Geçen merhabamızda, biraz dertlenip içimizi dökmüştük yüzlerini bilmediğimiz siz dostlarımıza. Şimdi ise yirminci sayımızı çıkarmanın neşesi içindeyiz. Sayılarda keramet aramak nafile, ama gönlümüz yine de bu sayının coşkusunu kendimize çok görmemekten, sizinle paylaşmaktan yana. Kahkahamız elinizdeki sayfalar olsun.
“Bekle bizi” deyip ahdettiğimiz İstanbul, haramilerin, haraççıların, kafesçilerin, şantajcıların istilasında. IMF ve Dünya Bankası denilen hırsız çeteleri, elli dört yıl sonra tekrar Türkiye’de, İstanbul’da toplanıyor. Türkiye, imparatorluğun küresel egemenlik işleyişini oluşturan piramide giderek daha çok eklemleniyor. Küresel pazar ve küresel sermaye, bu coğrafyayı büyük bir iştahla yalayıp yutuyor. Bu kuşatmaya karşı her yer isyan, her yer direniş alanı. Emeğin sermayeye değil, sermayenin emeğe ihtiyacı varsa, kapitalizmin çanına ot tıkamak da emeğin gerçek antagonizmasının kuruluşuna ve kendi kudretini olumlamasına bağlı. Bu kudret dünyalıdır. Bu dünyada topraklar kardeştir. Kardeş topraklarda yaşanan toplumsallıkların politik sınırları ve egemenlikleri yoktur. Politik egemenlik altında halkların kardeşliği olamaz. Emeğin kudretinde, yeryüzü gökyüzüdür. Emeği sınıflaştıran ücretli emek, bu kudrete vurulan bir boyunduruktur. Emeğin kudreti yaratıcıdır, dönüştürücüdür. Ölçülemez toplumsal yarar üretir, bu kudret komünalisttir. Emeğin özgürlüğü onun kendi kudretindedir. Ve de kapitalistlerin kongre salonlarındaki protokollerini yıkacak olan onun bu kudretidir.
Yirminci sayımızla herkese merhaba…
İçindekiler:
- Anti-kapitalizme içkin bir soru: Emeğin farkı nedir?
- Hegel ontolojisinde devlet: Diyalektik reformizmdir
- Meta fetişizmi ve antagonizma… Devamı
- Devrimcilik ve hareket üzerine “gençlikten bir deneme”
- Öğrenci Hareketi ve Örgütlenme
- Kafama bir elma düştü
- Sınıf mücadelesinde bir dönüm noktası olarak 1989-93 süreci
- EAP: çalışanı kurtarma programı - Meta toplumsal bir üretim ilişkisidir
- Ortak olanın kullanımı
- Mektup var!
Bir mağazanın vitrininde duran bir ayakkabıyı meta yapan nedir? Bu sorunun cevabı sermayenin ayakkabı üretmeye duyduğu ihtiyaçta gizlidir. Sermaye bir ürünü artı değer yaratmak için üretir. Ürün içindeki donmuş artı emek zamanın artı değer biçiminde mülkleştirilmesi, ürünün meta biçimi altında paraya çevrilmesini gerektirir. Öyleyse ayakkabı vitrinde durduğu haliyle artı değer üretemez. Ayakkabının fabrikada mı, atölyede mi yoksa zanaatçının elinde mi üretildiği de meta olup olmadığını anlayabilmemiz için yeterli değildir. Meta üreten toplumsal ilişki, yani kapitalizm var olmadan önce de alım satım ilişkisinin var olduğunu düşünürsek ayakkabının tek başına alım satım ilişkisine girmesi de yeterli olmaz. Meta bu iki sürecin bütünlüğü içinde konulmak zorundadır. Ayakkabının meta olabilmesi için kullanım değerine sahip olduğu bir başkasına donmuş emek zaman birimlerince belirlenen değişim değeri karşılığında devredilmesi gereklidir.i Ayakkabının metalaşma süreci, artı değer üretme ilişkisinin devindirici gücüdür ve sermaye ayakkabıyı bu ilişkinin üretimi ve yeniden üretimi için üretir. Bir ürün ancak bu ilişkinin içerisinde meta olabilir. Metanın ilişkisel karakteri onun toplumsallığını kaçınılmaz kılar. Meta salt bir ürün değil toplumsal bir üretim ilişkisidir. Ayakkabının hammaddesinin tedarik edilmesinden, üretim araçlarına, üretimin mekanına ve dolaşım süreçlerine kadar herhangi bir evrede dondurulmuş hali meta değildir. Meta ancak bu süreçlerin ilişkiselliğinin bir bütünü sonucunda ortaya çıkabilir ve doğru anlaşılabilmesi ancak bu bütünlük çerçevesinde mümkün olabilir. Metayı üreten sermaye tüm bu evreleri devindiren özne, dolaşım ve üretimin süreç halindeki birliğidir. Oku….. »
