Komünalizm
6 September 2008

Komünalizm
â??Å?imdiye kadarki tüm materyalizminâ?¦ baslica kusuru, nesnenin, gerçekligin, duyumlulugun, duyumsal insan faaliyeti, pratik (Praxis) olarak degil, öznel olarak degil; yalnizca nesne (Objekt) ya da sezgi biçiminde kavranmasidir.â?1 Maddeci olduklarinda tarihi, tarih karsisinda da maddeciligi unutan kaba materyalistler, â??â?¦insan faaliyetinin kendisini nesnel faaliyet olarak kavramaz.â?2 Marxâ??ta nesnellik, bir objektivite degil; duyumsal insan faaliyeti, etkinlik ve pratiktir. Gerek metafizik gerekse yapisalcilik ve pozitivizm, â??öznellikâ? kavramini askinlastirir. Metafizik, öznelligin bu askinligini olumlarken, pozitivizm olumsuzlar. Marxâ??ta ise, â??öznellikâ? içkinliktir. Öznellik, maddi, pratik bir eylemselliktir. Marx, öznellik kavramini, kavramlar dünyasinin askinligindan sökerek duyumsal insan pratiginin nesnelligine içkinlestirir. Marxâ??ta, â??Tutku, kendi nesnesine dogru yilmadan yönelen insanin özsel gücüdür.â?3 â??Tarih, insanin gerçek dogal tarihidir.â?4 Bu baglamda â??öznellikâ?, insanin kendi pratigi üzerine eylemliligidir. Metafizigin ve pozitivizmin kurucu güç olarak taptigi analitik â??özneâ? ve â??nesneâ? ikiligi, Marxâ??in öznelliginde yok olur. Tarihsel materyalizmin nesnelligi, sinifsal öznellikler pratiginin politikliginin çözümlenmesidir.
Spinozaâ??da, insan iliskiselliktir. Marxâ??ta ise, emek iliskiselliktir. Insan ya da emek, degistiren, degistirirken dönüsen, olus içindeki yaraticiligin yikiciliginda, ölçülemez varliktir. Spinozaâ??da, conatus, bir seyin kendi varligini korumak ve sürdürmek için girdigi çaba; Marxâ??ta, insanin özsel gücü tutku ve iliskisel dogasi tarihtir. Iliskisel bir varlik olan insan ya da emek, tarihsel iliskisellikte olus ve kurulustur. Bu baglamda, emek politiktir; politiklik, emegin maddi olus ve kurulusuna içkin tarihsel dogasidir. Emegin politikligi, tarihe içkin öznelligin nesnelligidir.
Sinif Olarak Tahakküm: Sermaye
Emek, toplumsal deger üretme gücü olarak yaratici bir güçtür. Toplumsal iliskilerin tarihselligine göre, bu yaratici güç, bir deger üretme biçimi iliskisi altinda öznelestirilir. Sermaye, yaratici güç olan emegi, politik olarak mülksüzlestirme pratiginin tarihsel olarak aldigi biçimin bir ifadesidir. Sermaye, emegin yabancilasmis biçimidir; emegi, ücretli emek altinda siniflastirarak metalastirma pratigidir. Diyalektikte varligin kendini olumlama pratigi, olumsuzlamanin olumsuzlanmasidir. Bu diyalektik yasa, varligin kendini olumlamasinin olmazsa olmaz dogasidir. Bir varlik olarak sermaye, kendisini ücretli emekte olumsuzlayarak; ücretli emek de, sermayede kendini olumsuzlayarak olumlar. Bu baglamda ücretli emek, emegin sermayelesmis biçimidir. Yaratici emegin yarattigi ürün, özel mülkiyet altinda metalastirilarak sermayelestirilir. Sermayelesmis meta, emege karsi yabanci bir güç olarak durur. Yabancilasmis bir güç olarak duran sermayenin bir biçimi olan meta üretimi, emegi mülksüzlestirme pratigidir. Bu baglamda emegin yaratici gücü, mülksüzlestirme pratigi içinde güçsüzlesir. Marxâ??in arti-deger teorisinde üretken emek, emegin ücretli emek altinda sermayelesmis biçimidir. Üretken emek kavramini olumlamak, emegin sermayelestirilmis biçimi olan ücretli emegi olumlamaktir. Biz komünistlerin olumlamasi gereken kavram, üretken emek altinda emegin politik olarak mülksüzlestirilmesinin