Cumhuriyetin Yerlileri

29 August 2006

paris_burning_2.jpg

sayilmayiz parmagile
tükenmeyiz kirmagile
tasramizdan sormagile
kimse bilmez ahvalimiz

Muhyiddin Abdalâ??dan deyis

Cumhuriyetin Yerlileri

Geçtigimiz Martâ??ta, Fransaâ??nin pek çok kentinde haftalarca süren, lise ve üniversite ögrencilerinin basini çektigi Ilk Istihdam Yasasi (CPE) karsiti eylemler, ders boykotlari ve kampüslerde gerçeklestirilen ögrenci genel kurullari, Fransiz hükümetinin basini belki 38 yildir görülmemis biçimde agritti. 4 ay kadar önce sahnede pek cevval bir rolde görünen içisleri bakani Sarkozy bile, kendini eli kolu bagli buldu ve hemen, olaylarin ikinci gününde polise, göstericilere temkinli davranmasi emri verildi. Ne de olsa, polisin alelade bir kimlik kontrolüyle kimseye hesap vermeden göz altina alabilecegi, süresiz hapse ve oradan da ülke disina gönderebilecegi â??Araplarâ? ya da â??siyahlarâ? degildi bu kez karsilarindaki kalabalik. Devlete karsi görece güvenli konumlarini degerlendiren ögrenciler, hem kampüslerde hem de kampüs disinda, tren garlari, alisveris merkezleri gibi kamusal alanlarda isgaller gerçeklestirdiler. Böylece kent mekanini yeniden talep ettiler, aynen dört ay önce göçmen banliyölerindeki gençlerin yaptigi gibi. Banliyö gençligi de ögrenciler de küresel kapitalizmin arizalarini, kisa devrelerini kendi üzerlerine yüklemesine isyan ediyorlardi. Isyanin araçlari iki grup için ayni degildi; devlete ve topluma görece konumlari düsünüldügünde ayni olamazdi da. Ancak Martâ??taki eylemler, banliyöde kopan feryadi yankiliyordu bir bakima; çünkü eylemlere konu olan CPE yasasi, bir yandan tüm gençleri â??esnekâ? (precarious) kosullarla istihdam etmeyi öngörürken, bir yandan da banliyödeki issiz kitleyi sisteme entegre etmek gibi bir amaç tasiyordu. Yani banliyö olaylarinin dört ay ardindan, yine beklenmedik, kendiliginden ve yine pek çok yerel düzlemde eszamanli olarak gerçeklesen, bu kez â??precariteâ?nin farkli bir yüzüne karsi bir direnisti. Ancak iki olayin medyaya ve hatta aydin çevrelerdeki tartismalara yansima biçimi birbirinden çok farkli oldu. Ögrenci hareketi 68 Mayisi nostaljisini canlandirir, önceki kusak radikalleri arasinda da genis destek bulurken, varos olaylari sirasinda tutuklanan eylemciler için af talebine ayni oranda destek yok. Öyleyse, belki de sagci içisleri bakani-cumhurbaskani adayi Sarkozyâ??nin varos gençligine â??pislikâ? diye hitap etmesinden baska seyleri de tartismamiz gerekiyor.
Türkiyeâ??deki sol egilimli basinda, Fransiz basinindan kilit isimlerin çevirilerinin de yer aldigi tartismaya hakim olan ton bazi ipuçlari tasiyor. Yorumlarda, agirlikli olarak, olaylar bir â??entegrasyon sorunuâ? olarak niteleniyor, devletin göçmenleri topluma katmada â??basarisizâ? oldugu vurgulaniyordu. Devletin varoslarda 1990â??lardan beri artirdigi polis devleti uygulamalarinda ne kadar â??basariliâ? oldugundansa -apartmanlarin ortak alanlarina gündelik olarak düzenlenen baskinlarda binlerce gencin tutuklanip yüzlercesinin ülkeden ihraç edildiginden- bahsedilmiyordu; Villepinâ??den önce, 1999â??da Jospinâ??in (Sosyalist Parti) iktidari döneminde polis kadrosunun on üç bin, jandarmaninsa on yedi bin artirildigindanâ?¦ (Michael Hanekeâ??nin son filmi â??Sakliâ?da, polisin çok katli banliyö apartmaninda daha zili bile çalmadan kapiyi yumruklamaya basladigi sahneyi hatirlayabiliriz.) Sorunun toplumsal esitsizlik boyutuna agirlik veren sol söylem, yeni muhafazakar â??medeniyetler çatismasiâ? perspektifinin, küresel iktisadi esitsizlikleri örtmede nasil ideolojik bir islev gördügünü ortaya koyuyor. Ancak iktisadi olana yapilan bu vurgu, bati metropolünün sömürgecilik sonrasi mekansal matrisinde irk ve kültür farkliliklariyla iktisadi yapinin nasil eklemlendigi konusunu tartismanin disinda birakiyor. Türkiyeâ??deki tartismada, varos gençliginin Arap ve Afrikali kökenli ve/veya Müslüman olusu ile Fransiz devletinin uyguladigi siddet arasindaki iliskiye pek deginilmedi: Oysa, ayaklanmanin akabinde fasizan sag gösteriler yaparken, sol da altta kalmamis; örnegin Sosyalist Partiâ??den Julien Dray ve Delphine Batho, â??yeni bir tür kent gerilla savasiâ? olarak niteledikleri hareketin â??Cumhuriyetin parçalanmasiâ?na yol açmasindan korktuklarini belirtebilmislerdi. Islam korkusu ve irkçilik sorununun ötesinden dolasarak iktisadi açiklamayi basli basina yeterli sayan bizdeki bu yaklasim, Türkiye solunun kendini â??Avrupa demokrasisiâ?ne göreli olarak nasil konumladigiyla iliskili olabilir mi? Sinirlarindan içeriye kabul ettiklerine bir demokrasi ruhu bahsettigi tahayyül edilen ABâ??nin, o sinirlarin tam ortasinda anti-demokratik, ve hatta Paul Gilroyâ??un deyimiyle para-legal (gayri-hukuki) uygulamalari sistematik hale getirdigi gerçegiyle yüzlesmek, verili paradigmalarimizi (ve fantezilerimizi) ne ölçüde tahrip eder? Sorun, Ahmet Inselâ??in güncel bir yazisinda tekrarladigi gibi, â??Fransizlarin da sagcilari varâ?dan ibaret midir? Yoksa bizim bir türlü sinirlarindan geçemedigimiz iktisadi ve demokratik birligin isleyisi, sinirlarin içinde de yapisal bir dislayiciligi mi gerektirmektedir? (Ve, örnegin, aday üye ülkelerin halklari, bu içsel sinirlarin hangi tarafinda yer edinmeye adaydir?) Iktisadi esitsizlik temelinden yola çikan açiklama, nedense tam da iktisat ve kültürel-politigin eklemlenme noktasina isabet etmek üzereyken reel politigin alanina saparak, meseleyi â??muhafazakarlikâ? sorununa indirgiyor. Son olarak, Türkiyeâ??deki bir tartismada, Fransiz cumhuriyetçi-laik ideolojisinin körükledigi Islam korkusuna deginmekten kaçinilmasinin nedeni, beraberinde getirdigi fazla tekinsiz çagrisimlar mi?

Fortress Europe ve â??Barbarlarin Istilasiâ?

