Akdeniz sularina yelken açan AB: Euro-Med

10 March 2006

Kapitalist isleyisin varligini güvence altina almada kapitalizmin tarihi ile es bir tarihe sahip olan Avrupa burjuvazisinin iktidar birikimi, imparatorlugun hiyerarsisi içinde tüm becerilerini, kendisini kapitalist iktidarin yeniden yapilandirilmasinin bir öznesi olarak kuruyor. Bu kurulusta izledigi siyasal eksen, siklikla dillendirildigi gibi kendisini ABD sermayesi ile karsi karsiya getiren bir siyasal yapilanma degil (bu burjuvaziler arasi rekabet olgusunu reddetmek anlamina gelmez), yeni bir kapitalist sermaye birikim sürecinin örgütlenmesini saglayabilecek olan bir siyasal dinamizmin kurulusunda, sermayenin diger özneleri ile çatiskili bir uzlasi siyasetinin yapilandirilmasidir. Dolayisiyla sözü edildigi gibi, AB ve ABD burjuvazisi arasinda var oldugu iddia edilen ve en somut haliyle ABD’nin Irak’a yaptigi askeri müdahalenin AB nezdindeki mesruiyeti ekseninde tartisilan gerilim, aslinda her iki tarafin birbirinin varligina tehdit olduklari zemininde degil, her iki tarafin kapitalizmin yeni iktidar isleyisinin kurulus sürecinde üstlendikleri farkli islevler zemininde tartisilmak durumundadir. Bu yüzden, kapitalist iktidarin yeniden yapilandirilmasinin özneleri arasindaki gerilimlerin, yeni bir siyasal hegemonya biçiminin kurulusunun olmazsa olmaz kosulu ve kapitalizmin siyasal krizinin asilmasi yönünde tetikleyici olan bir dinamizm olarak okunmasi gerekiyor. Kapitalizmin bugününü ve gelecegini neo-liberal ekonomik politikalarla güvence altina almaya çalisan �imparatorlugun çok merkezli özneleri�, yeni siyasal hegemonyanin kurumsal ve hukuki mesruiyet mekanizmalarinin kurulusunda, hem kendi içlerinde hem de birbirleri ile olan iliskilerinde çatiskili bir sürecin içinden geçmekteler. Önlerinde, sürekli asilmasi ve aninda müdahale mekanizmalarinin gelistirilmesi gereken sürekli bir krizler silsilesi var. Bu krizlerin kökeni, kapitalizmin neo-liberal isleyisine entegre olmaya karsi direnen odaklar olarak tanimlaniyor ve çözüm de, bu direnme odaklarinin disipline edilmesini saglayacak olan politikalarin gelistirilmesi yönünde ulusal, uluslararasi, ulus ötesi �nasil tanimlarsak tanimlayalim� kurumlarin yeni bir hegemonik mesruiyet zemininde örgütlenmesinde yatiyor.

Burada karsilasilan temel sorun, devlet kapitalizminden tutun da refah devleti uygulamalarina kadar, siyasal olarak ulus devletin disipline edici mekanizmalarina içkin olan kapitalist birikim süreçlerinin artik kapitalizmin varligini sürdürmesine olanak tanimayan iktidar isleyisidir. Söz konusu iktidar isleyisinde yeniden üretimini ve varligini, ulus devletlerin kendi içindeki disipline edici mekanizmalara ve ulus devletler arasindaki sinirli sorumlu iliskilere borçlu olan sermaye, ulus devletlerin varligini gereksiz kilan degil ama onlari neo-liberal isleyisin politik öznelerinden biri olarak yeniden islevlendiren bir iktidar isleyisinin mekanizmalarini kurmaya çabaliyor. Böylece ulus devletler �uluslararasi ve ulus ötesi diger politik öznelerin yaninda� kapitalizmin yeni iktidar isleyisinde dislanan politik özneler olarak degil, sermaye birikiminin yeni kosullarinin ihtiyaçlarina göre yapilanarak islevlenen ve içerilen kurucu politik özneler olarak varligini sürdürüyor. Burada dikkat çekilmesi gereken nokta, sermayenin uluslararasilasmasi sürecinin siyasal kuruculugunun, artik sadece ulus devletler üzerinden gerçeklestirilemeyecegidir. Hemen hepsi II. Dünya Savasi sonrasinda liberal ekonomik politikalari hayata geçirmek üzere kurulmus olan pek çok uluslararasi kurum (GATT, IMF, Dünya Bankasi, Birlesmis Milletler vb.), günümüze kadar bir süreklilik izleyerek, kapitalist sermaye birikim süreçlerini güvence altina almak üzere dönüserek, islevlerini yeniden tanimlayarak sermayenin uluslararasilasmasi sürecinin etkin siyasal özneleri oldular.

