<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.0.3" -->
<rss version="2.0" 
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>.::OTONOM::.</title>
	<link>http://otonomlar.org</link>
	<description></description>
	<pubDate>Sun, 25 May 2008 15:55:38 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.0.3</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Kapitali Politik Olarak Okumak</title>
		<link>http://otonomlar.org/duyuru/242</link>
		<comments>http://otonomlar.org/duyuru/242#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 May 2008 15:54:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>otonom</dc:creator>
		
	<category>Duyuru</category>
		<guid isPermaLink="false">http://otonomlar.org/uncategorized/242</guid>
		<description><![CDATA[
Harry Cleaver / İngilizceden çeviren: Münevver Çelik
OTONOM YAYINCILIK Politik Ekonomi dizisi,  
Bu kitapta, kapitalizmin sadece sömürüyle değil, aynı zamanda bütün bir hayatı sonu gelmez bir şekilde işe tabi kılma yönünde bir eğilimle tanımlanması gerektiğini öne süren bir analiz bulacaksınız. Marx’ın emek değer teorisi sadece sömürüyü, başkaları için harcamaya zorlandığımız fazladan emeği açıklamak için tasarlanmış bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="kapitali_politik_olarak_okumak_kap.jpg" id="image241" src="http://otonomlar.org/wp-content/uploads/2008/05/kapitali_politik_olarak_okumak_kap.jpg" /></p>
<p align="left" style="text-align: left; text-indent: 0in" class="MsoNormal"><strong><span lang="TR" style="font-size: 13pt; font-family: "Times New Roman","serif"">Harry Cleaver / İngilizceden çeviren: Münevver Çelik</span></strong></p>
<p><strong><span lang="TR" style="font-size: 13pt; font-family: "Times New Roman","serif"">OTONOM YAYINCILIK Politik Ekonomi dizisi, </span></strong><strong> </strong></p>
<p align="left" style="text-align: left; text-indent: 0in" class="MsoNormal"><span lang="TR" style="font-size: 13pt">Bu kitapta, kapitalizmin sadece sömürüyle değil, aynı zamanda bütün bir hayatı sonu gelmez bir şekilde işe tabi kılma yönünde bir eğilimle tanımlanması gerektiğini öne süren bir analiz bulacaksınız. Marx’ın emek değer teorisi sadece sömürüyü, başkaları için harcamaya zorlandığımız fazladan emeği açıklamak için tasarlanmış bir teori değildir. Emek değer teorisi, aynı zamanda, hayatın kapitalist örgütlenmesinin temel mekanizmasına ve dolayısıyla kapitalizm içindeki sınıf çatışmasının temel bağına ve de kapitalizmin ötesine geçebilmek için aşılması gereken temel toplumsal örgütlenme tarzına dikkatimizi çeken bir teoridir. Kapitalizm çalışmak için yaşamayı içerir, öte yandan bizler sadece yaşamak için çalışmak adına mücadele ederiz. Emek değer teorisi, emeğin değerinin soyut olarak ya da genel olarak insanlar için bir teorisi değildir, emeğin sermaye için değerinin, sermayenin toplumu örgütlemesinin aracının, temel toplumsal kontrol aracının teorisidir.</span></p>
<p align="left" style="margin-left: 318.6pt; text-align: left; text-indent: 35.4pt" class="MsoNormal"><strong><em><span lang="TR" style="font-size: 13pt">Harry Cleaver</span></em></strong></p>
<p>http://otonomyayincilik.com</p>
<p align="left" style="margin-left: 318.6pt; text-align: left; text-indent: 35.4pt" class="MsoNormal">
<p align="left" style="margin-left: 318.6pt; text-align: left; text-indent: 35.4pt" class="MsoNormal">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://otonomlar.org/duyuru/242/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>Otonom 17</title>
		<link>http://otonomlar.org/uncategorized/240</link>
		<comments>http://otonomlar.org/uncategorized/240#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Apr 2008 21:22:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>otonom</dc:creator>
		
	<category>Uncategorized</category>
	<category>Dergiler</category>
		<guid isPermaLink="false">http://otonomlar.org/uncategorized/240</guid>
		<description><![CDATA[ 



Özledik!.. Sayfalarımızı karıştırıp bakanları, alıp okuyanları, bizi anlamlı ve anlamsız bulan, tanımadığımız fakat var olan tüm okurları özledik. Kitapçıların dergi raflarını, evlerdeki kitaplıkları, sağa sola sayfaları katlanmış olarak bırakılan unutulan köşeleri, yerleri, masa üstlerini, çanta ve cepleri özledik. Devrimci kahkahanın keyfiyle ve hasretle tekrar Merhaba!
