Emeðin “üretimden gelen gücü”nden “yaratici gücü”ne

6 September 2008

1.jpg

70â??li yillardan itibaren emek cephesinin güç kaybindan söz edilmekte. Bu güç kaybinin nedeni olarak, sermaye birikim sürecinin küresel serbest piyasa ekseninde yeniden yapilanmasi; sonucu olarak da, sendikalarin ve emegi temsil eden partilerin artik politika belirlemede etkili olmadigi veya olamadigi gösteriliyor. Ama ne sermaye birikim sürecinin yeniden yapilanmasinin politik kuruculugu emege dissal bir nedendir, ne de emek cephesinin ekonomik mücadele örgütü sendikalarin ve politik temsiliyetini üstlenen partilerin etkili olamamasi bu sermaye birikim sürecinin deger yaratma iliskisinden bagimsiz bir sonuçtur. Burada asil mesele emegin gücünün, komünizmin kuruculugunu üstlenecek bir güç olarak mi, yoksa onu reforme edecek bir güç olarak mi konumlandigidir. Yani ücretli emek biçimi altinda siniflastirilmis emegin â??üretimden gelen gücüâ?�nü mü, yoksa ücretli emek biçimi altinda siniflastirilmayi reddeden emegin â??yaratici gücüâ?�nü mü olumlayacagiz? Ya da diger bir deyisle, üretici güçlerin sonuna kadar gelisip kapitalist üretim iliskilerinin sermayenin kendi çeliskileri üzerinden çözülecegi â??nihai krizâ?� ani gelene kadar emegimizi sermayeye teslim etmeyi öneren â??politikaâ?� oyunlari mi oynayacagiz, yoksa sermayeyi kendi diyalektik oyunuyla bas basa birakip, emegimizi degerli kilmanin maddi kosullarini yaratmanin devrimci olanaklarini mi olusturacagiz? Iste emek cephesinin, toplumsal etkinligin her alaninin sermayenin gerçek tahakkümü altina girdigi günümüzde, cesaretle önüne koyup düsünmesi gereken mesele budur. Bu ise her seyden önce, kapitalizmin tarihini ve sermayenin kendini olumlama diyalektigini, siniflastirma iliskisinin üretimi ve yeniden üretimi olarak okumayi, emegin gücünü de bu siniflastirma iliskisi içinde öznelesen bir güç olarak degil, sermayenin diyalektik isleyisinden kopan ve ondan bagimsiz olarak kendini olumlayan bir güç olarak kavramayi gerektiriyor. Dolayisiyla, ücretli emegin â??üretimden gelen gücüâ?�nü degil, çoklugun kendini degerli kilmaya yönelen emeginin â??yaratici gücüâ?�nü komünizmin kurucu dinamigi olarak gören yeni bir devrimci kitayi kesfe çikmak gerekiyor.

Emegin â??üretimden gelen gücüâ?� ile â??yaratici gücüâ?�, iki farkli politik kuruculuga karsilik gelir. Ilki, â??öznesiâ?� ücretli emek biçiminde siniflastirilmis ve sermayenin kendi olumlama diyalektigine tabi kilinmis emegin, â??kendini olumlamasinaâ?� degil, sermayenin diyalektik isleyisinde â??sermayeyi olumsuzlamasinaâ?� yol açan bir politik kuruculuktur. Ikincisi ise, sermayenin diyalektik isleyisinden kopan, kapitalist isin reddine dayali ve bu reddiyeyi kendini olumlamanin karsidan kurucu gücüne dönüstüren bir politik kuruculuktur. Ister ücret mücadelesi olsun, ister is günü ve is güvencesi üzerine yürütülen mücadeleler olsun, isterse kapitalist çalismaya karsi direnme veya onu reddetme olsun, emek cephesinin yürüttügü mücadelenin politikligi, kapitalizmin krizlerinin ve buna karsilik gelen devrim perspektiflerinin nasil kavrandigi ile iliskilidir. Bu anlamiyla, emek cephesinin mücadele tarihinde, emegin politikligi, ya sermayenin içsel çeliskilerinin nesnel gelisim yasalarinin belirlenimine tabi kilinarak reformistlestirilmis ya da yikici bir potansiyele dönüstürülerek devrimcilestirilmistir.

