Kapitalizme Oy Yok!
20 July 2007
Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »
17 June 2006
Irak Vicdan Mahkemesi dolayısıyla Türkiye’ye gelen aktivist Anthony Arnove ile röportaj yapma fırsatımız oldu. The Nation, Monthly Review, Socialist Worker, Z Magazine, In These Times ve International Socialist Review vb. dergilerden tanıdığımız Arnove aynı zamanda Uluslararası Sosyalist Örgütü ve Ulusal Yazarlar Sendikası’nın üyesidir. Aktivist yaşamını daha çok New York’da (Brooklyn) sürdüren Arnove ayrıca bir dizi kitaba da editörlük yapmıştır. Arnove’un “Amerika’nın Irak Savaşı” (Aram Yayınları, 2003) adıyla Türkçe’ye çevrilmiş bir de kitabı bulunuyor.
Oku…. »
Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »
10 March 2006
Otonom’un ilk sayısından bu yana öne çıkan çabası, soldaki yapısal tıkanıklığın çözülmesi noktasında emek harcamaktır. Bu çabanın içerisinde, her zaman sorunun bütünlüklü olduğu vurgulanmıştır. Bütünlüklü bir yeniden yapılanmanın, politik felsefe ve teorideki kopuşlardan geçeceği açıktır. Bu noktada önümüzde duran önemli sorunsal alanlardan biri, devrimci siyasi paradigmanın yeniden yapılanmasına ilişkin olarak, politik felsefe ve teorinin kavramları üzerine yeniden düşünebilmektir. Bu yazıda, yeni bir devrimci siyaset paradigmasının kurucu kavramları olduğu iddiasında olduğumuz bazı kavramların, hareketin önünü açmada ne kadar anlamlı olduğu tartışılmaya çalışılacak. Oku…. »
Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »
10 March 2006
Gelinen koşullarda, sınırları henüz çizilmemiş bir ayrışma yaşandığı kesindir. Mersin ve Trabzon’da yaşanan olaylar ışığında, Türkiye’nin ve dolayısıyla Türkiye siyasetinin bir dönüm noktasında olduğu şüphe götürmezdir. Kavramlar, politik zeminin ayrıştırılması ve netleştirilmesi bağlamında önemlidir. Eski ezberler, içinde bulunduğumuz kapitalizmin ontolojik kuruluşunda, bırakın politik zeminleri ayrıştırmayı ve netleştirmeyi, daha da içinden çıkılmaz netsizliklere ve karışıklıklara neden olmaktadır. Modernist dönemin söyleminde ‘ulusalcılık’, enternasyonalizmi ve sınıfsallığı da içermekteydi. Bugün ise ‘ulusalcılık’, sınıfsallığın ve enternasyonalizmin reddini içermektedir. İçinden geçtiğimiz politik süreç ve politik pratik, bizim açımızdan söylediklerimizin önemli bir deneyimi olacaktır. Artık ulusalcılık, enternasyonalizm ve sınıfsallığın karşısında bir politik pozisyon tutturmaktadır. Önümüzdeki politik süreç, ulusalcılıkla sınıfsallığın ayrıştığı bir dönem olacaktır. Emek cephesi, ulusal güçler ve enternasyonal güçler olarak, yalnızca teorik olarak değil aynı zamanda politik pratik olarak da, yol ayrımına girmiştir. Oku…. »
Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »
10 March 2006
AB tartışmasının en yoğun şekilde yaşandığı günümüz Türkiye’sinde, herkes eteğindekileri dökmek zorunda hissediyor kendisini. AB’ye hayır diyenler, yurtseverliğe ve ulus-devlet sınırlarına, dolayısıyla ulusal egemenlik ve ulusal ekonomiye sığınırken, �sol’ adına evet diyenlerin bir kısmı da �Emeğin Avrupası’ tezine sığınıyor. Hayırcıların neden hayır dediklerini bir kenara bırakırsak ve evetçilerin tezlerini incelemeye çalışırsak, bir sürü okumaya ihtiyaç duyacağımız da çok açık. Yine