Modern felsefe geleneği içinde diyalektik, hiçbir şeyin kendi içinde olmayıp başkayla bağlantılılığı içinde düşünülebilmesine olanak veren, böylelikle özne ve nesne, akıl ve beden, düşünce ve pratik gibi türlü ikilikleri çözüme kavuşturan bütünlükçü bir felsefi yöntem olarak olumlanmıştır. Diyalektik, ikiliklerin bir bütünün dolayımıyla birbirini yok etmeyen tersine yeniden üreten çelişkiler biçiminde uzlaştırılmasının felsefesidir. Bu felsefenin kuruluşu ise, diyalektiği tarihsel-toplumsal alana taşıyarak ona daha önce görülmemiş ontolojik bir anlam atfeden Hegel’e aittir. Hegel’deki göndermesiyle hatırlayalım. Tin soyutlaması altında karşımıza çıkan bütün, tekilliklerde başkalaşmak yoluyla kendiyle çelişerek devinen mutlak hakikati/varlığı ifade ederken, diyalektik mutlak bütünün bu çelişkili devinimidir. Bununla birlikte sınıflar mücadelesinin felsefesi ya da bilimi olma iddiasındaki Marksizmler için diyalektiğin asıl önemi, karşıtların çelişmesinden doğan hareketi gösterebiliyor olmasından gelir. Buna göre diyalektik, mutlak olan her şeyin geçici karakterini ortaya koyan, kesintisiz oluş ve yok oluşun yasasıdır. Dolayısıyla Hegel’den beslenen Marksizmlerin ortak noktası, Hegel’de kendine başkalaşarak kendini üreten varlığın çelişkili devinimini veren diyalektiği, sınıflar mücadelesinin yasası olarak uygulamak olmuştur. Tarihin motoru sınıflar mücadelesiyse, sınıflar mücadelesinin motoru karşıtların çelişmesidir. Ancak Hegel’de Tin soyutlaması altında mutlak hakikatin/varlığın hareketini veren diyalektiğin, Marksist söylemde karşıtların çelişmesinin sürekliliği temelinde mutlak olan her şeyin geçiciliğini veren bir yasaya dönüştürülmesi nasıl mümkün olabilmiştir?
Bu yazi bir tür düsünce deneyidir. Marxâ??in Spinozaâ??ya asina oldugu, hatta Marxâ??in, â??Teolojik Politik Incelemeâ??yi kendi el yazisiyla defterine geçirdigi bilinir. Daha az bilinen sey ise bu âsinaligin önemi ve Spinozaâ??nin, Marxâ??in düsüncesine olan etkisinin genisligidir. Buradaki deneyin amaci bu etkiyi kasitli bir sekilde abartmaktir: Spinozaâ??yi Marxâ??in çabasinin tam kalbine yerlestirmenin olasi etkilerini ele almak. Oku…. »
Askin iktidar, yasama hep kosul sürer. Yasami iliskiselliginden koparip, onu kategorilerle tanimlayip ölçmek ister. Yasamin kendi devingenligindeki bütün güçleri kendine mal etmek ve yönetebilmek için yasa ve buyruklar koyar. Komuta ve hiyerarsiyi temellendirmek için ikilikler üretir ve varligi olusu içerisinden çikarip bu ikici kategorilere hapseder: Kitleleri yöneten siyasal erk, düsünce alaninda bedeni yöneten zihin, hareketi önceleyen akil, nesneyi bilen özne olarak karsimiza çikmistir. Askin iktidar, politik mesrulugunu hukuk ve devlet siyaseti üzerinden kurarken, felsefi mesrulugunu da varlik alanindan çikip bilinç söylemine girmis bir teoriden alir. Biz felsefe tarihindeki bu yer degistirmeye, ontolojinin epistemoloji tarafindan tahakküm altina alinisi diyecegiz. Ve hakim modern felsefe tarihini de, varligin bu unutulusu üzerinden okuyacagiz. Oku…. »
Spinoza’nin, modern teori gelenegi içinde ve karsisinda temsil ettigi ayriksi konumu, bugünden, bugünün praxis felsefesi üzerinden, bugünün devrimci düsüncesinin ihtiyaçlari üzerinden okumaya çalistigimizda, bizim için en çarpici olan sey, modernligin bize biraktigi çözümsüzlükler ve artiklar karsisinda etkili ve güçlü bir felsefi sistem sunmus olmasidir. Oku…. »