'Anti-kapitalist Hareket'

Kapitalizme Oy Yok!

20 July 2007

sec.jpg

Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »

Arnove ile Söylestik

17 June 2006

Irak Vicdan Mahkemesi dolayisiyla Türkiyeâ??ye gelen aktivist Anthony Arnove ile röportaj yapma firsatimiz oldu. The Nation, Monthly Review, Socialist Worker, Z Magazine, In These Times ve International Socialist Review vb. dergilerden tanidigimiz Arnove ayni zamanda Uluslararasi Sosyalist Örgütü ve Ulusal Yazarlar Sendikasiâ??nin üyesidir. Aktivist yasamini daha çok New Yorkâ??da (Brooklyn) sürdüren Arnove ayrica bir dizi kitaba da editörlük yapmistir. Arnoveâ??un â??Amerikaâ??nin Irak Savasiâ? (Aram Yayinlari, 2003) adiyla Türkçeâ??ye çevrilmis bir de kitabi bulunuyor.
Oku…. »

Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »

Farkli hamama farkli tas gerek

10 March 2006

Otonomâ??un ilk sayisindan bu yana öne çikan çabasi, soldaki yapisal tikanikligin çözülmesi noktasinda emek harcamaktir. Bu çabanin içerisinde, her zaman sorunun bütünlüklü oldugu vurgulanmistir. Bütünlüklü bir yeniden yapilanmanin, politik felsefe ve teorideki kopuslardan geçecegi açiktir. Bu noktada önümüzde duran önemli sorunsal alanlardan biri, devrimci siyasi paradigmanin yeniden yapilanmasina iliskin olarak, politik felsefe ve teorinin kavramlari üzerine yeniden düsünebilmektir. Bu yazida, yeni bir devrimci siyaset paradigmasinin kurucu kavramlari oldugu iddiasinda oldugumuz bazi kavramlarin, hareketin önünü açmada ne kadar anlamli oldugu tartisilmaya çalisilacak. Oku…. »

Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »

Yasasin dünya vatandasligi !

10 March 2006

Gelinen kosullarda, sinirlari henüz çizilmemis bir ayrisma yasandigi kesindir. Mersin ve Trabzonâ??da yasanan olaylar isiginda, Türkiyeâ??nin ve dolayisiyla Türkiye siyasetinin bir dönüm noktasinda oldugu süphe götürmezdir. Kavramlar, politik zeminin ayristirilmasi ve netlestirilmesi baglaminda önemlidir. Eski ezberler, içinde bulundugumuz kapitalizmin ontolojik kurulusunda, birakin politik zeminleri ayristirmayi ve netlestirmeyi, daha da içinden çikilmaz netsizliklere ve karisikliklara neden olmaktadir. Modernist dönemin söyleminde â??ulusalcilikâ??, enternasyonalizmi ve sinifsalligi da içermekteydi. Bugün ise â??ulusalcilikâ??, sinifsalligin ve enternasyonalizmin reddini içermektedir. Içinden geçtigimiz politik süreç ve politik pratik, bizim açimizdan söylediklerimizin önemli bir deneyimi olacaktir. Artik ulusalcilik, enternasyonalizm ve sinifsalligin karsisinda bir politik pozisyon tutturmaktadir. Önümüzdeki politik süreç, ulusalcilikla sinifsalligin ayristigi bir dönem olacaktir. Emek cephesi, ulusal güçler ve enternasyonal güçler olarak, yalnizca teorik olarak degil ayni zamanda politik pratik olarak da, yol ayrimina girmistir. Oku…. »

Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »

Kapitalizm Agimiza Düsecek

10 March 2006

AB tartismasinin en yogun sekilde yasandigi günümüz Türkiye’sinde, herkes etegindekileri dökmek zorunda hissediyor kendisini. AB’ye hayir diyenler, yurtseverlige ve ulus-devlet sinirlarina, dolayisiyla ulusal egemenlik ve ulusal ekonomiye siginirken, �sol’ adina evet diyenlerin bir kismi da �Emegin Avrupasi’ tezine siginiyor. Hayircilarin neden hayir dediklerini bir kenara birakirsak ve evetçilerin tezlerini incelemeye çalisirsak, bir sürü okumaya ihtiyaç duyacagimiz da çok açik. Yine de, kendi söylediklerine bakildiginda, Avrupa isçi sinifiyla beraber kapitalizme karsi mücadele etmek için, mutlaka AB’ye girmemizin gerektigi düsüncesi, kendi basina �arizali’ bir düsüncedir. Çünkü bu düsünce, mimari olarak, AB’ye hayir diyenlerin ulusalci düsünme yapisi ile aynidir. Hayircilar �AB Emperyalizmi’ kavramini gündeme sokarlarken, devrim hâlâ devleti ele geçirmek olarak algilanir; evetçiler �Emegin Avrupasi’ kavramini sokarlarken, mücadele hâlâ sermayenin merkezinde yapilacak muhalefet olarak algilanir. Her iki durumda da, kapitalizmin küresellesmesi ve yayilmacilik ve sömürgecilik söz konusudur. Kapitalizmin halihazirda küresel bir olgu oldugu, devletin dissal bir olgu olarak degil yasamda ve içindeki iliskilerde var oldugu, ekonomik alan ve sosyal alan ayriminin ortadan kalktigi imparatorluk sartlarinda, her iki egilimin önermeleri de geçerli görünmemektedir. Oku…. »

Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »

Tarihten silinmeye karsi isyan: Meksikaâ??dan Irakâ??a..

10 March 2006

John Ross Kimdir?

Gazeteci, yazar, sair ve ayni zamanda eylemci bir kisilik olan John Ross, neredeyse kirk yildir Meksika ile mesleki olarak uzaktan ilgilenmekle kalmayip, orada Meksikali yerlilerle yasayan, Zapatistalarin isyaninin canli bir tanigidir da. Meksikaâ??da çikan â??La Jornadaâ??, Meksika yerli Zapatista ayaklanmasinin ünlü tarihçisi John Rossâ??tan â??yeni Meksika devriminin yeni John Reedâ??i olarak bahseder. 1994 Yeni Yiliâ??nin ilk saatlerindeki Zapatista ayaklanmasi sirasinda Chiapasâ??taki ilk muhabir olan John Rossâ??un â??Los Angeles Weeklyâ??, â??San Francisco Bay Guardianâ??, â??Noticias Aliadasâ?? (Lima), â??Gemini News Serviceâ?? (Londra) ve La Jornadaâ??daki yazilarinin yani sira, Zapatista ayaklanmasi hakkinda kitaplari da vardir. 1995â??te Amerikan Kitap Ödülüâ??nü kazanan â??Rebellion From the Rootsâ?? (Köklerden Isyan) kitabi ile â??The Annexation of Mexico-From the Aztecs to the IMFâ?? (Meksikaâ??nin Ilhaki-Azteklerden IMFâ??ye) ve â??The War Against Oblivionâ?? (Unutusa Karsi Savas), Rossâ??un diger kitaplaridir. John Ross Meksika tarihini, Zapatistalari, direnislerini ve kendi deneyimini yazilari disinda, Kuzey Amerikaâ??da ögrencilere verdigi seminerlerde de anlatiyor. Oku…. »

Anti-kapitalist Hareket, Zapatista icinde | yorum yok »