Fransaâ??da oldugu gibi bizde de ana-akim solun olaylari degerlendirirken basvurdugu â??sosyal devletin yetersizligiâ?, â??göçmenlerin entegrasyonun saglanamamasiâ? gibi terimlerle çizilen bir perspektiften banliyö direnisi de, â??mecrasini bulamamis bir öfke ve siddetâ? eylemi olarak görülüyor. Fransiz sag iktidarinin sömürgeciligi hortlatan söylemlerini elestirirken, solun kendisi de eylemcileri özbilinçten yoksun, apolitik, dahasi siddetten baska araci olmayan â??ötekilerâ? konumuna hapsetmekle, kolonyal bakisin â??medeni-ilkelâ? karsitligini tekrar üretiyor. Solun söylemindeki bu sasirtici Freudcu dil sürçmesinin en çarpici örnegiyse, psikanaliz ve Leninizmi (ve tabii bir de Hollywood filmlerini) harmanlamadaki ustaligiyla tanidigimiz Zizekâ??ten geliyor. Zizekâ??in toplumsal hareketlilikleri açiklarken tekrar tekrar Lacanâ??in â??reelin dönüsüâ? kavramsallastirmasina basvurdugunu biliyoruz; banliyö olaylarina bakisinda niye bu alistigimiz çerçevesini terk ettigini anlamak güç. Lacanâ??a göre reelin dönüsü, sembolik-toplumsal alan kurulurken dista birakilan unsurlarin, bir çarpma yaratarak toplumsalin kapali bir sisteme dönüsmesine engel olusu olarak özetlenebilir. Basindan beri Zizekâ??in düsüncesinin ana ekseni, böyle bir çarpmayi kapitalizmin antagonistik unsurlarina atfetmek oldu. Savas öncesi Avrupa toplumunda Yahudilerin konumu, toplumsalin kapanmasini önleyen unsuru açiklarken Zizekâ??in sikça basvurdugu bir örnek. Nedense ayni Zizek, Magrip kökenli Müslüman ve Afrika kökenli göçmenlerin küresel metropoldeki paradoksal konumunu ayni yerden okumayi seçmiyor. Onun yerine, varoslardan gelen çarpmayi â??hiçbir pozitif öngörüsü olmayan bir patlamaâ? diye niteliyor ve daha da öteye gidiyor: bir cinnet (â??passage lâ??acteâ?), iktidarsizliga delalet eden bir siddet. Bu ikinci tanimi, Ã?tienne Balibarâ??dan alarak (kötüye) kullaniyor Zizek. Bu, Balibarâ??in tam da postkolonyal küresel devletin göçmenlere karsi basvurdugu siddeti analiz ederken kullandigi terimleri (bu analize daha ileride ayrica dönecegim) açikça çarpitmak demek. Benzeri bir tersine çevirmeyle Zizek, yazisinin ortalarindan itibaren, banliyö gençligini tartismayi birakip siddet kullanan bir dazlagin psisik süreçlerini incelemeye geçiyor. Devlet siddetiyle direnisi, irkçinin saldirisiyla irkçilik magdurunun eylemini, â??anlamsiz siddetâ? kategorisinde bulusturarak ürkütücü biçimde birbirine esitleyen bir tutum bu! Yazinin sonunda Zizek, â??göçmen isçiâ? tabirinin â??isçiâ? sözünü ve sinif sorununu unutturdugunu söylüyor; göçmen hareketini liberal çokkültürlülükle özdeslestiriyor; â??etnisiteâ? üzerinden tariflenen, yani â??dogalâ?in apolitik alanina indirgenmis bir çatisma olarak niteliyor. Oysa, göçmeni â??dogalâ? ve â??apolitikâ? alana hapseden kendi perspektifi. Böyle bir bakisla göçmenlerin bugün küresel kapitalizmin kurgusu içinde durdugu yeri, buradan dogan siyasal paradoks ve olanaklari gözden kaçirmasi da olagan. Sömürgeci söylemle iliskisi Zizekâ??inki kadar keskin ifade bulmus olmasa da, soldan gelen yorumlarin büyük kisminda, göçmenin inisiyatifini yadsiyan, onu en iyi ihtimalle devletin uygulamalarinin edilgen magduru kilan bir bakis hakim. Yine geçtigimiz yilin Aralik ayinda, Avustralyaâ??nin Cronulla sahil yerlesiminde, Lübnanli göçmenlerle 5000 kadar kisilik irkçi bir kalabalik arasinda yasanan arbedeyi tartistigi yazisinda Angela Mitropoulos bu noktaya özellikle dikkat çekiyor: â??[Solun] egilimi, son dönem olaylari bir gündem kaymasi olarak görmek, ayni irkçiligin -ve cinsel ayrimciligin- sinif bilinci birligini dagitan-çarpitan bir etki olarak kuramsallastirilmasi gibi. Oysa, kapitalizmde hiç bir emek deneyimi yoktur ki bir sinir iliskisiyle tarif edilmis olmasin.â? Mitropoulos, ayrica elitist yorumcularin yaklasiminda psiko-sosyolojik kliselerin nasil tekrar devreye sokuldugunu gözlüyor: â??Toplumdan sapma, maskulinite krizi, alkol bagimlisi gençler ve rap müzik dinleyip cep telefonuyla haberlesen â??etnik çetelerâ??. Bütün bu kurgular, var olan irkçiligi reddetmek bir yana, sorunu â??entegrasyon sorunuâ?? olarak tanimlarken, kendileri bilfiil irkçi bir söylem kullaniyorlar. Diger bir deyisle, sosyal, daha dogrusu â??ulusalâ?? bütünlüge dair klasik sosyolojik kaygiyi yinelemis oluyorlar.â?
Bizdeki örneklerinde de oldugu gibi, solun büyük kesimi göçmen direnislerini ya â??entegrasyon sorunuâ?na baglayip sorunu devlete havale ediyor ya da â??hedeften yoksun siddet eylemiâ? olarak algilayip göçmenleri â??politizeâ? etme görevini kurumsal sola yüklüyor. Iki halde de ortadan kaybolan, sömürgecilik sonrasi küresel üretim süreçlerinin tüm çeliskilerini kendi mekansal pratiklerinde somutlastiran göçmenlerin etkin politik özneler olarak rolü.
Internetteki otonom forumlarda sikça sözü edilen 11 Kasim tarihli yazisinda, Yann Moulier-Boutang, aralarinda Balibarâ??in da oldugu birkaç aydin tarafindan eylemcilere destek amaçli baslatilan imza kampanyasini tenzih ederek, Fransiz solunun varos olaylarina tepkisini söyle hicvediyordu:

â??1968â??de, Nanterreli â??delilerâ?? karsisindaki hezeyani hatirliyor muyum sanki? Ya on yil sonra, Saint-Lazare â??holiganâ?larina karsi olani -ki iki olay da, devasa bir ayaklanmanin habercisi niteligindeki patlamalardi (68 Mayisi, Mitterandâ??in 80â??lerde iktidara gelisi). Öyleyse, temkinliler biraz daha temkinli olsalar iyi ederler! François Blumâ??un 11 Kasim tarihli â??Le Mondeâ??daki yazisinda cesurca dedigi gibi: (a)politik varos gençligi, belki de bir seyleri harekete geçirme adina, 30 yildir süren medyada boy göstermelerden, nafile siyasi açiklamalardan daha fazlasini yapti. Belki de bizi utanç verici, tahammülü güç Mösyö Sarkozyâ??den kurtarmaya basliyorlar, ki â??siyasi olgunluga sahipâ?? Solâ??un, cumhurbaskanligi hevesiyle kendi kesmekes mutfaginda sarsak sarsak dolanirken bir türlü beceremedigi sey. Toplumu savunmak gerek, düzene karsi.â?

Banliyöden dogan â??ayaktakimiâ? hareketinin siyasi dinamiklerine, ortaya çikardigi ulus-asiri öznellik biçimleri ve ittifaklara, kuramsal-tarihsel analiz düzlemiyle nasil eklemlendigine asagida genisçe deginecegim. Ancak önce, egemen sol söylemin yetersizliklerini desifre etmeyi sürdürelim.

â??Bir Ömürlük Misafirâ?: 80â??lerden bu yana Fransaâ??da göç ve â??entegrasyonâ?

