Ikinci cumhuriyet ve modernist solun krizi
18 September 2008
Ikinci cumhuriyet ve modernist solun krizi
Egemen güçler arasinda verilen iktidar kavgalarinin biçimi ile yöneten ve yönetilenler arasinda verilen sinif savasiminin biçimi arasindaki fark, ezilenler açisindan onur vericidir. Mülk sahibi egemen siniflarin kendi aralarinda verdikleri güç savasini sürdürme biçimleri komplo, mülksüzlerin mülk sahiplerine karsi verdigi mücadele biçimi ise isyandir.
Komplolarla sürdürülen igrenç bir kavganin içinden geçiyoruz. Kirli ve mide bulandirici komplolar savasina her gün tanik oluyoruz. Hollywood filmlerini aratmayacak ajanlari ve istihbarat savaslarini izliyoruz. Siyasal bir degerin toplumsal bir degere dönüsmesi, degeri elde edecek olan mücadelenin içerik ve biçimine baglidir. Bu kirletici savas, bizim savasimiz ve bizim tarzimiz degildir. Bu biçimde sürdürülen bir politik savastan, ne â??laiklikâ? ne de â??demokrasiâ? bir toplumsal deger olarak çikabilir. Peki, komplolarla sürdürülen bu egemenler arasi güç savasini, mülklüler ile mülksüzler arasi savasa dönüstürebilir miyiz? Komploya karsi isyan, bu sürece agirligini koyabilir mi? Bu süreçte, toplumsal degere dönüserek kalicilasan politik bir deger olusabilir mi?
â??Güçâ? kavrami üzerine biraz düsünmemiz gerekiyor. Bu düsünmeyi iki temel alan üzerinde yogunlastirabiliriz. Birincisi, siyasi bir agirligin olusmasi için toplumsal destegin varligi sarttir; bu toplumsal destek politik bir gücün göstergesidir. Bu baglamda baktigimizda, Marksistlerin bu â??güçâ?e sahip oldugu söylenemez. Bugün için Marksistler, toplumsal destege sahip politik bir agirlik degildir. Ikincisi ise, toplumsal bir destegi olusturma baglaminda politik bir agirlik olma konumudur. Bu konum, etkili bir politik söylemi gerektirir. Etkili bir politik söylem, ancak toplumsal destek yaratarak güce dönüsebilir. Marksistler, toplumsal destek olusturabilme konumundadir. Birinci durum karsisinda yapilacak bir sey yok; bu baglamda konu disi tutulmasi gerekiyor. Ikincisi ise çok düsündürücüdür. Toplumsal desteginiz olmamasina karsin toplumsal destegi olusturabilecek bir politik söyleminiz yok ise, bu düsündürücü, vahim bir durumdur. Marksistler bunun üzerine düsünebilmelidirler. Söylem kavramini, bir cümlelik de olsa, baska bir boyut ile iliskilendirmek gerekiyor. Söylem politik öznelesmedir. Eylemi kuran söylemdir. Özne eylemiyle kurulur. Söylem özneyi kuran eylemselliktir. Hareket, kendi kimligine ters bir söylemin eylemi altina girdiginde kendine yabancilasir. Marksistler, bu süreçte söylemin yoklugu ve yabancilastiran bir söylemin eylemselliginde öznelesme tehlikesi altindadirlar. Bu süreç içinde Marksistlerin söylemi yoktur ve Marksistlik adina modernist solâ??un kullandigi söylemler, Marksizmi kendine yabancilastirmaktadir. Modernist sol, Marksizme yabancilasmistir.
Marksistlerin Söylemi Yok!
Marksist solun toplumsal güce sahip olamamasinin en önemli nedeni, söylemsel dilini yitirmis olmasi, yeni bir dil olusturmada ise tikanmasidir. Bunun en önemli nedenlerinden biri geleneksel politik kültürdür. Ülkemizde, politik bir agirlik olma anlayisi niceliksel güçle orantilidir. Kim kitlesel olarak kalabalik ise güç ondadir. Pratik politikacilik, bizi her zaman bir yerlere toslatmistir. Pratigimizin akli her zaman konjonktüreldir. Politiklik, söylemin toplumsal bir deger olarak kalicilastirilmasidir. Ülkemizin tarihinde, solun toplumsal bir deger olarak kalicilastirdigi politik bir söylem yoktur. Direndik, dövüstük, bedel ödedik! Fakat toplumsal, politik bir deger üretemedik. Kendi tikel tarihlerimizi ürettik; fakat toplumsal olarak solun kazandirdigi politik bir tarih üretemedik. Onurumuz olan tarihimiz adina, kendi üzerimize düsünmek artik zorunludur.