 
Geciktik!.. Otonom’un 17. sayısını çok geciktirdik. Siyasal süreçteki gelişmelere teknik olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span class="CharacterStyle3"><span lang="TR" style="font-size: 11pt; font-family: "BellCent Add BT""> <img alt="kapak17.JPG" id="image239" src="http://otonomlar.org/wp-content/uploads/2008/04/kapak17.JPG" /><br />
</span></span></p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><span class="CharacterStyle3"><span lang="TR" style="font-size: 11pt; font-family: "BellCent Add BT""><span />Özledik!.. Sayfalarımızı karıştırıp bakanları, alıp okuyanları, bizi anlamlı ve anlamsız bulan, tanımadığımız fakat var olan tüm okurları özledik. Kitapçıların dergi raflarını, evlerdeki kitaplıkları, sağa sola sayfaları katlanmış olarak bırakılan unutulan köşeleri, yerleri, masa üstlerini, çanta ve cepleri özledik. Devrimci kahkahanın keyfiyle ve hasretle tekrar Merhaba!</span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="CharacterStyle3"><span lang="TR" style="font-size: 11pt; font-family: "BellCent Add BT""> </span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="CharacterStyle3"><span lang="TR" style="font-size: 11pt; font-family: "BellCent Add BT"">Geciktik!.. Otonom’un 17. sayısını çok geciktirdik. Siyasal süreçteki gelişmelere teknik olarak yetişemedik. Otonom üç ayda bir çıkan bir dergi. Çok ciddi siyasal gelişmeler oldu. Olmaya gebe ve olacak. Bütün olanlar yarın olacaklar ile ilişkili. Bir gelişme sonuçları olgunlaşmadan bir başka gelişmeyle gündemden düşüyor. Her gelişmenin potansiyelini yakalama durumu Otonom’un 17. sayısının çıkmasını erteletti. Gecikmemiz bu yüzdendir. Fakat 17. sayıyı çıkartmamız gerekli; daha fazla ertelemek ayıp olurdu. Bu yüzden 17. sayı güncelliği çözümleyen bir sayıdan daha çok kuramsal aporialar üzerine yoğunlaşan bir sayı oldu.</span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="CharacterStyle3"><span lang="TR" style="font-size: 11pt; font-family: "BellCent Add BT""> </span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="CharacterStyle3"><span lang="TR" style="font-size: 11pt; font-family: "BellCent Add BT"">Yeni bir küresel egemenliğin, üçüncü dünya savaşı içersinden kurulduğunu biliyoruz. Savaş içinde bu egemenliğin kuruluşunun yoğunlaştığı coğrafyanın tam göbeğindeyiz. Bütün siyasal aktörlerin açığa çıktığı ve yeniden kurulduğu bir siyasal sürecin içinden geçiyoruz. İç siyasal dinamiklerin tarihten gelen çelişki ve çatışmaları küresel ve bölgesel güç ilişkileriyle açığa çıkmış bulunmaktadır. Bu güçlerin nasıl bir diziliş içersinde konumlanacakları bir virtüeldir. Virtüel kavramı potansiyel kavramından farklıdır. Potansiyel üzerinden sonuç kestirilebilinir; virtüelde ise sonuç kestirilemez. Süreç içindeki güçler, süreç sonucunda çok değişmiş bir konumda bulunabilir. Erken adımlar ve çözümlemeler tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Güçler arası savaş yiğitçe sürdürülmemektedir. Kirli, oportünist, pragmatik ve kaypak bir zemin üzerinde savaş sürdürülmektedir. Buradan çıkarılacak sonuç şudur: Bu savaş egemenler arası bir güç savaşıdır. Söylem gerçeği yansıtmamaktadır. Tam bir Ortadoğu siyaseti içindeyiz. Bu savaş birinci cumhuriyetçiler ile ikinci cumhuriyetçilerin egemenlik savaşıdır. Emek bu savaşta taraf olmamalıdır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="CharacterStyle3"><span lang="TR" style="font-size: 11pt; font-family: "BellCent Add BT""> </span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="CharacterStyle3"><span lang="TR" style="font-size: 11pt; font-family: "BellCent Add BT"">Emeğin gündemi Tuzla tersanesinde yaşananlardı. Emek gündemini tutamadı. Küresel ekonomik kriz, Anayasa çalışmaları, Kuzey Irak operasyonu, türban olayları, sosyal güvenlik yasası, AKP’nin kapatılma davası, Ergenekon operasyonu vb. olaylar iç içe, peş peşe eşzamanlı gelişmelerdi. Bu gelişmeler, üçüncü cumhuriyetin kuruluş sancılarıdır. Bu sancıların yaşanacağı önemli bir yıl içinden geçeceğimiz kesindir. Gelişmelerle ilgili yazılarımızı bir sonraki sayılara bırakıyoruz.</span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="CharacterStyle3"><span lang="TR" style="font-size: 11pt; font-family: "BellCent Add BT""> </span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="CharacterStyle3"><span lang="TR" style="font-size: 11pt; font-family: "BellCent Add BT"">Bu süreçte tüm emek cephesinin devrimci mücadelesini şimdiden komünist coşkumuzla   selamlar ve emeğin 1 MAYIS bayramını kutlarız. Görüşmek üzere!&#8230;</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://otonomlar.org/uncategorized/240/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>OTONOM YAYINCILIK İSTANBUL KİTAP FUARI’NDA !</title>
		<link>http://otonomlar.org/duyuru/235</link>
		<comments>http://otonomlar.org/duyuru/235#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Oct 2007 22:56:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>otonom</dc:creator>
		
	<category>Duyuru</category>
		<guid isPermaLink="false">http://otonomlar.org/duyuru/235</guid>
		<description><![CDATA[OTONOM YAYINCILIK İSTANBUL KİTAP FUARI’NDA ! OTONOM YAYINCILIK OLARAK, 27 EKİM – 4 KASIM TARİHLERİ ARASINDA DÜZENLENEN 26. İSTANBUL KİTAP FUARI’NDA, 2. SALON 405-D NOLU STANDDAYIZ. TÜM DOSTLARI BEKLİYORUZ.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>OTONOM YAYINCILIK İSTANBUL KİTAP FUARI’NDA ! OTONOM YAYINCILIK OLARAK, 27 EKİM – 4 KASIM TARİHLERİ ARASINDA DÜZENLENEN 26. İSTANBUL KİTAP FUARI’NDA, 2. SALON 405-D NOLU STANDDAYIZ. TÜM DOSTLARI BEKLİYORUZ.</p>