Avrupaâ??da kurumsal solun göçe yaklasimi, göçmen kitlelerin topluma â??entegrasyonuâ? etrafinda odaklaniyor. Entegrasyon sözcügünün kendisi elbette muglak: Örnegin, Sarkozyâ??nin hazirladigi, 2-5 Mayis tarihleri arasinda görüsülen â??göç ve entegrasyonâ? yasa taslaginda görülen sekliyle ulusal kimligi dayatan bir â??asimilasyonâ? anlamina gelebilecegi gibi, daha demokratik versiyonlarinda sosyal haklarin göçmenleri de kapsayacak sekilde genisletilmesi anlami da tasiyabilir. Bu noktada, Fransa örneginde â??cumhuriyetçilikâ? ideolojisinin, yani kültürel farklarin üstünde konumlandirilan bir evrensel-ulusal kimlik (ifadenin tasidigi çeliskiye dikkat edelim) anlayisinin â??sagâ? siyasetçilere özgü bir tutum olmadigini akilda tutalim. Sol söylemin içerisinde de â??entegrasyon,â? asimilasyon boyutundan tam olarak siyrilmis olmuyor. Bu çekinceyi bir tarafa biraktigimizi varsaysak bile, göçmeni yurttaslik çerçevesine â??dahil etmeâ?ye odaklanan yaklasim, yurttaslik ve devlet egemenligi arasindaki gerilimi görmezden geldigi ölçüde hâlâ sorunlu. Ulus ya da ulus-üstü devletin, sinirlari egemenlik, cemaat (community) gibi kavramlarla çizilen çerçevesinde â??yurttaslikâ? tanimini â??ötekilerâ?i kapsayacak biçimde genisletmek nasil bir yapisal çeliski dogurur? Bu çeliski, reel politigin sag ve sol arasindaki ayrimiyla özetlenebilir mi? Bu soru, Avrupaâ??da ve göçmenligin öne çiktigi Avustralya gibi diger ülkelerde otonomi hareketleri biçiminde eylemlilik gösteren â??Sinir Yokâ? (No Border), â??Mülteci ve Göçmenler Kervaniâ? (Caravan of Refugees and Migrants) gibi göçmen mücadelesi aglariyla baglantili aktivistler tarafindan çok daha radikal biçimde ele alinmakta. Franco Barchiesiâ??nin 2003 yilinda Parisâ??te gerçeklesen Avrupa Sosyal Forumuâ??ndaki katkisi, bu farki çarpici biçimde ortaya koyuyor:

â??Bu ülkelerdeki sol hareket ve partiler göç konusuna verdikleri karsiligi, temel olarak ulusal sinirlarin esnetilmesi ve göçmenlerin sosyo-ekonomik olarak taninmasi biçiminde ifade ettiler.[â?¦] Avrupa isçi hareketleri ve kurumsal sol partilerinin çogunun gözünde göçmenler, temelde daha fazla yurttaslik hakki talep eden bir grup insan, ki bu ABâ??nin gelecegi tartismalarina, Avrupaâ??nin insasina dahil olma, Avrupa mekaninin kurumsalligi içinde taninma talebi olarak tercüme ediliyor. Bu yaklasima yöneltilecek soru su: Günümüzde uluslararasi ve küresel göç, var olan yurttaslik haklarinin genislemesini mi talep etmektedir, yoksa göç süreçleri, AB gibi kurumsal yapilarca ortaya konmus olan â??-â??yurttaslikâ?? anlayisini kökten sorgulamakta ve alasagi mi etmektedir? Göçmenlik, yurttasliga dair verili yasal tanim içerisine dahil olma talebi midir, yoksa o yasal tanimla temelden çelisen öznelikleri ve gereksinimleri mi ifade eder?â?

Benzer bir bakisla, Italyan DeriveApprodi dergi kolektifinden Giggi Roggero ve Francesca Pozzi de, yine 2003 Sosyal Forumuâ??nun â??Emegin Dönüsümü ve Avrupa Anayasal Süreciâ? oturumunda verdikleri bildiride, göçmen toplumsal hareketini, â??devingen elestirileriyle uluslararasi is bölümünü ve hem ulus hem de ücret sinirlarini sekteye ugratan öznelerâ? olarak tarif ediyor ve ekliyorlar:

â??Göçmenler, ne (ayrimci irkçiligin diledigi gibi) çikis noktalarinda edilgen kilinabilir, ne de (entegrasyoncu mantigin istedigi gibi) varis yerlerinde. Bulunduklari yeri terk edip farkli bir dünya olanagi arayan göçmenler, vardiklari yere çeliski ve gerilimi getirirler. Ayni küresel hareket gibi. Elbette burada hâlâ açik kalan, süreçleri etkilemek için kuvvet uygulanmasi gereken noktalari (ihtiyaten de olsa) kestirmek.â?

