Üniversitenin piyasaya uyum yasasi
10 March 2006
Bu yazida, Å?ubat ayinda gündeme gelen yüksekögretim yasa tasarisi taslagi ve hukuki düzenlemeler ile bu hukuki düzenlemelerle egitimin yapilandirilmasi arasindaki iliski ele alinacaktir.
Otonom olarak bir çok yazimizda, küresellesme diye adlandirilan â??80 sonrasi süreçte, sermaye birikim sürecinin yayilma mekanizmasinin farklilasmasi ve bununla baglantili olarak toplumsal iliski alanlarini dönüstürerek yeni iktidar iliskileri üretmesi üzerinde durduk. Kapitalizmin yeniden yapilandigi söz konusu süreçte, iktidar iliskilerinin yapilanmasinin ayaklari, hem kendi içerisinde farklilasan hem de tamami ile birbirini besleyen alanlarin karsilikli olarak üretildigi bir süreçtir. Bu ayaklardan birisi, devletin yeniden yapilanmasini da içine alan hukuki ve yasal pratiklerdir. Özellikle son dönemde gündeme gelen yasalari, küresel ile yerelin etkilesim alani olarak, küresel düzeydeki kapitalizmin yeniden yapilandigi iliskileri açiga çikarma ve yerel olanin küresel düzeydeki söz konusu yapilanmanin ihtiyaçlarina göre, kendi farkliliklarini ve özgünlüklerini bu küresel yapilanmaya uyumlulastirma süreci olarak okuyabiliriz. Burada, yasal pratiklerle üniversitelerin yeniden yapilandirilmasini iki ayak üzerinden ele alabiliriz.
Birinci ayak, söz konusu yasal süreçle üniversitelerin yapilandirilmasi arasindaki iliski, ikinci ayaksa, üniversitelerin yeniden yapilandirilmasi ile kapitalizmin ihtiyaçlari arasindaki iliskidir. Bu bahsettigimiz unsurlar tamamiyla birbirini distalamayan, kesin çizgilerle ayrilamayacak ve birbirinin içine geçmis unsurlar olarak karsimiza çikmaktadir. Bakis açimizi ancak bu iki ayak üzerinden gelisti-rerek, bu tasarinin bütünlük içerisinde nereye oturdugunu kavrayabiliriz.
Özellikle â??80â??lerden sonra gündeme gelen kapita-lizmin yeniden yapilandirilmasi süreci, â??yapilandirmaâ?? kavraminin, -zorun ve müdahalenin de içerigini degistirerek ve içsellestirerek- ihtiyaçlarin açiga çiktigi, biçimlerin ve somutluklarin sisteme uyumlulastirma sürecinin farklilastigi bir iliski sisteminin olusmasina yol açti. Bu iliski sistemlerinden birisi sistemin yapilandirilmasi ile hukuki düzeneklerin yapilandirilmasi, ikincisi de yasalarin olusum sürecidir. Yasalarin olusum süreci, yasalarin nasil bir iktidar perspektifinden dogru yapilandirildigi, sermaye birikim sürecinin tarihselligi içerisinde farklilik göstermektedir. Yasalarin her zaman farkli çikar gruplarinin çikarlarini hukuki düzeyde tanimladigi bir alan oldugunu bir kenara koyarsak, son süreçte, yasalarin temsil ettigi çikar gruplarinin farklilasmasindan öte, olusum sürecinde ve açiga çiktigi biçimi ile farkli iktidar iliskilerinin açiga çiktigi bir düzenek ve zemin oldugunu görebiliriz. Özellikle Türkiye ve Türkiye gibi â??geç kapitalistlesenâ?? ülke-lerde, ulus devlet olma sürecinde yasalar, her zaman yukaridan asagi dayatilan ve iktidarin merkezi olarak yapilandigi bir iliski sisteminin açiga çiktigi alandi. 1923 sonrasi Türkiyeâ??de â??yapilanmaâ??, kapitalizm tarafindan hala içerilememis olan alanlarin ulusal düzeyde yukaridan asagi dogru içerilme pratiklerini olusturuyordu. Bu içerilme pratikleri, fiili olarak toplumsal alanlarin sermaye birikim sürecine çekilmesinin önünü açarken, çekilmis olanlarin da isini kolaylastirmasi ve güçlendirmesini ifade ediyordu. Bu içerilme süreci, yasal zeminde, hem ulusal hem de küresel ölçekte daha çok ulus devlet mer-kezli bir siyasetin üzerinden isliyordu. â??70â??lerden sonra â??yapilandirmaâ?? kavrami, sermaye birikim süreci içerisine çekilmis olan alanlarin ihtiyaçlari dogrultusunda kendisine vücut bulurken, ayni zamanda bu içerilme pratiginin sistemle kurdugu iliski biçimleri de farklilasarak degismistir. Bu içerilme pratiginin farklilasmasinin yasal düzeydeki ifadesini, YÖK tasarisini ele alirken daha somut görebiliriz.
