Çoklugun Otonomisi

10 March 2006

Sermayenin üretiminin ve yeniden üretiminin sirri, emegin üretken ve yaratici etkinliklerini kendine mal ederek kendi olumlamasinin gücü haline getirmesidir. Sermaye; canli emegin kendisi, eylemi ve toplumsalligi üzerindeki egemenlik hakkini gasp ederek kendi toplumsal devinimini güvence altina alir. Bu anlamda sömürü, sermayenin emegin üretken ve yaratici potansiyeline olan bagimliligindan dogar. Sömürünün ön kosulu, emegin mülksüzlestirilerek emek gücünü satmaya zorunlu kilinmasidir. Bu yüzden sömürünün sinifsal anlami karsiligini; sadece emegin üretmis oldugu deger degil, bu degeri üretebilmesinin toplumsal kosullari üzerindeki egemenlikten dislanmasinda, yoksunlastirilmasinda bulur. Sömürü emegin mülksüzlestirilerek sermaye karsisinda bir sinif olarak kuruldugu, ücretli emek olarak sinifsallastirildigi andan itibaren baslar. Sermayenin üretimi ve yeniden üretimi, ancak ücretli emek ve sermaye arasindaki sinif iliskisinin üretimi ve yeniden üretimiyle mümkündür.Kapitalizm bütünlüklü bir iktidar isleyisidir ve toplumsal bedenin, toplumsal iliskilerin bütünü içinde devinir. Kapitalizmin modern döneminin iktidar isleyisinde emegin ücretli emek olarak sinifsallastirilmasinin, diger bir deyisle sinif iliskisinin üretimi ve yeniden üretiminin siyaset alani; ücretli emegin bir sinif olarak kendi çikarini temsil edebilmesine dayaliydi. Emegin siyaseti, bir sinif olarak örgütlenerek ücretli emegin ekonomik ve demokratik çikarlarini temsil etmekle sinirlandirildi ve emegin ücretli emek olarak sinifsallastirilmasiyla kendini sinif olarak reddetme potansiyeli bastirildi. Yirminci yüzyilin siniflar mücadelesi pratiginde, sermayenin emegi sinif olarak kuran ve öznelestiren iktidar isleyisi ortadan kaldirilamadi ve emegin temel çatiski alani ücretli emek ile sermaye arasindaki çeliskilerin içinden kuruldu. Emegin toplumsal ve siyasal örgütlenme biçimleri olarak sendika ve parti isleyisi, emegin karsidan da olsa ücretli emek olarak sinifsallasmasinin siyaset alanini yeniden üretti. Ücretli emegin reddi ve emegin kendisi, eylemi ve toplumsalligi üzerinde dogrudan egemenlik hakkini yeniden kurmasi; devrimin kurucusu olarak degil, ancak devrim sonrasi mümkün olabilecek bir kurulus olarak algilandi. Toplumsal bedenin bir bütün olarak yeniden yapilandigi bu tarihsel kosullar, devrimin tarihsel kosullarinin da degistigi anlamina geliyor. Yeni toplumsal gerçekligin dayattigi sinirlar, bu gerçekligi yikmanin yeni olanaklarini da içinde barindiriyor. Bugün emegi kuran (ve emegin kurdugu) çatisma alaninin nasil dönüstügü, emegin karsidan kurucu bir güç olarak nasil siyasallasabilecegi, dogrudan komünizmin kuraminin ve pratiginin ne oldugu sorularina yanit üretebilmenin tarihsel ugragindayiz. Yasadigimiz dönemin toplumsal iliskileri üzerine yeniden düsünerek emegimizin özgürlesmesinin söylemini ve pratigini yeniden kurmamiz gerekiyor.

Deger üretim tarzi ve öznelligin üretimi

Modern kapitalist deger üretim tarzinda ücretli emegin bir sinif olarak kurulusunun maddi süreçleri fabrikada örgütleniyordu. Toplumsal emegin ölçülemez yaraticiliginin ve üretkenliginin degerinin fabrikada yalitilmis emege ödenen ücret ve çalisma saatleriyle ölçülebilir hale getirilmesi; emegin ücretli emek olarak sinifsallastirilmasinin söylemi ve pratigi olarak kuruldu. Fabrika merkezli üretim iliskileri ayni zamanda sinifin öznelliginin üretiminin mekanini da belirledi. Ücret artisi ve daha kisa çalisma günleri talebi, fabrikada kapitalizmin dayattigi is iliskisine tabi kilinan emegi kuran temel çatiski alanlari olarak ortaya çikti. Ancak ücretli emegi merkeze alarak daha fazla ücret ve daha kisa is günü üzerinden kurulan mücadele, çatismayi fabrikayla mekansallastirarak kapitalist deger üretim tarzinin bütünlüklü isleyisini görünür hale getiremedi. Emegin ürettigi degerin harcanan emek zaman birimleriyle ölçülebilir hale getirilmesi, emegin toplumsal niteliginin parçalanarak yalitilmasiyla sonuçlandi. Sömürünün alani fabrika duvarlariyla sinirli olarak algilandi. Bu durum politik ifadesini; yoksulluk, köylülük, ev içi emek gibi diger emek biçimlerinin mücadeleden dislanmalarina ya da sinif mücadelesinin dogrudan öznesi olarak degil destekçisi olarak görülmelerine neden olan �isçi sinifinin politik öncülügü’ söyleminde buldu.