Göçmen kitlelerini â??temsilâ? ve â??organizeâ? etme rolüne talip klasik sol anlayis, sorunu devletten mesruiyet ve hak talep etme biçiminde bir politik ifadeye dönüstürürken, göçmenlik durumunun kendisinin devlet, egemenlik, ulus cemaati gibi mutlak sinirlarla tariflenen siyasi yapilarda yarattigi çeliskileri ve buradan dogan devrimci açilimlari bir çirpida kapativeriyor. Ya da aslinda, o çeliskiler bu temsili yapi içerisinde çözülemeyecek kadar yapisal gerilimlere isaret ediyor; fakat solun, kendisi de bu gerilimler içerisinden kuruldugu için, bunlarla yüzlesmesi kendi zemininin kirilmasi anlamina geliyor. Örnegin, Avrupa vatandasi isçilerin bizzat esnek (muglak) emek süreçlerine maruz kaldigi, sosyal güvencelerin küresel kapitalizm karsisinda eritildigi, yani esnekligin ana modeli olarak â??göçmenâ? figürünün tüm isçiler için gelecek projeksiyonu olarak kondugu bir dönemde, sendikal yapi, göçmen isçileri â??örgütlü isçiâ? modelini baz alarak temsil etmeyi nasil umabilir? Hele de, küresel sermayenin mantigi tam da bu türden hiyerarsileri hareket geçirmek üzerinden islerken.
Kurumsal solun kendisi de bu çeliskiden muaf degil. Bizim basinimizda, Fransa varos gençliginin direnisine yol açan yasal-kurumsal yapinin tarihsel derinligi 2-3 yilla sinirli olarak aktarildi, yani sagci UMP partisinin iktidari, Le Penâ??in baskani oldugu Front Nationalâ??in (Ulusal Cephe) yükselisi gibi son dönem olaylara referansla. Bu tarihsel perspektifi biraz daha geriye götürdügümüzdeyse, bambaska bir sahne çikiyor karsimiza -kendisini kurumsal yapi içinden tanimlayan bir siyasi hareket açisindan çok daha karamsar bir sahne.
1980â??ler Fransasiâ??nda, özellikle Loraine çelik isletmesiyle Renault, Citroen ve Talbot fabrikalarinin birinden digerine siçrayarak büyüyen isçi hareketinde -ki bunlar esneklesmenin ilk ortaya çikis anina direnis hareketleriydi- göçmenlerin itici güç oynamasinin ardindan, merkez sag iktidarinin basbakani Chirac, göç mevzuatini sikilastiriyor. Bunlar, göçmen haklari hareketlerinin çok yogun oldugu yillar. Bir yandan beyaz Fransiz yurttaslarinin inisiyatifiyle â??S.O.S Racism,â? â??France Plusâ? gibi irkçilik karsiti örgütler kurulurken, diger yandan da bizzat göçmen kökenli ikinci kusak, â??Beur Yürüyüsüâ? ve â??Covergence 84â? gibi önemli halk hareketlerini gerçeklestiriyor. Artan yabanci düsmanligi ve Chirac iktidari döneminde (1986-88) muhafazakar politikalarin sikilasmasi, reformist solu, özellikle de Sosyalist Partiâ??yi, çokkültürlülük söylemini terk ederek göçe karsi daha temkinli bir yaklasim benimsemeye itiyor. 1989â??da sorun, sosyalist basbakan Rocardâ??in öncülügünde çift partili bir düzlemde tartisilmaya baslandigi sirada, Creilâ??de 3 Müslüman kiz ögrencinin liseden atilmasiyla basörtüsü krizi patlak veriyor. Artan irkçi siddet ve yerel seçimlerde Ulusal Cepheâ??nin (FN) görülmemis basarisi karsisinda, Fransaâ??nin ulusal bütünlügünün tehlikeye girdiginden endiseli seçmen tabanini yatistirmak üzere Mitterand â??tolerans esigiâ? gibi, sonraki sag yönetimlerce tekrarlanacak bir ifadeyi kullanima sokuyor. 1990â??da, üç Fas kökenli gencin öldürülmesi ve bir Yahudi mezarliginin talan edilmesi olaylariyla ayyuka çikan Arap ve Yahudi düsmani siddet karsisinda, varos gençligi Lyon yakinlarinda, Parisâ??in dis mahallelerinde ve diger yoksul kentlerde ayaklanma baslatiyor. Olaylar üzerine sosyalist basbakan Rocard, göçmenlere yerel seçimde oy hakki vaadinden vazgeçiyor, sinirlari kapatmaya girisiyor, göçmenlerin ülkelerine iadesi siyasetini destekliyor ve â??Fransa artik bir göçmen ülkesi degilâ? açiklamasini yapiyor. 91â??de iktidari devralan Cresson, charter seferleriyle göçmenlerin ülke disina ihracini baslatirken; Chirac, açikça â??asiri dozda göçmenâ?den yakiniyor, â??Kokulari ve gürültüleri tahammülü astiâ? demekten çekinmiyor.
Özetleyecek olursak, 80â??lerden 90â??lara uzanan dönemde devletin göçmenlige yaklasiminin siyasal evriminde, artan yabanci düsmanligindan beslenen muhafazakar sagin yükselisi ile, ona göreceli olarak tavrini belirleyen solun, Fransiz seçmenin nabzini tutma endisesiyle iktidardayken bile sik sik vaatlerinden vazgeçen muglak siyasetinin seyrini gözlüyoruz. Üstelik sag oy oranini artirirken, solun kendi göç siyasetine sagin aynasina bakarak â??çeki düzen vermesiâ? de ise yaramis gözükmüyor.
Bu durum, 90â??larda da önemli bir degisim göstermiyor. 1997â??de iktidari devralan Sosyalist Parti, önceki yönetimin sol çevrelerce önemli protesto eylemlerine konu olmus, üstelik kendisinin de seçim öncesinde yürürlükten kaldirma sözü verdigi, Fransaâ??da dogmus olan herkese yurttaslik hakki taninmasi (â??jus soliâ?) ilkesini bir dizi kosula baglayan 1993 – Pasqua ve Debré yasalarini, ana hatlarini aynen koruyarak uygulamaya koyuyor. 1998â??de Jospinâ??in basbakanligi sirasinda içisleri bakani Chevenement tarafindan yasada yapilan â??düzeltme,â? daha da kisitlayici bazi hükümler getiriyor; ülkeden ihraç amaciyla tutuklanan göçmenin hapis süresinin uzatilmasi gibi. Sol yönetimin otonom göçmen hareketleriyle iliskisi ise ayrica sorunlu. 1996â??da Senegalli eylemci Madjiguéne Cissé önderliginde â??evraksizlarâ?, yani yasa disi göçmenlerin (sans-papiers), St. Bernard kilisesinin isgaliyle baslattigi ve nihayet 1998 açlik greviyle siyasal gündemde yanki uyandiran eylemlerine Jospin son derece otoriter bir yanit veriyor. Konusmalarinda â??kanun düzeniâ? deyimini tekrar ediyor ve â??evraksizlarâ?i kamu düzenini bozmakla suçluyor.
Nihayet 2001â??den bu yana, â??terörle mücadeleâ? kapsaminda, özellikle Müslüman göçmenlere karsi devletin tavri daha da sertlesiyor. Son dönemde, Kasimâ??daki ayaklanmalara ivme veren dönüm noktasi niteligindeki gelismelere ayrica dönecegiz. Ancak 1980â??lerden beri gelen tarihsel gelisim, bugünkü patlamayi muhafazakar, neo-liberal sagin iktidariyla açiklamanin yetersizligini ortaya koyuyor. â??Apolitikâ? ve â??mecrasini bulamamisâ? olarak niteledigi göçmen hareketlerini â??temsilâ? etme rolünü kendisine biçen kurumsal aktörlerin ne kadar güvenilir oldugunu da. Yine de Zizekâ??in â??apolitikâ? yakistirmasi, semptomatik olarak, önemli bir noktayi isaret ediyor: Yurttas ve yabanci, (Fransiz uyrugu) yurttas ve (göçmen kökenli) yurttas, ulusal cemaat ve yurttaslik terimleri arasinda kurulmus olan, düzenli emek-esnek emek ayrimina destek teskil eden ve giderek temel haklari haiz bedenler ile haklardan tamamen yoksun, gözden çikarilabilir bedenler (pislikler, çapulcular, Müslümanlar ve digerleri) arasindaki ayrimi mesrulastiran sinir, hakikaten politik dedigimiz alanin da kiyilarini çiziyor. Balibarâ??in â??Biz, Avrupa Halkiâ? kitabinda ortaya koydugu gibi, bugün â??politikaâ?yi â??polisâ?ten ayirabilmemizin kosulu, bütün bu kavramlari sömürgecilik sonrasi küresel metropolün kosullari ve çeliskileri isiginda tekrar düsünmek. Sinirin tarifledigi alanin içerisi giderek polisâ??in ve egemenin alanina dönüsüyor; sinir çizgisinin kendi ise politigin asil vücut buldugu yer ve o esigin sakinleri, siyasetin etkin özneleri.