<h1 class="alt"></h1>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://otonomlar.org/duyuru/235/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>Otonom 16</title>
		<link>http://otonomlar.org/dergiler/234</link>
		<comments>http://otonomlar.org/dergiler/234#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Oct 2007 22:55:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>otonom</dc:creator>
		
	<category>Dergiler</category>
		<guid isPermaLink="false">http://otonomlar.org/dergiler/234</guid>
		<description><![CDATA[
Sermaye özel, toplumsal, siyasal alan sınırlarını ortadan kaldırarak hayatın her alanına sızıyor. Kendisini üretebilmek için emeğin yaratıcı gücünü ücretli emek altında sınıflaştırarak tahakküm altına alıyor. Ulus devletlerin çözülmekte, sermayenin hayatın her hücresinde kendisini üretmekte olduğu bu dönemde, toplumsal alandaki çelişkilerin siyasal alandaki temsiliyetini ifade eden siyasal demokrasi ve tartıştırdığı cumhuriyet, vatandaşlık gibi kavramlar emeğin geleceğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="oto16_kapak.jpg" id="image233" src="http://otonomlar.org/wp-content/uploads/2007/10/oto16_kapak.jpg" /><br />
Sermaye özel, toplumsal, siyasal alan sınırlarını ortadan kaldırarak hayatın her alanına sızıyor. Kendisini üretebilmek için emeğin yaratıcı gücünü ücretli emek altında sınıflaştırarak tahakküm altına alıyor. Ulus devletlerin çözülmekte, sermayenin hayatın her hücresinde kendisini üretmekte olduğu bu dönemde, toplumsal alandaki çelişkilerin siyasal alandaki temsiliyetini ifade eden siyasal demokrasi ve tartıştırdığı cumhuriyet, vatandaşlık gibi kavramlar emeğin geleceğini ifade etmiyor.</p>
<p>22 Temmuz seçimleri ile girilen süreç, yeni küresel egemenlik biçiminin bu topraklarda kuruluşunun önemli bir uğrağını ifade ediyor. Bu seçim, normal ve konjonktürel gerilimleri ifade etmenin çok ötesine geçen, egemen güçler arasında yüz yıldır süren tarihsel bir hesaplaşma anlamını taşıyor. Birinci cumhuriyetin çözülüşünü ve ikinci cumhuriyetin kuruluşunu işaret ediyor. Bu seçimlere ister birinci cumhuriyetçilerin ister ikinci cumhuriyetçilerin arkasına dizilerek katılanlar, siyasal demokrasi zemininde konumlanmışlardır. Birinci cumhuriyetçiler siyasal bağımsızlık temelinde hareket ederken, ikinci cumhuriyetçiler siyasal demokrasi konseptinde devletin demokratikleştirilmesinin politik gücü olarak özneleşmişlerdir.</p>
<p>Emeğin özgürleşmesi, sınıflaştırma ilişkilerini güvence altına alan devletin herhangi bir biçimini kurucu güç olarak olumlayarak gerçekleşmeyecektir. Komünizm, sınıfsızlaşmanın politikliğidir ve bugüne içkindir. Komünizm yarınlara ertelenen bir cennet değildir. Komünizmin politikliği bugünden komünalistliktir. Devrim kavramının devrimcileştirilmesi, komünizmin devletleştirilmesi ile değil, komünalistleştirilmesi ile mümkündür. Egemenler açısından yeni bir kuruculuğa işaret eden seçimleri ve emeğin komünalist gücünün olanaklarını araştırdığımız bu sayımızla, yeniden merhaba…</p>
<p>İletişim için:</p>
<p><a target="_blank" rel="nofollow" href="http://www.otonomlar.org/"><u>www.otonomlar.org</u></a></p>
<p><a target="_blank" rel="nofollow" href="http://us.f348.mail.yahoo.com/ym/Compose?To=otonom@otonomlar.org"><u>otonom@otonomlar.org</u></a></p>
<p><a target="_blank" rel="nofollow" href="http://us.f348.mail.yahoo.com/ym/Compose?To=otonom@yahoogroups.com"><u>otonom@yahoogroups.com</u></a></p>
<p><a id="more-234"></a></p>
<p>Bu sayıda:</p>
<ul type="disc">
<li>Birinci cumhuriyetin çözülüşü ve komünalist sol</li>
<li>Düşman kardeşler: devlet ve siyasal demokrasi</li>
<li>Politik kuruculuk ve otonomi</li>
<li>Biz güvencesizleriz</li>
<li>Sınırda hayat</li>
<li>Yeni zapatismo ve otonomi</li>
<li>Zapatistalar&#8217;dan haber var…</li>
<li>ÖSS aslında ne demek?</li>
<li>Eğitim ve kapitalist tahakküm</li>
<li>Verkaç</li>
<li>Matematik köyü fikri nasıl doğdu</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://otonomlar.org/dergiler/234/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>Polis Oaxaca’nın alternatif Guelaguetza* sına saldırdı</title>
		<link>http://otonomlar.org/zapatista/232</link>
		<comments>http://otonomlar.org/zapatista/232#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 22:59:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>otonom</dc:creator>
		
	<category>Zapatista</category>
	<category>Haberler</category>
		<guid isPermaLink="false">http://otonomlar.org/zapatista/232</guid>
		<description><![CDATA[*Oaxacalı yerel toplulukların kendi giysi, yemek ve danslarını sergiledikleri tarihsel festival.
16 Temmuz günü Oaxaca City’de APPO (Popular Assembly of The Peoples of Oaxaca) ile Oaxaca eyeleti güvenlik güçleri arasında gerçekleşen çatışmada, polisin şiddeti sonucunda şenliğe katılan bir APPO’lu hayatını kaybederken en az 62 kişi gözaltına alındı ve bilinmeyen sayıda insan kayboldu. Aynı gün yayınlanan bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>*Oaxacalı yerel toplulukların kendi giysi, yemek ve danslarını sergiledikleri tarihsel festival.</p>