Modern felsefe geleneği içinde diyalektik, hiçbir şeyin kendi içinde olmayıp başkayla bağlantılılığı içinde düşünülebilmesine olanak veren, böylelikle özne ve nesne, akıl ve beden, düşünce ve pratik gibi türlü ikilikleri çözüme kavuşturan bütünlükçü bir felsefi yöntem olarak olumlanmıştır. Diyalektik, ikiliklerin bir bütünün dolayımıyla birbirini yok etmeyen tersine yeniden üreten çelişkiler biçiminde uzlaştırılmasının felsefesidir. Bu felsefenin kuruluşu ise, diyalektiği tarihsel-toplumsal alana taşıyarak ona daha önce görülmemiş ontolojik bir anlam atfeden Hegel’e aittir. Hegel’deki göndermesiyle hatırlayalım. Tin soyutlaması altında karşımıza çıkan bütün, tekilliklerde başkalaşmak yoluyla kendiyle çelişerek devinen mutlak hakikati/varlığı ifade ederken, diyalektik mutlak bütünün bu çelişkili devinimidir. Bununla birlikte sınıflar mücadelesinin felsefesi ya da bilimi olma iddiasındaki Marksizmler için diyalektiğin asıl önemi, karşıtların çelişmesinden doğan hareketi gösterebiliyor olmasından gelir. Buna göre diyalektik, mutlak olan her şeyin geçici karakterini ortaya koyan, kesintisiz oluş ve yok oluşun yasasıdır. Dolayısıyla Hegel’den beslenen Marksizmlerin ortak noktası, Hegel’de kendine başkalaşarak kendini üreten varlığın çelişkili devinimini veren diyalektiği, sınıflar mücadelesinin yasası olarak uygulamak olmuştur. Tarihin motoru sınıflar mücadelesiyse, sınıflar mücadelesinin motoru karşıtların çelişmesidir. Ancak Hegel’de Tin soyutlaması altında mutlak hakikatin/varlığın hareketini veren diyalektiğin, Marksist söylemde karşıtların çelişmesinin sürekliliği temelinde mutlak olan her şeyin geçiciliğini veren bir yasaya dönüştürülmesi nasıl mümkün olabilmiştir?
Otonom’u yine geciktirdik, okurlardan özür dileriz; okurlarımızın affına sığınarak yeniden merhaba! Biz otonom emekçileri, iki elin parmakları kadarız. Mütevazı olmaya gerek yok; gücümüzün üzerinde işleri yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Hani derler ya: “Ölüm ne ki, biz yaşamı üstlenmiş insanlarız.” Bizim için üstlenilen, şu aşağılık kapitalist toplumsal ilişkiler içinde emeğini mülkleştirmeden, kendini politik piyasada piyasalaştırmadan, komünalite içinde, emeğimizle ve ekmeğimizle başımız dik, değerlerimizle ayakta kalmak, onurlu yaşamak!.. Faaliyetlerimizi fonlamak ve ekmeğimizi kazanmak için her birimiz birkaç iş yapmak zorunda kalmaktayız. Anlayacağınız dostlar zaman karşısında politik emeğimiz yalnız ve kadrosal olarak azız. Ah! Şu iki elin parmaklarına diğer ellerin parmakları da katılsa! Bir çoğalabilsek! Emeklerimizin karşılığını bir görebilsek… Örgütlü olmanın neşesini şu bireycileşmiş dünyada bir tadabilsek! Örgütlü olmadan kudret toplumsallaşmıyor dostlar! Olsun, adımız inat ve inadına olsun. Bizce güzel yazılar yazdık hediyemiz olsun…
Film sahnelerini aratmayan, her gün baska baska olagan süphelilerin desifre oldugu, ajanlarla, istihbarat savaslariyla dolu günler yasiyoruz. Yarin gazetelerde â??Söylendigine göre Kayzer Soze Türkmüsâ? diye bir baslik atilsa kimse garipsemeyecek sankiâ?¦ Ancak bu film setinde bin bir komployla sahnelenen bu çirkin kavga bizim kavgamiz degil. Bu çirkin kavga, egemen güçlerin iktidar kavgasidir. Yeni bir egemenlik biçiminin, II. Cumhuriyetâ??in, AKPâ??nin Sezarizmi ile kurulusunun sancilaridir. Bizim kavgamizsa, egemenlere, mülk sahiplerine karsi mülksüzlerin verdigi kavgadir, isyandir!
Ancak ne yazik ki, egemenler arasindaki bu kirletici savasin, solun kendi içinde bir krize dönüsmesine tanik oluyoruz. Bu süreç içinde Marksistlerin söylem yoklugu ve Marksistlik adina modernist solâ??un kullandigi söylemler, Marksizmi kendine yabancilastiriyor. Modernist sol, Marksizme yabancilasiyor. Onurumuz olan tarihimiz adina, kendi üzerimize düsünmek artik zorunludur.