Politigin Kiyisinda

Egemenligi merkeze referansla tanimlayan yerlesik kaninin aksine, Balibar, siyasal yurttasligin daima sinir bölgelerinde, dislanma ve dahil edilme mücadele ve müzakereleriyle kuruldugunu iddia ediyor. Yurttaslik sorununu â??sinirda-yurttaslikâ? ya da â??yurttasligin siniriâ? olarak ele aliyor. Böyle bir bakisin, göçmenligi â??haklar ihsan eden ya da haklardan mahrum eden devletâ? referansindan kopartisi kayda deger. Üstelik, yurttasligin tanimlandigi sinirin â??artik alani çevreleyen degil, alanin içinde dagilmis olarak bulunduguâ? tespiti, günümüz metropolünün yapisini iyi açikliyor. Yurttaslarla ötekiler arasindaki siniri asmak için, artik Akdenizâ??i kat etmek gerekmiyor; â??yerlilerâ?i Parislilerden ayiran birkaç metro duragi. Varoslardaki CRS devriyeleri ile sömürgecilik dönemi paramiliter güçleri (OAS) arasindaki farksa neredeyse kapanmis. Sarkozy ayaklanmanin ikinci haftasinda olaganüstü hal ilan ettiginde, neredeyse elli yil önceden, sömürgecilik döneminden kalan bir uygulamayi güncellemekteydi: 1961â??de, yani Cezayirâ??in bagimsizlik savasi sürerken, eski Nazi isbirlikçisi Paris sehri polis amiri Maurice Papon tarafindan Cezayir kökenlilere getirilen sokaga çikma yasagini. Uygulamanin bugünkü tekrari son derece tekinsiz çagrisimlar uyandiriyor; çünkü 1961â??de yasagi protesto eden göstericileri polis çok siddetli biçimde bastirmis; öldürülen yüzlerce Cezayirlinin cesedi Secine Nehriâ??ne atilmisti. Michael Hanekeâ??nin varos olaylarinin dört ay sonrasina yetistirdigi, sanatin â??simdiâ?ye ve â??geçmisâ?e tanikligina müthis bir örnek olan filmi â??Sakliâ?da, Parisli akademisyenin içini kemiren çocukluk anisi tam da bu katliama denk düsmekteâ?¦ Ve George Laurantâ??in oglunun yüzme derslerinin geçtigi havuz sahneleri, bu aniyi belleginde tasiyan izleyici için daha da klastrofobik olmali. Yüzey ve derinlik, nehrin derininde sakli devlet siddeti, sessizlige gömülen bedenler ve bellekâ?¦
Olaganüstü hal ilani, aslinda metropolde uzun zamandir sürmekte olan â??apartheidâ? durumunu sadece daha görünür kiliyor. Balibar ve Gilroy, özelde Fransa ve Britanya, ama daha genel olarak Avrupa metropollerindeki mekansal yapi için â??apartheidâ? benzetmesini kullandiklarinda liberallerden büyük tepki aldilar. Ancak postkolonyal kentteki durumun sömürgeci yapiyi tekrar ürettigini, bir yandan banliyönün kentten tamamen yalitilmis yapisinda, diger yandan devletin sinir disi edecegi göçmenleri â??geçici (ve belirsiz) bir süre içinâ? tuttugu kamplarda çok somut olarak görüyoruz. Gilroy bu durumu, emperyalizmin önceki yüzyilda sömürge yerlesimlerinde denedigi mekansal denetim ve tahakküm araçlarinin, bugün postkolonyal göçü takiben metropole ithal edilmesi olarak degerlendiriyor. Giderek batinin metropolitan peyzajinin sabit ögesi haline gelen bu â??istisnaiâ? mekanlar, ayni derecede istisnai, gayri-hukuki (para-legal) kategorilere dayanilarak, ulus-devletin alanindan ihraç edilen â??gayri-beseriâ? (subhuman) bedenlerin yerlestirilecegi yerler olarak ortaya çikiyor. â??[Bu mekanlarin], istisnai statülerini, temelleri sömürgecilik savaslari sirasinda atilmis hangi ilk örneklere borçlu olduklarini sormakta fayda var.â?
Benzer biçimde, Achille Mbembe de, â??Necropoliticsâ? makalesinde, â??Pek çok açidan, plantasyon sisteminin yapisi, istisnai durumun (olaganüstü halin) simgesel ve paradoksal örnegidirâ? diyor. â??Kölelik durumu, üç katmanli bir kayiptan dogar: â??evâ?in yitirilmesi, kendi bedenine dair haklari yitirme ve siyasi statünün kaybi. Bu üç katmanli yitiris, mutlak tahakküm, dogustan yabancilasma, ve toplumsal ölüm (insanliktan tamamen dislanma) ile esdegerdir.â?
Sömürge yönetimine özgü mekansal-yönetsel araçlarin Avrupa demokrasisinin orta yerine tasinmis olusu, gayri-hukuki pratiklerin yurttaslarin mekanindan uzakta, gözden irakta cereyan ettigi Guantanamo gibi örneklerin aksine, küresel çeliskileri belirginlestirici bir etkiye sahip. Hem banliyönün ve kampin içindekiler hem de disindakiler için. Gilroy bu çeliskinin, â??kozmopolitan bilinciâ? gibi bir siyasal açilima olanak tanidigina inaniyor. Bunun için yine Britanya sömürgecilik tarihinden, 19. yy. ortasinda Jamaikaâ??daki bazi anti-demokratik uygulamalarin yol açtigi isyanlarin metropolde, Londrali liberal elit çevrede uyandirdigi yanki ve destegi örnek veriyor. Kamp kentin yerini almaya basladiginda, kentlilerin bazilarinin bu duruma isyan etmesini beklemek fazla naif sayilmasa gerek. Ancak yine de yurttas inisiyatifine bel baglayan böyle bir beklenti, kanimizca, politikâ??ten etikâ??e dogru bir kayma anlamina geliyor. Ve o oranda da, politik ile para-politik arasinda, fütursuzca, metropolün sinirlari dahilinde tekrar çizilen bu sinirin tasidigi paradoks ve potansiyelleri çok çabuk kapatiyor. Yurttaslarin â??kendi topraklarindaâ? süregiden esitsiz ve uluslararasi sözlesmelere aykiri uygulamalara karsi gösterdigi duyarlilik üzerine Mitropoulosâ??un Avustralya örnegi ilginç sonuçlar tasiyor. Avustralyaâ??daki Woomera göçmen kampina karsi 2002â??de düzenlenen kampanya ve eylemlere, baslangiçta Avustralya vatandasi liberaller de katiliyor. Hatta bir kisim medya da konuya egiliyor. Ama son kertede, politik itkiden yoksun olan liberal grubun retorigi, â??kampin insanlik disi sartlarinin iyilestirilmesiâ? gibi, etik düzleminde kurulan bir iyi kamp-kötü kamp ikiliginin ötesine geçemiyor. Göçmen direnisinin siyasal paradigmalari arasinda, Mitropoulosâ??un dahil oldugu otonom mücadele yaklasimi, sömürgecilik sonrasinin paradokslarini â??entegrasyonâ? ve â??yurttaslik haklarina erisimâ? yoluyla asmayi degil, bizzat politigin ve hukukun içi ile disini ayiran bu sinir-mekanlarda, bu mekanlarin sakinlerince, devlet disi, yerlesik olmayan siyaset deneylerini savunuyor.
2002â??de, 500 kisilik eylemci grubunun Woomeraâ??dan 50 mahkumun kaçmasina yardim ettigi hareket, yine 2002â??de Italya-Torinoâ??daki göçmen kampinin kapatilmasi için yapilan ve sonuç getiren eylem bu siyasetin pratik örnekleri. Torino eylemleri üzerine eylemcilerden Sandro Mezzadra su yorumu yapiyor:

â??30 Kasimâ??daki Torino protestosu, Avrupaâ??daki kamp sistemine karsi simdiye kadar gerçeklesen belki en büyük eylemdi. â??Né qui, né altroveâ?? (Ne burada, ne baska yerde) sloganini kullanirken öncelikle, belli bir yerdeki belli bir kampa karsi eyleme geçtigimizi vurgulamak istedikâ?¦ Ayrica Torinoâ??da, Fiatâ??taki krizden kaynakli durumun özel hassasiyetini de vurgulamak istedik: güvenceden yoksun is gücü, sendikalarin süren eylemleri, GMâ??nin sirketin içini bosaltmasi vb. Bu türden kapitalist yeniden yapilanma (ve ona eslik eden emegin esneklestirilmesi) artik her yerde; ama bunun etkileri, Torino gibi eski endüstri kentlerinde daha da sert oluyor. Bunu ortaya koymak ve böylelikle, bu türden emek pazari düzenlemeleri ile kamplarin emegin hareketliligini sinirlayip denetlemedeki rolü arasindaki baglantiya isaret etmek istedik. Diger bir deyisle, Corso Brunelleschiâ??deki kampin ortaya çikisi ile Fiatâ??taki krizin, daha derin yapisal bir düzeyde karsilikli iliski içinde oldugunu öne sürüyorduk. Ancak bu baglantiyi görmek için, Torinoâ??daki salt yerel kosullardan ötesini düsünebilmek, kapitalist yeniden yapilanmayla küresel düzeyde emek hareketliligi arasindaki etkilesimi anlamak gerekiyor.â?