<p>16 Temmuz günü Oaxaca City’de APPO (Popular Assembly of The Peoples of Oaxaca) ile Oaxaca eyeleti güvenlik güçleri arasında gerçekleşen çatışmada, polisin şiddeti sonucunda şenliğe katılan bir APPO’lu hayatını kaybederken en az 62 kişi gözaltına alındı ve bilinmeyen sayıda insan kayboldu. Aynı gün yayınlanan bir APPO basın açıklamasına göre; polis, alternatif bir Guelaguetza kutlayan Oaxacalılara karşı geniş bir hucum başlattı. APPO iki gün önce yaptığı açıklamada şehir dışındaki Fortin Dağında bulunan ana Guelaguetza oditoryumunda alternatif bir kültürel festival düzenleneceğini beyan etmişti. Federal güvenlik güçleri ve eyalet polisi insanların festivale girişini engellemek için guelaguetza oditoryumunun çevresini kuşattı. Festivale doğru gelen 10000 kişilik kafile oditoryuma ulaştı ve aynı anda polis kalabalığa göz yaşartıcı gaz, taş, jop ve patlayıcı maddelerle saldırdı. İnsanlar geri çekildi ve polis de onları döverek ve göz altına alarak ilerledi. Üç fotografçının darp edildiği rapor edildi. Pek çok ağır yaralı da polisin gözaltı arabalarına atılarak götürüldü.</p>
<p><code><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.dailymotion.com/swf/2w1YSPfBRqr4Hi1eM" width="425" height="335" wmode="transparent"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/2w1YSPfBRqr4Hi1eM" /></object></code></p>
<p><code><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.dailymotion.com/swf/6XZaNXy4PIckMi1gG" width="425" height="335" wmode="transparent"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/6XZaNXy4PIckMi1gG" /></object></code>
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://otonomlar.org/zapatista/232/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>Kapitalizme Oy Yok!</title>
		<link>http://otonomlar.org/anti-kapitalist-hareket/231</link>
		<comments>http://otonomlar.org/anti-kapitalist-hareket/231#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 13:03:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>otonom</dc:creator>
		
	<category>Anti-kapitalist Hareket</category>
		<guid isPermaLink="false">http://otonomlar.org/anti-kapitalist-hareket/231</guid>
		<description><![CDATA[

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="sec.jpg" id="image230" src="http://otonomlar.org/wp-content/uploads/2007/07/sec.jpg" />
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://otonomlar.org/anti-kapitalist-hareket/231/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>İmparatorluk: Emperyalizmin En Yüksek Aşaması</title>
		<link>http://otonomlar.org/kapitalist-imparatorluk/215</link>
		<comments>http://otonomlar.org/kapitalist-imparatorluk/215#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jun 2007 20:25:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>otonom</dc:creator>
		
	<category>Kapitalist İmparatorluk</category>
		<guid isPermaLink="false">http://otonomlar.org/kapitalist-imparatorluk/215</guid>
		<description><![CDATA[
Küresel bir egemenlik biçiminin kuruluş sürecinin içinden geçiyoruz. Bütün siyasi dinamikler bu kuruluş sürecinin yarattığı krizlerin ve çatışmaların içinde yeniden şekillenirken, emeğin “anti-emperyalist” mücadele geleneğinden getirdiği “ulusalcı” söylemi, yeni kriz ve mücadele olanaklarının görülebilmesini engellemekten de öte, ulusal egemenliği savunan şoven ve devletçi bir tutumun soldan üretilmesine zemin sunuyor. Egemen güçler arasındaki savaşın en çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img id="image214" src="http://otonomlar.org/wp-content/uploads/2007/06/impemp.jpg" alt="impemp.jpg" /><br />
Küresel bir egemenlik biçiminin kuruluş sürecinin içinden geçiyoruz. Bütün siyasi dinamikler bu kuruluş sürecinin yarattığı krizlerin ve çatışmaların içinde yeniden şekillenirken, emeğin “anti-emperyalist” mücadele geleneğinden getirdiği “ulusalcı” söylemi, yeni kriz ve mücadele olanaklarının görülebilmesini engellemekten de öte, ulusal egemenliği savunan şoven ve devletçi bir tutumun soldan üretilmesine zemin sunuyor. Egemen güçler arasındaki savaşın en çok yoğunlaştığı bu coğrafya anti-emperyalist bir “hareket” yaratamazken, ulusal sınırlar içinde bağımsızlık isteyen anti-emperyalizm, küresel bir egemenlik biçiminin yapılanmasına direnen “ulusal egemen” güçlerin söylemi haline geliyor. 20. yüzyıl sınıflar mücadelesinin önünü açan “emperyalizme karşı ulusal bağımsızlık”, 21. yüzyılın dönüşen güç ilişkileri içinde, egemenlik ilişkilerini yıkan değil yeniden üreten bir söylem olarak işlevleniyor.<br />
<a id="more-215"></a><br />
Sermayenin dünya ekonomisi eğilimi ile ulusal çıkarları arasındaki gerilimle şekillenen emperyalizm döneminde “ulusal bağımsızlık”, emeğin politik bir güce dönüşebilmesinin olanaklarını yaratabilmişti. Sermayenin çıkarının küreselleşmesiyle birlikte egemenliğin ulusal niteliğinin bir engel haline geldiği bugün ise bu söylem, küresel sermayeye karşı emeğin ulusal sınırlar içinde egemenlik altına alınmasını savunmanın ötesine geçemiyor. Anti-emperyalizm, Lenin’in bakışıyla, bir “ayaklanma” söylemi olarak emeğin kudreti olmaktan çıkarak, içerdiği bütün ulusalcı anlamlarla egemenliğin kudreti haline geliyor. “Anti-emperyalizm” söyleminden gelen ulusalcılığın yarattığı bu açmazdan geriye gittiğimizde, emperyalizmi “sermayenin gelişiminin nesnel bir aşaması” ile “güç ilişkilerinin yapılanışına içkin bir politik kriz teorisi” olarak okuyup konuşturma arasındaki köklü farka çarpıyoruz. Güç ilişkilerinin ve politik öznellik üretiminin kökten yeniden yapılandığı yeni bir yüzyıla girerken, “tamamlanmış” bir yüzyılın devreden sorunlarıyla yüz yüzeyiz. İçinden geçtiğimiz sürecin krizlerinin üzerinden, geçmiş yüzyılın güç çatışmalarına ve politik öznelliklerine bir kez daha geri dönüyoruz.</p>
<p>Emperyalizm: Kapitalizmin Son Aşaması?</p>