Dünyanin devrimci bir kahkaya ihtiyaci var

10 March 2006

2003′te Porto Allegre’de düzenlenecek olan Dünya Sosyal Forumu öncesinde düzenlenen Avrupa Sosyal Forumu, 6-10 Kasim tarihleri arasinda, Italya’nin Floransa kentinde yapildi. Avrupa Sosyal Forumu’nda, Avrupa Birligi ülkeleri disinda diger pek çok ülkeden de katilimcilar vardi. Forum boyunca basta savas olmak üzere, küresellesme, liberalizm, anti-kapitalizm, demokrasi, vatandaslik haklari, sosyal devlet politikalari, kamu hizmetlerinin ticarilestirilmesi, cinsiyete dayali esitsizlikler, çevre sorunlari, egitim, saglik ve sosyal güvence, küresel vatandaslik gibi pek çok konu ve sorun tartisildi. Düzenlenen konferanslara, seminerlere ve atölye çalismalarina beklenenden çok daha fazla sayida insan (60 bine yakin kisi) katildi. 9 Kasim’da yapilan savas karsiti eyleme ise yaklasik 1 milyon kisi ses verdi. Tüm tartisma ve toplantilarda ve eylem sirasinda, özellikle Filistin’de devam eden savasa ve Amerika’nin Irak’a müdahale kararina karsi ciddi bir destek vardi.
Bes gün boyunca, farkli ülkelerden gelen ve farkli diller konusan binlerce insan, çok renkli ve çok sesli bir senligi paylasti. Foruma katilan farkli siyasi partilerin, politik gruplarin, çevrecilerin, feministlerin, sivil toplum örgütlerinin ve ögrencilerin ortaklastigi en önemli nokta, Seattle’da, Prag’da ve Cenova’da yapilan anti-kapitalist eylemlerin, çogunlukla iddia edildigi gibi gençlik heyecani ile bir araya gelmis veya kendini bilmez bir takim gruplar tarafindan degil, pek çok insanin destek verdigi ve dogrudan örgütledigi eylemler oldugu idi. Oku…. »

Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »

Ulusal sol siginaginda üsümek

10 March 2006

“Bir defa ulus devlet çoktan tarihe karismisti. Bayrak gönderlerinde çokuluslu firmalarin bayraklari hem en büyüktü hem de en yüksekte dalgalaniyordu. Uluslararasi mafyalar ve firmalar har vurup harman savuruyor, liberal kapitalizmin sinir tanimayan ticaret politikasini harfiyen yürütüyorlardi” (Gündüz Vassaf, Cennetin Dibi, s. 16) Oku…. »

Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »

Toplumsal demokrasi: oyunun kurallarini belirlemek

10 March 2006

Kapitalizmin bütün toplumsal ögeleri kusatarak birlestiren isleyis sürecindeki toplumsal çeliskilerin nasil açiga çikartilacagi ve bu çeliskilerin nasil çatiskinin konusu haline getirilecegi sorunu, bu tarihsel dönemin devrim kuraminin nasil yapilandirilacagi sorusuna denk düsüyor. Kapitalizmi bütünlükçü olarak belirleyen bir iktidar isleyisi olarak tarif etme ve bu isleyisi tarihsellestirerek anlama bu sorunun çözümünün temel referans noktasini olusturuyor.

Oku…. »

Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »

KAPİTALİZME OY YOK !