karsisinda, â??yaratici emekâ?tir. Varligin olumlama pratiginin diyalektigi olan olumsuzlamanin olumsuzlanmasi, diyalektigin bir baska yasasina geçer: karsitlarin birligi. Sermaye ile ücretli emek arasinda, karsitlarin birligi yasasi isler. Ücretli emek sermayenin, sermaye ücretli emegin olumsuzlama pratigidir. Birinin varligi digerini varsayar. â??Ayni zamanda hem ücretli emegin korunmasini hem de sermayenin ortadan kaldirilmasini istemek, demek ki kendi içinde çeliskili ve kendi kendini çürüten bir taleptir.â?5 Bu baglamda, sermaye ile ücretli emek arasindaki çeliski antagonist degildir. Bu çeliskinin getirecegi çatisma, toplumsal bir antagonizmayi olusturmaz. Antagonizma kavraminin felsefi temellendirilisi, politik farkliligimizin özüdür. Marx üzerine düsünürken ortaya iki egilim çikar. Birincisi Marxâ??in nesnelci, yasaci, determinist ve erekselci yorumu, ikincisi ise Marxâ??in öznelciligidir. Marx, 1848 devriminin degerlendirmesinde, 1848 devriminin siniflar mücadelesinin antagonist çatismasinin, tarihsel olarak kapitalizmin üretici güçleriyle üretim iliskileri arasindaki antagonistlesmemis, olgunlasmamis çeliskisine çarptigini ifade eder. Kökleri, Marxâ??in 1848 devrimini degerlendirmesinde yatan ve â??Ekonomi Politigin Elestirisine Katkiâ? kitabinin önsözüne dayanan determinist ve erekselci Marksistler açisindan, iki antagonizma vardir: birincisi, siniflar arasinda basindan itibaren var olan antagonizma; ikincisi, tarihsel olgunlasmaya bagli üretici güçlerle üretim iliskisi arasindaki antagonizma. Determinist ve erekselci Marksizm, birinciyi ikinciye tabi kilar. Bu durum, antagonizmanin diyalektik yorumunun kaçinilmaz sonucudur. Kriz teorileri de, bu yanlis yorum üzerine kurulur. Devrim, sermayenin krizlerine gömülür. Oysa, böyle bir ikilik yoktur; tek bir antagonizma vardir. Komünist devrimin krizi, sermayenin krizine bagimli degildir. Tam tersine, sermayenin krizlerinden bagimsizlasan emegin kendini olumlama pratiginin öznelliginin yarattigi politik krize baglidir. Determinist ve erekselci Marksizmde, emek ile ücretli emek aynidir. Sermayenin tarihsel krizi, üretim iliskilerinin üretici güçleri gelistirebilme yetenegini yitirmesidir. Bu tarihsel momentte, üretici güç olan ücretli emek yikici güce dönüsür. Bu kriz olgunlasmadan devrimci çalisma yapmak dogru degildir. Taktiksel olarak reform talepleriyle çalisma yapmak mesrudur. Oysa, emek ile ücretli emek ayni sey degildir. Emek basindan itibaren uzlasmazdir; politik öznelliginde toplumsal antagonizmayi üretir.
Sermayenin, emegi ücretli emek altinda siniflastirma iliskisi oldugunu israrla yeniden tekrarlayalim. Sermaye, emegi ve onun ürünlerini yönetme gücüdür. Yaratici emegin ürünlerini özel mülkiyet altinda gasp etmektir. Sermaye, yaptirma gücünü yapma gücüne dönüstürmektir. Politikligi varligin kendini olumlama pratiginin öznelligi olarak düsündügümüzde, sermayenin politikligi, kendini olumlama pratiginin diyalektigine içkindir. Bir baska deyisle, sermayenin politikligi, bir sinif olarak varliginin sürekli üretiminin ve yeniden üretiminin öznelligidir. Sermaye, bir sinif olarak var oldugu sürece vardir. Sinifsal var olusu, toplumsal emegi sürekli ücretli emek altinda siniflastirmasina baglidir. Sermaye, parçalar, böler ve sinifsal çatismalar içinde devinir. Bu baglamda diyalektik, sinifsallastirma pratiginin politik felsefesidir.
