Küresel kapitalizmin siyaseti: iyi yönetişim

10 March 2006

70′lerde dünya çapında yaşanan iktisadi bunalım ve az gelişmiş ülkelerin içine düştüğü borç krizleri hem IMF(Uluslararası Para Fonu) ve DB(Dünya Bankası) gibi uluslararası iktisadi örgütler, hem de borçlanan ve borç veren hükümetler açısından kalkınma alanında geçerli olan yaklaşımları ve stratejileri tartışmalı hale getirdi. Ekonomik ve toplumsal ilişkilerin kapitalizmin küresel sınırlarda işleyişini gerçekleştirmeye ve güvence altına almaya yönelik yeniden yapılandırılması süreci, bu tartışmayı belirleyen ana çerçeveyi oluşturdu. Toplumsal talebin genişlemesi ve ithal ikameci stratejiye dayalı, kendi içinde bir amaç olarak ‘kalkınma’ söylemi, 80′lerde ortaya çıkan borç kriziyle beraber borçlu ülkelerin borç ve faizlerini düzenli olarak ödemelerini sağlamanın bir aracı olarak yeniden tanımlandı. DB’nin ödemeler dengesi sorunları üzerine odaklı ve piyasaya dayalı büyüme stratejisi öngören ‘yapısal uyum’ programları sistemden kopma ya da korumacı politikaların gelişmesi yönündeki eğilimlerin önünü keserek borçlu ülkelerin Kapitalist İmparatorluğa eklemlenmesinin önünün açtı. 80′li yılların başından itibaren yaygın olarak uygulanmaya başlayan IMF/DB programlarının ortaya çıkardığı siyasal ve toplumsal gerilimlerle beraber bu programların uygulanma süreci ve bu süreci çerçeveleyen siyasal ve toplumsal bağlam üzerinde daha çok durulmaya başlandı.

Bugün küreselleşmenin toplumsal yapılar, insanların refahı ve çevre koşulları üzerinde yarattığı olumsuz etkilerinin artık sürdürülemez hale geldiği tespitinden hareketle ekonomik, siyasal ve toplumsal gelişmelerin bütüncül bir yaklaşım gerektirdiği konusunda geniş bir mutabakatın varlığından söz ediliyor. Temel amacı fakirlikle mücadele olan ve insani, sosyal ve çevresel faktörlerle birlikte doğal kaynakların sürdürülebilir bir biçimde kullanılmasına ve yönetimine odaklanan yeni bir çerçevenin oluşumuna dikkat çekiliyor. 26 Ağustos- 4 Eylül 2002 tarihleri arasında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Johannesburg kentinde çokuluslu şirketlerin, devlet temsilcilerinin ve uluslararası/ulusal STK’ların katılımıyla düzenlenen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi, kendini bu çerçevenin hayata geçirilmesi için gerekli olan siyasi kararlılığın oluşacağı zemin olarak tarif ediyor. Bu anlamda zirvenin gerçekleşme süreci ve zirveden çıkan sonuçlar; farklı ilişkiler, dinamikler ve öznelerin kapitalizmin işleyişine nasıl eklemlenebileceği, kapitalizmin kendini küresel sınırlarda gerçekleştirme projesinin siyasal iradesinin nasıl oluşacağı ve bu iradenin siyasal meşruiyetinin hangi mekanizmalarla sağlanabileceği gibi küresel ilişkiler rejiminin sorunsal alanlarının tartışılmasında bir referans noktası oluşturabilir.

Ekonomik, toplumsal ve çevresel standartların belirlenip bunlara dengeli bir biçimde ulaşılması olarak tarif edilen sürdürülebilir kalkınmanın kendiliğinden oluşan piyasa mekanizması gibi doğal bir süreç olarak gerçekleşmeyeceği Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası gibi küresel aktörlerin ortak söylemini oluşturuyor. Devlet, özel sektör ve sivil toplum arasında oluşturulacak güçlü ortaklıklar, uygulamayı gerçekleştirecek olan siyasal iradenin somutlandığı bir ’siyaset etme’ tarzı olarak sunuluyor. Bu mantıkla örgütlenen Zirve, yapısal uyum programlarının yarattığı siyasal ve toplumsal gerilimlerin ortaya çıkardığı ‘yönetim’ ve ‘denetim’ sorununa ilişkin olarak Dünya Bankası’nca üretilen ve toplumsallaştırılan ‘iyi yönetişim’ söyleminin kendini gerçekleştirmesi olarak görülebilir:

‘’ …bir reformun siyasal başarısı yalnızca bölüşüme ilişkin sonuçlarına değil, aynı zamanda reformdan kazançlı grupların örgütlenmesine ve örgütlenen bu grupların siyasal sistemle ilişkilerinin kurumsal biçimlerine dayalıdır”.