<p>Emeğin ücretli emeğe dönüştürülerek sermayenin tahakkümü altına alınmasının iktidar işleyişi, devlettir. Devlet, emeğin kendi toplumsal bedeni üzerindeki egemenlikten dışlanarak siyasi olarak mülkiyet altına alınmasıdır. Devlet, sınıfsal öznelliklerin üretiminin toplumsal bedene aşkın bir egemenlik alanıyla denetlenmesidir. Bu yönüyle kapitalizm başından itibaren politiktir. Farklı devlet biçimleri altında, sermaye ve devlet arasındaki ilişkinin paralel, çapraz ya da doğrudan dikey olarak kuruluşu ise, emek ve sermaye arasındaki güç çatışmalarının olumsallığı içinde belirlenir. Nitekim ulus devletler, emeği 19. yüzyılda bütün bir Avrupa’yı saran özgürlük mücadelesindeki evrenselliğini çözerek ulusal sınırlar içinde disiplin altına alan iktidar yapılanmaları olarak ortaya çıktı. Avrupa’da uluslaşma sürecinin tamamlanması olarak okunan 1789-1871 yılları arasındaki yaklaşık bir yüzyıl, sermayenin emeği “ulus” söylemiyle özneleştirerek disiplin altına almanın iktidar eğitiminden geçtiği bir dönem oldu. Fransa’da Alman ordularına yenilen Paris Komünü, sermayenin kendini olumlamasının tarihi içinden bakıldığında, bir egemenlik biçimi olarak ulus devletin sermaye birikim sürecinin güvencesi olarak pekiştirilmesi açısından bir milattı. Fransa’da emeğin kendi bedeni üzerinde doğrudan egemen olma mücadelesiyle başlayan devrimler çağı, neredeyse yüzyıl sonra emeğin ulus devlet egemenliği altına alınmasıyla kapandı. Emeğin “uluslaştırılması”, kendi bedeni üzerinde doğrudan egemen olabilmesinin olanaklarından mülksüzleştirilerek ulusal egemenliğin bir gücü haline gelmesiyle aynı anlama geliyordu. Emeğin ulusal sınırlar içine çekilmesiyle birlikte, sonraki yüzyıl boyunca mücadelenin zemini, ulusal egemenliğe dayalı farklı devlet biçimleri üzerinden kuruldu. Emeğin doğrudan devlete karşı mücadelesinin önü devlet biçimine karşı mücadeleyle kapandı. 19. yüzyıl sınıflar mücadelesinin içinde açılan, emek ve devlet arasındaki antagonizma alanı unutuldu. Bugün uluslaştırmaya dayalı bir egemenlik biçimi olarak ulus devletlerin küresel sermayenin önünde bir engel haline gelişi, yeni bir egemenlik biçiminin kuruluşuna işaret ediyor. Egemenliğin ulusal karakterinin çözülüşünün yarattığı çatışmalar, bir yandan geçmiş yüzyılın egemenlik ilişkilerinin kurucu dinamiği olarak uluslaşma sorununu yeniden gündeme getirirken bir yandan da emek ve devlet arasındaki antagonizmanın yeniden okunup konuşturulmasının önünü açıyor. Krizler, politik öznelliklerin şekillenmesinin yeni olanaklarını da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Bir devrimler çağı boyunca emeğin ücretli emeğe dönüşmeye direnen politik öznelliğinin ortaya çıkardığı kriz, 19. yüzyıl sonunda bir egemenlik biçimi olarak ulus devletin kurumsallaşmasının tamamlanmasıyla çözüldü. Emeğin ulusal egemenlik altına alınmasıyla, sermayenin ulusal sınırlar içinde merkezileşmesi ve yoğunlaşmasının önündeki engel ortadan kalktı. İç dinamikler üzerinden gelişen ulusal tekellerin dünya pazarı üzerindeki rekabeti ise 20. yüzyılın eşiğinde emperyalizmi şekillendiren temel dinamik oldu. Bu yönüyle emperyalizm, ulusal tekellerin giderek devletle bütünleşmesinin ortaya çıkardığı bir devlet biçimi olarak tekelci devlet kapitalizmine işaret eden bir devlet teorisiydi. Ancak bunun da ötesinde, bu egemenlik işleyişinin içine düştüğü krizleri önemseyen ve bu krizlerin içinde emeğin politik öznellik üretiminin alanını yeniden tanımlayan bir politik kriz teorisiydi. Politik bir öznellik olarak Lenin, sermayenin egemenlik biçiminin krize girdiği bu tarihsel uğrağın bir ürünüydü. Ulusal tekeller arası rekabetin devletler arası açık savaşlara dönüşmesinde Lenin, ulus devlete dayalı egemenlik biçiminin, sermayenin bir dünya ekonomisi olarak işleyişinin önünde nasıl engel haline geldiğini görmüştü:</p>
<p>“Kapitalizmin ve ulusal devletlerin kuruldukları çağla ulusal devletlerin yok oldukları ve kapitalizmin yıkılmasının arifesi olan çağ arasında dünya kadar fark vardır.”</p>
<p>Kapitalizmin gelişiminde yeni bir çağa denk düşen bu fark, nesnel bir tarihsel evrimin bir son uğrağından çok, emeğin politikliğinin önünü yeniden açabilecek güncel bir olanağı ifade ediyordu. Bir dünya ekonomisine dönüşme eğilimi ile ulus devlete dayalı egemenlik biçimi arasındaki çelişkinin yarattığı krizler ve savaşlar düşünüldüğünde, emperyalizm sermaye açısından, başından itibaren yönetilmesi gereken bir kriz anlamına geliyordu. Kapitalizmin nihai aşaması olarak emperyalizm çözümlemesi, bu krizin yönetilemeyeceği öngörüsü üzerine oturuyordu. Bu açıdan bakıldığında, Lenin’in politik kriz tanımlaması, ulusal sınırlar içinde iç dinamiklere dayalı bir sermaye birikimine karşılık gelen uluslaşma süreçlerindeki eşitsiz gelişimi temel alır. Önemli olan, bu eşitsiz gelişimin politik olarak konuşturulması sorunudur. Bu eşitsiz gelişim, kriz olanaklarının değerlendirilmesi anlamında, politik öznelliklerin kuruluşunda da bir farklılaşmayı beraberinde getirecektir.</p>