Sermayenin kendini olumlama pratiginin politikligi, siniflastirmaya ve bu siniflastirilmis siniflarin arasindaki güç çatismasina oturur. Sermaye, emegi ücretli emek altinda siniflastirmakla yetinmez. Ücretli emegi, kapitalizmin üretimi ve yeniden üretiminin gücü olarak öznelestirir. Bu durum, politikligi, ücretli emek ve sermaye arasindaki çeliski üzerinde yükselen çatisma içine kapatir. Bir sinif olarak sermayenin sinifsal çikarini toplum çikari olarak örgütlemesi, emegin politikligini ücretli emegin politikligine kapatarak tasfiye etmesi ve politik olarak mülksüzlestirmesi pratigidir. Bu baglamda, ücretli emegin politikligi üzerinden yürütülen bir â??emekâ? siyaseti burjuvadir. Sermayenin modernizm dönemi, emegin politikliginin ücretli emek siyaseti üzerinden yürütülmesinin tarihsel deneyimidir. Sendikalasma, partilesme, hukuk devleti, devletin demokratiklesmesi, öz olarak burjuva demokrasisi üzerine oturtulmus â??muhalifâ? bir emek siyasetidir. Bu siyasetin devrimci olup olmamasi, sermayenin olumlama pratiginin diyalektigine içkin çeliskilere, çatiskilara ve krizlere baglidir. Modernizm döneminde sermayenin krizlerinin üstesinden gelecek güce sahip emperyalist ülkeler, emegin politikligini ücretli emegin siyasetinde reforme ederken; üçüncü dünya ülkelerinde ücretli emegi politik bir sinif olarak kuran bu siyaset, burjuva devrimlerini üstlenen proletaryanin devrimci gücüne dönüsmüstür. Emperyalizm dönemindeki zayif halka teorisinin özü budur. Emegin politikligi, ücretli emegi bir sinif olarak kurmaktan geçmektedir. Marxâ??in döneminde, asil olan devrimcilik komünist bir devrimle özdes iken; emperyalizm döneminde, asil olan devrimcilikle komünistlik arasindaki mesafe iyice açilmistir. Devrim kavrami, toplumsal devrimin politikligine içkinken, siyasal devrimle sinirlandirilarak askinlasmistir. Artik komünizmin politikligi toplumsal devrim degil, siyasal devrimden sonra gelen toplumsal bir evrimdir. Kavramlar yer degistirmistir: toplumsal özgürlük yerine siyasal özgürlük, toplumsal bagimsizlik yerine siyasal bagimsizlik, toplumsal esitlik yerine siyasal esitlik, toplumsal kurtulus yerine siyasal kurtulusâ?¦ Toplumsal olanla siyasal olan arasindaki mesafe, politik olarak gittikçe açilmis ve emegin politikligi, toplumsalliga yabancilasmistir. Artik emek, bir sinif olarak kendini kurmanin siyasetine kapatilmistir. Leninâ??in söyledigi gibi, â??Biz devletiz!â?6 Lucasâ??in ise tersten söyledigi gibi, â??Sinif, diktatörlügünü kendine yöneltmistir.â? Emegin politikligi, bir iktidar sorunu olmanin ötesinde, bir iktidar teorisine dönüsmüstür. Iktidar teorisi, bir sinifin politikligini diger siniflari yönetebilmesine içkinlestirmektir. Devrim kavrami askinlastirilmistir. Devrim kavrami, emegin politikligine içkinlestirilerek devrimcilestirilmelidir.