Söylem, toplumsal güce dönüstügü oranda kurucudur ve güçtür. Politik kuruculuk gücü toplar, örgütler ve yönetir. Içinden geçtigimiz politik süreci kuran, örgütleyen ve yöneten söylem iki ana kategoride toplanabilir. Birincisi, laikâ??anti-laik söylemidir. Ikincisi, darbeye karsi burjuva demokrasisi, bir baska deyisle siyasal demokrasi, yani liberal demokrasi, yani devletin demokratiklestirilmesidir. Her iki durumu soyutlayip teklestirdigimizde, liberal baglamda karsimiza çikan, devlet ve sivil toplum ikiligidir. Bu baglamda, gerek â??laikâ??anti-laikâ? gerekse â??darbeye karsi demokrasiâ? söyleminin her ikisinde de â??solâ? degerler bulunmaktadir. Ve bu sol degerler, karsi kamplarda konumlanmislardir. Solu ayristiran ve saflastiran durum buradan kaynaklanmaktadir. Peki, bu degerler Marksist solun degerleri midir? Iste burada durup samimi ve dürüst olarak düsünmemiz gerekir. Bu degerler Marksist degerler degil, burjuva özlü â??solâ? degerlerdir. Siyasal tarihimiz boyunca varliklari pek hissedilmeyen liberalleri bugün konusturan nesnel durum budur. Liberal solun Marksist sola yönelttigi elestirileri iyi okumak gerekir. Liberallerin Marksist sola elestirisi, bir ittifak çagrisidir. Bu ittifak çagrisinin AKPâ??nin desteklenmesi olarak okunmasi yanlis bir okumadir. Tam tersine, Marksistler ile yapilacak bu ittifak üzerinden liberaller, AKPâ??den kopmayi istemektedirler. Burjuva özlü sol degerler altindaki bu ittifak çagrisi, Marksist solu bölmektedir. Marksistler, bu durum karsisinda politik taktik baglaminda teorik açidan donanimlidirlar; fakat politik pratik açisindan böylesi bir postmodern durumla ilk defa karsilasmaktadirlar. Geleneksel düsünme biçimini bozan bir durum karsisinda bir saskinlik yasanmaktadir. Taktik ve strateji geregi, â??reform ve devrimâ?, â??asgari program ve azami programâ?, â??amaç ve araçâ? ikilikleri üzerinden, sorun teorik olarak çözülebilir. Fakat sorunu kilitleyen baska bir boyut vardir: Modernist sol, burjuva özlü sorunlar karsisinda ittifak çagrisi yapacak önderligin merkezinin her zaman kendileri oldugunu düsünmüslerdir. Liberallerin ittifak çagrisi beklenmedik bir durumdur.
Modernist solu kilitleyen ve bölen baska bir boyut, solu kuran anti-emperyalizm ve anti-fasizm söylemleridir. Bu iki söylem, politik olarak bölünmüstür. Anti-emperyalizmi öne çikaranlar, laikâ??anti-laik söyleminin altinda saf tutmuslar ve â??ulusalciâ? olarak konumlanmislardir. AKP karsisinda, gericilige karsi aydinlanma, emperyalizm ile isbirligi karsisinda anti-emperyalist siyasal bagimsizlik söylemi altinda konumlanmislardir. Anti-fasizmi öne çikaranlar, darbeye ve fasist devlet biçimine karsi siyasal demokrasi, devletin demokratiklestirilmesi söyleminin altinda konumlanmislardir. Solu kuran her iki deger, politik olarak farkli saflardadir. Modernist solu bölen ikinci nesnel durum budur. Bu siyasal dizilis, ittifaki zorunlu kilmaktadir. Fakat bu ittifak Marksistlige toz konduracagi için, politik tutarsizliga ve cesaretsizlige neden olmaktadir. Modernist sol açisindan, düne kadar söylediklerini gerçeklestirmek için, bu süreç mükemmel bir firsattir. Düne kadar fasizme karsi demokrasi mücadelesini stratejik bir hat olarak kuranlar için, bu süreç firsattan çok panik havasi yaratmistir. Oysa, gerçekçi bir liberal sosyal demokrat hareket yaratmanin tam zamanidir. Herkes politik kimliginde netlesmelidir. Söylediklerimiz, anti-emperyalist cephe için de geçerlidir. â??Ulus devletâ?e tutunan, Baasçi, Peronist, Bonapartist bir siyasal olusumda netlesmelidirler. Bu dizilislerin söylemi içinden, Marksizm adina üçüncü bir yol çikmaz. Marksizm adina hareket eden modernist solun kendi özgücüyle pratik sergilemesini saglamak üçüncü yol degildir. Burjuvazinin iç savasinda ortaya çikan çatlaktan yararlanma adina Ergenekonâ??a karsi siyasal demokrasiyi radikal olarak savunmak üçüncü yol degildir. Mantik bildik bir mantiktir: AKP önderliginde, bu is sonuna kadar götürülmez. Bu süreci sonuna kadar götürecek olan Marksistlerdir. Bu mantikla Marksizm adina üçüncü yol olunmaz; olsa olsa, darbeye karsi demokrasi safinin sol radikal kanadi olunur. Bu kötü bir sey degildir; fakat gerçek budur.