Iste, Avrupa Birligi’nin yeni bir iktidar isleyisinin mesru siyasal mekanizmalarinin yaratilmasi sürecinde izledigi politikalar bu baglamda okunmalidir. Emperyalist rekabetin ve fasizmin yikiciligindan çikarak kendisini yeniden yapilandiran Avrupa sermayesi, uluslararasilasma ve serbest piyasa ilkeleri ekseninde tarihsel bir sürekliligi arkasina alarak sürekli bir dönüsüm geçirmekte. Birlesme sürecinde yasanan tüm çatiskili süreçlere ragmen varligini bir yandan Sovyet rejiminin tehdidine karsi, diger yandan ABD sermayesi karsisinda güç kazanma ekseninde kurmayi basaran Avrupa’nin birlesme projesi, özellikle Sovyet rejiminin çökmesi ile beraber yeni bir yapilanma sürecine girmis durumda. Içinde ulus devletlerin varligini ve müdahale olanaklarini barindiran, ama neo-liberal ekonomik politikalar ekseninde sermaye birikiminin kendisini yeniden üretebilecegi dikey ve yatay mekanizmalari olusturan Avrupa Birligi, çok katmanli ve çok merkezli kurumsallasma olanaklari yaratiyor. Avrupa Birligi projesinin artik sadece merkez Avrupa ülkelerini kapsayan bir proje olmaktan çikarilip, bir yandan Sovyet rejiminin yikilmasindan sonra kapitalizme eklemlenme sürecine giren Orta ve Dogu Avrupa ülkelerini, diger yandan Akdeniz’e kiyisi olan ülkelerle Orta Dogu ülkelerini içermeyi hedefleyen Avrupa Birligi genisleme sürecidir. Özellikle 90′li yillarda nasil gerçeklesecegi tartisilan bu genisleme süreci, bir dizi ekonomik, politik ve toplumsal yaptirim ve ilkeyi kapsayan Kopenhag Kriterleri ve Helsinki Kriterleri çerçevesinde, karsilikli müzakereler ile hayata geçirildi. Bugün Avrupa’daki eski dogu bloku ülkelerinin neredeyse tamamini birlige dahil etmis olan Avrupa Birligi genisleme süreci, simdi de ilk taahhüt sözlesmesi 1995 yilinda Barselona’da AB ile Akdeniz’e kiyisi olan ve Israil’i de kapsayan 12 ülke arasinda imzalanan Avrupa-Akdeniz Ortaklik Projesi (Euro-Med Partnership) ile devam ediyor.

Barselona Bildirgesi olarak bilinen taahhütnamede açiklanan ilkelerle nitelenen Euro-Med Ortaklik Projesi, AB ile Akdeniz’e kiyisi olan ülkeler arasinda üç temel ortaklik tarifi yapiyor: siyasi ve güvenlik alanlarinda ortaklik; ekonomik ve mali ortaklik; sosyal, kültürel ve beseri alanlarda ortaklik. Siyasi ve güvenlik alanlarindaki ortaklik kriterleri, bölgesel barisin, güvenligin ve istikrarin saglanmasina yönelik olarak Birlesmis Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararlarina uymayi taahhüt altina alirken; ekonomik ve mali ortaklik ile sosyal kültürel ve beseri alanlarda tanimlanan kriterler, GATT ve DTÖ kararlarinin uygulanmasina yönelik mekanizmalarin olusturulmasini taahhüt altina alir. Özellikle Akdeniz bölgesinde bir serbest ticaret bölgesi kurma hedefine yönelik olarak, bu bölgedeki ülkeler arasinda gümrük tarifelerinin ve diger ticari engellerin asamali olarak kaldirilmasina yönelik anlasmalar yapilmasi; AB ile Akdeniz’e kiyisi olan ülkeler arasinda gelismislik düzeyleri arasindaki farkin ortadan kaldirilmasi; yabanci yatirimlari destekleyecek mekanizmalarin olusturulmasi; teknoloji transferi ile söz konusu ülkelerde sanayi gelisiminin desteklenmesi; yeni istihdam olanaklarinin yaratilmasi; piyasa ekonomisinin yerlestirilmesi için özel girisimciligin desteklenmesi temel bazi önermelerdir. Tüm bunlarin hayata geçirilmesi yönünde yerel özgünlükleri ve ihtiyaçlari dikkate alan ve içinde özellikle sivil toplum örgütlerinin katilimina vurgu yapan politik karar alma ve uygulama mekanizmalarinin olusturulmasi ise, demokratik katilim ilkeleri çerçevesinde tarif edilir. Burada Avrupa Birligi’nin genisleme süreci politikalarinin iki temel vurgusuna dikkat çekmek gerekiyor. Ilki, serbest piyasa ilkelerinin isletilmesine; ikincisi ise, demokratiklesmeye dair yapilan vurgudur. Bu iki temel vurgu çerçevesinde belirlenen kriterler, Akdeniz’e kiyisi olan ama Avrupa Birligi’ne üye olmayan ülkelerin kapitalizmin iktidar isleyisine tabi kilinmasini saglayacak olan sartli umut stratejileridir.

Barselona Bildirgesi’nde önerilen ve 2010 yilinda tamamlanmasi öngörülen Euro-Med Ortaklik Projesi’nin, neo-liberal ekonomik politikalar ekseninde bir sermaye birikim sürecinin yapilandirilmasi yönünde, kuruculugunu Avrupa’nin üstlendigi bir politik yönelim oldugu açiktir. Bu proje ile Avrupa, Akdeniz bölgesinde bir yandan kapitalizmin yol açtigi esitsizliklerden kaynakli olarak kendi varligini tehdit edebilecek gelismeleri (örnegin bu bölgelerden gelen göç baskisi veya �terör� gibi) önlemeye çalisirken, bir yandan da sermayenin kendisini yeniden ve yeniden üretebilecegi toplumsal kosullarin yaratilmasini öngörüyor. AB’nin tüm bunlari yapmaya çalisirken DTÖ, BM, NATO ve diger uluslararasi kurumlarin politikalari ile uyum içinde oldugunu gözden kaçirmamak gerek. Bu anlamiyla Avrupa Birligi, kapitalizmin yeni iktidar isleyisinin kurulmasinda, hem kendisini sürekli dönüstüren hem de bu kurulus sürecinin diger özneleri ile yasadigi çatiskilarla beraber örgütlenen bir kendini gerçeklestirme projesidir.

Cevap ver.

XHTML: Kullanabileceginiz tagler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>