Düşünür Toni Negri ile Röportaj[1]: “ABD’nin başarısızlığı politik bir yenilgidir.”
2 September 2008

Düşünür Toni Negri ile Röportaj[1]
“ABD’nin başarısızlığı politik bir yenilgidir.”
İtalyan düşünür Toni Negri, ABD’nin Irak işgalini bir başarısızlık olarak değerlendiriyor.
Negri, Hotel Bauen’de[2] Pagina/12’ye konuştu; Latin Amerika’ya dair umutlu bir bakış açısına sahip olan Negri, “geleneksel” Avrupa solunu eleştiriyordu.
Bu, İtalyan düşünür ve militan Toni Negri’nin Arjantin’e ikinci kez gelişi. Negri, bir seyahat için gittiği Şili’den geliyor ve şimdi Brezilya’ya gidiyor. Dünya çapında bir tartışmaya neden olan, klasik emperyalizm döneminin sonu üzerine yazmış olduğu İmparatorluk kitabının yayımlanmasından sonra Negri, şimdi, Latin Amerika’nın ABD’nin arka bahçesi olmaktan kurtulmaya başladığı ilginç bir sürecin içinden geçtiğinden artık emin görünüyor. 2001 Arjantin krizinden bugünkü Brezilya krizine, Venezüella’daki başarısız darbe girişimi ve And Dağları’ndaki direnişin içinden geçilirken, Negri, emperyalist bir hegemonyayı hedefleyen Kuzey Amerika’nın haksız iddialarına itiraz edecek olan çok taraflı bir tartışmanın önünü açabilecek, gözle görünür bir kıtasal değişim görüyor.
Negri, Pagina/12 ile yaptığı röportajda, demokratik bir radikalizm deneyimi konusunda toplumsal hareketler ve hükümetler arasındaki ilişki üzerine düşünebilme yeteneği göz önüne alındığında, Latin Amerika’nın Avrupa’dan daha ileride olduğu konusunda ısrar etti.
P/12: İmparatorluk tezinin, ABD ordusunun Irak’ı işgali sonrasında taşıdığı güncel önem nedir?
T. Negri: İmparatorluk kitabı yayımlandıktan sonra, Kuzey Amerikan politikasının emperyalist bir politikanın açık bir ifadesi olduğu doğrultusunda ısrar eden çevreler tarafından yürütülen polemik, ABD’nin savaştaki rolü üzerinde odaklanmaya başladı. Bu çevreler, gücün yeniden paylaşımı hakkındaki imparatorluk tezini yanlış görme eğilimindeydiler. Böyle bir durumla yüz yüze geldiğimizde söylenecek tek şey, Irak’taki savaşın, emperyalist bir işlevin yeni bir ifadesi değil, tam tersine Kuzey Amerika’nın emperyalist tek yanlılığının açık bir iflası olduğudur. Aynı zamanda bu durum, yalnızca ABD’nin savaşta kendisiyle yüzleşmek zorunda kaldığı zorluğun ötesinde, diğer aktörleri ve ülkeleri kapsayan küresel sistemin dışında, uluslararası bir polis müdahalesi sürecine girişmesinin kesinlikle imkansız olduğunu artık kanıtlamış bulunuyor. ABD’nin başarısızlığı, yalnızca bir savaş başarısızlığı değildir; her şeyin ötesinde, bölgedeki düzenin yeniden yapılandırılmasındaki güçsüzlüğünü ortaya koyan politik bir iflastır. Irak’taki savaş, soğuk savaş koşularında ve Viet-Cong’un direnişinden dolayı gerçekleşen Vietnam’daki gibi bir yenilgiyi ifade etmez. Bugünkü başarısızlık, bir savaş operasyonu çerçevesinde ortak bir ittifak yaratmadaki güçsüzlüğünden dolayıdır. Diğer bir boyut ise, ulus devletler üzerine kurulu klasik düzen olan eski uluslararası legal sistemin tamamen yerinden sökülmesidir. Ayrıca, ABD’nin bu savaşı finanse edebilme kapasitesinin yetersizliği de göz önünde bulundurulmalıdır. ABD’nin bütçe açıklarından kaynaklanan krizi, ABD’nin mezarı olacaktır.