Torino örnegi, egemen devletin politik-disi alana hapsettigi göçmen, mülteci ve yabancilarin, bu sinir-mekani nasil baska bir politik açilima ya da politigin baska bir açilimina dönüstürebileceklerinin ipuçlarini veriyor. Burada söz konusu olan, göçmenlerin kurumsal, örnegin sendikal, temsilini savunmak gibi bir yaklasimdan çok daha ötede, farkli düzlemlerden dogan otonom (ve kurumsal) hareketlerin açikça ifade edilmesine olanak veren bir açilim. Klasik sol açisindan temsili bir yapiya dahil olmadigi için â??apolitikâ? ve â??hedefsizâ? addedilen hareketler, buradan bakildiginda hem devletle pazarliga oturmaktan çok daha radikal bir açilim yakalama hem de baska hareketlerle ittifaklar kurma potansiyeline sahip. Å?imdi tekrar banliyö ayaklanmasina dönelim.

Marjinin Bekçileri Vardir!

27 Ekim 2005â??te, polisin banliyöde spordan dönen üç genci önce uzaktan seslenerek durdurmak istemesi, sonra da takibe almasi sonucunda gençlerden ikisinin saklandiklari elektrik trafosunda ölmesinin ardindan baslayan, daha önce görülmemis biçimde 100 kadar yerlesim bölgesine yayilan ayaklanmayi kaba hatlariyla da olsa hepimiz izledik. Ancak TV kameralarinin odaklandigi kundaklanan araba görüntülerinden daha çarpici bazi ayrintilari çogumuz kaçirdi: Olaylar tek bir merkezden komuta edilmiyordu; Fransiz ulusal refleksinin kuruntularinin aksine, farkli yerlerdeki eylemlerin ardinda ne bir Islami örgüt ne de cihad fikri vardi. Bir baska çarpici detay, birkaç gün sonra, (Clichy-sous-bois yerlesiminde bir camiye polisin gaz bombasi atmasina ragmen) gençlere siddete son verme çagrisi yapan imamlara eylemcilerin ragbet etmeyisiydi. Bazilarinca â??hedefsizâ? görülen eylemler, her nasilsa kendi akis yönünü, hem de merkezsiz olarak belirliyordu. Internetten izlendiginde bile çiplak göze gözükmeyecek politik süreçler islemekteydi.
Olaylari anlamak için benim gösterdigim çabada kirilma noktasi, umulmadik bir karsilasmadan dogdu: ABDâ??nin çorak politik ikliminde bir vaha etkisine sahip Sol Forumuâ??nun bu yilki basligi, â??Tehlikeli Zamanlar: Küresel Direnis ve Imparatorlugun Gerileyisiâ? olarak belirlenmisti. Paneller sürerken, bir yandan da Fransaâ??dan yeni is yasasina karsi baslayan eylemlerin ilk haberleri geliyordu. Ve forumun orta büyüklükteki oturumlarindan birinde, Gil Anidjar ve George de Laforcade, son derece sira disi bir konum alis ve akademisyenligi çok asan bir siyasi tutkuyla -bir yandan panelde niye yer aldigini anlamakta güçlük çektigim profesörün â??gençlik alt kültürleri ve ergen krizleriâ?yle bezeli analizini sabirla alasagi ederek- varoslardaki ayaklanmalarin aylar öncesinde filizlenen ve ona kosut gelisim gösteren otonom hareketlerin varligindan bahsediyorlardi. Hareketin üstünün â??Islami tehlikeâ? retorigiyle örtülemeyeceginden; Antiller, bati Afrika ve Magrip kökenli göçmenler arasindaki ittifaklardan; Arap ve Yahudi azinligin, Fransaâ??da tarih boyunca devlet eliyle nasil birbirine karsi kiskirtildigindanâ?¦ â??Ki bakmayin ben de Yahudiyimâ? diyordu Anidjar, â??Ah, ama tabii, (onlara göre) kendinden nefret eden bir Yahudi!!â? Konuyla daha ayrintili ilgilenmek isteyenlere, internet üzerinden de isleyen, aralarinda Bourdieu gibi bize asina isimlerin oldugu aydinlar, göçmen dernekleri, isçi hareketleri, feminist Müslüman hareket, insan haklari dernegiâ?¦â??nden olusan ag biçimli direnis hareketinin web sitesini öneriyorlardi: â??Les Indigenes de la Republicâ?: Cumhuriyetin Yerlileri.
Hareket ilk kez, 2005â??in Ocak ayinda, mucidi yine Sarkozy olan ve bir ay sonra mecliste oya sunulacak yasa taslagi karsisinda ivmeleniyor: Fransaâ??nin denizasiri sömürgelerindeki â??pozitif katkilariâ?nin lise tarih müfredatina alinmasini öneren bir yasa bu. Ve yasa, Å?ubat 2005â??te, sag ve solun ortak oylariyla kabul ediliyor. Bunun üzerine, Cumhuriyetin Yerlileri adiyla dogan inisiyatif, yasaya karsi bir çagri yapiyor ve internet üzerinden de imzaya açiyor. Birkaç hafta içinde bireysel ya da dernekler adina 3000 imza toplaniyor; destek verenler arasinda Komünist Parti ve LCRâ??den (Troçkist Parti) â??azinlikâ? militan partililer de var. Yalnizca Yesiller tüm parti olarak destek veriyorlar. Ayrica Il de France, Lyon, Marseilles, Tours, Lille, Toulouse, Nantes gibi pek çok sehirde yerel aglar olusuyor. Örnegin, â??Yerli Ögretmenlerâ? inisiyatifi doguyor. 8 Mayis 2005â??te, yani â??pozitif sömürgecilikâ? yasasindan yaklasik iki ay sonra ve banliyö ayaklanmalarindan alti ay kadar önce, hareket ilk eylemini düzenliyor. Hareketin önde gelen eylemci-kuramcilarindan Sadri Khiariâ??nin sözleriyle:

â??Siyasi örgütlerin çogunun, sendika ve medyanin düsmanca tavrina ragmen Parisâ??te [yaklasik 8000] kisi, Cumhuriyet Meydaniâ??ndan St. Bernard Kilisesiâ??ne yürüdü; bu iki mekan, sembolik anlamlari nedeniyle seçilmisti: baslangiç olarak, esitsizlikler cumhuriyeti ve varis yeri olarak da, â??evraksizlarâ? hareketinin o dönemde esitlik mücadelesini verdikleri mekanlardan biri.â?

