Ulusal sol siginaginda üsümek

10 March 2006

“Bir defa ulus devlet çoktan tarihe karismisti. Bayrak gönderlerinde çokuluslu firmalarin bayraklari hem en büyüktü hem de en yüksekte dalgalaniyordu. Uluslararasi mafyalar ve firmalar har vurup harman savuruyor, liberal kapitalizmin sinir tanimayan ticaret politikasini harfiyen yürütüyorlardi” (Gündüz Vassaf, Cennetin Dibi, s. 16)

Mücadeleler, içinde sekillendikleri dönemin gerçekçi ve cesur çözümlemesinden çikan öncüllerle hayat bulurlar. Gerek mücadele gerekse öncülleri, gerçekçilik ve cesurlugunu, çözümlemenin hareket içinde yanlislanabilir olmasindan alir. Yani hiçbir çözümleme nihai ve mutlak bir dogruyu tasima lüksüne sahip degildir. Å?imdi, eski çözümlemelerin ve aliskanliklarimizin bugünün dünyasini algilama, yorumlama ve dönüstürmedeki yeterlilik ve yetersizlikleriyle hakikî bir yüzlesmeyi yasama cesareti gösterebilmemiz gerekiyor.     Küresellesen sermayeye karsi mücadele perspektifi, ekseni ve hatti ne olacak sorusuna verilen yanit, kapitalizmin küresel iktidarini bugün nasil islettiginin analizine dayanir. Bugün gerek dünyada gerekse Türkiye’de çözümlemelerdeki farklilasmaya göre sol içinde çesitli pozisyonlar mevcut. Bunlarin içinde en revaçta olani, yeni olana karsi bir tür savunma dürtüsüyle eski ezberlere dönen ulusalci sol yaklasimlardir. Küresellesme karsisinda bir savunma hatti olarak ulusal sinirlara kapanma refleksi gösteren ulusalci sol, mücadele birimi olarak ulus-devleti öngörmesi açisindan, bilinçli ya da bilinçsizce, ulusal sermayenin kimi kesimleriyle ayni saflara düsmektedir. Bati’da özellikle Fransiz ve Italyan solunun içinde yanki bulan bu durus, zaten Kemalist genlerle, emperyalizme karsi bagimsizlik perspektifini iyice yogurmus olan bir gelenege sahip Türkiyeli solda da bir süre daha taraftar toplayacak gibi görünüyor.
Küresellesmenin ne olup/olmadigina dair son on yilda sayisiz yazilar yazildi, bu konuya kafa yoran bir avuç akademisyen panelden panele kosturdular, grafikler indi çikti, rakamlar, istatistikler derken sanki söylenebilecek her sey söylenmis, çözümleme bitmis gibiydi. Oysa ki, modernizm söylemi ve pratigiyle bir hesaplasmaya girmeden, kapitalizmi bir siyasi iktidar iliskisi olarak görmeden, ekonomik verileri iktidar siyasetini konusturtmanin araci olarak ele almadan yapilan her analiz, hareketin önünü açmak bir yana, kapitalizmi dogrudan karsisina alacak bir hareketi engelleme tehdidini de tasir.
Evet, yirminci yüzyilin son üçüncü çeyregiyle beraber küresel bir piyasa toplumu olusturulmaya baslandi. Küresellesen sermayenin kendi iktidarini kurma pratigine, bu iktidari mesrulastiracak neoliberal söylem eslik etmistir. Ikilikler üzerinden kurulan modern algilayisin ekonomi ve siyaseti birbirinden bagimsiz alanlar olarak ele alan yaklasimini da arkasina alan neoliberal söyleme göre piyasa dogal, kaçinilmaz ve evrenseldir. Her türlü siyasi müdahale, örnegin devlet müdahalesi ekonominin bu kendi kendine bulacagi dengeyi bozacaktir. ’80′li yillarda gerek Dogu Asya ülkelerinin ekonomik performanslarindaki yüksek basari, gerekse Sovyet Blogu’nun görece basarisizligi tek saglam sistemin serbest piyasa modeli oldugu görüsünü güçlendirdi.  