P/12: Sizin bahsettiğiniz diğer bir durum da, İmparatorluk içinde bir darbe girişimi üzerineydi. Bu düşüncenizi açabilir misiniz? Şu anda İmparatorluğun güç yapısının biçimini nasıl açıklıyorsunuz?
T. Negri: Var olan durum, ABD projesinin kendisinin derin bir kriz içinde olduğunu gösteriyor. Bush, küresel düzeyde tek taraflı bir otoriteyi uygulamak amacıyla İmparatorluk içinde darbe girişiminde bulunan küçük bir Louis Bonaparte’tır. Bu durum, mümkün olmamanın ötesinde, her açıdan da çok tehlikelidir. Ayrıca, ABD’nin politik ekonomilerin yapılanmasında ideolojik inisiyatif alma kapasitesi de aynı zamanda bir krizin içine girmiştir. Birkaç yıl öncesine kadar uygulanabilir ve geçerli görünen neo-liberalizm, aşırı derecede karmaşık ve değişken bir duruma yol açan yaygın mücadeleler tarafından artık reddedilmektedir. Savaş, en büyük problemin, İmparatorluğun nasıl bir yönetim altında sevk ve idare edileceğini bilmediği olduğunu açığa çıkardı. O zaman göreceğimiz şey, belirleyeni kral, krallık rejimi olan İmparatorlukta yeni bir savaşın emrini verecek özneyi görmektir. Bugün, küreselleşmenin/dünyalılaşmanın cephe çizgilerinde kendi kendilerini bulan Avrupa ve Hindistan veya Çin gibi büyük kıtasal güçlerden oluşmuş büyük bir aristokratik kümenin ortaya çıkması, bana en akla uygun hipotez olarak görünüyor.
P/12: Solun önemli bir kesiminin anti-emperyalist söylemde ısrar etmesini nasıl görüyorsunuz?
T. Negri: Kesinlikle emin olduğum şey, tamamen tutucu olan geleneksel solun anti-emperyalist ideolojilerinin yanlış olduğudur. Bu görüşler, egemenliğin yeni sentezleri üzerinde düşünmenin yerine daha çok, etkin ulusların dili ile düşünen Fukuyama’nın ve onun tarihin sonu gibi düşüncelerinin deforme edilmiş yansımaları gibi işlev görmektedir. Ya da yalnızca Huntington gibi ABD elitleri için bir tartışmayı düzenlediğinden, gerçek tek düşman “O”dur. Daha önceki tartışmamıza geri dönersek, ben ise tam tersini, yeni egemenlik biçimlerini, bu politik sentezleri sürekli hareket içinde yönlendiren yollara dikkat çekmemiz ve yoğunlaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Her zaman çok kompleks değişkenliklerle düşünmeliyiz.
P/12: Siz yeni emperyal egemenliğin kuruluşuna Latin Amerika’nın nasıl dahil edildiğini düşünüyorsunuz?
T. Negri: Çok temel bir düşünceyle başlayayım, o da şudur: Latin Amerika, ilk kez ABD’nin arka bahçesi gibi hareket etmemektedir. Bu anlamda, Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (ASTA)’nın düşmesi çok önemlidir. Neo-liberalizmin küresel mevcudiyetine bağlı olarak bu sürecin sınırlarını aklımızda tutsak bile, bu değişim önemlidir. Ayrıca, kuzeydeki büyük komşunun, içinde bulunduğu siyasi geçiş sürecini hemen aşabilecek gücünün olmadığı ve zor bir durumda olduğu bir anda, bu yeni durum tamamen politik bir alana taşınır. Bu durumda, Lula’nın zaferiyle temsil edilen Brezilya’daki durum, hareketler açısından kıtalararası pozitif bir kararlılık ve sol güçlerin kuvvetlenmesini sağladı. And Dağları’ndaki yoğun çatışmaların içinden gelen, Uruguay’dan Venezüella’ya en son durum üzerine en azından derin bir akışkanlığın devinim sürecini yaşadığımız söylenebilir. Uluslararası planda, bu süreçler, Latin Amerika’yı ulusal sınırları aşan bir alanda, küresel pazarda doğrudan inisiyatif alan dev bir kıtasal güç olarak konumlandırır. Bu durum, açıkça, gerçek bir yenilik anlamına gelir. Güney-Güney ilişkilerinin gelişimini bu anlamda okuyabiliriz. Bence, yönetimde olan Latin Amerika solunun, küresel alandaki etkileri bağlamında oynadığı rolü de bu perspektiften değerlendirmeliyiz. O zaman, bir Latin Amerika yönetiminin IMF’den ayrılma düşüncesi ne anlama gelmektedir? Bağımlılığın sonu bir olanak, bir potansiyeldir. Ve bu olanak, bizim üzerinde düşünmemiz gereken şeydir. Şimdi yüz yüze kaldığımız ana sorun, hükümetlerin yeni egemenlik biçimlerine dair bu yaratıcı potansiyeli derinleştirme olanağı ile yüzleştiği oranda, hareketler ve hükümetler arasındaki ilişkidir.
