Düzenleyici reformlar ve “devlet” sorunu

10 March 2006

Ulusal sınırlara dayalı uluslararası ekonomiden ulusal sınırları aşan, küresel ekonomik ve iletişim yapılarıyla bütünleştirilmiş bir küresel iktidar yapılanmasına geçiş sürecinde ekonomik, toplumsal, siyasal ve idari iktidar yapılarında meydana gelen değişiklikler; ulusal egemenlik temelinde tanımlanmış siyasal iktidarlar olarak ulus devletleri, diğer bir deyişle modernitenin tarihsel devlet biçimini yeniden yapılandırıyor. Küresel kapitalizmin farklılaşan ihtiyaçlarına göre, toplumsal alanları serbest piyasanın verimlilik, etkinlik ve rekabet ilkelerine göre tanımlayan ve piyasa aktörlerinin bu alanlarda serbestçe faaliyet gösterebilmelerini hukuki ve siyasal olarak güvence altına alan düzenleyici reformlar; küresel piyasanın siyasal düzenlemesinin öngördüğü yeni bir egemenlik biçimi, bu biçim tarafından belirlenen yeni bir yönetim mantığı ve yapısı çerçevesinde devletin faaliyet alanını, kamu yönetiminin işlevlerini, çalışma ilkelerini ve istihdam biçimlerini yeniden tanımlıyor. Yeni bir yönetim mantığı ve yapısını hukuksallaştıran bu düzenleyici reformlar, kapitalizmin imparatorluk döneminin yeni devlet biçiminin oluşumunda kurucu bir işlev görüyorlar.

IMF ve DB kredilerinin serbest bırakılmasının bir koşulu olarak dayatılan bu düzenleyici reformlar, piyasa aktörlerinin siyasal süreci doğrudan belirleyebileceği yeni bir iktidar yapılanmasının küresel düzeyde yaygınlaştırılmasını amaçlıyor. 80’li yılların başından itibaren yaygın olarak uygulanan IMF ve Dünya Bankası programları, küresel piyasanın işleyişini mümkün kılan ve güvence altına alan kurumsal çerçevenin oluşturulmasına yönelik reformlar ekseninde yapılanıyor. Bu reformlara kaynaklık eden, ulus ötesi kurumlarca hazırlanan raporlar ve bu reformları küresel düzeyde evrenselleştirme işlevini gören yapısal uyum prog-ramları ve IMF ile imzalanan niyet mektupları, devletin ekonomik, toplumsal ve idari yapısının yeniden tanımlanmasında yerine getirdikleri işlev dolayısıyla, küresel kapitalizmin yeni iktidar yapılanmasının temel siyaset belgeleri olma niteliğini taşı-yorlar. Bu anlamda siyasal yeniden yapılandırma sürecinin düzenleyici reformları, gerek ortaya çıkışları gerekse doğurdukları sonuçlar açısından yerel ve ulus ötesi aktörlerin bir araya gelebildiği bir siyasal ortamın koşulları içinde belirleniyor.

DB, OECD ve Birleşmiş Milletler gibi ulus ötesi kurumlarca ekonomik ve toplumsal ilişkilerin küreselleşmesiyle yerel ve küresel düzeyde ortaya çıkan yönetim sorununa ilişkin olarak gündeme getirilen ‘yönetişim’, siyasal iradeye devletin yanı sıra özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının da  içerilmesine olanak veren yeni bir yönetim tarzını ifade ediyor. Bu yeni yönetim tarzı içindeki aktörler, bu aktörlerin faaliyet alanları ve bu alanların işleyişini düzenleyen kurallar piyasa terimleri içinde tanımlanıyor. Toplumsal alanların piyasalaştırılması süreci; merkezileştirilmiş hukuki kurallar ve hiyerarşik bir işbölümüyle ulusal sınırlar içinde üretim yapan, kaynak ve yetkileri elinde toplayan ulus devletin ekonomik, toplumsal ve siyasal iktidar yapılarının çözülmesini zorunlu kılıyor. Devletin doğrudan yönlendirme gücünü piyasa aktörleri ile paylaşmasına ya da tümüyle devretmesine varan bir şekilde yitirmesinin bir sonucu olarak bu yapılar, piyasanın kar rasyonalitesi temelinde rekabet, verimlilik ve etkinlik ilkelerine tabi kılınıyor.