<p>Uluslaşmalarını tamamlamış merkez kapitalist ülkelerin dünya piyasasına hakim olma yarışından kaynaklanan emperyalist saldırganlık altında ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkı, bir dış olgu olarak emperyalizme karşı ayaklanmanın temel zeminidir. Açık askeri ve siyasi zora dayalı emperyalizm ile sömürge ve yarı sömürgelerin uluslaşmaları arasındaki çelişki doğrudan politiktir. Bu nedenle Lenin, ulusların kendi kaderini tayin hakkının, emperyalizm altında ekonomik bağımsızlığın sağlanmasının mümkün olmayacağından dolayı, “gerçekleşemez” olduğunu savunan Rosa ve diğerlerinin yaklaşımını “emperyalist ekonomizm” olarak nitelendirir. Lenin’e göre, bir dış olgu olarak emperyalizm ile uluslaşma arasındaki gerilimi devrimci bir krize dönüştürebilmenin olanaklarını göstermesi bakımından, ulusların kendi kaderini tayin hakkı doğrudan politik olarak ele alınmalıdır. Aksi, emperyalizmin güç ilişkilerinin çatışmasından soyutlanmış, ekonomik indirgemeci bir yorumuna hapsolmak anlamına gelecektir. Nitekim emperyalizme karşı ulusal bağımsızlığın Lenin’deki anlamı, yabancı baskıyı lağvederek sermaye birikim sürecini işleten egemenlik ilişkilerini yıkacak bir ayaklanmanın örgütlenebilmesidir. Bu nedenle, ulus devletlerin yok oldukları bir çağda ulusların kendi kaderini tayin hakkının savunusu, paradigmadaki bir tutarsızlığın değil, tersine emperyalizm ve uluslaşma arasındaki gerilimi derinleştirerek sermayenin egemenlik işleyişini yıkmayı hedefleyen bir politikliğinin ifadesidir.</p>
<p>Bu anlayışın bir devamı olarak, ulusların kendi kaderini tayin hakkı sorununda ayrı düştüğü Rosa’yla birlikte Lenin, merkez ülkelerde “anayurt savunması” altında emperyalist savaşa destek verilmesini şiddetle eleştirir. İkinci Enternasyonal’de savaşa verilen destek ve anayurt savunusuyla haklı gösterilmeye çalışılan ulusalcı tutum, emperyalist güçler arası savaşta taraf haline gelmenin ötesine geçmeyecektir. Bir dış olgu olarak emperyalizm, merkez ülkeler dışında ulusların kendi kaderini tayin hakkının doğrudan inkarı anlamına gelirken, uluslaşmalarını tamamlamış, iç dinamiklerle gelişen bir kapitalizmin hakim olduğu merkez ülkelerde ulusal egemenliğin savunulması, kapitalist üretim ilişkilerini geliştiren bir iç olgu olarak emperyalizmin savunulmasına hizmet edecektir. Dolayısıyla merkez ülkelerin birbirlerini yok etmek üzere girdiği bir yeniden paylaşım savaşında, sermayenin egemenlik işleyişinin yarattığı krizi derinleştirmek emek ve devlet arasındaki antagonizma alanını yeniden kurabilmekle mümkündür:</p>
<p>“Bu ileri ülkelerde (İngiltere, Fransa, Almanya, vs.) milli mesele çoktan çözülmüştür; ulusal birlik amacını çoktan tamamlamıştır. Nesnel olarak yerine getirilecek ‘genel ulusal görevler’ yoktur. Bundan dolayı bugün ulusal birliği ‘parçalamak’ ve sınıf birliğini kurmak ancak bu ülkelerde mümkündür.”</p>
<p>Merkez ülkelerde emperyalist savaşın iç savaşa çevrilmesi ile dünyanın geri kalanında emperyalizme karşı ulusal bağımsızlık savaşları, sermayenin ulus devlete dayalı egemenlik işleyişinin krizini devrimci bir krize dönüştürebilmenin diyalektik stratejisidir. Merkez ülkelerde ayrılma hakkının, bağımsızlığını kazanan ülkelerde ise birleşmenin savunulmasını öngören bu diyalektik stratejide, kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde ulusal bağımsızlık ve emeğin mücadelesinin ortak ekseni olarak enternasyonalizm ayrı olarak ele alınmaz. Bu diyalektik stratejinin “gerçekleşebilirliği” ise sermayenin içerisi ve dışarısı diyalektiğine dayalı egemenlik işleyişinin krizlerinin sürekliliğiyle doğrudan bağlantılıdır.</p>
<p>İmparatorluk: Emperyalizmin En Yüksek Aşaması</p>
<p>Kapitalizmin eşitsiz gelişimini politik olarak okuyup konuşturan Lenin, yüzyılın başında yeniden hız kazanan sınıflar mücadelesine güvenmişti. Ulusal tekellerin dünya pazarı üzerindeki rekabetinin yarattığı emperyalist savaşlar ve ulusal kurtuluş mücadeleleri, sermayenin ulusal çıkarlarını güvence altına alarak uluslararasılaşmasına dayalı emperyalizmin bir egemenlik biçimi olarak hem içeride hem dışarıda kilitlendiğini gösteriyordu. Lenin, sermayenin bu kilitlenmeyi çözemeden proletaryanın kendisi tarafından çözüleceğini öngördüğü için, bu krizi kapitalizmin nihai bunalımı olarak okumuştu. Ancak kapitalizmin bunalımının doruğa çıktığı Birinci Dünya Savaşı’ndan sermaye, bu krizi çözebilmenin stratejisini öngörerek çıktı. Ulusal egemenliğin içerisi ve dışarısına dayalı diyalektik işleyişinin içerilerek aşılması, sermayenin yeni kriz yönetme stratejisini tanımlayan temel eğilimdi.</p>
<p>Merkez ülkelerde emek, emperyalist savaşta anayurt savunması söylemiyle ulusal bir güç haline gelerek egemenlik ilişkilerini yıkıcı bir güç olmaktan çıktı. Dünyanın geri kalanında ise, ulus devlet olma hakkının tanınması ve hatta Osmanlı topraklarında yaşandığı üzere bunun bizzat emperyalist güçler tarafından özendirilmesiyle, ulusal kurtuluş mücadelelerinin sermayenin egemenlik işleyişine içerilmesinin önü açılmış oldu. Savaşın sonuna doğru ilan edilen Wilson ilkelerinin ulusların kendi kaderini tayin hakkını, devletlerin ulusal egemenliklerini güvence altına alacak bir Milletler Cemiyeti’nin kuruluşunu ve silahlanmayı iç güvenliğin sağlanmasıyla sınırlandırmayı savunması, emperyalizmin yeni yöneliminin erken bir habercisiydi. Dünyanın yeniden paylaşımının tamamlanması ve güçler dengesinin ABD gibi yeni bir güç lehine yeniden yapılanışı, sermayenin kendi arasındaki rekabetinin güç çatışmaları olarak emperyalist savaşların, ABD garantörlüğündeki yeni bir uluslararası egemenlik işleyişi altında disiplin altına alınmasının zeminini hazırlamıştı. Uluslaşmalarını geç tamamlamış emperyalist güçlerin tasfiyesiyle birlikte İkinci Dünya Savaşı, bu zemini daha da güçlendirdi. Bu savaşın sonunda ortaya çıkan yeni uluslararası askeri, ekonomik ve siyasi kurumlar, sermayenin içerisi ve dışarısı ayrımını aşan yeni bir egemenlik biçimi arayışının somut adımlarıydı. Bu yönelim eş zamanlı olarak, dünya ekonomisinin işleyişinde niteliksel bir farklılaşmanın da başlangıcı olacaktı.</p>
