Imparatorlugun hiyerarsisi
10 March 2006
Kapitalizmin iktidar isleyisinin cografyasinin sinirsizlasmasiyla ekonomik, politik ve toplumsal iliskilerin küresellesmesi sürecinde, imparatorlugun emperyal merkezlerinin Irak Savasi’yla beraber içine düstügü kriz; küresel bir egemenlik modeline geçisin gerilim alanlarini somut bir biçimde açiga çikardi. Nitekim, ABD’nin Irak’a müdahalesinin hemen ardindan küresel egemenlik yapilanmasinin hiyerarsisinin yeniden kurulmasi yönünde atilan bir dizi adim, emperyal merkezler arasindaki çatismalarin, çok merkezli yapilanan ve tek merkezli iliskilere dayanan yeni bir küresel egemenlik yapilanmasinin hiyerarsisinin kurulusu sorunuyla dogrudan baglantili oldugunu ortaya koydu. Imparatorlugun askeri gücü gibi hareket eden ABD ile küresel düzene hükmedebilme gücünü elinde bulunduran diger emperyal merkezler arasinda, küresel güç dengelerinin yeniden kurulusuyla ilgili olarak yasanan bu krizler, BM ve NATO gibi küresel egemenlik yapilarinin imparatorlugun askeri ve siyasi islevlerinin iç içe geçirilmesi temelinde yeniden yapilandirilmasi yoluyla çözüme kavusturulmaya çalisiliyor. ABD’nin diger emperyal merkezlerin siyasal destegini almadan Irak’a karsi açtigi savasin ardindan ortaya çikan, imparatorlugun çok merkezli yapilanan tek merkezli hiyerarsik isleyisini güvence altina alma sorunu; küresel siyasi ve askeri müdahalelerin mesru zeminlerini tanimlamak ve kurumsallastirmak yönünde atilan somut adimlari da beraberinde getirdi.
Geçtigimiz Haziran ayinda Istanbul’da yapilan NATO toplantisinda, Irak’i da içine alan, Kuzey Afrika’dan Kafkaslar’a kadar uzanan Büyük Ortadogu cografyasinin AB ve ABD’nin güvencesi altindaki transatlantik sistemin siyasi ve askeri gücüne tabi kilinmasi yönünde bir dizi karar alindi. Bu toplantidan yaklasik bir yil önce, NATO’nun terörle mücadele eksenine oturtularak, imparatorluga herhangi bir yerden gelebilecek tehditlere karsi koyabilecek bir küresel güvenlik örgütü olarak yeniden yapilanacagi ilan edilmisti. Bu anlamda, Istanbul’daki toplantidan Irak ve Afganistan’i da içine alan Büyük Ortadogu cografyasina yönelik müdahalelerin NATO’nun askeri güvencesi altina alinmasi yönünde bir uzlasmayla çikilmasi bekleniyordu. Her ne kadar Irak’ ta geçici hükümetin devreye girmesinden sonra ABD dogrudan bir polis gücü pozisyonunu devam ettiriyor olsa da, bugün imparatorlugu kendi kralligina dönüstürmeye oynamak yerine diger emperyal merkezlerin siyasal destegini arkasina alarak imparatorlugun çok merkezli isleyisinin disiplini altina girmis görünüyor. ABD’nin gerilemesine karsilik olarak NATO, Irak’taki güvenlik kuvvetlerinin egitimini üstlenmeyi kararlastirdi. Rumsfeld’in Ekim ayinda Arap ülkeleriyle birlikte gerçeklestirilecek G8 toplantisi öncesinde ABD kuvvetlerinin Irak’ta baris saglanmadan önce de çekilebilecegi yönündeki açiklamasi, Irak’taki isgalin NATO’nun askeri gücüne devredilmesinin uzak bir ihtimal olmadigini gösteriyor. ABD’nin askeri gücüyle diger emperyal merkezlerin siyasal gücü arasinda yasanan gerilim, Büyük Ortadogu cografyasina yönelik siyasi, ekonomik, askeri ve toplumsal müdahalelerin imparatorlugun hiyerarsisinin zemini üzerine oturtulmasiyla çözülmüs görünüyor. Bu süreci, ardi sira açiklanan G8 ve NATO sonuç bildirgelerinde, Transatlantik ittifakinin Dogu