Küresel kapitalizmin işleyişinin siyasal ve toplumsal güvencesini oluşturma sürecinin siyasal iradesini üstlenmiş olan AKP hükümetinin, devletin idari yapılanmasını daha etkin ve verimli hale getirmek söylemiyle, gündeme getirdiği ‘Kamu Yönetimi Reformu’, rekabetçi piyasa koşullarını yaratmak ve kamu ekonomisi ile kamu yönetimini kaynakların en etkin ve en verimli dağılımını sağlayacak biçimde yeniden yapılandırmak üzere devletin düzenleyici işlevinin güçlendirilmesini öngören bir reform paketi. Bu anlayış içinde, devletin piyasa aktörlerinin faaliyet alanını genişletmek üzere üretimden, ticaretten ve hizmet sunumundan çekilmesi ve faaliyetini sürdürdüğü alanlarda ise serbest piyasanın rekabet, etkinlik ve verimlilik ilkelerine uygun olarak davranması; diğer bir deyişle kamu yönetiminin işlevlerinin, çalışma ilkelerinin ve istihdam biçimlerinin serbest piyasanın ekonomik rasyo-nalitesine uygun olarak düzenlenmesi gereği vurgulanıyor. Merkezi Yönetim ve Yerel Yönetim Reformu ile Personel Rejimi Yasası olmak üzere üç bölümden oluşan paketin merkezi yönetimin işlevini ve işleyi-şini yeniden tanımlayan Kamu Yönetimi Temel Kanunu’na göre, kamu kurum ve kuruluşları piyasada rekabet koşulları içinde üretilen mal ve hizmetleri üretemeyecek ve piyasada haksız rekabet oluşturamayacak. Bu kanunla Türkiye’nin 1995 yılında imza-ladığı, bütün toplumsal hizmetlerin ticarileştirilme-sini öngören Hizmet Ticareti Genel Anlaşması’nın (GATS) piyasalaştırma ilkesi devletin yeniden yapılandırılmasının temel ilkesi olarak benimseniyor. Bu ilke temelinde devlet bir piyasa karşıtı ya da piyasa dışı bir aktör olarak değil, aksine piyasanın gelişimi için kurumsal alt yapıyı sağlayacak düzenleyici bir aktör olarak tanımlanıyor. Ekonomik ve toplumsal süreçleri doğrudan yönlendirme işlevi yerine bu süreçlerin piyasa koşullarında işleyişinin siyasal ve hukuki güvencesini oluşturacak kuralları belirleme işlevi ile yapılanıyor. Bu işlevine uygun olarak devletten, yasanın diliyle, koordinasyonu sağlaması, izleme, denetleme ve rehberlik faaliyetleri yürütmesi bekleniyor.

Kamu yönetimini katılımcılık, şeffaflık ve etkinlik ilkeleri doğrultusunda düzenleyen ve kamu hizmetlerinin kaliteli, süratli, etkili ve ekonomik bir şekilde sunulmasını önceleyen reform paketine yeni bir devlet ve toplum tanımı, ikisi arasındaki ilişkinin yeni bir düzenlemesi kaynaklık ediyor. Gerek faaliyet alanı gerekse işleyiş biçimiyle piyasa sürecine içkin bir aktör olarak tasarlanan devletin, hizmetlerin tüketicisi olarak tanımlanan vatandaşlara ve girişimcilere verimli ve kaliteli hizmet verebilmek için, özel sektörle rekabet esasına bağlı kalması bir zorunluluk. Piyasa yasalarına koşulsuz bir inanç temelinde kamu kuruluşlarının birbirleri ve özel rakipleri ile rekabet etmesi, hizmetlerin verimli ve etkin sunumunun bir güvencesi olarak sunuluyor. Böyle bir devlet ve toplum kurgusu içinde piyasanın rekabet, verimlilik ve etkinlik ilkeleri, kamudaki istihdam biçimlerini performans ölçütleri temelinde esnekleştirerek istihdam güvencesini yok eden ve kamu çalışanlarının refahını piyasa koşullarına tabi kılan yeni personel rejiminin meşrulaştırıcı gerekçesi haline geliyor.