Oysa ki Uzak Asya Mucizesi ilk baslarda düsünüldügünün aksine, azimsanmayacak ölçüde devlet müdahalesine dayali bir gelisim izledigi fark ediliyor. Elbette, dün de devlet ve piyasa birbirini distalayan, karsit kategoriler degildi, bugün de degil. Küresellesme ile devlet yok olmuyor, devletin rolü küresel sermaye imparatorlugunun iktidar isleyisine göre yeniden yapilandiriyor. Imparatorlugun savas makineleri olan çokuluslu sirketlerin önündeki tüm yasal engellemelerin kaldirilmasi için hukuk yeniden biçimlendiriliyor, küresel iktidarin toplumun en ufak hücresine girmesi için tüm toplumsal iliskiler metalasarak yeniden tanimlaniyor. Özel alan kamusal alan, toplumsal olan ve siyasal olan ikiliklerini asan biçimde tüm iliskiler hücrelesip ticarilesmesini yakalayamayan sol, süreci DTÖ, DB, IMF, AB gibi uluslarüstü kurumlarin belirleyiciligine karsi ulus-devleti güçlendirmeyi, özellestirme saldirilarina karsi kamulastirmayi savunabilmektedir. Örnegin, küresellesme karsitlarinin 6-10 Kasim tarihlerinde Floransa’da bir araya geldigi Avrupa Sosyal Forumu’nun önemli bilesenlerinden özellikle Fransiz ATTAC’in aktif katildigi toplantilarin “Sermayenin Denetim Altina Alinmasi”, “Kamu Hizmetleri ve Özellestirme”, “Saglik ve Temizlik Hizmetlerinin Özellestirilmesi” gibi basliklar tasimasi dikkate degerdir. Bu baglamda, ulusal sol egilim, özellikle GATS (Genel Hizmet Ticareti Anlasmasi) etrafinda dönen tartismalari, sosyal devlet deneyiminin de kapitalizmin iktidar egitimi sürecinde sistemin baski ve mesrulastirma araçlarindan biri oldugunu gözardi ederek, “demokrasimize ve sosyal devlete saldiri” olarak degerlendirip, nostaljik bir refah devletine dönüs havasina sokmaya çalismakta. Ulusalci sol aysbergin sadece görünen kismiyla ugrastigindan hareketin önünü açacak gerçekçi çözümlemelerden uzaktir; her ne kadar bilinen ezberlerin tekrari oldugundan düsünce tembellerince bol alkis alsa da.
Oysa ki gelecegin devrimci dalgasinin ruhu,  bugünkü sürecin geçmis dönemle benzerlikleri degil, farkliliklari üzerinden yakalanabilir. 20. yüzyilin ilk yarisinin sermaye birikim sürecine denk düsen ulusal ekonomi ve ideolojisi ulusalcilik özellikle Türkiye gibi yeni olusmakta olan ulus-devletlerde modernlesme projelerini hayata geçirebilmenin esas yolu olarak görülmekteydi. Ne var ki, uluslasma süreci ve ulus devletin olusumu, burjuvazinin özsel olarak ulus karakterli bir sinif olmasiyla degil, sermayenin iç çatiskilarina neden olan pazar rekabeti meselesi ile açiklanabilir. Kapitalizm, krizler sistemi, sistemin bekâsini saglayabilme yetisi iktidarini isletmedeki basarisidir. Modern iktidar paradigmasi, ulus-devletlerin kendi ekonomilerini kontrol etmeleri, planlamalari ve ticaret ve sermaye akimlarini denetlemeleri çabasi üzerine kuruluydu. 1980′e kadar, belirleyici olan devlet, disariya karsi ekonomik büyüme ve  kalkinmanin siyasal güvencesiydi. Devlet iktidar yapilanmasinda, bir tür üçüncü ajan görünümünde müdahaleci bir devlet rolü üstlenirken, bugün sirketle devlet, sirketle birey ve sirketle sirket arasindaki iliski dogrudanlasmis durumdadir.
Bugün belirleyen, uluslararasi düzeydeki sermayenin ekonomik, siyasi ve ideolojik etkisi ve iktidaridir.
Emperyalizm ise tekeller arasi pazar savasinin ulus devletler araciligiyla sürdürülmesiydi. Yani emperyalizm döneminde bagimliligi belirleyen ulus devlet merkezli emperyalist ülkelerse, buna karsi mücadele de yine ulus devlet(ler) bazinda emperyalizme karsi bagimsizlik söylemi ve pratigiyle örülebiliyordu; ulusal sorun bir devrim sorunuydu.
Å?imdi ise, ulus merkezli ekonominin belirledigi dünya pazarindan, dünya merkezli ekonominin belirledigi ulusal pazar dönemindeyiz. Artik, kapitalizm bütün kurumlariyla dünyanin tümünü egemenligi altina almis durumdadir. Küresel kapitalist sistemin içi ve disi, korunacak ulusal sinirlar ve ulusal ekonomiler yoktur.

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>