995, s. 91

22 Buharin, Emperyalizm ve Dünya Ekonomisi, Lenin önsöz, Spartaküs Yay., s. V

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>