Zirve; henüz böylesi bir siyasi iradenin kurumsallaşmasına, sürecin çatışkılı yapısı gereği, tam olarak denk düşmese de küresel politika ve projelerin uygulanmasını ve süreklilik kazanmasını mümkün kılacak bir iktidar tarzı olarak ‘iyi yönetişim’ söyleminin üretim ve yeniden üretim alanı olarak yapılanıyor. Devlet, özel sektör ve sivil toplumdan ibaret olarak tanımlanan toplumsal dinamiklerin ekonomiyi, çevreyi ve toplumsal çatışmaları ortaklaşa denetimi ve yönetimi olarak ‘iyi yönetişim’ sadece devlete ait bir alan olmaktan çıkarılıyor ve devlet, ulusal/uluslararası piyasa aktörleri ve STK’larını İmparatorluğun politik gücü haline getirecek siyasi bir yeniden yapılandırma süreci tanımlanıyor. Piyasanın belirleyici olduğu bu süreçte kaynakların en verimli ve etkin dağılımını mümkün kılacak yansız ve minimal devlet piyasayı kurala bağlama, özel girişimi ve sivil toplumu güçlendirme işleviyle yapılanıyor. Kamu sektörünün yönetimi; piyasa mantığının işleyişi içinde, girişimciler ve kamu hizmetlerinin tüketici olarak vatandaşlardan oluşan topluma karşı sorumluluk (şeffaflık ve duyarlılık) ve özel kuruluşlarla rekabet esasına bağlılık temelinde yeniden örgütleniyor. Bu modeli hayata geçirecek siyasi irade, modeli bilen ve benimseyen uzmanların (teknokratların) iktidarı olarak tarif ediliyor. Kamu hizmetlerinin tüketicisi olarak yeniden tanımlanan yurttaşlardan oluşan sivil toplumun ‘izleyerek denetleme’ işlevini yerine getirmek üzere örgütlenmesi ve desteklenmesi öngörülüyor. Bu anlamda siyasal yeniden yapılandırma sürecinin temel dinamiğini bütün siyasal-toplumsal alanları etkinlik ve verimlilik kategorileriyle anlayan ve kuran iktisadi rasyonalite oluşturuyor. Toplumsal alanlar, ilişkiler ve özneler iktisadi rasyonalitenin tanımladığı söylem ve pratiklerin dolayımıyla Kapitalist İmparatorluğun iktidar işleyişine eklemleniyor.

Johannesburg’da gerçekleşen Dünya Zirvesi’nde devletler, toplumsal kuruluşlar ve iş dünyası arasındaki görüşme sürecinin ve bu görüşmelerin sonuçlarının çokuluslu sermayenin gücü ve çıkarları doğrultusunda şekillenmesi, toplumsal dinamiklerin bu söylem ve pratiklerin üretimi ve yeniden üretimi sürecine nasıl dahil edilebildiklerini gözler önüne seriyor. Su, enerji, sağlık, tarım ve biyoçeşitlilik gibi gündem maddeleriyle büyüme ve refah sorunsalına varlıkların dağılımı sorunu sokuluyor gibi görünse de, çözüm önerileri yine iktisadi rasyonalitenin kategorileri içinden tarif ediliyor. Yaşam ve refahın varlıklara dayalı olduğu kabulüyle bu varlıkların korunması ve teşvik edilmesi öneriliyor. Varlıkların teşviki için mülkiyet haklarının yasal güvenceye bağlanması esas tutulurken su kaynaklarının, iklimin, sağlık ve biyoçeşitliliğin korunması özel sektörle kamunun ortaklığına havale ediliyor. Bu ortaklığı zorunlu kılan koşul, devletlerde yeterince kaynak bulunmadığı için özel sermayenin finansmanına duyulan ihtiyaç olarak tarif edilirken mümkün kılacak özel koşullar ’sağlıklı öngörülerde bulunmaya olanak veren saydam bir düzenleyici yasal çerçeve’ ve ‘mantıklı kar olanaklarının sağlanması’ olarak sıralanıyor. Bu varlıkların, birer hak olarak değil de gereksinim olarak tanımlandıkları için, metalaşarak ticarete konu olabilmelerinin önü açılıyor. Bu anlamda, piyasanın yıkıcı etkilerine karşı bir çözüm önerisi olarak getirilen özel sektör-kamu ortaklığı piyasa sürecini yaygınlaştırmaya ve derinleştirmeye yarıyor. Devletler bu ortaklık süreci içinde iktisadi bir aktörün rasyonalitesi içinde davranarak küresel kapitalizmin işleyişine içkin hale geliyorlar. BM ve sivil toplum örgütleri ise küresel kapitalizmin kendini gerçekleştirme projesinin siyasal/toplumsal meşruiyetini sağlayan dinamikler olarak ortaya çıkıyor. Şirketlerle ‘gönüllülük esasına dayalı anlaşmalara varan’ devlet ve toplum temsilcileri, dünya halklarını ve varlıklarını yıkıma uğratan çokuluslu şirketleri ‘varlıkların’ koruyucusu olarak onaylıyorlar. Şirketlerle BM arasında imzalanan ve hiçbir yaptırımı olmayan gönüllü sözlerden ibaret olan ‘küresel sözleşme’, şirketleri eylemlerinden sorumsuzlaştırarak BM’yi küreselleşmenin normatif bir üretim merkezine dönüştürüyor. İktidarın iyi ekonomik, sosyal ve çevresel haklar temelinde örgütleneceği söylemi BM tarafından toplumsallaştırılıyor. Ancak Johannesburg’da alternatif bir içerik ve örgütlenme tarzıyla gerçekleştirilen Küresel Forum, anti-kapitalist eksenli hareketler ve protestolar Kapitalist İmparatorluğun politik gücünü oluşturmaya yönelik söylemi ve pratikleri bozucu bir etki yaratıyor.