Bu süreç, sol adina anlamli ve gerçekçi bir politik süreçtir; politik kimliklerin iç içe geçtigi, kimin Marksist, kimin liberal, sosyal demokrat ya da Baasçi oldugu beli olmayan kaotik bir süreçtir. Türkiye siyasal tarihi, bu politik kimlikleri netlestirememistir. Bu süreç, politik kimliklerin gerçekçi bir yerden kurulacagi tarihselligin baslangicidir. Bu baglamda anlamlidir. Tartismalarin toplumsallasmasi bile bir canliliktir. Solun gelecegi açisindan sonuç öngörülebilir: Anti-emperyalizm adina siyasal bagimsizlik söyleminin varacagi yer, ulus devletin koruyuculugu baglaminda sosyal sovenizmdir. Anti-fasizm adina demokrasi mücadelesinin varacagi yer ise liberal demokrasidir.
Sermayenin Sinifsal Transformasyonu
Laik ve anti-laik, darbe ve demokrasi çatismasi sahtedir ve politik krizin içkin nedenlerini açiga çikarmaktan öte, krizin nedeni olan kapitalizmin yapisal dönüsümünü gizlemektedir. Bu kriz, içerisi ve disarisi ikilemlerinin belirleniminden öte, sermayenin tarihsel olarak geldigi boyutta yapisal dönüsümün küresel çapta toplumsallasmasinin getirdigi krizdir. Sermayenin transformasyonunun toplumsal kurulusunun politik sonuçlaridir. Ezberlerimiz, bu transformasyonu anlamamiza engeldir. Bildiklerimizle gerçek okunamamaktadir.
Sermaye, sürekli bir devinim içinde sinif üretme iliskisidir. Siniflar mücadelesi, bu sinif üretme iliskisine içkindir. Ezber olan, siniflar mücadelesinin kurulmus siniflar arasi mücadele olarak anlasilmasidir. Bu bakis açisi, ontolojik olarak siniflarin biçimini dondurur; siniflar mücadelesi, sabitlenmis sinif biçimlerinin mücadelesi olarak anlasilmaktadir. Içinde yasadigimiz kriz bu mantikla okunamaz. Sinif kavrami, degisimi ve dönüsümü içinde kavranmalidir. Sermayenin tarihsel olarak gelmis bulundugu boyuta bagli olarak küresel toplumsallasmasi, ayni zamanda burjuvazinin sinif olarak transformasyonunu içermektedir. Kriz, burjuvazinin sinif olarak transformasyonunun krizidir. Sinif, ekonomi-politige içkin politik bir kurulustur. Burjuvazinin ekonomi-politige içkin politik transformasyonu egemenlik krizidir. Bu, bizi egemenlik ve devlet teorisine götürür. Bu baglamda modernist solun krizi devlet teorisi krizidir.
Marksist teori, ajitasyona dönüstügü zaman durup düsünmek gerek. Bu kriz, burjuva güçleri arasinda bir iç savas degildir. Eger bu bir iç savas ise, burjuva taraflarin tanimi ajitasyondan uzak yapilmalidir. Bu taraflar kimdir! Ulusal burjuvazi ile emperyalizmle isbirlikçi burjuvazi mi? Ticaret burjuvazisi, finans burjuvazisi ve sanayi burjuvazisi arasinda bir iç savas mi? Anadolu kaplanlariyla TÜSIAD arasinda mi? Nedir? Buradan, ajitasyondan baska bir sey çikmaz. Gerçek olan, burjuvazinin çatismaya içkin transformasyonudur. Bu, sermayenin bir egemenlik ve devlet krizidir. Bizim kullandigimiz â??ikinci cumhuriyetâ? kavrami, Mehmet Altanâ??in anladigi â??birinci cumhuriyetâ?in demokratiklestirilmesi baglaminda degildir. Bizim anladigimiz ikinci cumhuriyet, burjuvazinin sinif olarak transformasyonuna bagli yeni bir egemenligin kurulusudur. Bu çatismali egemenlik kurulusunun geldigi boyutta, ikinci cumhuriyet AKP üzerinden inisiyatifi ele geçirmistir. AKPâ??nin iktidari simdi baslamistir. AKPâ??nin gelecegi türbana degil, bu kurulusu gerçeklestirmesine baglidir. Birinci cumhuriyet, Bonapartizm ile kuruldu. Ikinci cumhuriyet ise, Sezarizm ile kurulmaktadir. AKP Sezarizmdir.