Devletin yönetme ve düzenleme kapasitesine sahip mutlak bir aktör olmaktan çıktığı siyasal yeniden yapılandırma süreci çerçevesinde devletin düzenleyici işlevi ile faaliyette bulunduğu alanların dışında kalan alanları yerel yönetimlere devreden Yerel Yönetimler Reformu, yerelleşme adı altında toplumsal alanların piyasalaştırılmasını amaçlayan bir siyasetle tasarlanmış. Belediye hizmet giderlerine belde halkının katılmasının esas alınması hizmetlerin ticarileştirilmesi yönündeki eğilimin bir ifadesi. Belediyelerin kendilerine düşen görevleri mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirebileceklerini belirterek, yerine getiremedikleri durumda hizmetlerin özel sektöre devredilebilmesinin önünü açan yasa, merkezi yönetimin faaliyet alanını piyasaya açık hale getirmek üzere sınırlandırıyor. Kaynak yetersizliği karşısında belediyelere iç ve dış borçlanma yolu açılarak yerel yönetimlerin küresel kapitalizmin borçlandırarak bağımlılaştıran işleyi-şine içerilmesi olanaklı hale getiriliyor. Yerel yönetimlerin özerkliği, ‘demokratik katılımcılık’tan çok piyasa koşullarında bağımsız bir aktör olarak rekabet edebilme olanağına indirgeniyor. Merkezi idari devletin bürokratik işleyişinden bağımsız hareket edebilmekle sınırlandırılmış bir özerklikle yapılandırılan yerel yönetimlerin piyasayla olan bağımlılık ilişkileri güçlendiriliyor. Yerel yönetimlere genel bütçeden gönderilecek ödenek miktarını yerel yönetimin göstereceği performansa bağlayan madde, yerel yönetimlerin piyasa koşullarında birbirleri ile rekabet etmesini teşvik ediyor.

Kamu Yönetimi Reformu, merkezi ve yerel yöne-timle beraber kamudaki istihdam biçimlerini piyasanın işleyişinin farklılaşan ihtiyaçlarına göre düzenleyerek, devleti bütünlüklü olarak yeniden yapılandıran siyasal bir proje olarak, geçmiş dönemin iktidar işleyişinden siyasal bir ko-puşu gerçekleştiriyor. Ulusal sınırlar içindeki siyasal, toplumsal ve ekonomik süreçler üzerindeki egemenlik hakları üzerinden tanımlanmış birimler olarak ulus devletlerin belirlediği uluslararası bir sistemden, piyasa işleyişinin tekleştirerek bütünleştirdiği çok merkezli küresel iktidar yapılanmasına geçişle beraber ulus devletler, çok uluslu sermayenin hükmettiği küresel piyasanın çıkarlarının hukuki ve siyasal güvencele-rini oluşturmak işlevini üstleniyorlar. Ulus devlet üzerinden tanımlanan egemenlik alanının yerel ve ulus ötesi piyasa aktörlerini içererek dönüşmesi ve piyasanın iktisadi rasyonalitesinin devletin işleyi-şine içkin hale gelmesi, modern devletin siyasal ve toplumsal yapılanmasını çözüyor. Yerel bir aktör olarak devlet, yeni bir işlev ve işleyiş biçimi tanımıyla küresel piyasa ortamına içkinleşerek, küresel iktidar ilişkilerinin kurucu bir öznesi haline geliyor. Modern dönemin devlet kuramının referans verdiği devlet bugün artık yok. İçinden geçtiğimiz tarihsel dönem, bir devrim sorunu olarak devletin yeniden düşünülmesinin nesnel koşullarını olgunlaştırdı. İhtiyacımız, kapitalizmin devlet ve piyasa üzerinden kurduğu toplumsal ilişkilerden bağımsız bir varoluşu kurabilecek, oyunun sahasını ve kurallarını kendimizin belirlediği bir toplumsallığı yaratabilecek bir öznellik.

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>