Kapitalizmin kendisini küresel sınırlarda gerçekleştirme projesinin siyasal iradesinin ve bu iradenin siyasal meşruiyetini sağlayacak mekanizmaların oluşumu tamamlanmış bir süreç değil. Aksine çokuluslu sermaye, ulus-devletler, IMF, BM ve DB gibi ulusötesi kurumlar, G8′ler, sivil toplum kuruluşları ve dünya halkları gibi farklı siyasal/ toplumsal dinamiklerin kendi içlerinde ve birbirleriyle olan çatışkılarıyla yapılanan bir oluş süreci. Kapitalist İmparatorluğun iktidarının bu çatışkılı kuruluş süreci, solun söylemsel ve eylemsel olarak kendini gerçekleştirmesinde önemli bir referans noktası oluşturan ‘devlet’ alanını yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Bugün kapitalizmin ulusal sınırlarla belirlenmiş pazarlar ve ulusal egemenlik temelinde tanımlanmış siyasi iktidarlar üzerinden işlediği tarihsel dönem tamamlanıyor. ‘Devlet’, bütün bir dünyayı üretimin ve tüketimin alanı haline getiren küresel kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda yüklendiği işlevle yeniden yapılanıyor. Bu noktada, devletin piyasa yönelimli iyi yönetişim söylemi ve pratikleriyle ‘düzenleyici ve disipline edici özne’ olarak kuruluşuna tanık oluyoruz. IMF ve DB kredilerinin serbest bırakılmasının koşulu olarak konulan devleti yeniden yapılandırma politikalarının, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin Kapitalist İmparatorluğa bağımlılık ilişkilerini üreten ve yeniden üreten dinamikler olarak ortaya çıktığını görüyoruz. Kapitalizmin ‘modern’ döneminin iktidar yapılanması olarak ‘ulus devlet’ten yeni bir iktidar yapılanmasına geçiş sürecini yaşıyoruz. Bu geçiş sürecinin içinden devletin bir iktidar sorunu olarak yeniden düşünülmesi anti-kapitalist hareketin söyleminin ve eyleminin üretilmesine çok önemli bir katkı olacaktır. Peker, T. A. Dünya Bankası: ‘Büyüme’ Söyleminden ‘İyi Yönetme’ Söylemine, Toplum ve Bilim, Bahar 1996.

Nielson, P. AB’nin Küresel Beklentisi, Radikal Gazetesi, 19 Ağustos 2002.

Haggard,E. & Webb, S. B. (eds.) Voting for Reform: Democracy, Political Liberalization and Economic Adjustment, Dünya Bankası için yayımlanmıştır.

Kalaycıoğlu, E. Sürdürülebilir Gelişme ve İyi Yönetişim: Türkiye’nin Son On Yılı

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>