Neden yeni bir Magna Carta’ya ihtiyaç var?
10 March 2006
Neden çok tarafli bir Magna Carta’ya ihtiyacimiz var
Michael Hardt ve Antonio Negri
Küresel düzenin tek tarafli ya da �monarsik� -Amerika Birlesik Devletleri’nin askeri, politik ve ekonomik diktesinde merkezlenen- bir düzenlemesinin arzu edilir ve sürdürülebilir olmadigi giderek açik hale geliyor.
Bu düzenlemenin krizi, �küresel aristokrasiler� -yani çokuluslu sirketler, ulusüstü kurumlar ve diger hakim ulus devletler- tarafindan yeni bir küresel düzenin önerilmesinin olanagini sunuyor.
Bu küresel aristokrasilerin yüz yüze geldigi temel zorluk, bugün yoksulluk ve marjinallesmeyle hüsrana ugratilmis üretici güçleri yenilemek ve genisletmek üzere küresel sistemi yeniden örgütlemektir. Bunu yapabilmek için yeni bir anlasmaya ihtiyaç var: bugün aristokrasilerin monarktan talep ettigi, bu çag için bir Magna Carta.
Bize göre emperyalizm artik bugün mümkün degildir. Baska bir deyisle, hiçbir ulus devlet, Amerika Birlesik Devletleri bile küresel düzene hükmedecek egemen bir güç olarak hareket edebilme durumunda degildir.
Dahasi çagdas küresel düzen, 19. ve 20. yüzyilin büyük bir kismi boyunca oldugu gibi emperyalist güçler arasindaki rekabetle tanimlanmayacak. Bugün yeni bir egemenlik biçimi ortaya çikiyor, Imparatorluk dedigimiz, adamakilli küresel bir egemenlik.
Imparatorluk terimini kismen yeni iktidar yapilari eski Roma Imparatorlugu’nunkilere benzedigi için kullaniyoruz. Yeni küresel egemenlik özellikle, eski Roma’da oldugu gibi, �monarsi� ve �aristokrasi� arasindaki sürekli isbirligi ve etkilesimle tanimlidir.
Bu, Amerika Birlesik Devletleri’nin askeri, politik, ekonomik ve finansal açidan küresel düzenlemelerin sartlarini dikte ederek küresel bir monark olarak bagimsiz hareket edemeyecegi ve tek basina davranamayacagi anlamina geliyor.
Amerika Birlesik Devletleri bunun yerine küresel aristokrasileri olusturan diger egemen devletler, çokuluslu sirketler ve ulusüstü kurumlarla isbirligi yapmali. Bugünün emperyal egemenligi, baska bir deyisle, Washington tarafindan (ister Pentagon, isterse IMF tarafindan) dikte edilemez, aksine çesitli egemen güçler arasindaki isbirliginden ortaya çikmali.
Bu Imparatorlugu içinde tek bir merkezin olmadigi, daha çok birbiriyle müzakere etmek zorunda olan bir güçler dizisinin oldugu ag biçimindeki bir iktidar olarak düsünüyoruz. O halde hipotezimiz, bu Imparatorlugun ortaya çikmakta olan bir egilim oldugu ve iktidardakiler için bu egilimin bugünkü küresel hiyerarsilerin ve düzenin sürdürülebilecegi tek biçim oldugudur.
Egemenligin bu yeni küresel emperyal biçiminin ortaya çikmakta oldugunu iddia ederken açik olmaliyiz, bu ulus devletlerin artik önemli olmadigi anlamina gelmiyor. Çogu zaman küresel iktidar hakkindaki tartismalar ya o/ya o yanlisligina düsüyor; birisi küresel iktidar yapilari ortaya çikmakta oldugu için ulus devletlerin artik önemli olmadigini söylüyor, digeri ise ulus devletler önemli olmaya devam ettigi için hiçbir küresel iktidar yapisi olmadigini söylüyor.
Aksine Imparatorluk kavramimizin amaci, ulus devletlerin hala güçlü oldugunu (bazilari elbette digerlerinden daha fazla), ama bugün ulus devletlere ek olarak sirketler ve ulusüstü kurumlar dahil olmak üzere diger çesitli aktörleri içeren yeni bir küresel egemenlik biçimi içinde hareket etmeye yöneldigini görmek.