14 July 2005

haydi.jpg

Türkiye ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel olarak yeniden yapılanmanın eşiğinde duruyor ve bu yapılanmanın krizini yaşıyor. 3 Kasım bu krizin sonucu olarak doğdu ve bunun krizin yönetilmesine uygun sonuçlanacağı görülüyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu bu siyasal süreci doğru okumak ve konuşturmak stratejik açıdan önem taşıyor. ‘Strateji’ kavramının önemini tekrar vurgulayarak devam edersek seçim somutunda bu siyasal süreç, yalnızca toplumsal formasyonun yeniden yapılanmasının ötesinde toplumsal-siyasal dinamiklerin de yeniden yapılanmasını gerekli kılıyor ve bu süreç ciddi krizlere gebe görünüyor. Bu sürecin toplumsal-siyasal dinamiklerin siyasal olarak yeniden yapılanmalarının getireceği iç gerilimlerin, tartışmaların ve çatışmaların sancılarıyla paralel geçeceği kesin. 3 Kasım ve sonrasında, Devlet dahil herkesin geleceğini belirleyecek bir siyasal sürece giriliyor.
Toplumsal formasyonun yeniden yapılanma krizine oturan bu siyasal süreci, Türkiye’nin bağımsız iç dinamiklerinin tarihsel-toplumsal deviniminin bir sonucu ya da ABD, Avrupa ve diğer merkez emperyalist güçlerin Türkiye üzerindeki kapışması olarak okumak yanlış sonuçları doğuracak eksiklikleri ifade ediyor. Daha köklü bir yerden bakmak daha doğru görünüyor. Kapitalizm tarihsel anlamda yeni bir iktidar yapılanmasına giriyor ve buna uygun eski iktidar işleyişini çatışkılı bir biçimde yeni iktidar işleyişine uygun olarak yeniden organize ediyor. Direnenlere savaşla yanıt veriliyor. Türkiye, kapitalizmin küresel çapta yapılandığı bu iktidar işleyişine uygun bir yapılanmanın ve iç direnmelerin krizini yaşıyor.
Kapitalizm, her zaman dünya pazarı üzerinden kendini ifade eder; sorun, bu dünya pazarının nasıl bir iktidar ilişkisi üzerinden yapılandığıdır. Burada iki kavramın önemi öne çıkmaktadır: sermaye birikiminin yoğunlaşması ve dengesiz gelişme yasası. Bu iki kavram, kapitalizmin iktidar ilişkilerini belirleyen ve yapılandıran tekelleşme ve tekeller arası pazar rekabetini belirlemektedir. Kapitalizm, ulusal pazara dayanan, sermaye birikiminin yoğunlaşmasını ulus devlet iktidarıyla güvenceye alan rekabetçi dönemini yaşadı. Dünya pazarı, kolonyalizm üzerinden içerisinin belirlediği dışarısıydı. Ulusal pazar merkezli tekelleşme ulus devletlerle bütünleşerek tekelci devlet kapitalizmiyle kapitalizm, emperyalizm aşamasına geldi. Emperyalizm, tekeller arası dengesiz gelişim yasasının getirdiği çatışkıyı sömürgeler üzerinde ulus devlet aracılığıyla yürütüyordu. Bağımlılık ilişkisini belirleyen, ulus devlet merkezli emperyalist ülkelerdi. Kapitalizmin emperyalizm aşamasında dünya pazarı görece siyasal bağımsızlığa sahip yeni sömürge ülkelerde kapitalizmin yukarıdan aşağıya içselleştirilmesiydi. Bu dönemde kapitalizmin söylemi modernizm, emperyalizme karşı devrimci bir silah olarak kullanıldı: Ulusal kalkınma, sanayileşme, toplumsal ilerleme üzerinden Emperyalizme karşı ulusal bağımsızlık, Faşizme karşı temsil sistemine dayanan siyasal demokrasi…
Bu dönem kapandı.
Sermaye birikiminin yoğunlaşmasının merkezi ulusal pazarlardan dünya pazarına dönüştü. Artık üretimin, üretim planlamasının toprağı yok. Dengesiz gelişim yasası ulusal ekonomi merkezli zeminden küresel ekonomi merkezine geçti. Ulusal ve uluslararası tekellerin rekabetinden küresel tekellerin rekabetine geçiyoruz. Artık küresel tekellerin pazar savaşını, ulus devletler savaşı olarak görmeyeceğiz. İçerisi ve dışarısı kalmadı. Korunacak ulusal bir pazar ve ulus devlet yok; artık korunacak dünya pazarı ve kapitalist bir imparatorluk var.