Arti-deger, arti-emek zamanin belirlenmesine baglidir. Sermaye, tarihsel olarak arti-emek zamanin, üretim zamaninin krizlerine bagli olarak belirlenmesi dönemini asmistir. Üretim zamani içerisinde, cansiz emegin canli emek üzerinde tam tahakkümü gerçeklesmistir. Cansiz emegin canli emek üzerindeki tahakkümünde, emek verimli kilinarak arti-emek zaman artirilmistir. Arti-emek zamanin üretim zamaninin krizleriyle belirlendigi dönemde, sermayenin çözümlenmesi özel üretim sürecinin kosullariyla iliskisinin çözümlenmesidir. Politik alan çözümlemesi, bu temele göre yapilir. Bu dönemde, genel toplumsal üretim kosullarinin üretimi sermayelesmemistir. Devlet, vergiden ve gelirden genel toplumsal üretim kosullarini üstlenir. Keynesçilik, bu durumun en gelismis biçimidir.
Günümüzde arti-emek zamanin belirlenmesi, dolasim zamaninin krizine baglidir. Dolasim zamaninin krizi, genel toplumsal üretim kosullarinin sermayelesmesiyle asilir. Kamusal alanin ticarilesmesi ve özellestirilmesi bunun bir ifadesidir. Keynesçilikten neo-liberalizme geçis bunu ifade eder. Bu baglamda, sermaye, özel sermayenin, özel üretim sürecinin kosullariyla iliskisi üzerinden degil, genel toplumsal üretim kosullariyla özgül iliskisi üzerinden çözümlenebilir. Artik, arti-emek zaman, üretim zamaninin belirledigi toplumsal gerekli-emek zaman üzerinden degil, dolasim zamaninin belirledigi toplumsal gerekli-emek zaman üzerinden belirlenmektedir. Sorun emegin üretim zamanindaki verimliligi degil, sermayenin toplumsal üretiminin, sermayenin toplumsal dolasiminin verimliligidir. Üretim zamanindaki emegin verimliligi, toplumsal emegin verimliligine, toplumsal iliski üretiminin genel kosullarinin sermayeleserek üretken güce dönüsmesine baglidir. Bu baglamda â??burjuvaziâ? kavrami, üretim zamaninin krizlerine bagli sermayenin kisilesmis biçimi olan kapitalist olmayi asmis, toplumsal iliski, toplumsal hayat biçimine dönüsmüstür. Sermayenin gelmis oldugu bu boyutta, devlet görece bagimsizligini yitirmistir. Sermaye, devleti ele geçirmis ve devletlesmistir. Artik sermaye politik bir kavramdir. Toplumsal emek, sermayenin küresel tahakkümü altina girmistir. Sermaye, toplumsal iliski üretimidir ve biyo-politik üretimdir. Sermayenin içerisi disarisi yoktur; küresel sermayenin organik bir parçasi olmadan arti-deger üretimi mümkün degildir.
Birinci cumhuriyet, üretim zamaninin krizine bagli sermayeâ??devlet iliskisinin ürünüdür. Ikinci cumhuriyet ise, dolasim zamaninin krizine bagli olan sermayenin toplumsal üretimi ve yeniden üretimine bagli sermayeâ??devlet iliskisinin ürünü olacaktir. Birinci cumhuriyet, ikinci cumhuriyet sürecine girmistir.
Artik politik antagonizma, hayata karsi hayattir. Sinif siyaseti, siniflastirmaya karsi sinifsizlasmanin politikligidir. Bizim durdugumuz yer, hemen simdi anti-kapitalizm, toplumsal demokrasi ve komünalizmdir. Üçüncü yolun söylemi ancak buradan çikar.


25 November 2008 at 4:09 am
yaz? be?endim siteyide öyle. bu yaz?y? kim yazm??t? acaba?
28 November 2008 at 12:56 pm
Otonom’u uzun süredir biliyorum. Fakat elime daha yeni geçti… Tüyap’ta son say?n?z? edinme ?ans? buldum ve çok iyi, çok ba?ar?l? bir çal??ma olmu?.. Eme?i geçen herkesi kutluyorum.. Ayr?ca bu makale’de dergide en be?endi?im makalelerden birisiydi.. ayr?ca bende bir Genç Praksis aktivisti ve yazar?y?m
iyi günler kolay gelsin