de, kendi söylediklerine bakıldığında, Avrupa işçi sınıfıyla beraber kapitalizme karşı mücadele etmek için, mutlaka AB’ye girmemizin gerektiği düşüncesi, kendi başına �arızalı’ bir düşüncedir. Çünkü bu düşünce, mimari olarak, AB’ye hayır diyenlerin ulusalcı düşünme yapısı ile aynıdır. Hayırcılar �AB Emperyalizmi’ kavramını gündeme sokarlarken, devrim hâlâ devleti ele geçirmek olarak algılanır; evetçiler �Emeğin Avrupası’ kavramını sokarlarken, mücadele hâlâ sermayenin merkezinde yapılacak muhalefet olarak algılanır. Her iki durumda da, kapitalizmin küreselleşmesi ve yayılmacılık ve sömürgecilik söz konusudur. Kapitalizmin halihazırda küresel bir olgu olduğu, devletin dışsal bir olgu olarak değil yaşamda ve içindeki ilişkilerde var olduğu, ekonomik alan ve sosyal alan ayrımının ortadan kalktığı imparatorluk şartlarında, her iki eğilimin önermeleri de geçerli görünmemektedir. Oku…. »
Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »
10 March 2006
John Ross Kimdir?
Gazeteci, yazar, şair ve aynı zamanda eylemci bir kişilik olan John Ross, neredeyse kırk yıldır Meksika ile mesleki olarak uzaktan ilgilenmekle kalmayıp, orada Meksikalı yerlilerle yaşayan, Zapatistaların isyanının canlı bir tanığıdır da. Meksika’da çıkan ‘La Jornada’, Meksika yerli Zapatista ayaklanmasının ünlü tarihçisi John Ross’tan ‘yeni Meksika devriminin yeni John Reed’i olarak bahseder. 1994 Yeni Yılı’nın ilk saatlerindeki Zapatista ayaklanması sırasında Chiapas’taki ilk muhabir olan John Ross’un ‘Los Angeles Weekly’, ‘San Francisco Bay Guardian’, ‘Noticias Aliadas’ (Lima), ‘Gemini News Service’ (Londra) ve La Jornada’daki yazılarının yanı sıra, Zapatista ayaklanması hakkında kitapları da vardır. 1995’te Amerikan Kitap Ödülü’nü kazanan ‘Rebellion From the Roots’ (Köklerden İsyan) kitabı ile ‘The Annexation of Mexico-From the Aztecs to the IMF’ (Meksika’nın İlhakı-Azteklerden IMF’ye) ve ‘The War Against Oblivion’ (Unutuşa Karşı Savaş), Ross’un diğer kitaplarıdır. John Ross Meksika tarihini, Zapatistaları, direnişlerini ve kendi deneyimini yazıları dışında, Kuzey Amerika’da öğrencilere verdiği seminerlerde de anlatıyor. Oku…. »
Anti-kapitalist Hareket, Zapatista icinde | yorum yok »
10 March 2006
2003′te Porto Allegre’de düzenlenecek olan Dünya Sosyal Forumu öncesinde düzenlenen Avrupa Sosyal Forumu, 6-10 Kasım tarihleri arasında, İtalya’nın Floransa kentinde yapıldı. Avrupa Sosyal Forumu’nda, Avrupa Birliği ülkeleri dışında diğer pek çok ülkeden de katılımcılar vardı. Forum boyunca başta savaş olmak üzere, küreselleşme, liberalizm, anti-kapitalizm, demokrasi, vatandaşlık hakları, sosyal devlet politikaları, kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesi, cinsiyete dayalı eşitsizlikler, çevre sorunları, eğitim, sağlık ve sosyal güvence, küresel vatandaşlık gibi pek çok konu ve sorun tartışıldı. Düzenlenen konferanslara, seminerlere ve atölye çalışmalarına beklenenden çok daha fazla sayıda insan (60 bine yakın kişi) katıldı. 9 Kasım’da yapılan savaş karşıtı eyleme ise yaklaşık 1 milyon kişi ses verdi. Tüm tartışma ve toplantılarda ve eylem sırasında, özellikle Filistin’de devam eden savaşa ve Amerika’nın Irak’a müdahale kararına karşı ciddi bir destek vardı.