Avrupa, Balkanlar, Akdeniz, Ortadogu ve Kafkasya ülkeleriyle askeri, siyasi ve ekonomik ikili anlasmalar yoluyla etkinlik alaninin genislemesine yapilan vurgulardan izlemek mümkün. Buna göre, NATO’ya yeni katilan Dogu Avrupa ülkelerinin askeri komuta yapilarini NATO’nun gücü haline getirebilmelerine dönük adimlarinin desteklenmesi, yogun çatismalara sahne olmus, Arnavutluk, Hirvatistan ve Makedonya’nin NATO’ya adaylik sürecinin gereklerini yerine getirmesi, Gürcistan, Azerbaycan ve Özbekistan gibi Orta Asya ve Kafkasya bölgesinden müttefiklerle stratejik ortaklik anlasmalarina gidilmesi karara baglanmis durumda. AB’nin siyasi ve ekonomik ortakliklar temelinde Akdeniz ülkelerini imparatorlugun egemenlik isleyisine içerme siyasetini olusturan EUROMED sürecine paralel bir biçimde NATO’nun es zamanli baslatmis oldugu Akdeniz Diyalogu, bu bölgedeki ülkelerin imparatorlugun hiyerarsisinin tahakkümü altina alinarak NATO’nun küresel güvenlik konseptine göre yeniden yapilandirilmalari üzerine odaklanan bir süreç olarak tasarlanmisti. Istanbul’da, bu süreci tamamlamak ve gelistirmek üzere sinirlari Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya kadar genisletilmis Ortadogu bölgesine iliskin olarak �Istanbul Isbirligi Girisimi� baslatildi. Ikili anlasmalar yoluyla bu bölgedeki askeri kuvvetlerin NATO’nun komutasi altina alinmasini ve NATO’nun herhangi bir yerden gelebilecek tehditlere karsi imparatorlugun mesru merkezi ordusu olarak yapilandirilmasini hedefleyen bu girisim, imparatorlugun egemenlik isleyisine direnen ulus devletlerin siyasi ve ekonomik zor, Irak ve Afganistan örneklerinde görüldügü gibi gerektiginde dogrudan savas yoluyla tabi kilinmasini öngören Büyük Ortadogu projesinin askeri boyutunun NATO tarafindan güvence altina alindigini gösteriyor. Haziran’daki G8 zirvesinde bu bölgeye dönük olarak emperyal merkezlerin yürüttügü AB-EUROMED projesi, ABD Ortadogu Isbirligi Girisimi ve Japon-Arap Diyalogu gibi girisimlerin imparatorlugun egemenlik mantigi altinda birlestigi ve bu girisimlerin birbirinin önünü kesmek yerine birbirlerini destekledigi vurgulandi. Bu projelerin metinsel içeriklerine bakildiginda, 2000′li yillarin ilk çeyregi içinde söz konusu cografyanin DTÖ’nün ilkelerine referansla, küresel sermayenin girisimlerine açik bir serbest ticaret alani olarak yapilandirilacagi görülebilir. Bu anlamda Büyük Ortadogu projesi, bu cografyadaki ülkelerin ulus-devlete dayali egemenlik isleyislerinin çözülerek yerine imparatorlugun hiyerarsik olarak düzenlenmis siyasi, askeri ve ekonomik egemenlik yapilarina içerilmelerinin bütünlüklü siyasetidir. Projenin dogrudan belgesi ya da verisinin açiklanmamis olmasina ragmen, bölge ülkelerinin imparatorlugun hiyerarsisini olusturan NATO, BM, AB, DTÖ, DB ve IMF gibi ulusötesi egemenlik yapilarina tabi kilinmasi yönündeki girisimler, bu projenin dogrudan hayata geçirilmesi olarak görülmeli. Å?imdiye kadar EUROMED ve DB’ndan özellikle Kuzey Afrika’ya ve Suriye, Lübnan, Misir gibi Ortadogu ülkelerine bütün toplumsal alanlarin ticarilestirilmesi karsiliginda aktarilan krediler ya da Irak’in IMF programina tabi kilinmasi yönündeki hazirliklar, NATO ve AB ile kurulan askeri, siyasi ve ekonomik ortakliklar; ancak imparatorlugun bölgeye dönük bütünlüklü saldirisinin içinden görülebilir.