Gelecegimiz tarihimizde sakliâ?¦ Bugünün egemenlik iliskilerinin çözümlenebilmesi, sermayenin diyalektiginin elestirisinden geçiyor. Egemen güçlerin iktidar kavgalarina karsi emegin komünalizmindeki içkinlige ve otonomiye ihtiyaç var. Bu, Marxâ??in güncellenmesinin ve emegin 21. yüzyildaki politik paradigmasinin ufuklarini açiyor. Sözümüzü tüketmek bir yana, tarihimizle ve gelecegimizle yoldasça muhabbet edebilmenin zamanini ve heyecanini yasiyoruz. Bize bu coskuyu veren bütün devrimci tarihimize ve gelecegimize en içten selamlarimizlaâ?¦ Merhaba!
Bu sayida:
Özne ve yapi arasinda: Marksizm ve Hegel Toplumsal fabrika
Devlet aklinin yeniden kurulusu üzerine Ikinci cumhuriyet ve modernist solun krizi
Devlet ve egemenligin ötesinde siyaset
Dile benden ne dilersen: Back up
Ücret, rant ve kârin bilissel kapitalizmdeki yeni eklemlenmesi
Ilisu Baraji projesi
Derelerin kardesligi
Dünya dönüyor (I)
Mucize operasyon
Egemen güçler arasinda verilen iktidar kavgalarinin biçimi ile yöneten ve yönetilenler arasinda verilen sinif savasiminin biçimi arasindaki fark, ezilenler açisindan onur vericidir. Mülk sahibi egemen siniflarin kendi aralarinda verdikleri güç savasini sürdürme biçimleri komplo, mülksüzlerin mülk sahiplerine karsi verdigi mücadele biçimi ise isyandir.
Komplolarla sürdürülen igrenç bir kavganin içinden geçiyoruz. Kirli ve mide bulandirici komplolar savasina her gün tanik oluyoruz. Hollywood filmlerini aratmayacak ajanlari ve istihbarat savaslarini izliyoruz. Siyasal bir degerin toplumsal bir degere dönüsmesi, degeri elde edecek olan mücadelenin içerik ve biçimine baglidir. Bu kirletici savas, bizim savasimiz ve bizim tarzimiz degildir. Bu biçimde sürdürülen bir politik savastan, ne â??laiklikâ? ne de â??demokrasiâ? bir toplumsal deger olarak çikabilir. Peki, komplolarla sürdürülen bu egemenler arasi güç savasini, mülklüler ile mülksüzler arasi savasa dönüstürebilir miyiz? Komploya karsi isyan, bu sürece agirligini koyabilir mi? Bu süreçte, toplumsal degere dönüserek kalicilasan politik bir deger olusabilir mi? Oku….. »
Geçmisten günümüze Otonomist Marksizmin yol haritasi
Otonomist Marksizmin son çeyrek yüzyil içindeki hatlari nasil yorumlanabilir? 1979â??dan önce, bu konuya iliskin herhangi bir tartisma zorunlu olarak Italyan deneyimine odaklanirdi. Ancak 80â??lerin basiyla, daha önce emek süreci, hareket ve teori arasinda var olan yakin iliskinin görünüste kirilmasiyla birlikte, Italyaâ??da â??operaismoâ? (isçicilik) olarak bilinen proje â??parçalara ayrilmisâ? görünüyordu. Oku….. »
Lenin, burjuva parlamenter demokrasisine karsi iktidar Sovyetlere dedigi Nisan Tezleriâ??nde, devrimi üstlenecek güç olarak proletaryayi adres gösteriyordu. Ama devrimi üstlenecek olan bu proletarya, Rusyaâ??nin o dönemki kosullari dikkate alindiginda, ortodoks Marksizmin endüstriyel isçi sinifi degildi. Lenin, Ekim devrimi aninda Rusyaâ??nin sinif bilesenini devrimci bir perspektifle konusturabilecek bir hareketin önderligini olusturma çabasindaydi. Oku….. »
70â??li yillardan itibaren emek cephesinin güç kaybindan söz edilmekte. Bu güç kaybinin nedeni olarak, sermaye birikim sürecinin küresel serbest piyasa ekseninde yeniden yapilanmasi; sonucu olarak da, sendikalarin ve emegi temsil eden partilerin artik politika belirlemede etkili olmadigi veya olamadigi gösteriliyor. Ama ne sermaye birikim sürecinin yeniden yapilanmasinin politik kuruculugu emege dissal bir nedendir, ne de emek cephesinin ekonomik mücadele örgütü sendikalarin ve politik temsiliyetini üstlenen partilerin etkili olamamasi bu sermaye birikim sürecinin deger yaratma iliskisinden bagimsiz bir sonuçtur. Oku….. »