Beş gün boyunca, farklı ülkelerden gelen ve farklı diller konuşan binlerce insan, çok renkli ve çok sesli bir şenliği paylaştı. Foruma katılan farklı siyasi partilerin, politik grupların, çevrecilerin, feministlerin, sivil toplum örgütlerinin ve öğrencilerin ortaklaştığı en önemli nokta, Seattle’da, Prag’da ve Cenova’da yapılan anti-kapitalist eylemlerin, çoğunlukla iddia edildiği gibi gençlik heyecanı ile bir araya gelmiş veya kendini bilmez bir takım gruplar tarafından değil, pek çok insanın destek verdiği ve doğrudan örgütlediği eylemler olduğu idi. Oku…. »
Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »
10 March 2006
“Bir defa ulus devlet çoktan tarihe karışmıştı. Bayrak gönderlerinde çokuluslu firmaların bayrakları hem en büyüktü hem de en yüksekte dalgalanıyordu. Uluslararası mafyalar ve firmalar har vurup harman savuruyor, liberal kapitalizmin sınır tanımayan ticaret politikasını harfiyen yürütüyorlardı” (Gündüz Vassaf, Cennetin Dibi, s. 16) Oku…. »
Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »
10 March 2006
Kapitalizmin bütün toplumsal öğeleri kuşatarak birleştiren işleyiş sürecindeki toplumsal çelişkilerin nasıl açığa çıkartılacağı ve bu çelişkilerin nasıl çatışkının konusu haline getirileceği sorunu, bu tarihsel dönemin devrim kuramının nasıl yapılandırılacağı sorusuna denk düşüyor. Kapitalizmi bütünlükçü olarak belirleyen bir iktidar işleyişi olarak tarif etme ve bu işleyişi tarihselleştirerek anlama bu sorunun çözümünün temel referans noktasını oluşturuyor.
Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »
14 July 2005

Türkiye ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel olarak yeniden yapılanmanın eşiğinde duruyor ve bu yapılanmanın krizini yaşıyor. 3 Kasım bu krizin sonucu olarak doğdu ve bunun krizin yönetilmesine uygun sonuçlanacağı görülüyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu bu siyasal süreci doğru okumak ve konuşturmak stratejik açıdan önem taşıyor. ‘Strateji’ kavramının önemini tekrar vurgulayarak devam edersek seçim somutunda bu siyasal süreç, yalnızca toplumsal formasyonun yeniden yapılanmasının ötesinde toplumsal-siyasal dinamiklerin de yeniden yapılanmasını gerekli kılıyor ve bu süreç ciddi krizlere gebe görünüyor. Bu sürecin toplumsal-siyasal dinamiklerin siyasal olarak yeniden yapılanmalarının getireceği iç gerilimlerin, tartışmaların ve çatışmaların sancılarıyla paralel geçeceği kesin. 3 Kasım ve sonrasında, Devlet dahil herkesin geleceğini belirleyecek bir siyasal sürece giriliyor.
Toplumsal formasyonun yeniden yapılanma krizine oturan bu siyasal süreci, Türkiye’nin bağımsız iç dinamiklerinin tarihsel-toplumsal deviniminin bir sonucu ya da ABD, Avrupa ve diğer merkez emperyalist güçlerin Türkiye üzerindeki kapışması olarak okumak yanlış sonuçları doğuracak eksiklikleri ifade ediyor. Daha köklü bir yerden bakmak daha doğru görünüyor. Kapitalizm tarihsel anlamda yeni bir iktidar yapılanmasına giriyor ve buna uygun eski iktidar işleyişini çatışkılı bir biçimde yeni iktidar işleyişine uygun olarak yeniden organize ediyor. Direnenlere savaşla yanıt veriliyor. Türkiye, kapitalizmin küresel çapta yapılandığı bu iktidar işleyişine uygun bir yapılanmanın ve iç direnmelerin krizini yaşıyor.