Imparatorlugun egemenlik isleyisi içinde, emperyal merkezlerin kendi aralarindaki ya da diger öznelere göre hiyerarsik konumlanislari, güç dengelerinin çatiskili kurulus sürecine bagimli olarak sürekli olarak yeniden düzenlenmeye açik bir alan olusturuyor. Eylül ayinda gerçeklestirilen BM genel kurul toplantilarinda Almanya, Japonya, Hindistan ve Brezilya’nin, Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine sahip daimi üyeleri arasinda yer alma isteklerini gündeme getirmeleri, imparatorlugun egemenlik isleyisinin hiyerarsisini olusturan kurumlarin yeni islevlerine uygun olarak yeniden düzenlenmelerinin somut bir ihtiyaç olarak gündemde oldugunu gösteriyor. Ikinci Dünya Savasi sonrasi uluslararasi düzenin istikrarini saglamak üzere iki kutuplu dünyanin güç merkezlerinin güvencesine birakilan BM Güvenlik Konseyi’nin, geçmis dönemin yenik devletleri Almanya ve Japonya’yi içine alarak genislemesi, imparatorlugun egemenlik biçiminin çok merkezli yapilanan tek merkezli hiyerarsik isleyisini oturtmak yönünde bir adim olacaktir. Geçen yil DTÖ’nün Cancun toplantisinda kendi mallarinin serbest dolasiminin önünü kestigi için emperyal merkezlerin koydugu tarim kotalarina en çok direnen ve aslinda tarimda serbestlesmenin derinlestirilmesini zorlayarak küresel sermayeden pay kapma heveslerini dile getiren Hindistan ve Brezilya’nin bu çikisi ise, imparatorlugun egemenlik isleyisinin mesruiyetinin saglanabilmesi için eski üçüncü dünyanin en gelismis aktörlerine küresel hiyerarsinin içinde dogrudan siyasi yetki alani taninabileceginin bir göstergesi.
Imparatorlugun hiyerarsik egemenlik biçiminin askeri ve siyasi bir aktörü olarak yapilanabilmesi AB sürecine endekslenmis olan Türkiye için AB’ye uyum süreci, ulus devlet egemenligine dayanan iktidar isleyisinden küresel sermaye birikim sürecine uygun olarak sekillenen egemenligin yeni siyasi biçimlerine geçis süreci olarak yasaniyor. Bu anlamda Türkiye, Aralik’ta AB’ye girisle ilgili olarak somut bir sonuç elde ederek imparatorlugun hiyerarsisinin askeri ve siyasi bir aktörü olarak yapilanma sürecini hem iç hem de dis güçler dengesi açisindan güvence altina almayi hedefliyor. Iç güçler dengesinin yapilanisi üzerinden bakildiginda, geçen yil Irak, Kibris ve YÖK meseleleri üzerinden kapitalizmin yeni iktidar isleyisine uygun olarak yapilanma sorununun yarattigi iç gerilimler ve direnmeler simdilik atlatilmis görünüyor. Ancak Aralik ayinda net bir sonuç alinamadigi takdirde ordu, YÖK ve bürokrasi içinden ulus devlet egemenligine dayali iktidar isleyisinde direnebilecek egilimlerin yeniden bir krize yol açmalari sasirtici olmayacak. Küresel sermayenin organik bir parçasi haline gelebilmek için AB sürecine tam destek veren sermaye çevrelerinin içine düsecegi bunalim, iç ve dis güçler dengesinin krizlerini tetikleyecektir. Bu anlamda, Imparatorlugun yeni egemenlik yapisinin çatiskili kurulus sürecinin gerilimleri ve krizleri görülmeden üretilen burjuva özlü demokratik talepler bu sürecin siyasal gücüne dönüsme riskini tasirken ulusal bagimsizlikçi anti-emperyalist söylemler kapitalizmin küresel iktidar yapilanmasi karsisinda bosa düsecektir. Imparatorlugun Türkiye’nin de merkezinde bulundugu cografyalara yönelik dogrudan ve merkezi askeri, siyasi ve ekonomik saldirilari karsisinda emek cephesinin karsidan bir kuruculugu üstlenebilmesi, imparatorlugun bu cografyalarin da sinirlarini asan bütünlüklü saldirisini dogrudan karsisina alan anti-kapitalist küresel bir direnisin örgütlenmesiyle mümkün olabilir.