Sinif Olmayan Güç: Emek
Marxâ??ta, emek kavrami ile ücretli emek kavrami özdes degildir. â??Emek kendine ve ücrete ayrisir. Isçinin kendisi bir sermaye, bir metadir. Karsilikli düsmanca karsitlik.â?7 Ücretli emek, sermaye tarafindan siniflastirilmis sosyolojik bir siniftir. Ücretli emek, sermayenin üretici gücüdür. Politik sinifsal karakteri ise reformizmdir. Reformizmin sinifsal temeli, küçük burjuva degil ücretli emektir. Keynesyen sosyal devlet, refah devleti, devletin demokratiklestirilmesi söylemleri, emegin politikligini ücretli emegin siyasetine kapatmaktir. Bu baglamda ücretli emek, sermaye karsisinda antagonist bir sinif degildir. Bernsteinâ??den gelen, Laclau ve Mouffe ile devam eden radikal demokrasi siyasetinin tözü budur.
Emek, ücretli emek karsisinda sinif olmayan gücü, sermayenin siniflastirmasina karsi sinifsizlasmayi ifade eder. Emek, siniflasmis sermayenin üretici gücü olan ücretli emek ve sermaye karsisinda, sinifsizlasmanin yaratici gücüdür. Bu baglamda sinif olamayan güç, siniflastirmaya karsi sinifsizlasmanin yikici gücü, üretici güçlerin gelisimine içkindir. Bu baglamda emek, basindan itibaren sermaye karsisinda antagonist bir güçtür. Emegin politikligi, siniflastirmaya karsi sinifsizlasma antagonizmasina içkindir. Ücretli emegin sinifsalligi sosyolojik iken, emegin sinifsalligi politiktir. Ücretli emegin kendini olumlama pratigi, sermayenin olumsuzlanmasi üzerinden kendini olumlamaktir. Emegin olumlama pratigi ise, kendini olumlama pratigi üzerinden isyandir. Sermaye kavrami karsisinda, ücretli emek muhalefeti, emek ise devrimi temsil eder. Sermayenin olumlama pratiginin öznelligi diyalektik iken, emegin olumlama pratiginin öznelligi diyalektik degildir. Emegin olumlanmasi, bütün siniflastirma pratigini sinifsizlastirma politik pratigi ile kilitlemek ve yikmaktir.
â??Komünist devrimâ?¦ çalismayi ortadan kaldirir ve bütün siniflarin egemenligini siniflarin kendileriyle birlikte ortadan kaldirir; çünkü bu devrim, artik toplum içinde bir sinif islevi görmeyen, artik toplum içinde bir sinif diye taninmayan, ve daha simdiden artik bugünkü toplum içindeki bütün siniflarin, bütün milletlerin, vb. yok olusunun ifadesi olan bir sinif tarafindan gerçeklestirilir.â?8 Marx için proletaryanin önemi burada yatar. Marx için proletaryanin önemi, toplumsal olarak en yoksul, en ezilen sosyolojik sinif olmasindan degildir. Proletaryanin Marx için önemi tarihseldir. Sinif olarak kendini reddetme politikligine sahip tek güç olmasidir. Proletaryanin politik önemi, bu baglamda sosyolojik olarak sinif çikarina bagimli degildir. Proletaryanin politikligi yalnizca kapitalizme degil, bütün siniflara, bütün sinifsal tarihe, bütün siniflastirma iliskilerinin üretim ve yeniden üretimine meydan okumadir. Bu meydan okuma, sinifsallastirmaya karsi sinifsizlasma pratigi, emegin politik öznelliginin kurulusudur.
Emegin Politikligi: Komünalizm
Geldigimiz bu noktada, politik olan ya da â??politikâ? kavrami üzerinde yeniden düsünmemiz gerekiyor. Solun yüzlesmesi gereken esik, bu sorunsal alandir. Varligin kendini olumlama pratiginin öznelligini, politikligin tanimi olarak ele alabiliriz. Emegin kendini olumlama pratiginin öznelliginin kurulusunun sermayenin kendini olumlama pratiginin öznelligiyle antagonistligi göz önüne alindiginda, emek ve sermayenin politikligi antagonist farklilik tasir. Sermayenin öznelligi, sinif olarak var olmaktir. Bu sinifsal varligini, ancak toplumsal iliskileri sinif üretme iliskisi olarak üretmek ve yeniden üretmek üzerinden sürdürebilir. Sermaye için politik olan, sinifsal ve siniflar arasi iktidar savasidir. Bu baglamda, bir sinifin politik gücü ya da varlik gücü iktidar olmaktir. Iktidar, sinifsal varligin ontolojisine içkindir. Bu baglamda sinifin varligi, sinifsallastirdigi diger sinif ve siniflari tahakküm altina almaktir. Sinifsal çikarini toplum çikari olarak örgütleme iktidar egitimi bunun ifadesidir. Kendiliginden bir siniftan, kendisi için bir sinifa dönüsmek isteniyorsa iktidar olmak zorunluluktur.