Emegin â??üretimden gelen gücüâ?�nün kökünde, â??üretken emekâ?� kavrami ve kapitalizmin nihai krizi gelene kadar â??üretici güçlerin gelistirilmesiâ?� fikri yatar. â??Üretici güçlerâ?� o kadar gelisecek ve öyle bir toplumsal zenginlik yaratilacaktir ki, kapitalist üretim iliskileri, yani özel mülkiyete dayali üretim iliskileri parçalanacaktir. Bu yaklasim, Marxâ??in â??üretici güçlerâ?� ile â??üretim iliskileriâ?� arasindaki diyalektikten yola çikar; ama â??üretici güçlerinâ?� gelistirilmesini, emegin yikici gücünün politikligi üzerinden okumak yerine, sermayenin nesnel gelisiminin yasalari içine kapatan reformist çizgiden okur; oysa Marx, üretici güçlerin gelistirilmesinde emegin yikici gücünü görmüstür. Emegin politikligini reformizm ekseninde temellendiren yukaridaki yaklasim, ekonomik belirlenimciligin yasalari içinde ücretli emekle sermaye arasindaki çeliskiyi referans noktasi alir ve emegin yaratici gücünün öznelligini görünmez kilar. Yani emegin ne ücret, ne is gününün belirlenmesi, ne de kapitalist isin reddi üzerine yürüttügü mücadeleler içindeki öznelliginin yikici potansiyelini görür. Böylece, sermayenin karsisinda ücretli emek biçimi altinda siniflastirilan emegin â??üretimden gelen gücüâ?�, üretici güçlerin gelistirilmesi ekseninde â??üretken emeginâ?� arti deger üretme iliskisi içinde verimli kilinmasini saglayacak egemenlik biçimine teslim edilmis olur. Bu egemenlik biçimi, ulus devlettir ve toplumsal elbirligi ile yaratilan zenginligin merkezilestirilmesinin iktidarini isletir. Ulusal ölçekte toplumsal sermayenin üretilmesinin güvencesidir. Kâr oranini belirleyen toplumsal olarak gerekli emek zamani, ulus devletin kurup islettigi güç iliskileri içinde belirlenir ve â??emegin üretimden gelen gücüâ?�, bu iliskiler içinde â??ücretli emekâ?� olarak öznelesir. Bu anlamiyla Negriâ??nin ulusal kalkinmanin, ekonomik büyümenin ve üretici güçlerin gelistirilmesinin iktidar isleyisinde â??sinifli toplumsal yapinin içindeki bilesenlerin arasinda kurulan diyalektik iliskilere katilimâ?� olarak tanimladigi â??katilim diyalektigiâ?�, emegin ücretli emek biçimi altinda siniflastirilmasi ve â??üretken emekâ?� kavrami ile kurulan â??üretimden gelen güçâ?� siyasetinin temsili mekanizmalari tarafindan sinif iliskilerinin sürekli yeniden üretilmesi demektir. Üretken emegin mitlestirilmesi ile ücretli emek biçimi altinda siniflastirilan emegin â??üretimden gelen gücüâ?�, emperyalizm döneminin iktidarini isleten güç iliskilerinin ve devletin demokratiklestirilmesinin asli dinamigidir. Bu dönem boyunca, ücretli emegin ekonomik mücadele örgütü olan sendikalar ve politik temsiliyetini üstlenen isçi partileri, emek biçimleri arasinda bir hiyerarsi kurulmasinin da önünü açmislardir. Emegin â??üretimden gelen gücüâ?�, gelismis ülkelerde düzenleyici refah devletinin, üçüncü dünyada ise anti-emperyalist kalkinmaci devletin egemenlik biçimini taniyan ulusalci sol politikalar ekseninde örgütlenmistir.