Kapitalizmin imparatorluk döneminde siyasetin ontolojik paradigmasını kuracak ve toplumsal olarak kurumsallaştıracak sorunsal alan çözümlemesi, küresel tekellerin küresel pazar üzerindeki savaşımı, dengesiz gelişim yasası, rekabet ve bunun getireceği kriz ve bu krizi yönetecek aktörler ve bu aktörlerin ilişkilerini iyi okumaktan geçiyor. Buradan durup baktığımızda Kapitalist imparatorluğun iktidar işleyişinde bazı noktalar net okunmakta, bazıları ise sürecin netleştireceği belirsizlikleri taşımakta. Bugün görülebilen ve belirsizlikleri belirginleştirecek olan netlik, küresel tekellerin, kapitalist imparatorluğu hukuksallaştırırken ulus devletlerin tarihsel işlevini bitirmek ve imparatorluğun iktidar işleyişine göre devletleri işlevlendirip yapılandırmaktır. Yeni sömürge ulus devletlerin ekonomik, toplumsal, siyasal ve askeri alanlar üzerindeki egemenliği alıp, Küresel kapitalizmin kalelerine (IMF, DÜNYA BANKASI, DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ, NATO, G8 VE AB) devretmektir. Bu durum, kapitalist imparatorluğun bağımlı ülkelerin ulus devletlerine açtığı Bonapartist bir iç savaştır. İmparatorluk, Dünya pazarının yeni iktidar işleyişine uygun hukuksallaştırılmasında siyasi gücünü imparatorluğun Bonapart’ı ABD’nin askeri gücüne devretmiştir. Modernizmin maddi ve ideolojik alt yapısını tamamlamış Türkiye’nin de içinde bulunduğu G-20 ülkeleri dışında modernleşmenin alt yapısını tamamlayamamış, imparatorluğun yapılanmasına direnen başta İslam ülkeleri olmak üzere tüm toplumsal yapılar bu savaşın tehdidi altındadır. Türkiye, tehdit altında olan coğrafyanın merkezinde bulunmaktadır. Türkiye bu egemenlik devrinin, toplumsal siyasal dinamikleri bu devire uygun yapılandırmanın ve Bonapartist iç savaşın aktörlüğünü üstlenmenin sancılarını yaşamaktadır. 3 Kasım böyle bir ciddiyete sahip siyasal sürecin ürünü olarak yapılanacaktır.
Sermaye cephesinin bu siyasal süreçte politik hattı net görünmektedir. Çıkarlarını ulusal pazar üzerine değil dünya pazarına göre yapılandırmak. Bu durum bazı görüşler tarafından yanlış yorumlanmaktadır. Sanki Türk sermayesi ulusal pazarda doymuş, ulusal devleti de arkasına alarak emperyalist politikayla pazar sorununu çözmeye çalışıyormuş gibi yorumlanmakta, adına da ‘alt Emperyalizm’ denmektedir. Yanlıştır. Sermaye, küresel tekellerin organik bir öğesi olarak dünya pazarında yerini alabilir. Bu da ulusal pazarını küresel tekellere açarak ve ulusal pazarı dünya pazarının organik bir parçası haline getirerek yapabilir. Bu bağlamda TÜSİAD, küresel tekellerin serbestçe yerleşebileceği dolaşabileceği küresel siyaseti cesaretle üstlenmektedir. Bu siyasi hattın önünde engel görülen Ecevit hükümeti etkisizleştirilerek 3 Kasım seçim kararıyla tasfiye edilmiştir. 3 Kasım seçimlerinden sonra oluşacak parlamentoda DSP, ANAP ve MHP yer alamayacak gibi görünmektedir. Yoksullaşan orta sermayenin tepkilerini küreselleşme siyasetiyle barıştıracak ve siyasal İslam’ı Protestanlaştırarak bir tehdit olmaktan çıkaracak olan AK Parti önem kazanmaktadır; fakat, teslim alınarak fırsat tanınacaktır. AB ve Kopenhag kriterleri, 3 Kasım öncesini belirlediği gibi 3 Kasım sonrasını da belirleyecektir. Şimdilik bu sürecin belirlenmesinde İmparatorluk tarafından  siyasal çek CHP’ye verilmiş görünmektedir.
Emek cephesi, bu siyasal sürece siyaseten belirsiz ve ağırlıktan yoksun girmektedir. Bunun nedeni Sol’un yapısal tıkanıklığıdır. İmparatorluğun Bonapartist iç savaşını, sıkıyönetimini veya olağanüstü hal ilanını göremeyen bir yerden emek cephesinin siyaseti ‘AB’ye evet ya da hayır’a indirgenmektedir. Ulusal siyaset zemininde küreselleşmeye ve AB’ye karşı çıkmak emek cephesinin siyaseti değil, küreselleşmenin getirdiği yoksullaştırmanın sonucu orta kesimin gerici tepkilerinin siyasetidir. Orta kesimin gerici tepkilerini ‘Emperyalizme karşı Bağımsızlık’ adı altında emek cephesinin siyaseti olarak yansıtmak