Deger üretim tarzinin bugün içinden geçtigi niteliksel dönüsüm süreci, degerin üretimini fabrikadaki maddi üretime indirgeyerek algilamayi olanaksizlastiriyor. Üretim tarzinda bilissel, iletisimsel ve duygulanimsal maddi olmayan emek süreçlerinin hakim hale gelisiyle birlikte üretim tek bir merkez üzerinden tanimlanamiyor. Aksine çalisma süreçlerinin zamansal ve mekansal olarak esneklestirilmesi sayesinde üretimin toplumsal örgütlenmesi daha yaygin ve akiskan hale geliyor. Üretimin bio-politikleserek maddi üretimin ötesinde toplumsal iliskilerin üretimine ve yeniden üretimine dönüsmesiyle is ve is disindaki zaman arasindaki ayrim giderek bulaniklasiyor. Toplumsal bedenin kapitalizmin is iliskisinin tahakkümü altinda fabrikalastigi bu kosullar içinde, emegin degerini belirleyen zamansal bir ölçü belirlenemez. Emegin ölçülebilirligini ön varsayan deger yasasinin islemesini olanaksizlastiran bu kosullar; deger üretim tarzinda, toplumsal iliskilerin üretimini ve yeniden üretimini saglayan iktidar isleyisinde meydana gelen degisikligin bir ifadesi. Deger üretiminin toplumsal uzami, bu anlamda sömürü ve sinifin öznelliginin üretim alani fabrika merkezli olmaktan çikarak bütün toplumsal iliskileri kapsayacak kadar genislemis bulunuyor. Emegin ölçülemezliginin anlami onun toplumsal iliskileri ve kolektifligi üretebilme kapasitesidir. Emegin degerinin zamansal birimlerle ölçülebilir hale getirilerek soyutlanmasinin olanaginin ortadan kalktigi bu kosullar içinde, emegin ölçülemez toplumsal niteligi üstü kapatilamayacak kadar açikta duruyor. Tarim, sanayi, hizmet gibi geleneksel üretim biçimleri içinde bile üretim yapilarinin bilgi, iletisim ve duygulanim merkezli hale gelmesiyle birlikte, emegin toplumsalligini parçalayarak soyutlayan farkliliklardan söz etmek artik mümkün görünmüyor. Sermayenin emegin ölçülemez yaraticiligi ve üretkenligi üzerindeki tahakkümüne karsi emegin kolektif öznelliginin dogrudan örgütlenebilmesinin kosullari hazir.

Çokluk ve otonomi

Fabrikadaki ücretli emekle sinirlandirilmis bir emek anlayisi, bugün sermaye karsisinda emek cephesinin bütün kesimlerini karsidan bir güce dönüstürebilecek etkiden yoksun. Emek ve deger arasindaki iliskiyi yeniden tanimlayarak sinifsalligin, emegin çatisma alaninin yeniden kurulmasi sorunuyla yüz yüzeyiz. Üretimin maddi üretimin sinirlarini asarak bilgi, iletisim ve duygulanim yapilariyla dogrudan hayatin üretimine dönüstügü bio-politik üretim kosullarinda, emek ve deger arasindaki iliskinin ölçülebilirlik yerine emegin ölçülemez toplumsal niteligi üzerinden yeniden kurulmasi zorunludur. Kapitalizmin emek üzerindeki komutasinin toplumsal iliskisi olarak isin toplumsal hayatin bütününe yayilmasi, bu deneyimin yaratmis oldugu karsitligin tek bir özne tarafindan temsiliyetinin kosullarinin ortadan kalktigi anlamina geliyor. Üretim toplumsal bedenin üretimi ve yeniden üretimi olarak anlasildigi ölçüde, bütün emek biçimleri kolektif olarak toplumsalligi üretir ve bu toplumsalliga sermaye tarafindan el konulmasina karsi kolektif olarak direnebilirler. Bu anlamda çokluk, birbirine indirgenemeyen ama ayni zamanda sermayenin tahakkümüne karsi kolektif olarak direnebilen öznelliklerin ortak adidir. Çokluk, toplumsal hayati bütünüyle yaratma ve üretme kapasitesine sahip toplumsal emektir.

Sermaye, çoklugun hayati dogrudan üretme kapasitesini is iliskisinin disiplini ve denetimi altina alarak kendi gücü olarak örgütler. Ücretli emek, emegin mülksüzlestirilerek sermayenin tahakkümü altina alinmasinin ve bireysellestirilerek toplumsal bedeninin parçalanmasinin kategorisidir. Bu anlamda emegi kapitalizmin tahakkümünden özgürlestirecek çatisma alani ücretli emek ve sermaye arasinda degil, emek ve ücretli emek arasindadir. Sermayenin reddi, ancak emegin kendini sinif olarak reddiyle mümkündür. Emegin kendini sinif olarak reddetme potansiyeli, sermaye karsisinda hayati üretebilme gücünü elinde tutmasidir. Çoklugun gücü otonomisindedir.

Toplumsal emegin kendini degerli kilabilecegi maddi kosullarla bulusmasi ne mülkiyetin ne de devletin dolayimina birakilamaz. Degeri üreten toplumsal emegin kendini gerçeklestirmesinin kosullariyla özgürce bulusabilmesi, bu kosullar üzerinde dogrudan egemenlik hakkina sahip olmasiyla mümkündür. Bu anlamda otonomi, emegin eylemi ve toplumsalligi üzerindeki egemenlik haklarini askin bir iktidara devretmek yerine dogrudan uygulayabilmesinin politik kurulusudur. Otonomi; çoklugun örgütü, içkin demokrasisi, politik bedenidir.

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>