Varligi sinif olmaktan geçen bir güç için en önemli olanak, diger siniflari tahakküm altina alabilecek askin iktidar alanini â??özgürlestirmekâ?tir. Ekonomi-politikçilerin ve liberallerin siyasal özgürlük söylemiyle savunduklari burjuva demokrasisi bunun ifadesidir. Tam bu noktada, siyasal alan ile toplumsal alan ayrimi yapilir. Toplumsal esitsizlik, siyasal esitlik altinda mesru sayilir. Egemenlik, toplumsal alandan siyasal alana tasinir. Sermaye için egemenlik, toplumsal tahakkümü kuran askin iktidar alanidir. Bunun kurulusu temsiliyettir. Toplumsal alan, egemenligini temsiliyet araciligiyla siyasal alana devreder. Bu baglamda, sermayenin kurucu gücü, siyasal alan olan askin iktidardir. Bir iktidar, bir tahakküm iliskisi olan devlet, sermayenin kurucu gücüdür. Devlet, sinifsal tahakküm iliskisinin ötesinde, sinifsal üretim ve yeniden üretim iliskisidir. Bu noktadan itibaren, siyasal kavrami toplumsal kavraminin önüne geçer ve toplumsal kavramini ezer. Artik tarihi kuran ve yazan iktidarlardir. Sermaye için, iktidar olmak bir erdem ve onurdur.
Emek, kendi egemenligini temsiliyetle siyasal alana devretmeye ihtiyaç duymaz. Bu egemenlik toplumsal olarak kendine aittir. Toplumsal alana askin olan siyasal alana, bu baglamda iktidara ihtiyaç duymaz. Çünkü emegin ontolojik varligi, toplumsal bir sinif olmaktan geçmez. Sinif olmak, onun toplumsal dokusunda ve dogasinda yoktur. Emegin kendini olumlama pratiginin öznelliginin ontolojisi, sinifsizlasma politikligine içkindir. Bu baglamda emegin politikligi, toplumsal sinif olmak ve toplumsal siniflar arasi didismenin üretimi ve yeniden üretimine bagli degildir. Emegin politik öznelligi, sermayenin politik öznelligiyle basindan itibaren antagonisttir. Çarpisan, sosyolojik sinif çikari ve talepler degil, iki farkli hayatin çatismasidir.
Sermayenin politik gücü toplumsal gücünden gelir: para, bilgi, kurumsal örgütlülük ve iktidar. Emegin politik gücünü veren toplumsalligi ise yoktur. Emegin sermaye karsisindaki tek gücü, siniflastirma karsisinda, kaçis, direnis, isyan ve devrimdir. Sermaye tahakkümünde hayatini üretir ve korurken, emek isyaninda hayati arzu eder. Bu baglamda, emegi siniflastiran direnisidir. Sermaye, emegin toplumsal sinif olmasini ister. Emek, toplumsal olarak sinif olmak istemez. Sermaye, emegin siyasal alanda sinif olmasini istemez; emek, siyasal alanda sinif olmak ister. Emegi sinif olarak kuran, toplumsalligi degil siyasalligidir. Emek, sinif olmayan siniftir. Iktidari ele geçirmek için degil, yikmak için siniftir. Emek, iktidari gelistirip sinif olmayi üretmek için degil, kendisini politik bir sinif olarak reddetmek ve sinif kavramini yikmak için devrimcidir. Iktidar olmadan dünyayi degistirmek, iktidari yikmadan dünyayi degistirmek anlaminda degildir. Toplumsal egemenligimizde sinif olmadan dünyayi degistirmektir. Proletarya diktatörlügünden anladigimiz budur. Proletarya diktatörlügü, iktidar olmak için, sinif olmak için degil, iktidari yikan, her türlü sinif üretme iliskisini reddeden devrimin örgütlü siddetidir. Bizim için proletarya diktatörlügü giyotini yakan â??komünâ?dür.