<p>Diğer yandan, ulusların kendi kaderini tayin hakkının sermayenin kendisi tarafından savunulur hale gelişi ve sömürgelerin çözülme sürecinin tamamlanması, emperyalizmin bu hakkın siyasi olarak inkarından ziyade olumlanmasına dayalı bir egemenlik işleyişi olarak yeniden yapılandığının başka bir göstergesiydi. Bu sayede emperyalizm, açık askeri ve siyasi zora dayalı bir dış olgu olmaktan çıkarak ekonomik zor yoluyla kapitalist üretim ilişkilerinin toplumsallaşmasının önünü açan bir iç olguya dönüştü. Siyasi bağımsızlığını yeni kazanmış ülkelerin dünya ekonomisine eklemlenişi ekonomik olarak bağımlı kılınma yoluyla gerçekleşti. Bu noktadan itibaren ulusal sınırlar içinde siyasi bağımsızlık, iç dinamikler üzerinden gelişen bir sermaye birikim sürecinin yaşanmadığı bu ülkelerde emeğin ücretli emeğe dönüştürülmesi sürecini hızlandırmanın bir aracı haline geldi. Doğrudan siyasi bağımsızlık talebi olarak kendi kaderini tayin hakkı, sermayenin egemenlik işleyişini yıkıcı bir ayaklanma söylemi olarak emeğin kudreti olmaktan çıktı ve ulusal sınırlar içindeki emeğin ulusal sermayenin disiplini altına alınmasını savunan bir egemenlik söylemine dönüştü. Bu yönüyle ekonomik bağımsızlık ve ulusal kalkınma, sermayenin emek üzerindeki egemenliğini sorgulamaksızın “ulusal çıkar”lar ekseninde dünya ekonomisinden daha fazla pay alma mücadelesini meşrulaştırma işlevi gördü.</p>
<p>İki dünya savaşından sermayenin egemenlik işleyişinin krizlerini yöneterek çıkması, bir dünya ekonomisi olarak emperyalizmin varlığını sürdürebilmesindeki temel etkenlerden biriydi. Özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren sermayenin çıkarının giderek küreselleşmesi ve buna uygun olarak ulusal tekellerin bütünleşerek küresel tekellere dönüşümü, sermayenin ulus devlete dayalı egemenlik biçimini aşma eğilimine girmesini getirdiyse de bütün toplumsal ilişkilerin kapitalistleştirilmesi anlamında dünya ekonomisinin dikey gelişimi bir eğilim olarak daha da güçlendi. Buradan bakıldığında bugün sermayenin egemenlik biçiminin küreselleşme eğilimini ifade eden İmparatorluğun kurucusu, emperyalizmdir. İmparatorluk, dünya ekonomisinin işleyişi ile egemenliğin ulusal sınırları arasındaki gerilimle şekillenen emperyalizmin krizine nihai bir çözümdür. Bugün bir dünya ekonomisi olarak kapitalizmin iktidar işleyişindeki niteliksel bir farklılaşmayı ifade eden İmparatorluk paradigmasına gösterilen direnç, emperyalizmin yanlış okunup konuşturulmasından kaynaklanmaktadır. Sermayenin dünya ekonomisi eğilimini temsil etmesi bakımından emperyalizm kapitalizmin kuruluşuna içseldir. Bu açıdan emperyalizm, yalnızca dünya ekonomisinin sermaye ihracına dayalı olduğu aşama olarak değil, kapitalizmin ilk dönemini karakterize eden meta ihracı döneminden itibaren var olan bir eğilimi olarak anlaşılmalıdır. İç dinamiklerle gelişen kapitalizme ve tekelleşmeye işaret den emperyalizmin birinci bunalım dönemi tespiti, böyle bir bakışın sonucudur. Nitekim emperyalizmin, yukarıda bahsedildiği üzere, açık askeri ve siyasi zora dayalı bir dış olgu olarak sürdüğü aşama ikinci bunalım dönemine denk gelir. Ekonomik zorla bağımlı kılmaya dayalı üçüncü bunalım döneminde ise emperyalizm, kapitalist üretim ilişkilerinin yerleşmesi anlamında bir iç olgudur. İmparatorluk bu dönemin tamamlanmasıyla birlikte sınıfsal öznelliklerin ve güç ilişkilerinin yeniden yapılandığı yeni bir kuruluş sürecini ve bunalım dönemini ifade etmektedir. Geçen yüzyılın başında olduğu gibi, bu yeni egemenlik biçiminin kuruluşu, yeni kriz olanaklarını da beraberinde getirmektedir. İmparatorluk, küresel sermayenin bütün dünya coğrafyasındaki emeği doğrudan tahakküm altına almak için girdiği sürekli bir savaştır. Nitekim yanı başımızdaki coğrafya, küresel bir egemenlik işleyişi olarak İmparatorluk ile buna direnen ulus devletler arasındaki bir egemenlik savaşına sahne olmaktadır. Emperyalizm dönemindeki emperyalist devletler arası savaş, İmparatorluk döneminde emperyal güçler ile ulus devlet egemenleri arasındaki bir savaşa dönüşmüştür. Ulus devletlerin önünde küresel egemenlik işleyişinin hiyerarşisine uygun olarak küresel sermayenin hükümetlerine dönüşmekten başka seçenek yoktur. Bu koşullar altında, ulus devlet temelinde siyasal bağımsızlığı savunmak, bu egemenlik savaşında taraf olmaktan öteye geçmeyecektir. Devletin ulusal karakterinin çözülüşü karşısında, ulusal egemenliği savunmak devleti savunmaktır. Bugün emeğin ulus devletin kendi bedenine koyduğu sınırları aşarak küresel egemenlik ilişkilerini yıkıcı bir güce dönüşmesi, doğrudan devlete karşı mücadeleyle mümkündür. Devletin ulusal karakterinin çözülüşü devleti ortadan kaldırmamaktadır. Siyasal bağımsızlık, emeğin kendini gerçekleştirebileceği koşullarla doğrudan buluşabilmesi anlamında toplumsal bağımsızlığa içkin olarak yeniden kurulacaktır. Geçmişteki bir gelecek olarak Paris Komünü hala günceldir
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://otonomlar.org/kapitalist-imparatorluk/215/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>Otonom 15</title>
		<link>http://otonomlar.org/dergiler/211</link>
		<comments>http://otonomlar.org/dergiler/211#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2007 15:54:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>otonom</dc:creator>
		
	<category>Dergiler</category>
		<guid isPermaLink="false">http://otonomlar.org/dergiler/211</guid>