Kapitalizm, her zaman dünya pazarı üzerinden kendini ifade eder; sorun, bu dünya pazarının nasıl bir iktidar ilişkisi üzerinden yapılandığıdır. Burada iki kavramın önemi öne çıkmaktadır: sermaye birikiminin yoğunlaşması ve dengesiz gelişme yasası. Bu iki kavram, kapitalizmin iktidar ilişkilerini belirleyen ve yapılandıran tekelleşme ve tekeller arası pazar rekabetini belirlemektedir. Kapitalizm, ulusal pazara dayanan, sermaye birikiminin yoğunlaşmasını ulus devlet iktidarıyla güvenceye alan rekabetçi dönemini yaşadı. Dünya pazarı, kolonyalizm üzerinden içerisinin belirlediği dışarısıydı. Ulusal pazar merkezli tekelleşme ulus devletlerle bütünleşerek tekelci devlet kapitalizmiyle kapitalizm, emperyalizm aşamasına geldi. Emperyalizm, tekeller arası dengesiz gelişim yasasının getirdiği çatışkıyı sömürgeler üzerinde ulus devlet aracılığıyla yürütüyordu. Bağımlılık ilişkisini belirleyen, ulus devlet merkezli emperyalist ülkelerdi. Kapitalizmin emperyalizm aşamasında dünya pazarı görece siyasal bağımsızlığa sahip yeni sömürge ülkelerde kapitalizmin yukarıdan aşağıya içselleştirilmesiydi. Bu dönemde kapitalizmin söylemi modernizm, emperyalizme karşı devrimci bir silah olarak kullanıldı: Ulusal kalkınma, sanayileşme, toplumsal ilerleme üzerinden Emperyalizme karşı ulusal bağımsızlık, Faşizme karşı temsil sistemine dayanan siyasal demokrasi…
Bu dönem kapandı.
Sermaye birikiminin yoğunlaşmasının merkezi ulusal pazarlardan dünya pazarına dönüştü. Artık üretimin, üretim planlamasının toprağı yok. Dengesiz gelişim yasası ulusal ekonomi merkezli zeminden küresel ekonomi merkezine geçti. Ulusal ve uluslararası tekellerin rekabetinden küresel tekellerin rekabetine geçiyoruz. Artık küresel tekellerin pazar savaşını, ulus devletler savaşı olarak görmeyeceğiz. İçerisi ve dışarısı kalmadı. Korunacak ulusal bir pazar ve ulus devlet yok; artık korunacak dünya pazarı ve kapitalist bir imparatorluk var.