Neden komünalizm? Biz burada komünalizmi, komünizm kavramina karsit olsun diye kurmuyoruz. Tam tersine, komünizmin içkin kurulusunun politikligine biz komünalizm diyoruz. Sermayenin olumsuzlanmasi üzerinden emegin olumlanmasi degil, emegin olumlanmasi üzerinden sermayenin yikilmasi üzerine düsünüyoruz. Politiklik kavramini, emegin kendi öznelliginin kurulusu baglaminda aliyoruz. Içkin güç toplumsallik ile askin iktidar siyasallik karsitligindan, içkin güç toplumsallik olarak komünalizmi önemsiyoruz. Politikligin toplumsal siniflasma pratigi olarak görülmesini reddediyoruz. Politikligin siniflasma olarak görülmesini, tam da emegin politik olarak mülksüzlestirilmesi olarak okuyoruz. Emegin politikligini, siniflasma degil sinifsizlasma pratigi olarak kuruyoruz. Bu sinifsizlasma pratigini determinist, ekonomist ve ereksel nedenlerle yarinlara erteleyen yaklasimlari reddediyoruz. Sinifsizlasma pratigini, emegin kendini olumlama ve degerli kilma öznelliginin bugününe içkin olus ve kurulusu olarak görüyoruz. Komünalizm, komünizmin içkin kurulusudur. Devrim kavraminin devrimcilestirilmesidir. Direnise içkin karsidan kuruculuktur. Komünalizmi, iktidar için degil hayat için devrimi istemek olarak düsünüyoruz.
Komünalizmin kurucu gücü, öznesi kimdir? Komünalizmin kurucu öznesi, sosyolojik bir sinif degildir. Her devrimin sinif bilesimini kuracak olan siyaset, devrim kuraminin özüdür. Düne kadar sosyolojik sinif çikarlarini birlestirerek bir güç haline getiren siyasal demokrasi, siyasal bagimsizlik, siyasal özgürlük ve siyasal esitlik söylemi, isçi sinifini devrimci bir güç olarak örgütleme yetisini yitirmistir. Sinif ittifaki üzerinden bir sinif bilesimi beklentisi sonuç vermemektedir. Artik sinif bilesimini kuracak olan söylem sinifsizlasma siyasetidir. Toplumsal bagimsizlik, toplumsal özgürlük, toplumsal esitlik ve toplumsal kurtulustur. Sinifsizlasma siyasetinin kurdugu özne çokluktur. Çokluk, sosyolojik olarak ölçülebilir bir sinif, siyaseten ise sinif ittifaki degildir. Çokluk, politik bir güç, bir sinif olarak kurularak görülebilir. Çokluk, sinif kavramidir. Fakat, üretken emek kategorisinde sinirlanan isçi sinifi kavramini içererek asan bir siniftir. Komünalizmin kurucu öznesi olan çokluk, sinifsizlasma siyasetinin kurdugu ölçülemez siniftir. Çokluk, bugüne içkin komünalist otonomi ve komünizmdir.
1 Marx, Feurbach Üzerine Tezler, Ludwig Feurbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Sol Yay., 1992, s. 61.
2 Marx, Feurbach Üzerine Tezler, Ludwig Feurbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Sol Yay., 1992, s. 61.
3 Marx, 1844 Elyazmalari, Sol Yay., 1993, s. 226.
4 Marx, 1844 Elyazmalari, Sol Yay., 1993, s. 226.
5 Marx, Grundrisse, Birikim Yay., 1979, s. 399.
6 Lenin, Leninâ??in Son Kavgasi, Öteki Yay., 1999, s. 45.
7 Marx, 1844 Elyazmalari, Sol Yay., 1993, s. 162.
8 Marx, Engels, Alman Ideolojisi, Sol Yay., 2004, s. 66.