kolaycılık ve ucuzluktur; hiçbir karşılığı olmadığı görülecektir. AB’ye Kopenhag kriterleriyle ‘evet’ demek de emek cephesinin siyaseti olamaz. Temsili demokrasiyi, siyasal demokrasiyi bir başka değişle burjuva demokrasisini kapitalizmin imparatorluk döneminde emek siyaseti olarak sunmak, Emek cephesini imparatorluğun iktidar yapılanmasının reformcu bir dinamiği haline getirmektir. “Emperyalizme karşı Bağımsızlık” adına ‘AB’ye hayır’ veya ‘burjuva demokrasisi’ adına ‘AB’ye evet’, her ikisi de anti-kapitalist değildir ve burjuva özlü taleplerdir, modernizmin konseptini ifade ederler ve madalyonun ters yüzleridir ve kapitalist imparatorluk döneminin emek cephesinin siyaseti olamazlar. Artık devrimci siyasetin ontolojisini burjuva özlü taleplere oturtarak sıçrama dönemi bitmiştir. Burjuva demokrasisinin tarihsel toplumsal temelleri ortadan kalkmıştır. Kapitalizm bile temsili demokrasinin, parlamentarizmin tıkandığının farkındadır ve sivil toplum örgütlerine dayanan bir siyasal işleyişin arayışı içindedir.
‘AB’ye evet’in arkasında Avrupa emperyalizmi, ‘AB’ye Hayır’ın arkasında da ABD emperyalizmi aranmamalıdır. Kopenhag kriterleri gerek ABD ve gerekse de AB için ortak kesendir ve kapitalist imparatorluğun iktidar işleyişinin siyaset belgesidir. AB’ye girilsede hiç bir şey değişmeyecektir. Olacak olanları şimdiden söylemek kehanet değildir: Sosyal devlet bitirilecektir. Kamusal alan ticarileştirilerek piyasalaştırılacak ve tasfiye edilecektir. Piyasalaşmamış hiç bir alan kalmayacaktır. Devletin toplumu disiplin altına alan kurumlarının yerini şirketler alarak, disiplin toplumundan denetim ve kontrol toplumuna geçilecektir. Şirket kavramı ekonomik kavram olmaktan çıkacak, toplumsal ve siyasal kavramlarını içeren sivil toplum örgütü kategorisinde değerlendirilecektir. Bir bütün olarak toplum serbest bölge haline getirilerek üretim ve ticaret çöplüğüne dönüştürülecek, ülke, kapitalist imparatorluğun bir Eyalet’i olacaktır.
Kapitalizmin yeni bir iktidar işleyişi olan imparatorluk döneminde yaşıyoruz. ‘Devrim’ kavramının ontolojik paradigması yeniden yapılandırılmalıdır. Bunun için kapitalist imparatorluk yeni fırsatlar önümüze koymaktadır. Dünya devrimci hareketinin politik konsepti ortaklaşmıştır: Anti-kapitalizm ve savaş, ulusal ve uluslararası dinamik ikilemi kalkmıştır. Küreselleşmenin becereceği tek şey proleterleştirme, yoksullaştırma ve savaştır. Emek ve sermaye çelişkisi açıkta ve cepheden yüz yüzedir, arada burjuva özlü bir talep yoktur. Bugüne kadar bir devlet biçimine karşı bir başka devlet biçimi üzerinden siyaset yapılmıştır, artık devlet kavramına karşı siyaset yapılacaktır. Komünist Manifesto artık günceldir ve dünya devrimci hareketinin siyaset belgesidir. Kapitalizm reforme olmaz reforme eder. Artık devrimci siyaset ontolojisi, kapitalizmi olumsuzlayarak kendimizi olumlayarak değil, kendimizi olumlayarak kapitalizmi olumsuzlamanın konseptine göre yapılandırılmalıdır. Politik kuruculuk temsil sisteminden ve siyasal demokrasiden, doğrudan demokrasiye ve toplumsal demokrasiye geçmiştir. Emek cephesinin gerçekçi siyaseti, sınırların kaldırılmasını ve Dünya vatandaşlığını istemektir. Savaşlara karşı ulusal ve uluslararası orduların kaldırılmasını ve silah fabrikalarının kapatılmasını; Polisin öldürücü silah kullanmasının yasaklanmasını talep etmektir. Özel mülkiyete ve Temsile dayanan bütün iktidar kurumlarının fes edilip,  toplumsal dinamiklerin kendi kaderlerini doğrudan kendilerinin belirlemelerini istemektir. Bu talepleri siyasal bir güce dönüştürerek “Başka Bir Dünyanın Mümkün” olabileceğinin güvenini verebilmektir.

Kapitalizme Oy Yok! İstersek “BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN.”

Anti-kapitalist Hareket icinde | yorum yok »