â??80â??lerden sonra gündeme gelen â??yeniden yapilandirmaâ?? sürecinin içerdigi ve farklilastirdigi alanlarin en önemlilerinden biri üniversitelerdir. Genel olarak üniversite alani, tarihsel olarak her zaman hem sistemin ihtiyaçlari dogrultusunda bilgi ve becerilerin edinildigi ve emegin denetim altina alindigi bir alan olarak hem de bilginin toplumsal anlamda kurdugu iktidarin içerigini belirleyen alanlar olmuslardir. Bu noktada, üniversitelerin kapita-lizmle kurdugu iliski açiktir; fakat biçimi ve içerigi degismistir. â??70â??lerden sonra neo-liberallerin, üniversite egitiminin toplumsal yarardan daha çok bireysel yararinin oldugu söylemleri, aslinda kapita-lizmin ihtiyaçlari dogrultusunda toplumsal bilesenlere nasil dokunarak dönüstüreceginin ifadesidir. â??Bilgi toplumuâ?? paradigmasi, üniversitelerin kurumsal anlamda bir kar alani haline getirilerek ticari-lestirilmesinden öte, üretim biçimlerinin farklilasma-si ve teknolojik düzeyin gelismesi ile birlikte açiga çi-kan nitelikli eleman ihtiyacinin artmasi, ayni zamanda var olan üniversitelerin piyasa ile kurdugu iliskinin -dogrudan piyasaya proje sunan bir nitelikle- piyasanin kalbiyle kurdugu bir iliskiye dönüsmesidir. Bu noktada piyasayi isleten bir pozisyonla, üniversiteler sirketleserek piyasanin aktörleri olma durumundadirlar.
Å?ubat ayinda gündeme gelen üniversitelere iliskin yasa tasarisina baktigimiz zaman, bu yasa tasarisinda küresel düzeydeki söz konusu iliski biçimlerinin yasal zeminde açiga çiktigini görüyoruz. Yasa tasarisinda özellikle ön plana çikan kavramlar olan, verimlilik, seffaflik ve rekabet gibi kavramlar ve söylemlerle, üniversitelere iliskin düzenlemelerin piyasanin dili ile konusturuldugu ve piyasaya içkin olan iliski biçimlerinin bu tasarida ifade buldugunu görüyoruz. Özellikle bu üç kavram, küresel düzeydeki iktidar iliskilerinin hangi söylemler üzerinden yapilandirildigini göstermektedir. Verimlilik söylemi, kapitalizmin bireysellestirici mantigi ile birlikte bu bireysellestirmeyi, üniversite egitimi ile potansiyelini artirma, bireyin sistemle kurdugu iliskiyi saglamlastirarak daha etkin hale getirme üzerine kuruludur. Kapitalizmin kendi dili ile ifade edersek, â??sen kapitalizme daha fazla ne katabilirsin ve nasil katabilirsinâ??dir. Üniversiteye giren ögrencinin potansiyelinin kapitalizmin ihtiyaçlari dogrultusunda artirilarak, bu potansiyeli konusturarak daha aktif ve etkin hale getirilmesi ve kendisini gerçeklestirme kanallarinin yaratilmasidir. Bu noktada, bütün toplumsal alanlarin piyasanin dili ile ifade edilmesinin bir somutlugu ile karsi karsiyayiz. Rekabet kavramina geldigimiz zaman, kapitalizmin kendini üretecek alanlari olusturma konusunda en belirleyici kavram oldugunu biliyoruz. Burada, rekabet edebilmenin potansiyelini neyin olusturduguna bakarsak, karsimiza â??bilgiâ?? kavrami çikmaktadir. Yasa tasarisinda, â??bilgiâ?? rekabetin bir girdisi olarak kurgulanarak, ögrencilerden daha fazla verimlilik elde edilerek uluslararasi arenada rekabet yeteneklerinin artirilmasindan bahsedilmektedir. Küresel düzeyde rekabetin hizlanmasi, farkli potansiyel alanlarin bu rekabet ortaminin dili üzerinden yapilandirilip dönüstürülmesini ifade etmektedir. Sorun artik üniversitelerin piyasa iliskisi içerisine çe-kilmesinden öte, bu çekilme iliskisinin dönüstürülerek nasil rekabetin çitasina göre ayarlanacagi ve tanimlanacagi sorunudur. Bu anlamda rekabet kavrami diger seffaflik, verimlilik gibi kavramlari bünyesinde toplayan ve onlara sekil veren bir kavramdir.