Tarih olarak 8 Mayisâ??in seçilmesi de rastlantisal degil: Fransiz devletinin Nazi isgalini yenilgiye ugratisinin yildönümü olarak kutladigi 1945 yilinin 8 Mayisâ??i, imparatorlugun üstbelirlenmis tarihinde, Cezayirâ??in Konstantin sehrinde yasanan Sétif katliamiyla örtüsüyor. â??Kimilerine senlik, kimilerineyse yas.â? Böylece hareket, temel amaçlarindan biri olan, ezilenlerin kendi tarihinin Cumhuriyetâ??in kör noktalarinda kaybolmasina direnme, bu tarihi hem hareketin içinde tartisma hem de kamusal alanda göz önüne serme isine ilk eylemiyle basliyor. Eylemin bilesimi, herhangi bir kati kimligin hegemonyasindan uzak, postkolonyal bir ittifaki yansitiyor. Büyük çogunlugu Siyah Afrika, Magrip, Antillerâ??den göçmenlerin olusturdugu topluluk ve ATMF, CMF, FTCR, Ulusal â??Evraksizlarâ? Koordinasyonu, Filistin ve Togo ile Dayanisma Komiteleri gibi çok genis yelpazeden siyasi gruplari kapsiyor. Yani Fransiz cumhuriyetçi-laik ideolojisinin tehlike addettigi türden bir cemaatlesme (communitarianism), örnegin Islami bir hareket, degil söz konusu olan. Tam aksine, cemaatler-üstü soyut bir aidiyet olma iddiasinda bizzat kendisi dislayici bir kimlige dönüsen cumhuriyetçiligin güçlü bir elestirisi. Yürüyüs sirasinda tasinan pankartlarin üstündeki, çok farkli tarihsel dönem ve cografyalardan anti-emperyalist direnisçilerin portresi de bu ulus-ötesi ittifaki yansitiyor: Toussaint Lâ??ouverture, Patrice Lumumba, Mehdi Ben Barka, Krumah, Abou Jihad, Olympe de Gouge, Arafat, Abdelmalek Sayad, Louise Michel, Manouchian, Malcom X, Amilcar Cabral, Marwan Bargouthi, Abdelkrim ve diger Cezayirli mücahitler, Hint sefler, Vietnamli direnisçiler ve Meksikali devrimciler. Ancak varoslarda yasayan göçmenler, bu ilk eyleme katilmiyorlar. Khiariâ??ye göre, â??Kamusal alandan dislanmis olanlar, bu alani yeniden talep etmekte çekinceliler. Fakat küçük ölçekli de olsa önemli ve vaatkar olan bu eylem, binlerce eylemcisiyle, otonom yerli hareketinin öncülü; hareketi insa etmek de bizlere düsüyor.â?
Å?ubat ayinda onaylanan yasanin ardindan küresellesme ve sömürgecilik arasindaki süreklilikler üzerine tartismak, sömürgeci geçmisten miras kalan egemenlik araçlari stogunu bugün yeniden kullanima açan uygulamalara karsi bir uyaniklik düzlemi yaratmak üzere böylece bir araya gelen â??Yerlilerâ? hareketi, varoslardaki ayaklanmalar sirasinda, olaylari analiz etmek, eylem stratejisi gelistirmek için elverisli, hazirda duran bir iletisim platformu islevi görüyor. Kurumsal solu ve akademiyi çok mesgul eden (ve çogu kez Hegelci â??mutsuz vicdan/bilinçâ?ten pek öteye geçemeyen) kuram-pratik ikiliginin ikilik olmaktan çiktigi bir durum bu -ki grupta adlarina rastgeldigimiz Pierre Bourdieu, Abdelmalik Sayad gibi aydinlarin akademik üretimlerinde her zaman siar edindikleri bir anlayis.
Geçen 8 Mayisâ??ta sömürgeciligi, üstelik aradan henüz 50 yil geçmemisken, üstelik sömürülen ülkelerden on binlerce göçmenin halihazirda ikamet ettigi bir ülkede, isitip bir tepside hem onlarin torunlarina hem de kendi yurttaslarina sunan yasayi ve o yasaya ses çikarmayan kurumsal siyaseti protesto eden eylem, 27 Ekim sonrasinda ayni zihniyeti temsil eden polis düzeni ve yönetim ve içisleri bakani ve basbakanâ?¦ vb.â??ne karsi ayaklanan varos gençligi tarafindan yankilaniyordu. Üstelik, tarih derslerinde â??sömürgeciligin nimetleriâ?nin okutulacagi â??liselilerâ? de, hemen birkaç ay sonra, bazilarinin sandigi kadar apolitik olmadiklarini ispatliyorlar; nostaljik solculara 68 Mayisini animsatan, aslinda son derece bugüne özgü kosullarda, bugüne özgü nitelikler tasiyan Cumhuriyet tarihine geçecek eylemleriyle (eger elli yil sonra unutturulmaya çalisilmazsa!) bir yasayi çöpe gönderiyorlardi. Liselilerle baslayip daha genis bir gruba yayilan eylemler henüz sona ermisken, 8 Mayisâ??ta, ilk eylemin yil dönümünde Yerliler Hareketi, bu kez varos eylemcilerinin affini talep etmek üzere, yeniden sokaga çikiyordu. Hareketin ön saflarindaki aktivistlerden Laurent Lévy, toplumsal bir soruna isaret eden ögrenci eylemleri sirasinda tutuklanan ve gözaltina alinanlar için baslatilan af istemi pek çoklarinda sempati ve destek uyandirirken, ayni derecede önemli bir toplumsal sorunu ortaya dökmüs olan varos gençlerinin -ki yürürlükteki yasanin â??çifte-cezaâ? hükmü uyarinca, â??yurttas olmadiklari içinâ? hapis cezasinin ardindan ülke disina gönderilecekler- neden benzeri bir affa layik görülmedigini soruyor:

â??2005â??teki banliyö ayaklanmasinin önemli bir olay oldugundan kimsenin süphesi yokâ?¦ Varos sorununun toplumsal bir sorun oldugu genel kabul görüyor. Aslinda, hükümetin kendisinin de olaylara dolayli yoldan politik bir yanit verdigi açik. â??Firsat esitligiâ?? denen yasa, ki CPE de onun parçasiydi, bu dolayli yanitin somut örnegi. Yani tartisilmakta olan, olaylarin politik olup olmadigi degil, olaylarin â??aktörlerininâ?? politik olup olmadigi. Sol ve sag â??siyasi cemaatiâ??, â??siyasiâ?? teriminin asaletini kendisine sakliyor. Varoslarin toplumsal hareketini â??öznesiz bir nesneâ?? gibi görüyor, hakkinda konusabilecegin ama özdeslesemeyecegin bir dissal gerçeklik.

Yerliler Hareketinin varos olaylari sonrasinda daha da anlam kazanan girisimi, kurumsal solun yetersizliklerini çarpici biçimde ortaya sermekle kalmiyor. 2005 Ocakâ??inda yapilan ilk çagrinin bir yil ardindan, ayaklanmalar karsisinda takinilacak tavir konusu, hareketin kendi içinde de bölünmelere yol açiyor. â??Yerliler Hareketi, çesitliligini -ve çeliskilerini- bir zenginlik olarak degerlendirebilecek mi, yoksa kendi sonsuz çeliskilerinin â??idaresiâ?? içinde mi kaybolacak? Baslangiçtaki radikalligini koruyabilecek mi, yoksa siyasi arenanin tekdüzelestirici güçlerinin etkisine mi kapilacak?â? Bu sorulari yanitlarken, Sadri Khiari â??Bilemiyorumâ? diyor. â??Neredeyse olanaksiz ama bir o kadar da zaruri olan bu hareket gerçeklesmeli. Benim burada savunacagim görüs bu.â? Baslangiçta yasaya karsi imza kampanyasina ve yürüyüse ihtiyati olarak destek vermis olan elit sol kesimler, hareketin â??siddetâ? içerigini ve â??Islamâ? vurgusunu benimseyemeyeceklerini belirterek ayriliyorlar. Kurduklari ayri web sitesinde, semptomatik biçimde grubun adindan â??hareketâ? sözcügünü eksilterek â??Cumhuriyetin Yerlileriâ? olarak devam ediyorlar. Khiari, Nisan ayinda çikan â??Ayaktakiminin Siyaseti Üzerineâ? adli kitabinin girisini alintiladigi yazisinda, hareket içi parçalanmaya söyle karsilik veriyor:

â??Bu çagriyla, Yerliler kistirildiklari yerden çiktilar. Araba yakmadilar; uzlasimci ve himayeci irkçilik karsitligini atese verdiler. Kendi hesaplarina konustular -ki bagislanmaz bir tutum. Sorumsuz maceraperestlik. Çiglik. Mantiksiz bir ihlalâ?¦ Orta yolcu cumhuriyetçi sol, sosyal liberal sol, solun solu hep bir agizdan suçladi: â??Yerliler hizipçilik yapiyorâ??â?¦ Yerliler hizip yaratmiyor; yerliler parçalanmanin ta kendisi. Artik kendilerine ait olmayan bir tarih ve kendilerini istemeyen bir tarih arasinda bölünmüs durumdalarâ?¦ Yerlilerin â??neo-irkçiligiâ??ni, â??anti-semitizmâ??ini, â??siddetâ??ini tenzih etmeliâ?¦ Toplumsal sorun, Yahudi karsitligi, seksizm, evrenselcilik hakkindaki muglakliklari endise verici. Neden â??bize sormadinizâ??? Neden bizimle hareket etmediniz? Daha dogrusu neden birakmadiniz sizin adiniza konusalim! Abartiyorsunuz!â?