Imparatorluk hipotezimiz, tek tarafli politikalarin çesitli alanlardaki açik basarisizligiyla tersten dogrulanabilir. Bunlardan en bariz olani, özellikle geçtigimiz son iki yilda ABD hükümeti tarafindan izlenen tek tarafli askeri stratejilerin basarisizligi.
Sirf askeri açidan bile ABD’nin Afganistan ve Irak’taki seferberlikleri, asgari güvenlik ve istikrar hedeflerini bile karsilamakta yetersiz olduklarini gösterdiler. Aksine giderek artan çatismalar ve çekismeler yaratiyorlar.
Dahasi tek tarafli askeri politikalar tarafindan yaratilan küresel savas ve çatiski durumunun küresel üretim ve ticaret çevrimleri üzerinde güçlü zararli etkileri var. Özetle denilebilir ki, ABD tarafindan izlenen tek tarafli silahli küresellesme, önceki on yilarda yaratilmis olan küresel ekonomik aglarin önünü keserek yeni sinirlar ve engeller dogurdu.
Basarisizliga ugramis olan baska bir tek tarafli strateji, kamusal refah programlarinin en aza indirilmesi, kamu sektörünün ve sagligin özellestirilmesi buyruklariyla tanimli neoliberal ekonomik rejimlerin dayatilmasidir.
Bir tür ekonomik tek tarafliliga varan, �Washington Konsensusu� denilen ve IMF tarafindan buyurulan politikalar ABD tarafindan güçlü bir sekilde tesvik ediliyor ve çogu zaman tek tarafli askeri hareketleriyle el ele gidiyor.
Bu ekonomik ve finansal politikalar on yillardir agir elestiri altinda; ama 1997′de Güney Asya’daki ve 2000/01′de Arjantin’deki krizler (daha önce neoliberal basarinin parlak örnekleri olarak düsünülen iki yer) ekonomik modelin krizini dogruladi.
Küresel neoliberal ekonomik rejimin sinirlarinin en genel göstergesi, bugünün dünyasinin üretici potansiyelinin çok küçük bir kismini kullanmasidir. Küresel nüfusun genis ve büyüyen kesimleri, egitimden ve firsatlardan yoksunlastirilmis olarak yoksulluk içinde yasiyor. Sayisiz ülkenin basi, yasamsal kaynaklarini kurutan ulusal borçlarla belada. Aslinda dünyanin çogunlugunun ekonomik üretim ve tüketimin temel çevrimlerinden dislandigi giderek açik hale geliyor.
Bu yüzden bazi yazarlar, sanki ekonomik sistem sürdürülebilir ama ahlaksizmis gibi, var olan neoliberal ekonomik rejim içinde küresel nüfusun büyük bölümlerinin �bir kez kullanilip atilabilir� oldugunu iddia ediyor.
Büyük bir nüfusun dislanmasinin sistemi islevsel kilan sey oldugunu ortaya koyuyorlar. Bu olgu onlara göre, Afrika’da büyük ölçekteki yoksulluga ve örnegin Aids’in yayilmasindan kaynaklanan yüksek ölüm oranlarina karsi bile görünürdeki kayitsizligi açikliyor.
Bizim görüsümüz, aksine, genis bir nüfusun ekonomik dislanmasi ve marjinallesmesi, neoliberal rejimin basarisizliginin ve sürdürülemezliginin isaretleridir. Hiçbir ekonomik sistem, nüfusun bu kadar büyük bir bölümünün üretici potansiyelini bogarken devam edemez.
Baska bir deyisle neoliberalizmin basarisizligi, bugün dünyada var olan üretici potansiyeli gerçeklestirmek için araçlara sahip yeni bir üretici sistem yaratma görevini kaçinilmaz hale getiriyor.
Bu Magna Carta anidir. Ingiliz tarihinden hatirlarsiniz; erken 13. yüzyilda Kral John disaridaki askeri maceralarini daha fazla karsilayamadi ve toplumsal barisi saglayamadi.