P/12: Solcu hükümetler ve toplumsal hareketler arası ilişki ne olabilir?
T. Negri: Eskiden hükümetlerin ikili bir güç ile yaşadıklarını söylerdik. Bugün ise tersine, söz konusu olan bu terimler arası ilişkinin ve egemenliğin kendi içinde dönüşümünün gerçek uğrağıdır. Ve bugün uluslararası düzeyde doğrudan yaşanan durum budur. Eğer İmparatorluğun temelinde savaşın yattığı hatırlanırsa ve bu şeylerin Latin Amerika’da nasıl gerçekleşeceği ya da gerçekleşmeyeceği görülebilirse, bu söylediklerimiz büyük bir anlam kazanır. Bugün Brezilya’da ne oluyor? Hareket, Lula hükümetinin istikrarını sürdürebilmek için çok yüksek bir bedel ödeyecek ve aynı zamanda örgütlü hareketler derin bir hayal kırıklığına uğrayacak gibi gözüküyor. Arjantin’deki durumda, krizin sürdürülebilir bir denge içinde durumunu koruyacağı görülüyor ve Venezüela’da da bu problem muhtemelen karikatürize edilmiş biçimiyle sürmekte. Çünkü inisiyatif tepeden gelmiş ve muazzam bir enerji açığa çıkmış bulunuyor. Gerçek şu ki, Birleşik Devletler açısından bir değişken olarak savaşa kapı aralanabileceğinden, bu ülkelerde gelişecek olan en radikal durumla ilgileniyoruz.
P/12: Siz “yeni uzlaşma (new deal)”dan bahsettiğinizde neye göndermede bulunuyorsunuz?
T. Negri: Bu uzlaşmanın anlamı, stratejik bir ittifakın yeniden tanımlanmasıdır. Fakat ana nokta, bu yeni anlaşmanın çoklu içeriğidir. Örneğin, Brezilya’da küçük mülkiyetin savunulması, başka bir açıdan baktığımızda, MST (Movimento Sem Terra/Topraksızlar Hareketi)’nin programatik taleplerinden biri olan tarımda gelişme ile uyumludur. Bu durumu Latin Amerika bağlantısı üzerinden düşünmek, artık mümkün olmayan Keynesçi bir perspektifin yeniden üretilmesinde ısrarcı olmayan bir uzlaşmanın nasıl düşünülebileceğine dair bir tartışmayı içerir. Bugün herhangi biri, büyük sanayi tarafından verilen verimli bir dinamizmi bir öncül olarak alan taraflar arası bir anlaşmayı tartışamaz. Daha doğrusu, yeni uzlaşma, toplumsal işbirliğinin terimleri içinde üretim örgütlenmesiyle toplumsal örgütlenme arasındaki ilişkiyi ifade etmelidir. Geleneksel ve oportünist solun en büyük hatası, büyük bir reformun meydana geleceği kurumsal ve politik biçimlerden bahsetmeyen birinin hiçbir şey söylemediğini düşünmesidir. O zaman kimse, hiçbir şey hakkında sesini çıkarmasın. Ancak bu biçimlerin bir başlangıç noktası olarak ele alınmasıyla, aşağıdan gelen demokratik bir radikalizmin gerçek boyutu ortaya çıkar. Bugünün sorusu, güce sahip olmanın bugün neyi ifade ettiği ve bu gücün nasıl sağlamlaştırıldığıdır. Açıkça, bu güç bir ordu sayesinde olamaz. Bugün incelenmek için sunulmuş bir kadavra gibi olan Arjantin’de, bu problem çok açık görülmektedir.