Å?effaflik kavramina geldigimiz zaman, bunun karar alma ve karari uygulama biçimlerinin degismesi ile ilgili bir kavram oldugunu görürüz. Küresel düzeyde â??yönetisimâ?? kavrami etrafinda yapilandirilan yönetim perspektifinin, burada seffaflik, hesap verilebilirlik ve demokratik katilim ilkeleri üzerine kuruldugu görülmektedir. Disiplin toplumundan denetim toplumuna geçisin bir paradigmasi olan â??yönetisimâ?? kavrami, yönetimin karsilikli olarak gerçeklestigi, karar alma süreçlerinin görece bir sekilde demokratiklestigi bir anlayisin ve perspektifin ürünüdür. Özellikle YÖKâ??ün kati, hiyerarsik ve merkeziyetçi yapisi ve bu yapiya gelen elestiriler YÖKâ??ün, bu anlamda iktidarin toplumsallastigi ve toplumsal iliskilerin piyasanin içerisine gömüldügü (K. Polanyi) bir sistemin tasiyicisi olamadiginin göstergesidir. YÖKâ??ün yetki alaninin parçalanarak, tasarida esgüdüm kurulu olarak yapilandirilmaya çalisilmasi, nasil bir örgütlenme ve yapilanmanin sistemin tasiyicisi olabileceginin ifadesidir. YÖKâ??ün islevleri ile donatilan Üniversitelerarasi Kurulâ??un islevleri, üniversitelerin nasil bir zemin üzerinden yönetileceginin de göstergesidir. Tasarida yer alan, Üniversitelerarasi Kurulâ??un islevlerinden iki tanesi söyledir:
- â??Farkli gelismislik düzeylerine sahip olan yüksekögretim kurumlariâ?? arasinda isbirligi ve yardimlasma saglamaya dönük tavsiyelerini Yüksekögretim Esgüdüm Kuruluâ??na bildirmek.
- Yüksekögretim kurumlarinin demokratik bir anlayis içinde farklilasma ve uzmanlasmalarini objektif ilke-ler temelinde degerlendirmek ve bu konularda Yüksekögretim Esgüdüm Kuruluâ??na tavsiyelerde bulunmak.
Özellikle yukarida da belirtildigi gibi, üniversitelerin sürecin tasiyicisi seklinde örgütlenmesinin biçimi, üniversitelerin piyasa ile kurdugu iliskinin farkliligi göz önünde bulundurularak yönetilmesidir. Piyasa ile kurulan iliskinin farkliligi ise su sekilde açiga çikmaktadir; bazi üniversiteler, özellikle tasra üniversiteleri daha çok piyasanin yerel isgücü ihtiyacini karsilayan bir sekilde piyasa ile iliskilenirken, bazi üniversiteler -bunlar özellikle Sabanci, Koç, Bogaziçi gibi elit üniversite diyebilecegimiz üniversitelerdir-, hem piyasanin üst düzey yönetici kadrosunu yetistiren hem de piyasaya dogrudan proje üreterek, toplumsal anlamda hangi bilginin nasil üretilecegini belirleyen bir yerden piyasa ile iliskilenmektedirler. Bu anlamda, tasra üniversiteleri piyasanin bölgesel ve mekansal ihtiyaçlarini karsilayan, elit üniversite-ler ise daha çok piyasanin bütünlüklü ihtiyaçlarini karsilayan bir pozisyondadirlar.
Kapitalist imparatorluk, küresel düzeyde kendisini farliliklara dokunarak ve bu farkliliklari üreterek, piyasaya içerilmis alanlari daha da derinlestirerek ve her bir halkanin farkli oldugu fakat ayni zamanda kapitalist zincirin bir parçasi oldugu mekanizma üzerinden kendisini kurmaktadir. Üniversiteler bu halkalardan biridir; fakat bu halkada meydana gelecek bir degisme bütün zincirin yapisini degistirecek niteliktedir.