Aristokrasiye fonlar ve destek için basvurdugunda, onlar da karsiliginda monarkin hukukun üstünlügüne uymayi kabul etmesini ve anayasal garantiler saglamasini istediler ve Magna Carta’yi hazirladilar.
Baska bir deyisle, monark kati bir tek tarafli pozisyonu ortadan kaldirmayi ve aristokrasi ile isbirligi yapmayi onayladi. Savaslarini karsilayamayan, barisçil düzeni saglayamayan ve dahasi ekonomik üretim için uygun araçlari saglayamayan küresel �monarkimiz� benzer bir krizle bugün karsi karsiya.
�Aristokrasilerimiz�, dolayisiyla, desteklerinin karsiliginda yeni bir toplumsal, politik ve ekonomik düzenleme -yeni bir küresel düzen- talep ediyorlar.
Yeni bir küresel Magna Carta’nin içerigi bugün ne olur? Baris ve güvenlik gerçekten önemli amaçlar. Tek tarafli askeri maceralara ve görünürde yok edilemez olan küresel savas durumuna son vermek temel bir kosul.
Ancak küresel üretici güçleri yenilemek ve bütün bir küresel nüfusu üretim ve degisim çevrimlerinin içine almak da önemli. Yoksullugu yok etmek ve en fakir ülkelerin borçlarini silmek gibi öncelikler bu baglamda hayirseverlik isleri degil, dünyada var olan üretici potansiyeli gerçeklestirmeye yönelik çabalar olacaktir.
Baska bir öncelik, özellestirme süreçlerini tersine çevirmek ve -toprak, tohum, enformasyon ve bilgi gibi- zorunlu üretici kaynaklara ortak ulasilabilirligi yaratmak olacak. Kaynaklari ortak hale getirmek, tarimdan internet teknolojilerine kadar yaratici ve üretim potansiyellerini artirmak ve yenilemek için zorunludur.
Böylesi yeni bir Magna Carta’nin yaratilmasina dogru giden bir yolu gösteren bazi hareketler oldugunu halihazirda görebiliriz. Örnegin, DTÖ’nün Cancun toplantilarinda �Grup 22�nin daha adil tarimsal ticaret politikalari yönündeki talepleri, küresel sistemi reforme etmeye dogru bir adim. Daha genel olarak, Latin Amerika’da Brezilya’daki Lula hükümeti tarafindan bir deneme olarak açikça dile getirilen uluslararasi ittifaklar, küresel yeniden yapilanma için olasi temellere isaret ediyor.
Önderligi bu sekilde küresel Güneyin hükümetlerinden almak, aristokrasiler için küresel ekonomik sistem içindeki üretici güçlerin ve enerjilerin yenilenmesi projelerini yönlendirmelerinin bir yolu.
Ikinci bir yönlendirme kaynagini, devam etmekte olan savas durumuna ve küresellesmenin halihazirdaki biçimine karsi çikan seslerin çoklugu sagliyor. Sokaklardaki, sosyal forumlardaki ve STK’lardaki bu protestocular, sadece var olan sistemin basarisizliklarina karsi kizginliklarini belirtmiyorlar; ama ayni zamanda kurumsal düzenlemelerden ekonomik politikalara kadar sayisiz reform önerisi sunuyorlar.
Bu hareketlerin emperyal aristokrasilere karsi her zaman antagonistik kalacagi açik ve bize göre dogrusu da bu. Ancak bugünün küresel politikalarini olusturmak konusunda bu hareketleri potansiyel müttefikler ve kaynaklar olarak görmek aristokrasilerin çikarina olabilir.
Bu hareketlerin talep ettigi reformlarin bazi biçimleri ve küresel çokluklari aktif güçler olarak içermeye yarayan bazi araçlar, zenginligin ve güvenligin üretilmesi için inkar edilemez bir sekilde vazgeçilmezdir.
Küresel Güneyin en ilerici hükümetleri ve küresel protesto hareketleri, bir yenilenme projesini yönlendirebilecek var olan güçlerden bazilari. Yeni bir Magna Carta, basarisizliga ugramis tek tarafli rejimlerimize yeni bir seçenek sunacak.