P/12: Fransa’da referanduma sunulan Avrupa anayasasına “Evet” denilmesi için ısrar ettiniz. Avrupa solunun çoğunluğuna ters gelen bu tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
T. Negri: Avrupa’da solun yeniden kurulmasıyla karşı karşıyayız. Örnek olarak, Almanya’daki Linkspartei’yi alın. Avrupa korporatist solu, Fransa’da Avrupa anayasasına “Hayır” ile ilk zaferini kazanmış bulunuyor. Benim için, bu durum üç şey arasındaki ilişki üzerine bir tartışmayı başlattı: ABD’ye karşı gerekli bir alternatif olarak Avrupa’nın görülmesi; tamamen yeni devinimselliğe açılan bir Avrupa alanının kuruluşu; son olarak, pozitif tanımlamalar vermekten ziyade çok ilginç çelişkilere açılan bir negatiflik olarak sunulan bir anayasanın kurulması. Bu tartışma, göç meselesi üzerine çalışan hareketin bir kanadı dışında, geleneksel sol tarafından toplumsal hareketlerin massedilmesinden dolayı mümkün olamadı. Ben “Evet” oyu için desteğimi açıkladığım zaman, pek çok arkadaşın canı sıkıldı (Negri gülüyor). Fakat, özellikle Fransa’da “Hayır” oyu etrafında oluşan birlik, boş, manasız bir birlikti: sağ kanat sosyalistler, Stalinistler, Troçkizan entelektüeller ve sözde hakları savunan fakat göçmenleri yok sayan, sosyal devletin sonunun gelmesinden dolayı yaşanan hayal kırıklığı adına sağ ve aşırı sağ kanatla takım oluşturan diğerleri.
P/12: Küresel hareketleri nasıl görüyorsunuz?
T. Negri: Derin bir kriz içinde. Seattle’de başlayan şey, Genova’yı tetikledi ve savaş karşıtlığı içinde devam eden bu hareket bir anda düştü. Geleneksel sol da, kendi yeniden yapılanmasını bu durum üzerinden gerçekleştirmiştir. Fakat ilginç olan şey, bu düşüş havası içinde, temelde güvencesiz çalışma ve göç sorunları etrafında görülen bir çeşit yeni toplumsal mücadeleler tarafından başlatılan başka hareketlerin yükselmeye başlamasıdır.
Spotlar
ABD’nin başarısızlığı, yalnızca bir savaş başarısızlığı değildir; her şeyin ötesinde, bölgedeki düzenin yeniden yapılandırılmasındaki güçsüzlüğünü ortaya koyan politik bir iflastır
Bush, küresel düzeyde tek taraflı bir otoriteyi uygulamak amacıyla İmparatorluk içinde darbe girişiminde bulunan küçük bir Louis Bonaparte’tır
Latin Amerika, ilk kez ABD’nin arka bahçesi gibi hareket etmemektedir
Geleneksel ve oportünist solun en büyük hatası, büyük bir reformun meydana geleceği kurumsal ve politik biçimlerden bahsetmeyen birinin hiçbir şey söylemediğini düşünmesidir. O zaman kimse, hiçbir şey hakkında sesini çıkarmasın
[1] Bu röportaj, Veronica Gago tarafından, Arjantin’de Pagina/12 için yapıldı.
[2] Bauen Oteli, 2003 yılındaki iflastan sonra işçiler tarafından kurulan, özyönetime dayalı bir kooperatif tarafından idare edilmeye başlamıştır. Burası, aynı zamanda Arjantin’e gelen aktivistlerin kaldığı mekan olmuştur.