Oysa günümüzde, bütün bir 20. yüzyil boyunca düzenleyici ve planlayici ulus devletin iktidar isleyisinde politik temsiliyet mekanizmalari içinde sermayeyle uzlasma masasina oturan ücretli emegin â??üretimden gelen gücüâ?�nün elde ettigi her kazanim, kendisine silah olarak geri dönüyor. Iste emegin güç kaybi denilen durum, aslinda ücretli emekle sermaye arasindaki çeliskiye oturan siyasetin maddi kosullarinin, yani temsiliyet ve uzlasma kosullarinin emegin politik bagimsizligini kurmaya artik yetmiyor olmasidir. Buradaki asil mesele, deger yaratma iliskisinin fabrikanin tekilliginden çikip toplumun bütününe yayilmis ve canli emegin bütünüyle cansiz emegin tahakkümü altina girmis olmasidir. Dolayisiyla, sermaye birikim sürecinin yeniden yapilanmasinin içindeki güç iliskileri ve deger yaratma iliskisindeki degisimler, toplumsal sözlesme üzerinden emegin bagimsizlasmasinin politik olanaklarinin kurulmasina izin vermiyor. Bu yüzden, devletin demokratiklestirilmesi ekseninde kurulan uzlasma mekanizmalari bir bir ortadan kalkiyor ve emek üretimden dislaniyor. Bütünüyle gerçek boyunduruk altina alinmis olan emek, öylesine yogun bir elbirligi ile çalisma ve üretme kapasitesine sahip ki, artik sermaye emegi verimli kilmak için onu elbirligi ile çalisacagi mekana ve zamana sikistirmak, üretken gücünü gelistirmek zorunlulugu hissetmiyor; artik istedigi nitelikte emegi istedigi zaman hazir bulabiliyor; sermayeye kalan sadece emek gücünü düzenlemek ve yönetmek. Bu ise, sermayenin egemenlik biçiminin her yerde açik siddet üzerinden kuruldugu anlamina gelir. Emegin â??üretimden gelen gücüâ?�, artik sermayenin karsisinda çiplaktir; ne siginabilecegi bir hukuk, ne üzerine giyebilecegi sanal bir demokrasi, ne de burjuva â??ortak iyiâ?� adina sarilabilecegi bir esitlik vardir.

Bu yüzden, emegin â??yaratici gücüâ?�nün olanaklari üzerinde düsünmek gerekiyor. Bu gücün zamani yoktur, ücret iliskisi içinde sabitlenemez ve ekonomik belirlenimlerin yasalarina tabi kilinamaz. Kendi emeginin tasarruf hakkini kendi elinde tutar ve gücünü uzlasma masalarinda politik bir tehdit olarak kullanarak sermayeye teslim olmak yerine, karsidan kurucu bir güç olarak kendi politikliginin içkinligini olumlar. Emegin â??yaratici gücüâ?�, sermayenin öznelligini gerçeklestirmesinin ifadesi olan kâr mantiginin içinde kendi yikiciligini reforme etme egilimi tasimaz. Toplumsal olarak gerekli emek zamani ile toplumsal olarak arti emek zamani arasindaki mücadeleyi, ekonomik-demokratik mücadeleye indirgemez ve sömürünün ortadan kaldirilmasini, salt ekonomik hesaplarla ifade edilen formüllere sikistirarak politiklestirmez. Dolayisiyla, sermayenin gelisme yasalarina ve nihai krizine bagli politiklestirmeler, emegin bagimsizligini kurmaya artik yetmiyor. Bundan sonra üzerinde ciddi olarak düsünülmesi gereken mesele, kendi varligini olumla pratikleri anlaminda, emegin toplumsal bagimsizligi üzerinden sinifsizlastirmaya dayali bir politikligin olanaklarinin ne oldugudur. Çünkü kriz, gelecekte degil, burada ve simdide; yoksullasmanin, mülksüzlestirmenin, hiyerarsinin, zorunlulugun ve dolayimin halen üretildigi ve egemen kilindigi yerdedir. Emek kendi özgürlesmesini, toplumsal sermayenin iktidarini isleten egemenlik biçiminin, yani devletin ele geçirilmesi ve dönüstürülmesine baglayarak gelecege havale etmez. Emegin â??yaratici gücüâ?�, bir gün çektigi acilardan kurtulacagi fikriyle eylemsizlesen degil, bugünden kolektif üretimin duygulanimini yaratan canli ve maddi toplumsal etkinligin gücüdür. Ne ulusal, ne sektörel, ne de yapisal hiçbir hiyerarsinin tahakkümüne girmeyen; bu anlamiyla, kendi bedenine ve yaratma kapasitesine kendi emegi ile maddilik kazandirarak toplumsallastiran küresel bir güçtür ve dünyalidir. Tipki, makine kiricilarin makinelerin tahakkümüne girmeyi reddetmeleri, Komüncülerin özyönetim deneyimi, Sovyetlerin Rusyaâ??da üretici güçler gelismemis olmasina ragmen devrim gerçeklestirmeleri, 68â??lilerin kapitalist isin yabancilastirmasina isyan etmeleri ve günümüzde Zapatistalarin kendi varoluslarini olumlayan isyani gibi bir güç.

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>