Albert Memmiâ??nin, James Baldwinâ??in olaganüstü kitabi â??Gelecek Sefere Atesâ?e yazdigi önsözde dedigi gibi, insan ne zaman karsisindakinin söz açtigi haksizliklari kulak ardi etmek istese, ona â??Abartiyorsunâ? der. Gelecek sefere atesâ?¦
Hareket, ayrimcilik ve irkçiliga esef etmekle yetinmiyor; irkçilik cumhuriyetin içinde diyor. Sola S.O.S göndermiyor; solun çikmazini sola gösteriyor. Ama solun daha önemli isleri var: Avrupa anayasasini onaylamak ya da karsi çikmak, 2007 seçimlerini gözetmek. Yerlilerinse pek seçenegi yok. Onlarin politikaya girmesinin tek kosulu sürtüsme yaratmak. Konustuklarinda, ancak ifade edilemez olani söyleyebilirler. O ya da bu tarafin siyasal hesaplarina meydan okumaktan çekinmiyorlar; taleplerini seçmenlerin çikarlarina uyduracak kombinasyonlarla ilgilenmiyorlar. â??Bu ekonomik durum bizim ekonomik durumumuz degil. Sizin gündeminiz bizimki olamaz. Bizim yapacak daha iyi islerimiz var: Bir ayaktakimi siyaseti icat etmek!â?
Yerliler Hareketinin kavramsal, kuramsal, tarihsel derinligini, politik çesitliligini, ag biçimli, açik, kapsayici, ulus-asiri ittifaklara dayanan örgütlenme yapisini izlerken bir kez daha anliyoruz. Ne varos hareketi â??hedefsizâ? ne de marjinler basibos. Marjinin bekçileri vardir!

7 Kasim 2005 tarihli Liberation, aktaran Sadri Khiari, Pour une politique de la racaille http://lmsi.net/article.php3?id_article=521. 20/04/2006â??da erisildi.
Ahmet Insel, â??Atilabilir Genç, Atilabilir Yabanciâ?, Radikal 2, 30/04/2006.
Örnegin, Alican Tayla ve Mesut Çiçekâ??in 2005/11 sayili Post-Ekspresâ??te yayinlanan, â??Ihanet, Nefret ve Iki Miras -Fransa Ayakta: Banliyö Infilakiâ? adli yazisi.
â??Pour une politique de la racailleâ?. http://lmsi.net/article.php3?id_article=521.

http://www.indigenes.org.

Zizekâ??in â??besi bir yerdeâ? yazisi â??Violence, Irrational and Rationalâ?, lacan.com sitesinden okunabilir: http://www.lacan.com/zizfrance.htm.
Angela Mitropoulos, â??Under the Beach, the Barbed Wireâ? (07/02/2006), MetaMute e-dergisiâ??nden yazarin çevirisi. http://www.metamute.org/en/node/7221/. 28/04/2006â??da erisildi.
A.g.e.
Yann Moulier-Boutang, â??Old New Clothes of the French Republic: In Defense of the Supposedly â??Insignificantâ?? Riotersâ?, Le Manifesteâ??den yazarin çevirisi. http://info.interactivist.net/article.pl?sid=05/11/29/038222&mode=nested&tid=1. 29/11/2005â??te erisildi.
Franco Barchiesi, â??Citizenship as Movement: Migrations, Social Control and the Subversion of State Sovereigntyâ?den yazarin çevirisi. Tam metin http://www.thecommoner.org sayfasinda bulunabilir. 15/01/2005â??te erisildi.
â??Giggi Roggero and Francesca Pozzi intervene to a seminar on â??Labor transformation and European Constitutional Processâ?? for the European Social Forum, Paris 2003â?ten yazarin çevirisi. http://www.generation-online.org/t/deriveapprodi.htm adresinden ulasilabilir. 15/01/2005â??te erisildi.
â??â??Droit de Citéâ?? or Apartheid?â?, Balibar (2004) içinde.
Geoffroy de Laforcade, â??â??Foreignersâ??, Nationalism and the â??Colonial Fractureâ??: Stigmatized Subjects of Historical Memory in Franceâ?, International Journal of Comparative Sociologyâ??nin yaz 2006 sayisinda yayinlanacak.
De Laforcade, a.g.e.
A.g.e.
A.g.e.
Bizim gibi AB aday adayi ülkelerinse, muhafazakar hatta fasistlerin aynasinda kendine çeki düzen veren Avrupa solunun aynasindan kendimize çeki düzen vermeye çalistigimizi düsününceâ?¦
Ã?tienne Balibar, â??We the People of Europeâ?, çev. James Swenson. Princeton: Princeton UP, 2004.
A.g.e.
A.g.e.
A.g.e.
Bkz. Assia Djebar, â??Blanc de lâ??Algérieâ? (1995) (Cezayir Beyazi) ve Kristin Ross, â??May 68 and its Afterlivesâ? (68 Mayisi ve Hayaletleri).
Üstelik, son on yilda kamp tipolojisinde çesitlenme gözlüyoruz: sinir disi kamplari, mülteci kamplari, ABD yönetiminin uluslararasi hukuk dagarcigina yeni kazandirdigi terimle, â??düsman çatismaciâ?larin kondugu Guantanamo, Ebu Garip benzeri kamplarâ?¦ Avrupaâ??daki kamplarin dagilim haritasini görmek için, http://www.migreurope.org sayfasina bakilabilir.
Paul Gilroy, Postmodern Melancholia, NY: Columbia UP, 2004, 44-45. Mekansal tahakküm kavramsallastirmasi için referansim Henri Lefebvreâ??in â??Production of Spaceâ?i.
Gilroy, 20.
Achille Mbembe, â??Necropoliticsâ?, çev. L. Meintjes, Public Culture, 15 (1), 21.
Angela Mitropoulos and Brett Neilson, â??Exceptional Times, Non-governmental Spacings and Impolitical Movementsâ?, Vacarme. http://vacarme.eu.org/article484.html. 08.04.2006â??da erisildi.
Brett Neilson and Sandro Mezzadra, â??Né qui, né altrove -Migration, Detention, Desertion: A Dialogueâ?, borderlands (2): 1 (2003).
Postkolonyal kuramci Gayathri Spivakâ??in â??Critique of Postcolonial Reasonâ? (Postkolonyal Aklin Elestirisi) kitabinda kullandigi ifade.
10-12 Mart 2006â??da gerçeklesen Left Forum, â??Dangerous Times: Global Resistance and the Decline of the Empireâ? içerisinde â??Turmoil in the Imperial Zone: Youth Uprising and the â??Colonial Fractureâ?? in Franceâ? paneli.
59 Mayisi: Kuzey Otonom Göçmen Hareketi, CMF (Fransa Müslümanlari Kolektifi), Oumma.com, GRAAF (Afrika Arastirmalari Aktivistleri), FETAF (Fransa Afrikali Isçiler Federasyonu), Fransiz Müslüman Kadin Haklari, Les Mots sont Importants Kolektifi (lmsi.net), Blédardes Feminist Kolektifi, TouTesegaux.net, Irkçi Yasaya Karsi Daimi Å?enlik (Strasbourg), DiverCité (Lyon), ATMF (Fransa Magripli Isçiler Dernegi), RUMOUR rap grubu. Harekete dahil olan aydin ve aktivistlerin tam listesi için TouTEsEgaux grubunun sayfasina bakilabilir.
Sadri Khiari, â??Lâ??Indigène discordantâ?. http://toutesegaux.free.fr/article.php3?id_article=198. 30/04/2006â??da erisildi.
A.g.e.
A.g.e.
Laurent Lévy, â??Les étudiants et la racailleâ?, (1er mai 2006). http://lmsi.net/article.php3?id_article=546.

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>