Kapitalizmin imparatorluk döneminde siyasetin ontolojik paradigmasını kuracak ve toplumsal olarak kurumsallaştıracak sorunsal alan çözümlemesi, küresel tekellerin küresel pazar üzerindeki savaşımı, dengesiz gelişim yasası, rekabet ve bunun getireceği kriz ve bu krizi yönetecek aktörler ve bu aktörlerin ilişkilerini iyi okumaktan geçiyor. Buradan durup baktığımızda Kapitalist imparatorluğun iktidar işleyişinde bazı noktalar net okunmakta, bazıları ise sürecin netleştireceği belirsizlikleri taşımakta. Bugün görülebilen ve belirsizlikleri belirginleştirecek olan netlik, küresel tekellerin, kapitalist imparatorluğu hukuksallaştırırken ulus devletlerin tarihsel işlevini bitirmek ve imparatorluğun iktidar işleyişine göre devletleri işlevlendirip yapılandırmaktır. Yeni sömürge ulus devletlerin ekonomik, toplumsal, siyasal ve askeri alanlar üzerindeki egemenliği alıp, Küresel kapitalizmin kalelerine (IMF, DÜNYA BANKASI, DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ, NATO, G8 VE AB) devretmektir. Bu durum, kapitalist imparatorluğun bağımlı ülkelerin ulus devletlerine açtığı Bonapartist bir iç savaştır. İmparatorluk, Dünya pazarının yeni iktidar işleyişine uygun hukuksallaştırılmasında siyasi gücünü imparatorluğun Bonapart’ı ABD’nin askeri gücüne devretmiştir. Modernizmin maddi ve ideolojik alt yapısını tamamlamış Türkiye’nin de içinde bulunduğu G-20 ülkeleri dışında modernleşmenin alt yapısını tamamlayamamış, imparatorluğun yapılanmasına direnen başta İslam ülkeleri olmak üzere tüm toplumsal yapılar bu savaşın tehdidi altındadır. Türkiye, tehdit altında olan coğrafyanın merkezinde bulunmaktadır. Türkiye bu egemenlik devrinin, toplumsal siyasal dinamikleri bu devire uygun yapılandırmanın ve Bonapartist iç savaşın aktörlüğünü üstlenmenin sancılarını yaşamaktadır. 3 Kasım böyle bir ciddiyete sahip siyasal sürecin ürünü olarak yapılanacaktır.
Sermaye cephesinin bu siyasal süreçte politik hattı net görünmektedir. Çıkarlarını ulusal pazar üzerine değil dünya pazarına göre yapılandırmak. Bu durum bazı görüşler tarafından yanlış yorumlanmaktadır. Sanki Türk sermayesi ulusal pazarda doymuş, ulusal devleti de arkasına alarak emperyalist politikayla pazar sorununu çözmeye çalışıyormuş gibi yorumlanmakta, adına da ‘alt Emperyalizm’ denmektedir. Yanlıştır. Sermaye, küresel tekellerin organik bir öğesi olarak dünya pazarında yerini alabilir. Bu da ulusal pazarını küresel tekellere açarak ve ulusal pazarı dünya pazarının organik bir parçası haline getirerek yapabilir. Bu bağlamda TÜSİAD, küresel tekellerin serbestçe yerleşebileceği dolaşabileceği küresel siyaseti cesaretle üstlenmektedir. Bu siyasi hattın önünde engel görülen Ecevit hükümeti etkisizleştirilerek 3 Kasım seçim kararıyla tasfiye edilmiştir. 3 Kasım seçimlerinden sonra oluşacak parlamentoda DSP, ANAP ve MHP yer alamayacak gibi görünmektedir. Yoksullaşan orta sermayenin tepkilerini küreselleşme siyasetiyle barıştıracak ve siyasal İslam’ı Protestanlaştırarak bir tehdit olmaktan çıkaracak olan AK Parti önem kazanmaktadır; fakat, teslim alınarak fırsat tanınacaktır. AB ve Kopenhag kriterleri, 3 Kasım öncesini belirlediği gibi 3 Kasım sonrasını da belirleyecektir. Şimdilik bu sürecin belirlenmesinde İmparatorluk tarafından siyasal çek CHP’ye verilmiş görünmektedir.