		<description><![CDATA[
Tarih ve insanlık bir kez daha kirletilmek isteniyor. Egemenler, tüm insanlığı tanık sandalyesine oturtarak kirli, çirkin savaşlarına suç ortakları arıyor. Bu tanıklık karşısında insanlık onurumuza, vicdanımıza ses vermek, tarihimizi hatırlamak durumundayız. Bizim tarihimiz, emeğin tarihi, egemenlerin ve devletlerin tarihi olamaz. Egemenlik sınırları içinde birbirlerine düşman kılınmaya, devletleştirilmeye çalışılan topraklar, tarihleriyle bu kirli savaşa direniyor. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img id="image212" src="http://otonomlar.org/wp-content/uploads/2007/05/otonom15.jpg" alt="otonom15.jpg" /><br />
Tarih ve insanlık bir kez daha kirletilmek isteniyor. Egemenler, tüm insanlığı tanık sandalyesine oturtarak kirli, çirkin savaşlarına suç ortakları arıyor. Bu tanıklık karşısında insanlık onurumuza, vicdanımıza ses vermek, tarihimizi hatırlamak durumundayız. Bizim tarihimiz, emeğin tarihi, egemenlerin ve devletlerin tarihi olamaz. Egemenlik sınırları içinde birbirlerine düşman kılınmaya, devletleştirilmeye çalışılan topraklar, tarihleriyle bu kirli savaşa direniyor. Bu coğrafyanın yerlileri devletleşmek istemiyor&#8230;<br />
Toprakların ulusal sınırlar altında çitlenmesi, halklara yıkım ve acıdan başka bir şey getirmiyor. Acılarımızın dindirilmesi ise ne resmi belge ve tezlerin konuşturulduğu metinlere gömülmekten ne de yasalar yoluyla egemenler savaşında taraf olmaktan geçiyor. Özgürlük mücadelesini devlet geleneğinin dışına çıkartan devrimci bir söylem, toprakları birbirine kavuşturacak ve insanlığı kutsal söylemler cehenneminden kurtaracaktır. Hrant Dink�in cenazesinde olduğu gibi iktidar kimliklerimizden uzak yürüdüğümüzde, devlete dönüşmemiş politikliğin kahkahasını özgürlük ve devrim olarak yaşayacağız. İnsanların sel olup akmasıyla aralanan zaman, dünyanın yerlilerinin zamanıdır.<br />
Biz dünyanın ne ulusları ne sınırları ne devletleri ne de egemenleriyiz; biz dünyanın yerlileriyiz ve dünyalıyız. Bize dayatılan sınırlara, milliyetçiliklere ve savaşlara karşı hayatımızı, kardeşliğimizi istiyoruz.</p>
<p>Kardeşlikle, merhaba !</p>
<p>Bu Sayıda:</p>
<p>Kardeşlik<br />
Hukuk, Savaş ve acının temsiliyeti<br />
1908�in Düşündürdükleri&#8230;<br />
Aman be bir mecalim var!<br />
Kapitalizm ırkçıdır<br />
Sokak çocukları<br />
<a href="http://otonomlar.org/kapitalist-imparatorluk/215">Imparatorluk: Emperyalizmin en yüksek aşaması</a><br />
Sağlığın piyasalaşması ya da acının metalaştırılması<br />
Yörüngesinde Dünyanin<br />
Yörüngesinde Boğaziçinin
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://otonomlar.org/dergiler/211/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>Oaxaca’da Öğrencilerin Radyo İşgali</title>
		<link>http://otonomlar.org/zapatista/203</link>
		<comments>http://otonomlar.org/zapatista/203#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 May 2007 13:32:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>otonom</dc:creator>
		
	<category>Zapatista</category>
	<category>Haberler</category>
		<guid isPermaLink="false">http://otonomlar.org/zapatista/203</guid>
		<description><![CDATA[Bir grup öğrenci 30 Nisan 2007 Pazartesi günü Oaxaca City’de üniversite radyo istasyonunu işgal etti. Oaxaca’da Radio Universidad’ı işgal eden öğrenciler “Bu barışçıl bir işgaldir ve bunu üniversite öğrencisi olmaktan kaynaklı doğal hakkımıza dayanarak gerçekleştiriyoruz” dediler.

Aralık ayında tutuklanan APPO liderlerinin salıverilmesi için yapılacak olan yürüyüşe çağrıda bulunan öğrenciler tüm eyalette yolları kapatmak üzere Çarşamba günü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir grup öğrenci 30 Nisan 2007 Pazartesi günü Oaxaca City’de üniversite radyo istasyonunu işgal etti. Oaxaca’da Radio Universidad’ı işgal eden öğrenciler “Bu barışçıl bir işgaldir ve bunu üniversite öğrencisi olmaktan kaynaklı doğal hakkımıza dayanarak gerçekleştiriyoruz” dediler.<br />
<a id="more-203"></a><br />
Aralık ayında tutuklanan APPO liderlerinin salıverilmesi için yapılacak olan yürüyüşe çağrıda bulunan öğrenciler tüm eyalette yolları kapatmak üzere Çarşamba günü radyo istasyonundan ayrılacaklarını belirttiler.  </p>
<p>Kaynak: http://www.mexiconews.com.mx/24455.html</p>
<p>Çeviri: www.otonomlar.org</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://otonomlar.org/zapatista/203/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>OTONOM YAYINCILIK İZMİR KİTAP FUARI&#8217;NDA !</title>
		<link>http://otonomlar.org/duyuru/201</link>
		<comments>http://otonomlar.org/duyuru/201#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2007 12:15:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>otonom</dc:creator>
		
	<category>Duyuru</category>
		<guid isPermaLink="false">http://otonomlar.org/duyuru/201</guid>
		<description><![CDATA[Otonom Yayıncılık olarak, “Devrimci Kahkahanın Kitapları” ile İzmir Kitap Fuarı’ndayız. 21–29 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek fuar çerçevesinde, 2. Salon 111-A nolu standımıza tüm dostları bekliyoruz.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Otonom Yayıncılık olarak, “Devrimci Kahkahanın Kitapları” ile İzmir Kitap Fuarı’ndayız. 21–29 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek fuar çerçevesinde, 2. Salon 111-A nolu standımıza tüm dostları bekliyoruz.
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://otonomlar.org/duyuru/201/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
	</channel>
</rss>