Emek cephesi, bu siyasal sürece siyaseten belirsiz ve ağırlıktan yoksun girmektedir. Bunun nedeni Sol’un yapısal tıkanıklığıdır. İmparatorluğun Bonapartist iç savaşını, sıkıyönetimini veya olağanüstü hal ilanını göremeyen bir yerden emek cephesinin siyaseti ‘AB’ye evet ya da hayır’a indirgenmektedir. Ulusal siyaset zemininde küreselleşmeye ve AB’ye karşı çıkmak emek cephesinin siyaseti değil, küreselleşmenin getirdiği yoksullaştırmanın sonucu orta kesimin gerici tepkilerinin siyasetidir. Orta kesimin gerici tepkilerini ‘Emperyalizme karşı Bağımsızlık’ adı altında emek cephesinin siyaseti olarak yansıtmak kolaycılık ve ucuzluktur; hiçbir karşılığı olmadığı görülecektir. AB’ye Kopenhag kriterleriyle ‘evet’ demek de emek cephesinin siyaseti olamaz. Temsili demokrasiyi, siyasal demokrasiyi bir başka değişle burjuva demokrasisini kapitalizmin imparatorluk döneminde emek siyaseti olarak sunmak, Emek cephesini imparatorluğun iktidar yapılanmasının reformcu bir dinamiği haline getirmektir. “Emperyalizme karşı Bağımsızlık” adına ‘AB’ye hayır’ veya ‘burjuva demokrasisi’ adına ‘AB’ye evet’, her ikisi de anti-kapitalist değildir ve burjuva özlü taleplerdir, modernizmin konseptini ifade ederler ve madalyonun ters yüzleridir ve kapitalist imparatorluk döneminin emek cephesinin siyaseti olamazlar. Artık devrimci siyasetin ontolojisini burjuva özlü taleplere oturtarak sıçrama dönemi bitmiştir. Burjuva demokrasisinin tarihsel toplumsal temelleri ortadan kalkmıştır. Kapitalizm bile temsili demokrasinin, parlamentarizmin tıkandığının farkındadır ve sivil toplum örgütlerine dayanan bir siyasal işleyişin arayışı içindedir.
‘AB’ye evet’in arkasında Avrupa emperyalizmi, ‘AB’ye Hayır’ın arkasında da ABD emperyalizmi aranmamalıdır. Kopenhag kriterleri gerek ABD ve gerekse de AB için ortak kesendir ve kapitalist imparatorluğun iktidar işleyişinin siyaset belgesidir. AB’ye girilsede hiç bir şey değişmeyecektir. Olacak olanları şimdiden söylemek kehanet değildir: Sosyal devlet bitirilecektir. Kamusal alan ticarileştirilerek piyasalaştırılacak ve tasfiye edilecektir. Piyasalaşmamış hiç bir alan kalmayacaktır. Devletin toplumu disiplin altına alan kurumlarının yerini şirketler alarak, disiplin toplumundan denetim ve kontrol toplumuna geçilecektir. Şirket kavramı ekonomik kavram olmaktan çıkacak, toplumsal ve siyasal kavramlarını içeren sivil toplum örgütü kategorisinde değerlendirilecektir. Bir bütün olarak toplum serbest bölge haline getirilerek üretim ve ticaret çöplüğüne dönüştürülecek, ülke, kapitalist imparatorluğun bir Eyalet’i olacaktır.
Kapitalizmin yeni bir iktidar işleyişi olan imparatorluk döneminde yaşıyoruz. ‘Devrim’ kavramının ontolojik paradigması yeniden yapılandırılmalıdır. Bunun için kapitalist imparatorluk yeni fırsatlar önümüze koymaktadır. Dünya devrimci hareketinin politik konsepti ortaklaşmıştır: Anti-kapitalizm ve savaş, ulusal ve uluslararası dinamik ikilemi kalkmıştır. Küreselleşmenin becereceği tek şey proleterleştirme, yoksullaştırma ve savaştır. Emek ve sermaye çelişkisi açıkta ve cepheden yüz yüzedir, arada burjuva özlü bir talep yoktur. Bugüne kadar bir devlet biçimine karşı bir başka devlet biçimi üzerinden siyaset yapılmıştır, artık devlet kavramına karşı siyaset yapılacaktır. Komünist Manifesto artık günceldir ve dünya devrimci hareketinin siyaset belgesidir. Kapitalizm reforme olmaz reforme eder. Artık devrimci siyaset ontolojisi, kapitalizmi olumsuzlayarak kendimizi olumlayarak değil, kendimizi olumlayarak kapitalizmi olumsuzlamanın konseptine göre yapılandırılmalıdır. Politik kuruculuk temsil sisteminden ve siyasal demokrasiden, doğrudan demokrasiye ve toplumsal demokrasiye geçmiştir. Emek cephesinin gerçekçi siyaseti, sınırların kaldırılmasını ve Dünya vatandaşlığını istemektir. Savaşlara karşı ulusal ve uluslararası orduların kaldırılmasını ve silah fabrikalarının kapatılmasını; Polisin öldürücü silah kullanmasının yasaklanmasını talep etmektir. Özel mülkiyete ve Temsile dayanan bütün iktidar kurumlarının fes edilip, toplumsal dinamiklerin kendi kaderlerini doğrudan kendilerinin belirlemelerini istemektir. Bu talepleri siyasal bir güce dönüştürerek “Başka Bir Dünyanın Mümkün” olabileceğinin güvenini verebilmektir.
Kapitalizme Oy Yok! İstersek “BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN.”
ÖĞRENCİLER NE İSTİYOR
· BİLGİ ve BİLİM EVRENSELDİR, MÜLKİYETİ ve ULUSU YOKTUR.
· ÖĞRENCİ MÜŞTERİ, ÖĞRETİM ÜYESİ SATICI ve BİLGİ META OLAMAZ! ÜNİVERSİTELERİN TİCARİLEŞTİRİLMESİNE, PİYASALAŞTIRILMASINA ve ŞİRKETLEŞTİRİLMESİNE HAYIR! ÜNİVERSİTE A.Ş. YASASINA HAYIR!
· HARÇLAR KALDIRILSIN! ÖZEL ÜNİVERSİTELER DERHAL KAPATILSIN!
· EĞİTİM İNSANIN TOPLUMSAL BİR HAKKIDIR. TOPLUM TARAFINDAN GÜVENCE ALTINDADIR.
· ÖZEL OKULLAR, DERSANELER DERHAL KAPATILSIN! ÖSS SINAVI ve BÜTÜN SINAV VE NOT SİSTEMLERİ KALDIRILSIN! BİRBUÇUK MİLYON ARKADAŞIM KADERLERİNE TERKEDİLEREK KUŞAK KATLİAMINA HAYIR!
· ÜNİVERSİTELERİN GERÇEK SAHİPLERİ ÖĞRENCİLER, ÖĞRETİM ÜYELERİ ve ÇALIŞANLARDIR. YÖK DERHAL KAPATILSIN! ÜNİVERSİTELER, YURTLAR BÖLÜMLER, YEMEKHANELER, KANTİNLER ve BÜTÜN ÜNİVERSİTELER GERÇEK SAHİPLERİNE DEVREDİLSİN.
· POLİS, DİSİPLİN SORUŞTURMALARI ÜNİVERSİTELERE GİREMEZ!
· BÜTÜN İKTİDAR İLİŞKİLERİ DAĞITILSIN!
· EŞİTLİK’e, KARDEŞLİK’e, DOSTLUK’a, SEVDA’ya, DAYANIŞMA’ya, KOLEKTİVİZM’e ÖZGÜRLÜK!
· PARANIN, BENCİLLİĞİN, EGOİZMİN, ŞİDDETİN, SÖMÜRÜNÜN, EŞİTSİZLİĞİN, ADALETSİZLİĞİN, İKTİDARIN SALTANATINA HAYIR!
· İMF’ye, DÜNYA BANKASI’na,
DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜNE, G8′e
BÜTÜN ULUSAL VE ULUSLAR ARASI ORDULARA, SINIRLARA
İMPARATORLUĞUN BONAPARTI ABD KRALLIĞINA
VE
KAPİTALİZME HAYIR!
KAPİTALİZME OY YOK!
FERMAN DA BİZİM ÜNİVERSİTELER DE
YAŞASIN BAĞIMSIZ ÖĞRENCİ HAREKETİ
Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »